Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • VİRNA DEROFE Sektörün başarılı kadın profesyonellerinden

    VİRNA DEROFE Sektörün başarılı kadın profesyonellerinden

    Serimizin yine azmiyle ve başarılarıyla dikkat çeken bir konuğu var bu ay. Kendisi denizcilik sektöründe kadın egemen bir şirketin kurucusu olarak da öne çıkıyor. Virna Derofe ile bir araya geldik.

    Röportaj ALPER GÜNORAL Fotoğraflar VİRNA DEROFE ARŞİVİ

    Virna Derofe denizciliği, yöneticiliği ve uygun ürünü uygun pazara ulaştıran ticari öngörüsü ile Denizci Kadınlar serimizin değerli bir konuğu oldu. Kendisini Dufour ve Fountaine Pajot gibi önemli markaların Türkiye distribütörlüğünü yapan Tur Marin’in kurucusu olarak tanıyoruz. Söyleşi için iletişime geçtiğimiz andan itibaren kendisini misafirperverliği ve zarafeti ile de tanımış olmaktan mutluluk duyuyorum. Virna Derofe ile denizle tanışmasını, şirketinin faaliyetlerini, yeni ürünlerini ve genel olarak denizciliği konuştuk.

    ADADAN SEKTÖRE UZANAN YOLCULUK

    Denizle tanışmanızdan başlayalım.

    Çocukluğumdan beri denize aşinayım. Yaz aylarını ailece Büyükada’da geçirirdik. Bir teknemiz vardı, her gün sudaydık diyebilirim. Ancak bunun ticari tarafına 2009 yılının Eylül ayında başladım.

    Denizcilikle ilgili bir alanda çalışmanızı sağlayan yol nasıl oluştu? 

    Aslında her şey çok şansa gelişti. Aile işimiz tekstil ve turizm üzerineydi. 12 sene boyunca aile şirketimiz tekstil tarafında ithalat ve satış bölümünde aktif olarak çalıştım. İki çocuğumu çok yakın aralıklarla doğurduğumdan çalışma hayatıma bir iki sene ara verdim. Ama 19 yaşımdan beri çalıştığım için bu işsizlik süresi bana yetmişti. Tekrar tekstile geri dönmeye hazırlanırken babam “sevdiğin başka bir iş bulursan yap, olmadı burası senin zaten’’ deyince biraz aranmaya başladım. Bu süreçte yakın bir dostum, bir arkadaşının Amerika’nın Chaparral marka teknelerinin temsilciliğini aldığını ama birlikte yapmak için birini aradığını söyledi. Böylece “haydi bir kahve içelim” dedik ve deyiş o deyiş…

    Sonrası da Tur Marin sanırım…

    Tur Marin olarak yolculuğumuza babamın ofisindeki iki masada başladık. Dört beş ay sonra bahsettiğim iş arkadaşım ile devam edemeyeceğimize karar verdik, anlaşarak ayrıldık ve denizcilik sektöründeki yolculuğuma yalnız devam ettim. Tabii sektörü hiç bilmiyordum. İthalat konusunda iyi bir tecrübem olsa da en azından tekneleri tanımıyordum. Bu nedenle ilk zamanlar çok şey öğrenmem, bunun için de çok çalışmam gerekti.

    BAŞARI VE KISA SÜRE BÜYÜME SÜRECİNE GEÇİŞ

    Kısa zaman içinde başarı kazandığınızı biliyoruz ama…

    2010 yılında Dufour Yachts ile anlaştık ve Tur Marin ilk senesinde Dufour Yachts satışlarında dünya birincisi oldu. Sektör küçük, Fountaine Pajot bunu duydu ve ilk senemizde benimle iletişime geçti. O anki sevincimi ve heyecanımı anlatamam. Görüşme başlıkları arasında markanın mümessili olmamız konusu geçince önce bir duraksadım çünkü o günlerde zaten bir mümessili vardı ve kimsenin elinden işini almak doğru değil. Hemen o günkü mümessilini aradım, durumu anlattım ve eğer o devam edecek ise kesinlikle ilgilenmeyeceğimi söyledim. Kendisinin devam etmek istemediğini çok net bir şekilde belirtmesi üzerine marka ile görüştük ve toplantılar olumlu sonuçlandı. Sonrasında Tur Marin, Dufour ve Fountaine Pajot Sailing Catamarans mümessili olarak faaliyetlerine devam etti. İki sene içinde yelkenli katamaran satış başarımızı gören Fountaine Pajot, bizimle Fountaine Pajot Motoryacht için de anlaştı ve böylece ailemiz giderek büyüdü.

    Geçen sene de yeni markalar katıldı portföyünüze değil mi?

    Evet. Geçen yıl motoryat bağlantılarımızı genişletmeye karar verdik. Bu alanda 50 senelik geçmişiyle kendini ispat etmiş olan İtalyan Solaris Power ve kendi segmentinde dünyanın en gelişmiş markası olan yüzde 100 elektrikli tekneler üreten İsveçli X Shore firması ile de çalışmaya başladık.

    “GELECEK ELEKTRİKLİ ÜRÜNLERDE”

    TurMarin’i 2009’da kurarken amacınız ve koyduğunuz hedefler nelerdi? Hedeflediğiniz noktada mısınız?

    İnanın başta bir hedef ile yola çıkmamıştık. Bir kısım belirsizlikler vardı. Bir kere bilmediğim bir sektör, bilmediğim bir daldı. Su yolunu buldu diyelim. Bundan sonrası için de kendimizi bir hedef belirlemek zorunda hissetmiyoruz. Sadece sevdiğimiz işi yapmaya devam ediyoruz. Bu noktada geliştirmemiz gereken yönlerimizin farkına varıyoruz, onlar üzerinde çalışıyoruz ve çalışmaya da devam edeceğiz.  

    Solaris Power ve X Shore markalarının modellerini bizzat test etme imkânım oldu, bir kez daha teşekkür ederim. Bu markalar size neler kattı? 

    Öncelikle ben teşekkür ederim. Umarım test sırasında keyifli bir seyir yapmışsınızdır. Solaris Power benim için ilk görüşte aşk oldu. Tasarımı, işçiliği, malzemeleri tek kelime ile mükemmeldi. Bildiğiniz gibi ürün gamımız daha çok yelkenli teknelerden oluşuyordu, son yıllarda bir motoryat markası istiyorduk. Müşteri beklentilerinin bu tarz open teknelere yönlendiğinin de farkındaydık. Doğru bir tersaneyle doğru bir iş birliğinin peşinden gittik ve Solaris Power ile 2023’te el sıkıştık. X Shore’un ise elektrik motor gücünden çok etkilendik. Kısa vadede teknede jeneratörden şarj edebileceğiniz bir tender olarak iyi bir çözüm olacağını düşündük. İçten/dıştan takmalı makinelerde olduğu gibi bir makine bakımı yok, teknede yakıt taşımak veya nereden alırız derdi ve bundan doğacak riskler yok. Buna karşın sessiz, güvenli ve güçlü bir makine, üstelik çevreci. 

    Dufour da elektrikli makineleri opsiyon olarak sunmaya başladı. Elektrikli ürünlerin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

    Bence gelecek elektrikli ürünlerde. Fountaine Pajot Group endüstride çevresel dönüşümün öncüsü olma hedefinde ilk yatırım yapan firmalardan biri. Hem katamaran sınıfında hem de Dufour’da elektrikli motor opsiyonunu sunmaya başladık. 2030’da Avrupa’da kara araçlarında dizelin yasaklanması ile denizde de elektrikli makinelerle üretimin büyük ölçüde artacağını düşünüyorum.

    KADIN EGEMEN BİR ŞİRKET

    Çalışma arkadaşlarınız içerisinde tanınmış yelkenciler var…

    Benim için bu sektörün duayeni, benim de can dostum olan, bana bu işteki nerdeyse her şeyi öğreten Barbaros Akyelken ile bu sektörde yolu kesişip ondan bir şey öğrenmeyen yoktur. Yetiştirdiği onlarca kişiye her gün biri daha ekleniyor (yazarın notu: Barbaros Akyelken ile çıktığım inceleme seyirlerinden ben de birçok şey öğrenerek ayrıldım, kendisine tekrar teşekkürler). Yeliz Semerci sekiz yaşından bu yana sürdürdüğü yelkenci kimliğiyle sattığı ürüne çok hâkim bir satıcı, teknelere gayet aşina biri. 

    Çalışmalarınızda ve bu sektörde kadın olmanın olumlu ya da olumsuz etkileri oldu mu? 

    Sektörde kadın erkek ayırımı olduğunu düşünmüyorum. Düşünen var ise de onları ayıplarım. Kadın veya erkek, herkesin eksikleri var. Örneğin ben teknik konularda daha zayıfım. Ama bu tek kişilik bir iş değil, takım çalışması bu nedenle var. Tur Marin olarak bir ekibiz, aileyiz. Hepimiz birbirimizin eksik noktalarını tamamlıyoruz. Şirketimizin her iş alanında ofiste, satışta, satış sonrasında kadın profesyoneller ile çalışıyoruz. Bizim şirketimiz asla erkek egemen olmadı. Satış sonrası ekibimizin, ki dikkatinizi çekmek isterim, hepsi kadın. Buradan bakıldığında Tur Marin aslında kadın egemen bir şirket ve kadınların denizcilik sektöründe ne kadar başarılı olduğunun ispatı olarak görülmeli.☸ 

    Yazarın özel notu: Bu söyleşinin son halini oluşturmak üzere kontrollerimi yaptığım günün tarihi 3 Nisan’dı. O gün aynı zamanda ebedi liderimiz Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde TBMM tarafından 1930 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındığı tarihtir. Bu vesileyle yaşadığı tarihin çok ötesinde bir yaşam ve demokrasi görüşüne sahip olan Ata’mızı anmak isterim, ruhu şâd olsun.

  • GISA: Mavi sularda 44 metrelik tasarım harikası

    GISA: Mavi sularda 44 metrelik tasarım harikası

    Türk tersane Mengi Yay , 60 yıllık deneyimini dinamik dış tasarım uzmanlığı ve buna bağlı teknolojik yeniliğin ürünü olan Virtus serisinde bir araya getiriyor. World Superyacht Awards’ta finalist olarak yarışan ve serinin yeni modeli olan Gisa’nın tasarımında Paolo Dose ve Jaron Ginton imzası bulunuyor. Yazı İLKE YILMAZ Fotoğraflar MENGİ YAY ARŞİVİ

    Türk yatçılık sektöründe olduğu kadar küresel adından söz ettiren Mengi Yay, birçok ikonik yata imzasını atan öncü bir tersane. Özel yapım çelik gövde ve alüminyum üst yapılı motoryatların üretiminde kendisinin sürekli bir üst versiyonunu oluşturabilen bir tersane olarak konumlanıyor. Yakın zamanda üretim hattına 102 metre uzunluğunda ve 30 metre genişliğinde yeni bir hangar ekleyen Mengi Yay, tersanenin altyapısını önemli ölçüde geliştirmiş. Hangarın donanım kapasitesi, aynı anda dört adet 50 metrelik yatı barındırabilecek büyüklükte. 

    2009 yılında Mengi Yay, serinin ilk modeli olan Virtus 44-Tatiana V’i (gövde numarası NB96) inşa ederek Virtus Line’ı tanıttı. Tatiana V, tersanenin geçmişinde bir dönüm noktası niteliğinde. Tersane yarım asrı aşan bilgi birikimini aktardığı Virtus 47 motoryatlarıyla 44 serisini de aşan bir filo ortaya çıkardı. Tersanenin yönetim ekibi, Virtus Line’ı daha da genişletmeye karar vermiş. Hâlihazırda Virtus 43, Virtus 39 süperyatlar ve son olarak 52,6 metrelik Virtus XP’den oluşan Virtus filosuna sahip. 

    İTALYAN KONSEPTİLİ MODERN GISA

    Bu ay incelediğimiz megayat Gisa, Mengi Yay imzası taşıyan ve sayısız farklı özelliğiyle öne çıkan benzersiz bir proje. Gisa, VYD Studio tarafından tasarlanmış. İtalyan çizgisini sergileyen bir dış tasarıma sahipken, gövde Ginton Naval Architect tarafından titizlikle planlanmış. Hem VYD hem de Ginton, megayatın profilinde pürüzsüz yüzeylere sahip uzun çizgilere odaklanmış. Bu uzun ve pürüzsüz yüzeyler yata modern ve şık bir profil kazandırmış. Yatın planı sahibine cömert genişlikte modern bir kabin ve ana salon sağlıyor. Yaşam hacmi makine dairesinin yer aldığı kıç tarafta bulunuyor. Bu büyüklükteki benzer yatlarla karşılaştırıldığında Gisa, çok daha büyük bir hacim sunuyor. Devamı Mayıs 2024 sayımızda.

  • Aykut Özgülsün: Yacht Factory’nin hedefi Doğu Akdeniz’in en büyük refit merkezi olmak

    Aykut Özgülsün: Yacht Factory’nin hedefi Doğu Akdeniz’in en büyük refit merkezi olmak

    Ülkemizin en yeni tersanelerinden Yacht Factory, kısa vadede Türkiye’deki en önemli refit merkezi olmayı ve dünyada da bilinen tersaneler arasında yer almayı hedefliyor. Uzun vadede ise kendisine daha büyük hedefler koyan tersane, bunları geçekleştirmek adına alanında başarılı bir isim olan Aykut Özgülsün’ü işin başına getirdi. Yazı EYÜP ÖZEL Fotoğraflar YACHT FACTORY

    Yalova Altınova’da, kara ve denizde yaklaşık 200 bin metrekarelik bir alana kurulan Yacht Factory, öncelikle yayıldığı alanın büyüklüğüyle dikkatimizi çekiyor. Yüzer havuzu ve 800 ton kapasiteli seyyar lifti olan tersanenin bir başka çarpıcı alanı da yaklaşık 10 bin metrekarelik hangarı. Yaklaşık 350 kişinin çalıştığı, birçok işi kendi bünyesinde yapan tersanenin kendi marangozhanesi ve kendi dizayn ofisi var. Tüm bu işlerin başına da deneyimli bir isim, Aykut Özgülsün getirilmiş. Dünyanın en büyük süperyat refit merkezi olan Marina Barcelona 92 şirketinin tepe yöneticiliği, Fransa La Ciotat’daki yatırımın ardından MB92 La Ciotat’ın Yönetim Kurulu Üyeliği’ni yürüten Aykut Özgülsün şimdi Yacht Factory’in CEO’su. Özgülsün ile geçen ay tersaneyi gezip refit projelerini, yeni inşayı ve tersanenin altyapı çalışlmalarını yerinde inceledik ve kendisinden Yacht Factory’nin kısa ve uzun dönem hedeflerini dinledik.

    KENDİ TASARIM STÜDYOSUNU KURDU

    Siz Yacht Factory’yi nasıl tanımlıyorsunuz? Nasıl bir tersane?

    Bir süperyatın yaşamında ihtiyacı olan tüm servisler veriliyor Yacht Factory’de. Bakım-onarım, refit dediğimiz revizyonlar, kara ve deniz parkı hizmeti… Aynı zamanda NOA adını verdiğimiz markamızla 38, 48 ve 68 metre boylarında yeni yatlar da üretiliyor.

    Tersane yeni yapılanıyor gördüğümüz kadarıyla. Şu ana kadar tesiste yapılan işlerden bahsedebilir misiniz?

    Altyapı çalışmaları tamamlandı. Park alanı zemin güçlendirmesi yapılarak tüm saha betonlandı. Merkez ofis binasının içi baştan yapıldı. Hâlihazırda süren; bazı önemli taşeron firmalara kiralanmak üzere atölyelerin inşası ve de tersanemizde refit hizmeti alacak olan teknelerin kaptan ve mürettebatının kullanımına sunulacak olan sosyal tesis, gym ve futbol, tenis ve basketbol gibi sportif alanlarının inşası devam ediyor. 

    Kaç çalışanınız var? Tüm işler tersanenin kendi bünyesinde mi yapılıyor?

    Direkt olarak 100, endirekt olarak yaklaşık 250 olmak üzere tersanede 350 kişi çalışıyor. Birçok iş kendi bünyemizdeki eğitimli iş gücüyle yapılıyor. Yaklaşık 4 bin metrekarelik alanda faaliyet gösteren marangozhanedeki tüm makine parkı yeni alındı. Sadece marangozhanede 40 kişi çalışıyor. Yeni yat almak isteyen kişilerin tüm özel isteklerine cevap verebilmek için kendi dizayn stüdyomuzu kurduk. İç yerleşimde yapılmak istenen değişikliklerden malzeme seçimine kadar tüm opsiyonlar hızlıca alıcının onayına sunulmak üzere kendi dizaynerlarımızca çiziliyor.

    Gördüğümüz kadarıyla bir yeni inşa ve birçok refit projesi var. Şu an tersanede yürüyen projelerden bahsedebilir misiniz?

    Haklısınız. Dört adet yeni üretim ve boyları 37 metre ile 74 metre arasında değişen dokuz adet refit projesini gerçekleştiriyoruz. Tabii yaz başlayınca refit projeleri bitmiş olacak ve yatlar kullanıcılarıyla buluşacak.

    YILLIK 100 TEKNELİK ALTYAPI

    Refit, sizin de yakından bildiğiniz, çalıştığınız bir alan. Bu konu özelinde sizden değerlendirmeler almak isteriz. Öncelikle tersanenin bu alandaki kapasitesini ve hedeflerini öğrenebilir miyiz?

    Barselona’daki refit merkezi dünyanın en büyük yatlarını misafir eden bir tesis. Dünyanın en büyük 100 yatının yaklaşık 60 tanesine dokunmuş olan bir tesis. Ben de o tesiste görev yaparken tüm bu yatları inceleme, gezme ve bazılarının sahipleriyle ve çoğunun kaptanlarıyla tanışma ve onları ağırlama fırsatı elde ettim. Fransa’da yaptığımız yatırımla birlikte iki tesis yılda yaklaşık 200 refit projesi tamamlıyordu. Dolayısıyla bu süper ve megayatların ihtiyaçlarını, yat tesise ulaşmadan yapılması gereken hazırlıkları, ulaştıktan sonra yapılması gerekenleri, nasıl ağırlamak gerektiğini tecrübe etme fırsatım oldu. Çok büyük bir alana sahip olduğumuz için ve tüm boydaki yatlara hizmet verme konusunda bir kısıtımız olmadığından özel bir tesise sahip olduğumuzu düşünüyorum. Kurduğumuz profesyonel iş gücü ve yatırımını tamamladığımız IT teknolojisiyle birlikte insan-ekipman-sistem yatırım üçlemesini gerçekleştirdik. Kapasite olarak baktığımızda yılda 100 projeyi rahatlıkla karşılayabilecek bir altyapı mevcut. Hedefimizde zaten Doğu Akdeniz’in en büyük refit merkezi olmak. NOA markamızı da tüm dünyaya tanıtmayı hedefliyoruz.

    Dünyada refit pazarının geldiği nokta ile Türkiye’nin bu pazarda kendisine edindiği yeri siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Dünyada süperyat sayısı arttıkça, bu yatların bakım-onarım ve refit ihtiyaçları da otomatik olarak artıyor. Süperyatların seyir destinasyonları önem arz ediyor. Bildiğiniz gibi çoğu megayat hem Akdeniz ve hem de Karayip sezonunu yaşıyor. Bakım-onarım ve refit ihtiyaçlarını ise bu iki sezon arasındaki sürede tamamlıyor. Bu bakımdan Batı Akdeniz bu yatların geçiş yolu üstünde olduğundan coğrafi olarak şanslı. Fransa ve İspanya’daki tesisler hep yoğundur. Ancak şimdilerde endüstrimizde yeni destinasyonların gözde olacağı konuşuluyor ve bunların içinde en parlayanı son dönemde yapılan büyük yatırımlar nedeniyle Kızıldeniz olarak işaret ediliyor. Tabii o bölgede şu anda bazı hususlar mevcut ancak onlar sona erdiğinde o yöne de bir trafik oluşacak ve bu bağlamda Türkiye de coğrafi avantajı yakalayacak.

    Refit bakımından Yacht Factory’nin bulunduğu lokasyonun avantajları nedir?

    Bulunduğumuz bölgede oturmuş bir deniz kültürü var. İrili ufaklı bir sürü tersane bölgede yıllardır hizmet veriyor. Gerek malzeme ve gerekse tecrübeli iş gücü bölgede mevcut. Yacht Factory gerek ekipman gerek iş gücü ve gerekse teknolojik sistem altyapısını tamamlayarak çalışmaya başladı. Kalite en önemli önceliğimiz, zamanında teslim, şeffaflık ve müşteri odaklılık dikkat ettiğimiz konuların başında. Özellikle kaptan ve mürettebat için kurmuş olduğumuz sosyal ve sportif alanlarımızla fark yaratıyoruz. Yapmış olduğumuz projelerin garanti prosesleri ve satış sonrası hizmetlerimiz ile de dikkat çekiyoruz. Böylelikle de müşteri memnuniyeti sağlanmış oluyor. Tekrar gelen müşteri sayısı bu işi ne kadar iyi yapıp yapmadığınızı gösteren en önemli faktör.

    İLK MEGAYAT MAYIS 2025’TE SUDA

    Yat tasarımı ve custom yat inşası da faaliyet alanınız. Bu konuda şu an hangi aşamadasınız? 

    NOA markamızla 38, 48 ve 68 olmak üzere üç boyda bir seri sunuyoruz. Bu seri İtalyan Hot Lab dizayn ofisi tarafından tasarlandı. Ancak kişiye özel değişiklikler yapabilmek amacıyla kendi dizayn ekibimizi de kurduk. Serimizin 48 metrelik ilk teknesi yapım aşamasında ve Mayıs 2025’te suya inecek. 

    NOA teknelerinin alametifarikası nedir?

    NOA serimizin yenilikçi kıç güverte alanı, klasik yat tasarımına farklı bir bakış açısı sunuyor. Kesintisiz bir perspektifle denize açılan balkonları ve üç adımda suya ulaşmanızı sağlayan kıç tasarımı serimizin en önemli özelliği. Suyun üstünde olma duygunuzu bu boyda bir teknede en keyifli hale getiriyoruz. Bir otelin balkonu yerine evinizin denize sıfır kumsalında oturmak gibi. Bu, serimizin en beğenileceğini düşündüğümüz özelliği. Tekne sahibinin mürettebat ile olan ilişkilerini minimumumda tutan plan yerleşiminde mahremiyeti koruyor olmak ve bununla beraber arka planda işleyen operasyonu kolaylaştırmak adına kesintisiz bir dolaşım sağlıyoruz. Mürettebat tüm alanlara müşteri mahremiyetini bozmadan ulaşabiliyor. Bunlarla beraber serinin tüm teknelerinde başta ve kıçta olmak üzere tüm güverte alanları keyif almak için tasarlandı. İç mekânlarda tam boy camlar ve güverte alanları ile birleşen salonlar iç-dış ilişkisini bütünleştiriyor. 

    Son olarak bizimle yakın ve uzak hedeflerinizi de paylaşır mısınız? 

    Genç bir şirket olduğumuz için öncelikle tanınır olmak adına başta Monaco ve Cannes olmak üzere sektörün tüm önemli fuarlarına katılım sağlamayı planladık. NOA markamızı özellikle önümüzdeki yıl her yerde duyuracağız. Kısa vadede Türkiye’deki en önemli refit merkezi ve yeni yat üretim tersanesi olmayı ve dünyada da bilinen tersaneler arasında yer almayı hedefliyoruz. Bence kurmuş olduğumuz bu sistem ve yatırım hedeflediğimiz yerlerde olmayı hak ediyor.☸ 

    AYKUT ÖZGÜLSÜN KİMDİR?: İTÜ Kimya Mühendisliği mezunu. Biri mühendislik, biri MBA olmak üzere iki master derecesi var. Çalışma hayatına Mercedes Benz’de başladı. Suzuki Türkiye’nin Satış ve Pazarlama Direktörlüğünü yaptı. Denizle olan ilk profesyonel deneyimi katamaran deniz taksi ve toplu taşıma deniz araçları inşa eden bir tersaneyi yönetmesiydi. Daimler Chrysler firmasında Operasyonel Kiralama Şirketi kurdu. Tüvtürk şirketinde COO pozisyonunun ardından dünyanın en büyük süperyat refit merkezi olan Marina Barcelona 92 şirketinin tepe yöneticisi oldu. Fransa La Ciotat’daki yatırımın ardından MB92 La Ciotat’ın Yönetim Kurulu Üyeliğini yürüttü. Şimdi de Yacht Factory CEO’su.

  • 2024’e başlıyoruz. 5 HUZURLU KOY ÖNERİSİ

    2024’e başlıyoruz. 5 HUZURLU KOY ÖNERİSİ

    Bu yıl deniz sezonumuz rakamlarla, daha doğrusu fiyatlarla konuşuluyor. Marinada, çekek yerinde, yedek parça dükkânında, charter şirketinde, havaalanı otoparkında, otobüs şirketi muhasebesinde, küçük bir koydaki restoranda, bakkalda, yerel pazarda ya da süper markette fiyatlar nedeniyle şaşkın ve huzursuzuz. Diğer yandan sanki her şeye inat, yeni denizciler mavi yolculuk denizlerimize açılmaya devam ediyor. Eski denizcilerimiz de dünya denizlerinden fotoğraflarını yolluyor, sanki bizi kıskandırmaya çalışıyor. Yani karışık duygular… Size bu karışık günlerde huzur bulabileceğiniz ıssız küçük koylar olabileceğini hatırlatmak istiyorum. İşte beş mavi yolculuk bölgemizden beş güzel ve sessiz küçük koy.

    Bundan 10-12 yıl kadar önce, bir kış fuarında, ilk kez yelkenli teknelerin kıç havuzluğunun iyice genişlediğini, hatta ortadaki masanın bir asansör sistemiyle 30 santimetre alçalıp, oturma sırasıyla birleşmesi ve kıç havuzlukta iki kişilik bir yatak oluşmasının da opsiyon olarak sunulduğunu görmüştük. Sanırım ertesi yıl daha da sürpriz bir tekne tasarımı ile karşılaştık. Popüler tekne üreticileri kıç havuzlukta barbekü seçeneği sunmaya başlamışlardı. O günlerde sektördeki dostlarla “Geleceğin Akdeniz tipi keyfine düşkün denizci profili ağırlığını hissettirmeye başlıyor” diye şakalaşmıştık. Şaka gibi ama gerçek; bu yıl yaz ayları için yapılan tekne kiralama rezervasyonlarında en sık sorulan donanım özelliklerinden biri barbekü imiş. Neden diye sorarsanız… Çok basit bir yanıtı var: Bu yıl, dört yetişkin Göcek’te ya da Hisarönü’nde karaya yemeğe çıkıp, iki kadeh de ikramiye alırsanız, muhtemelen bankanızın para sayma makinesinden yeni çıkıp bantlanmış 100×100 TL’lik bir desteyi adisyon sümenine iliştirmeniz gerekebilir. 

    EVET… RAKAMLAR ÇILDIRDI!

    Bu konuyu çok uzatmadan özet geçelim. Çünkü eş dost sohbetlerinde, özellikle de denizci dostlar dünyasında söz rakamlardan açılınca, eğer radikal bir müdahale olmazsa, üç dört saat boyunca sadece rakamlar konuşuluyor. Birincisi marina fiyatları çıldırdı. Bundan on yıl önceye göre euro bazında iki üç kat artmış durumda. Bence bu yıl küçük koylardaki tonoz sayısında bir patlama yaşanacak. İkincisi bakım masrafları çıldırdı. Geçen yıl malzeme dahil 2 bin TL’ye yapılan krom polisaj işi için ortalama 10 bin TL talep ediliyor. Herkes pasta-cila ustası olacak.  Tüm hizmetler alt üst oldu. Geçenlerde Orhaniye Martı Marina yasal ücreti 7.5 euro olan sıvı atık alımı için bir arkadaşımızdan 1000 TL ücret aldı. Bakalım 500 litre su için kaç lira talep edecekler.  Rakamlar çıldırdı gerçekten. Ve tanıdığımız, denizci olduğunu bildiğimiz pek çok insan teknelerini satmaya başladı. Daha doğrusu satmaya çalışıyorlar. Çünkü, mütevazı teknelere talep bir hayli düşük. Kış aylarında belli başlı markaların tüm yeni teknelerini sergilediği bir fuar yapıldı İstanbul’da. Gittik, anlı şanlı bir markanın standındayız. Tekneler 37, 43, 50… Boy boy, küçükten büyüğe dizili. Ben 40-43 feet teknelere bakıyorum tek başıma. Biraz ilerde bir 50 feet var, içinde üç ayrı aile bakınıyor. Onun yanında bir 54 var, ona rağbet daha da fazla… Motoryatların sergilendiği salonlarda Porsche, BMW, Mercedes dizaynı 13-15 metrelik yatlar revaçta ve bir de bu yılın en favorisi katamaran motoryatlar (Akdeniz tipi denizciliğin şahikası işte bu model)… Artık en çok ilgi gören tekneler, deniz üstünde kent yaşamı konforunu sunanlar.

    HUZUR BİRAZ DAHA KARABORSAYA DÜŞECEK

    15 yıl önce 35-40 feet tekneler görürdük çoklukla. İnsanlar daha fakir olduğundan değil, küçük tekneyi abramak daha kolaydı. Kendi başınıza kolaylıkla kullanırdınız. Suyunuz biter, bir iskeleye yanaşır su doldururdunuz. O teknelerde çoklukla iki uyduruk akü vardı, elektrik biter iskelede fişi takar aküye takviye yapardınız.

    Şimdi öyle mi? Bir kere yanaşacak iskele yok. Kalmadı. Ya yıkıldı ya restoran oldu. Devlet de izin vermiyor iskelelere tekne yanaşmasına. Kamu yönetimi neredeyse “Gidin marinadan su alın” diyecek. Ya da deniz suyu için!!! Ankara’da zaten teknelere ‘gemi’ diyorlar. Büyük tekneniz olsun, içinde jeneratörü, su yapıcısı olsun. Zaten yeni nesil denizciler de bunu istiyor, kamu yönetimimiz de tüm teknelerin jeneratörü olduğunu sanıyor veya öyle varsayıyor. Oysa bu büyük tekneler, kent hayatını deniz ortasına getiren jeneratör-su yapıcı gibi medeni imkânlar çok gürültü yapıyor. Jeneratörü çalıştırıyor, 220 volt elektriğinizle fırında piliç yapıyorsunuz. Nerede? Saat 19.00’da İngiliz Limanı’nda. Gitti güzelim sessizlik… Jeneratörünüz var ya, bir de çamaşır makinesi aldınız. Eh artık ikide bir limana girip kuru temizlemeciye çamaşır taşımanız gerekmeyecek? Mesela Bozburun Adaboğazı’nda iki hafta park ettiniz. Haftada iki kez çarşafları pikeleri keyifle yıkayıp çamaşırınızı rüzgâr ve güneş ile misler gibi kurutmanın keyfini yaşıyorsunuz. Peki, çamaşır makinesinin köpüklü suları nereye gidiyor? Doğrudan denize… Çünkü… Tahminimce, teknesinde çamaşır makinesi taşıyanların en aşağı yüzde 80’inin gri su tankı yok. Sadece tekne sahipleri açısından değil, kiracılar açısından da düşünmek gerekiyor… Mesela eskiden bir hafta tekne kiralayan deniz sevdalıları, üstteki barbekü örneğinde olduğu üzere, bu yıl eskiden olduğu gibi karaya çıkmayacak, daha çok deniz üstünde vakit geçirmek isteyecekler. Teknede yemek yapacaklar, eğlenecekler, doğum günü partisi yapacaklar, 2000 wattlık göbek titreten ses sistemimiz de var. Bangır bangır ‘Happy birthday 2U’ çalacak, yine gürültü olacak. Bulaşık yıkayacaklar, kıyı tesisinde değil teknenin kıçında şampuanlanacaklar, deniz daha çok kirlenecek. Yani… Bu yıl huzur bulmak için daha çok çabalayacağız gibi görünüyor. Lütfen yanlış anlaşılmasın. Teknolojiye de karşı değilim. Ama teknolojinin bencilce kullanılması; denizde dolaşırken-yaşarken diğer denizcilerin rahatsız edilmesi, küçük koylarda kirlilik yaratılması… İşte bunlar denizcilikle bağdaşmayan bir durum.

    MADEMKİ DENİZDESİN, O HALDE ÖDEMELİSİN

    Peki ne olacak, denizcilik yaşamımız nerelere doğru ilerleyecek? Doğrusu ‘yetti gari’ deyip teknesini satan amatör denizciler, eski mutlu günleri bilenler. Ama herkes teknesini satıyor diye bir şey yok. Aksine her yıl denize çok sayıda yeni insan açılıyor. Yani karmaşık gelişmeler yaşanıyor. Mesela bir ilginç gelişme de charter dünyasında. Kamu yönetimimiz denizcilerin tümünü aşırı zengin bellemiş ya… Ticari tekneler cephesinde de aynı ön kabulün etkileri görülüyor. Son yıllarda, özellikle de pandemi döneminde Türkiye kıyılarında charter sektörü yeniden canlanma belirtileri gösteriyordu. Ama kamu yönetimi bu canlanmayı hissetti ve ağır vergiler, harçlar vs. ile charter’cılara kendini hatırlatıverdi. Ne de olsa onlar da denizci. Şuradan başlayın, geçen yılın 150 TL’lik ticari tekne transitlog’u bu yıl oldu 1200 TL. Transitlog’un acenta üzerinden alınması da zorunlu oldu. O da 2500 TL… Daha da önemlisi yeni yatırım zorlaştı. Mesela ticari teknelerin satın alımında KDV yoktu, yüzde 20 KDV getirildi. Üstelik yerli charter şirketlerimiz olağanüstü ağır bir uluslararası rekabet içinde çalışıyor. Örneğin, Yunanistan satışta KDV uygulamıyor, kurumsal gelir vergisi almıyor, teknelerin yüzde 50’sini hibe kredi veriyor. Ama Akdeniz çanağındaki tüm ülkelerde, X teknenin haftalık kiralama bedeli aynı olmak durumunda. Geçen yıl sektör yüzde 20 ciro kaybı yaşamıştı. Bu yıl bu kayıp yüzde 50’ye ulaşabilir, deniyor. Şöyle iki gösterge sunabilirim. Birincisi, geçen yıl Nisan ayı ortasında, yıl boyu kesinleşmiş rezervasyon yüzde 80-90 seviyelerindeydi. Bu yıl yüzde 60. İkincisi, bu yıl Türk charter’cıları Türklere karşı kuyruğu dik tutsalar da, yurtdışı müşterilere Akdeniz fiyatlarına göre yüzde 30 civarında indirimli fiyat veriyorlarmış. Benden duymuş olmayın.

    Uzun konu… Ama bir noktada işin şirazesi kayıyor. Sonuç: Bugün Türkiye kıyılarında yıllardır charter işi yapan pek çok şirket, filolarıyla birlikte yurt dışına kapağı atma peşine düşmüş durumda. 

    Çok örnek var. İsim vermeyeceğim. Bir büyük şirket iki üç yıldır Rodos ve Kos’ta çalışmaya başladı. Bir katamaran ağırlıklı şirket tüm operasyonunu Montenegro’ya kaydırıyor. Bürolarını açtılar. Filo da yakında yolcudur. Biri uluslararası, üç de Türk olmak üzere dört ünlü charter şirketimiz operasyonlarını İyon ve Ege denizlerine, Yunanistan’a kaydırıyor.  Bu dramatik alan değiştirme kararlarında, tabii ki Türk amatör denizcilerin, bu sulardaki manasız fiyatlamalardan bıkmaları ve yurt dışı gezilere merak salmalarının da önemli rolü var. Örnek: Bir hafta kadar önce en büyük eğitim şirketlerimizden birinin merkezinde arkadaşlarla sohbet ediyoruz. Masada tanınmış bir uzak yol transfer kaptanımız da var. Dediler ki; “Bu yıl Hırvatistan’da filotilla yapmayı düşünüyoruz. Türkiye artık çok pahalı, Dalmaçya kıyılarına yüksek talep gözlemliyoruz, bir başlayalım, belki bu işi sürekli yaparız.”

    Haydi bakalım… Yavaş yavaş amatör denizcilerimizden arınan Türkiye kıyılarında, Ruslar Türkiye’ye taşıdıkları tekneleriyle kendi vatandaşlarına filotilla yaparlarsa şaşmayın…

    AMATÖR ALTERNATİF ARAYIŞLARI

    Amatör denizciler cephesinde de çeşitli ilginçlikler ve çözüm arayışları var. Öncelikle, son iki yılda Yunanistan, İtalya, Hırvatistan, Karadağ, Malta marinalarında yerleşik Türk denizcilerin sayısında ciddi artış var. Hatta bu yıl kış aylarını Tunus’ta bir marinada geçiren iki Türk denizci bile biliyorum. 

    İki… Dünya turuna çıkan hayli çok Türk denizci var. Örneğin bu kış 20 kadar amatör denizci teknesi Karayipler’de buluştu ve birlikte uzun zaman geçirdi. Bu arkadaşlar Türkiye’de uçup giden fiyatlara bakıp kara kara düşünmekte olan arkadaşlarını “Vallahi biz turkuaz sularda ücretsiz yaşamın keyfini sürüyoruz” diye sık sık kıskandırma girişiminde bulundular. Bir de şöyle bir husus var, biz Karayipler’de buluşan 20 tekne sayıyorduk. Onlar ise “Burada bizim dışımızda en azından 20 tanışmadığımız Türk tekne daha var” diyorlardı. Bu rakam sadece Karayipler’deki Türk tekneleri. Daha beş okyanus, 50 de deniz var. Anlayın uluslararası sulardaki Türk denizci kalabalığını… 

    AMA… ENSEYİ ASLA KARARTMIYORUZ

    Evet, moral bozmak yok. Bu kadar can sıkıcı konu, öyküden bahsettik, ama deniz de bir sonsuzluklar diyarı. Denizde yaşamın ve sorunların, sonsuz olmasa da mutlaka çok sayıda çözümü olmalı.  Yine de 2024’ün ana sorununu ‘denizde artan huzursuzluk’ olarak tanımlamak lazım. Kendi kendime şöyle diyorum: “Bu durumda çözüm, huzura kavuşacağımız koyları bulmak olacaktır.” Mayıs ayının ilk günlerindeyiz, şu anda Göcek dahil hangi marinadan, hangi limandan çıkarsanız çıkın tüm koylarımızda inanılmaz bir huzur, sakinlik, duruluk, temizlik bulabilirsiniz. Öncelikle bu fırsatı kaçırmayın. 

    Bu yazıyı süsleyen fotoğraflar benim mavi gezi sınırlarım Gökova’dan Kekova’ya beş mavi yolculuk temel bölgemizde huzur içinde uyuyabileceğiniz beş küçük koyumuzdur. Yaz ortası günlere yaklaştıkça, bu yazıda okuduğunuz konular bir cendere gibi üstümüze yapışacak, canımızı sıkacak. Ama o günlerde bile çözüm tükenmez. Deniz bir sonsuzluklar diyarı, her zaman bir çözüm, sığınacak huzur dolu bir kuytu bulunur.

    Kanıtı şu sayfalarda gördüğünüz fotoğraflardır…

    Ya da… 

    Saldım çayıra Mevla’m kayıra… Bi daha mı gelecez dünyaya! ☸

    KEKOVA GÖKKAYA LİMANI: Kekova şu anda denizcilik kültürü ve huzurun yaşanabildiği en önemli mavi gezi parkurumuz. İronik bir şekilde, bu bölgede denizciliğe yakışmayan gürültü, tehlikeli manevra gibi tatsızlıklar en çok denizcilik kültürüne en fazla sahip olması gereken profesyonel kaptanların yönettiği ticari yatlardan kaynaklanıyor. Kekova’da denizcilerin en sert havalarda güvenle demirleyebilecekleri üç bölge var. Üçağız İçdenizi ve Gökkaya Limanı her havaya limandır. Sıçak Koyu ise batılı havalara liman, poyraz ve kefliflleme dahil doğulu havalara ise açıktır. Bu demirleme bölgelerinin tümü sığ ve dip balçıktır. Benim tercihim ise Gökkaya Limanı’dır. Hafta ortası ve hafta sonlarında biraz kalabalık olabilir ama konum ve coğrafya mükemmel.

    MARMARİS KUMLUBÜK AKVARYUM

    Aslına bakarsanız, Marmaris Körfezi’nde sayısız huzurlu demirleme noktası bulunabilir. Armelle, Kayalı, Korsan koyları hemen aklıma gelenler. Fakat bu devasa körfezimizde beni büyüleyen huzur noktası, Kumlubük’ün güney ucundaki Karacaören Burnu kuytusunda bulunan Akvaryum Koyu’dur. Burada kıyıda tuhaf bir şekilde iyi korunmuş bir tek katlı bina göreceksiniz. Gümrük muhafaza-karantina binasıdır. 19-20’inci yüzyıl yoğun Rodos Adası deniz trafiği günlerinden kalmadır. Bu koyda deniz harika ve tertemizdir. Koy ıssız ve medeniyetten uzak ve geceleri devasa Marmaris ışıklandırmalarının tam karşısındadır. Burayı “ıssız ve sessiz bir kent akşamı” olarak seviyorum.

    GÖKOVA BÖRDÜBET’TE HERHANGİ BİR KOY

    Neyse ki, tıpkı Kekova gibi Gökova’da da huzur hâlâ emrinize amade… Bu güzide körfezimizde istisnalar hariç tek sorun İngiliz, İtalyan ya da Rus eğlence meraklısı turist taşıyan guletlerde yaşanıyor. Gökova’da denizcilik adabı açısından en sorunlu amatör tekneler bile üç beş ikazın ardından kendilerine epey bir çeki düzen veriyorlar. Ama yine de sorunlu bölgeler genel olarak Longöz, İngiliz Limanı ve Çökertme. Huzurun neredeyse kesin olduğu koylar ise, genellikle gerçek denizcilerin tercih ettiği Büyük-Küçük Çatı, Armonika, Balıkaşıran gibi Bördübet koylarıdır.

    GÖCEK DIŞ GÖBÜN KOYU

    Neden diye sormayın, Göcek her bakımdan çıldırtıcı bir yer haline geldi, ama Göceksiz de mavi yolculuk kıyılarının tadı olmuyor. Bu durumda Göcek’te özellikle yaz aylarında sakin bir yer bulmak gerçek bir cambazlık haline geliyor. Son yıllarda Göcek’te bulduğum en sakin köşeler genellikle körfezden dışarı Kurtoğlu Burnu’na doğru ilerleyen açık deniz kıyıları. Bu kıyılarda en fazla girinti çıkıntı Dış Göbün Koyu’nda var. Hatta bu koyun kendine özel bir adası bile bulunuyor. Benim tercihim koyun yaklaşık tam ortasındaki şu kovuk. Boş yakalarsanız kıçtankara mümkün olduğunca dip noktalarına yanaşın. Koyda bir münasebetsiz parti yapsa bile etkisi az olur.

    HİSARÖNÜ AKTUR ÇİFTLİK KOYU

    Huzur ve kent… Oksimoron bir durum. Ama bir yandan da kent ışıkları altında yaşanan huzur daha da kıymetli olabiliyor. İşte Aktur tatil sitesinin egemenliğindeki Hisarönü Çiftlik Koyu’nun batı yakasındaki kovuklar tam da öyle bir psikoloji. Datça Aktur’un Kurucabük koyu amatör denizcilerin vazgeçilmez duraklarından biridir. Kıyıda süper market, haftada iki gün yerel pazar, eczane, kent ulaşımı vs… Yaz aylarında Kurucabük’te, sıradan bir günde, alargada 30 tekne, batı kıyısında kıçtankara 30 motoryat ve gulet son derece normaldir. Oysa Kurucabük, kıyılarındaki Aktur disko, Aktur sosyal tesis, ve dizi dizi kampingler nedeniyle hayli gürültülüdür. Ama Aktur’un batıdaki koyu Çiftlik’in hakim rüzgara liman batı kıyısı kovuklarında hem kent ışıkları gecelerinizi şenlendirir, hem de mutlak sessizlik vardır. Deneyin, şaşıracaksınız!