Yatçılık dünyasının nabzını tutan Cannes Yachting Festival, 12 Eylül’de kapılarını açıyor. Altı gün sürecek fuar boyunca şehrin iki limanı 700’e yakın tekneye ev sahipliği yapacak. Yeni lansmanlar, basın toplantıları, konferanslar, ödül törenleri ve şık davetler ile yeni sezonun neler getireceğini öğreneceğimiz en önemli buluşma. Sirena, Ege Yat, Mazu gibi ünlü Türk tersanelerinin de en yeni teknelerini ilk kez sergileyeceği bu önemli organizasyonda ülkemizde temsilciliği bulunan markalar arasından “40 Dünya Prömiyeri”ni bir araya getirdik. Cannes’a gitmeden bu dosyayı mutlaka okuyun (s.38)…
Fuarlar, lansmanlar, yeni temsilciliklerle ülkemizdeki tekne sayısı artarken, altyapı, barınma sorunu ve deniz kültürünün yaygınlaşması konuları da gündemdeki yerini korumaya devam ediyor. Yazarımız Emir Kunt yıllar içerisinde dergimizde kaleme aldığı uyarı niteliğindeki yazılarından bir derlemeyle sorunları ve mevcut durumu anlattı. Maalesef durum vahim (s.110). Süha Umar da denizlerimizin ve tekneciliğin geldiği yeri Avrupa çanağındaki denizci ülkelerden örneklerle anlatıyor ve soruyor “Nasıl oluyor da oluyor?” (s.116) Cem Gürdeniz klasik teknelerin Kalamış’taki buluşmasını duyurduğu yazısında deniz mirasımızı nasıl koruyamadığımıza dikkat çekerken (s.90), Mehmet Bezdan, Pearl Harbour Baskını’nda batan USS Arizona’ya Amerikalıların nasıl değer verdiğini anlatarak kendi mirasımıza nasıl davrandığımızı hatırlatıyor (s.130)…
Ülkemizde denizcilik ve yatçılık adına atılması gereken çok adım, gidilmesi gereken çok yol var. Bu bilincin oluşması için bu mecrada kalem oynatan, fikir beyan eden yazarlarımız bu sayıda da katkı sunmaya devam ediyorlar. İki yaşındaki oğlu ve eşiyle birlikte bir katamaranda yaşayan Miray Süleymanoğlu Öncü tekne hayatının merak edilenlerini yazdı (s.98). Alper Günoral yelken eğitimi üzerine (s.138), Tanıl Tuncel takılan demiri nasıl kurtaracağımıza dair bilgiler verdi (s.134). Günoral ayrıca bu sayıyla birlikte yeni bir yazı dizisine başlıyor ve alanında uzman denizci kadınları dergimize konuk ediyor. İlk konuk genç ve başarılı deniz hukuku uzmanı Dilara Ayşe Dayıoğlugil. Geçen ay terfi alarak tarihe geçen ilk kadın amiralimiz Tuğamiral Gökçen Fırat’a da atıfta bulunan Günoral “Denizci Kadınlar” köşesindeki yazısını şöyle bitiriyor: “Kadınlar deniz yaşamının her alanında önemi artan rollerle karşımızda. Kadınların denizlerdeki rolü arttıkça denizciliğimize olumlu katkıları çoğalmaya devam edecek. Mavi Vatan hepimizin” (s.86)…
Sportif balıkçılıkta Avrupa’nın en popüler turnuvaları arasında gösterilen “Furuno Big Fish Çeşme 2023” 21-24 Eylül tarihleri arasında 16’ıncı kez düzenlenecek. “Yakala Bırak Yaşat” mottosuyla düzenlenen turnuvaya amatör balıkçılık tutkunlarının yanı sıra ünlü isimler de kurdukları takım ve tekneleriyle katılacak. Bu yıl Türk ve yabancı bayraklı 50’den fazla tekne ile 300’den fazla amatör balıkçının Çeşme Marina’dan denize açılması beklenirken, Ege suları bir kez daha kıyasıya mücadeleye sahne olacak. 24 Eylül tarihinde organize edilecek turnuvanın gala gecesinde ise dereceye girenler açıklanırken, denizlerimize önem verilmesinin altı bir kez daha çizilecek.
Türkiye’nin sportif balıkçılık alanın da önde gelen isimlerinden biri olan Ertuğrul İçingir liderliği ve başhakemliği ile gerçekleştirilecek turnuvayı yaklaşık 10 bin kişini izlemesi bekleniyor. İş dünyası ve cemiyet hayatından ünlü simaların yanı sıra, Avrupa başta olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen konuklar da Çeşme’de bu heyecan dolu turnuvayı yaşayacaklar.
Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelen amatör sportif balıkçıların katılacağı turnuva; “Sürdürülebilir yaşam için bilinçli avlanma” felsefesini temel alıyor. En büyük balığı yakalamak için rekabete girecek olan amatör balıkçılar, yakaladıkları balıkları ölçüm işlemi sonrasında tekrar ait oldukları yer olan denizlere bırakacaklar. Balıkçılık sporunu geniş kitlelere yayma ve bilinçli avlanmayı teşvik etme amacını güden turnuvada, çevre hassasiyeti konusuna da dikkat çekilecek.
“Furuno Big Fish Çeşme 2023” heyecanını yaşamak isteyen amatör balıkçılar tekneleriyle birlikte “bigfishturkey.com” web sitesinden kayıt yaptırabilecekler. Balıkçılık tutkunları da heyecan dolu turnuvayı “bigfishturkey” Instagram hesabından takip edebilecekler.
Patmos, hemen yanı başımızdaki komşu adalarımızdan en güzeli ve en kalitelisidir bana göre. Sakin esen rüzgârı saçlarınızı okşayıp geçerken, lezzetli Yunan yemekleri masanızda gün batımına dalıp gidersiniz elinizde bir kadeh uzo ile…
Yalnızca 34 kilometrekarelik bir ada olan Patmos’un Türkçedeki ismi Batnaz. Bana göre Patmos daha kulağa yatkın. Türkiye’de de kimsenin Patmos için Batnaz dediğini duymadım zaten. Bu küçük adada son nüfus sayımına göre yalnızca 2 bin 973 kişi yaşıyor. Kuru bir iklimi var. Kuzey rüzgârlarına kendini kaptırmış, çorak bir ada. Adanın en tepesine konuşlanmış Manastır nedeniyle kutsal bir ada olarak tanımlanan Patmos, UNESCO tarafından Dünya Mirası listesine alınmış, Coesima Interreg 3 programı tarafından desteklenen, Avrupa’nın yedi hac merkezinden biridir.
Bu nedenle ada, eğlence hayatının olmaması sebebiyle sakinliğini korurken, bu sakinlik de ister istemez bir huzur ve romantizm ile sarar etrafınızı. O nedenle Patmos, Hıristiyan dünyasına göre kutsal, bize göre ise romantik bir adadır.
Adanın kutsallığı ve tarihi konularını önceki yazılarımı kurcaladığınızda bulursunuz. Ancak ben size bu yaz adanın tarihinden değil, lezzetlerinden ve atmosferinden bahsetmek istiyorum.
YENİLENEN GELENEKLER
Patmos’a pandemi döneminden beri hiç gitmemiştik. Bu yıl uğradığımızda ise adada birçok yeni mekân açıldığını, adanın daha da şıklaştığını gördük. Şıklık derken, aklınıza Mikonos gibi bir lüks gelmesin. Pahalı dekorasyona sahip restoranlar, şaşalı oteller, dünya markaları burada yok. Ama şıklık tanımı da bu değil zaten. Şık derken, tertemiz, hoş, mütevazı ama daha derli toplu mekânlardan bahsediyorum. Şık işte.
Adanın merkezinde Skala Meydanı’nda ismi Madam’ın Yeri olan geleneksel kahve dükkânı, birkaç yıl önce yerini Houston Cafe’ye bırakmıştı. Houston Cafe, Yunan kahvesi geleneğini sürdürmeye devam ediyor ama menüsünü yenilemiş. Artık yalnızca kahve değil, modern kahvaltılar, salatalar, patates kızarması-bira gibi bir bistro menüsünün de keyfini çıkarabiliyorsunuz. “Yunan kahvesi vs. Türk kahvesi” meselesine ayrıca değinmek lazım. Esasen kahve bizim ama onlara da mal olmuş ne diyelim. Tadında da hiçbir fark yok.
LÜKS, KONFORLU VE ŞIK RESTORANLAR
Aynı meydandaki süpermarketin yerine ise hoş bir kokteyl & şarap barı açılmış. Sarampelau Cafe & Wine Bar da bu yeniliğe eşlik ediyor. İçerilere doğru yürüdükçe, içlerinde suşi restoranı da olan birkaç yeni mekânla karşılaşıyorsunuz. Meydan şenlenmiş. Hediyelik eşya dükkânları biraz daha lüksleşmiş. Skala sahiline doğru yürüdüğünüzde ise ıstakozlu makarnası ile ünlü olan meşhur restoran, yerini bir başka kokteyl bara bırakmış. İsmi Thalami On The Rocks. Kötü elektronik müzikler de çalmıyorlar. Hoş müziklerle, akşam üstü yemek öncesi birer içki içmek isteyenler için ideal.
Bunun dışında Ela isimli bir başka şarap barı daha var. Biraz uzakta, Kampos ile Lampi Beach arasında ama hoş vakit geçirmek için değer. Kampos’ta ise Mikonos’lara yaraşır bir beach açılmış. Şık, konforlu, ama Mikonos’tan ucuz. Bir şezlong 15 Euro.
ADAYA HAS LEZZETLER
Yine bu yıl rastladığım yeniliklerden biri ise, Skala Meydanı’nda arka sokaklardan birinde olan dondurmacının kapanması ama ön caddeye çok daha başarılı bir başka dondurmacı açılmış olması idi. Dondurmacının ismi Daphne’s. Dondurma âşığı biri olarak belirtmeliyim ki yediğim dondurma kabının içine düşmek istedim, öyle lezzetliydi. Ayrıca çok da şık bir pastane idi ama geleneksel Yunan tatlıları değil, daha modern ürünlere sahip olduğunu söyleyebiliriz.
Geleneksel pastaneler ise halen duruyor. Christodoulos ve adını yazamadığım Yunan harfleri ile dolu olan diğerleri. Nedense Latin harfli versiyonunu hiçbir yere yazmamışlar. Christodoulos’ta Patmos’un geleneksel tatlısı “Pougi”yi deneyebilirsiniz. Geleneksel hamur işlerinden bir diğeri de Patmos’a özel “Patiniotiki Tiropita” isimli üstüne tarçın serpilmiş peynirli paydır. Kahve yanında, kahvaltıda ve bazı özel içeceklerle de tercih ediliyor. Bu içeceklerden biri de “Dasogalo” isimli tamamen Patmos’a has bir bademli içecektir.
Bu sayfalara Yunan mutfağını daha önce de defalarca yazdım. Yunan mutfağı, bizim mutfağımızla yarışıyor safsatalarını bir kenara bırakmalıyız çünkü dünyadaki bütün mutfaklar kardeştir. Bunca benzeşmemizin sebebi aynı suyu paylaşıyor olmamız, kültürlerimizin yüzyıllardır birbirini doğuruyor olmasıdır. O nedenle Yunan ve Türk mutfağı demek yerine benzerliklerle bezeli bu mutfağa Ege mutfağı demeliyiz.
Buna göre Ege mutfağında bizde zeytinyağlılar olduğu gibi, onlarda da var. Biz de balıkları aynı şekilde kızartır, ızgaralar, çorbasını yapar, salamurasını çıkarır yeriz. Sebzeleri, otları aynı şekilde pişirir, domatesli salatalarımızı masamızdan eksik etmez, peynir ve şaraplarımızı üretiriz çünkü iklimlerimiz de aynıdır. Ege mutfağı denilince akla hep balık gelir ama esasen hem Yunan hem Türkiye’nin Batı Trakya ve Ege’sinde et de çokça pişirilir. Özellikle Yunan toprakları halen keçi-oğlak etini yemeyi sürdürüyor. Bizde pek kalmamış o gelenek.
Patmos’a has lezzetlerden bahsetmek gerekirse başta Mizithra, Kalathoto gibi Yunanistan’ın başka yerlerinde de olan peynirlerden söz edebiliriz. Rakı sever biz Türkler için Yunan adaları denilince aklımıza Uzo gelir fakat Patmos’un kendi şarap bağları da vardır. Alexandria’nın muskat üzümünden yapılan şaraplar, Patoinos şarap bağlarında üretilir. Şarapla peynire kim hayır diyebilir ki?
SOKAKLARDA, KOYLARDA AKDENİZ / EGE MUTFAĞI
Patmos’ta geleneksel restoranlar da halen varlığını sürdürmekte. Örneğin Skala Meydanı’ndaki Pantelis Restoran, 1950’den beri en lezzetli Yunan yemeklerini sofrasına koyuyor. Padelis Gryllis tarafından kurulan restoran, taze balık, ızgara etler, geleneksel ev yemekleri ve salatalarla Akdeniz / Ege mutfağının kalbini size sunuyor. Tam bir sokak üzeri lokantası. İmza yemeği ise, meşhur Yunan balık çorbası Kakavia. Yemek kitabım Islak menü’de de hikâyesini okuyabilirsiniz. Hemen akabinde ise Tzivaeri restoran var. Burası da eski yerinden yeni yerine yani Skala’ya taşınmış bir başka geleneksel sokak üzeri lokantası. Hoş bir atmosferi var.
Lampi Koyu’na gittiğinizde de Lampi Restoran sizi karşılar. Lampi zaten başka da bir şeyin olmadığı bir ıssız koydur. Lampi restoran 55 yıldan fazladır geleneksel Yunan mutfağı, taze ıstakoz, balık ve ızgara etler sunuyor. Sebzeler de kendi arka bahçelerinden. Kışlık tarafı bile var, havalar biraz soğuduğunda tercih edilen. Öğlen yemeği için pırıl pırıl denizine dalıp oradan da masaya zıplamak için ideal bir restorandır.
Manastır’ın konuşlandığı kartal bakışı tepe Hora’nın dar ve otantik sokaklarında ise daha şık birkaç restoran bulabilirsiniz. Eskiden beri Hora’nın hâkimi Jimmy’s Balcony ismiyle ün yapmış Dimitris’in restoranı idi. Bu yıl teknik nedenlerle kapalı. Onun yerine modern bir mutfak sunan Vaggelis, Hora’nın şık restoranlarından biridir. Vaggelis’te deniz ürünlü bir musakka yemeniz mümkün. Üzerine de Messolonghi’ye özgü bottarga rendeleyerek taçlandırıyorlar.
“ÖZLEDİĞİMİZ MİDYE LEZZETİNE TAVERNADA KAVUŞTUK!”
Arka sokaklarda her zaman Yunan fast-food’u diyebileceğimiz Gyros ve Souvlaki bulabileceğiniz yerler de var. Nedir Gyros? Döner ekmek, ki biraz farklı olarak pita ekmeğine sarıp içine patates kızartması da koyuyorlar. Akşamdan kaldıysanız ideal bir junk! Peki nedir Souvlaki? Bildiğin şiş kebap.
Bunun dışında meydanın Grikos tarafına hemen çıkışında, feribot iskelesinin yanında son 5-6 yıldır yeni bir restoran var. Bizim için midyesi ile ünlenmişti. Esas adını söylemek zor olduğundan adına midyeci diyoruz. Esas ismi “To Tsipouradiko mas”. Zaten üçgen, kare, eşkenar dörtgenden oluşan bir alfabeye sahip bir ülke için daha kolay bir isim bulabilirlermiş ama… neyse.
Midye haricinde çok lezzetli tabaklar da var menüsünde. Ancak bizim için son birkaç senedir midyenin taze taze geldiği günü kollayıp midye yemeye gittiğimiz bir restorandı ve her gün midye bulunmazdı ama bu sene nedense her gün midye var. Biraz şüphe uyandırıcı. Üstelik “buharda midye” dediğiniz zaman, masanıza gelecek lezzetin gerçekten kendi deniz kokusunda pişmiş, suyunu salmış, suyuna ekmek banmaya doyamadığınız bir kazan midye olmasını beklersiniz. Yani midye, sarımsak, şaraptan başka bir ürün kullanılmamalıdır. Ancak bu kez yediğimiz midye biraz hayal kırıklığı idi. Suyunu koyulaştıracak bir şey, bir meyane eklemişler, ama onu Fransız Moules Mariniere haline dönüştürecek bir krema da değildi. Pelte gibi bir kıvama sahip suyu ile, yemesi pek keyifli olmadı.
Ancak özlediğimiz midye lezzetine otelimizin hemen altındaki tavernada kavuştuk! Patmos’un en şık oteli Aktis’tir. Onun yanında da bir taverna var. İsmi Plefsis. Taverna derken aklınıza Türk versiyonu gelmesin. Klavye müziği yapılan mekânlar değildir ya da Yunan tavernası deyince de tabak kırılan sirtaki yapılan yerlerden değildir her taverna. Esasen taverna, bizim lokantadır!
Bu taverna da sessiz sakin hem öğlen yemeğinde hem akşam yemeğinde sizi mutlu eden, şef olarak söylüyorum ki falsosuz lezzetlere sahip müthiş bir lokanta. Yani bir tane bile falsosu yok. Lezzet, menüdeki her üründe tam kıvamında! Menü geleneksel ama fava, adam gibi fava, kabak kızartması yıkılıyor. Yunan salatası, balıklar, salatalar, mezeler, hepsi öyle. Bir ahtapot geliyor, bacağı bacağım kadar! İşte en hakiki midyeyi de orada yedik. Suyu, içinde yüzme isteği uyandırıyor! Yeterince tuzlu, yeterince lezzet fışkırtan. Üç gün boyunca bize güzel yemekleri sunan Dimitris’e de buradan teşekkür ediyorum.