Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • Bilgin’den sportif megayat

    Bilgin’den sportif megayat

    İstanbul merkezli Bilgin Yachts, yeni megayatı Bilgin 170’i duyurdu. Dış tasarımı Unique Yacht Design, iç tasarımı Hot Lab imzalı çelik alüminyum Bilgin 170, kız kardeşi Bilgin 164’ten daha büyük ve geleneksel pruva şekliyle ayrışıyor. Unique Yacht Design’ın kurucusu Emrecan Özgün, “Tasarım aşamasında ilk hedefimiz 50 metre modelleri optimize etmek ve daha sportif, daha maskülen bir görünüm kazandırmaktı” dedi. Bilgin 170’in öne çıkan özelliklerinden biri beach club’ı. 499 groston hacme sahip megayat, 12 konuk ve dokuz mürettebat ağırlayabiliyor. Bilgin 170’in ilk gövdesinin 2024 sonunda sahibine teslim edilmesi planlanırken, ikinci gövdenin de 2025’te suya indirilmesi bekleniyor. www.bilginyacht.com

  • ArmanI’nin megayatı Main: Yüzen bir marka taşıyıcısı

    ArmanI’nin megayatı Main: Yüzen bir marka taşıyıcısı

    Marka kavramı tasarımın katma değerini artırmada, her yat firmasının olduğu gibi her yat kullanıcısının da kurumsal ya da bireysel özelliklerini aktarmada en etkili yoldur. Bu durum tüketim alanlarının da tanıtımını ve tasarımına verilen değeri beraberinde getirmiş ve marka kimliğinin rolünü büyütmüş, özellikle lüks segmentteki ürünlerin başarısındaki etki faktörü giderek artmıştır.

    Günümüzde teknoloji, medya ve iletişim grubundaki gelişmeler birçok sektörde yeniliklere olan ihtiyacı artmış durumda. Sosyal medyanın yarattığı sanal dünya ile zaten tüketimin öznesi olan insan, daha da geniş kitlelere ulaşmak adına geleneksel reklam yöntemlerinin yanı sıra mekânları ve araçlarını da marka ve kurumsal kimliklerini iletim aracı olarak kullanmaya başladı. 

    Lüks markalara ya da kurucularına ait yatlar da zengin içerikler bulmayı tercih etmişler, imajlarını güçlendirici yüzler yaratmışlardır. Tüketiciler de bu markaları, yüzleri olan ünlü ve tanınmış kişilikler ile özdeşleştirerek kendileriyle ilişkilendirirler. İmaj ve statü sembolü olarak da özellikle lüks yatlar dünyanın önde gelen markaları tarafından seçilirler. Yat şirketleri de marka kimliğini vurgulayan konseptler üzerinde çalışmalar yapar, bu konseptleri kullanıcıya en doğru biçimde iletme çabasına girerler. 

    “KİŞİLİKLİ YATLAR” TALEP EDİLİYOR

    Marka kimliğinin konsept aracılığı ile hedef kitleye iletilmesinde mekânsal bir seçenek olan yat iç mekânları, beş duyuya hitap ettiklerinden sahip oldukları atmosfer aracılığı ile kullanıcıyla iletişime geçen daha da önemli mekânlar haline geldi. Yatlarda iç mekânlar, tasarım öğelerinin kattığı anlam ile lüks marka kimliği algısına katkıda bulunurlar. Buradan hareketle, yat tüketicisinin satın alma kararını teşvik edici özel duyusal efektler sağlayan yat iç mekânı yaratma çabası konsept tasarım sürecinde alınan bütün kararları etkiler. Yat iç mekânları ürünün kalite algısını belirler ve kurumsal ya da bireysel da ürün kimliğini yansıtan tasarımlarda ürün kalite algısının yüksek düzeyde olduğu görülür. Yüksek kalite algısı geleceğin satış başarısındaki sırdır; müşteri artık iç mekânından dış tasarıma kadar kişilikli yatlara sahip olmak istiyor. Çünkü yatlar gibi lüks tüketim ürünleri, fizyolojik gereksinimleri karşılamanın dışında, saygınlık, tanınma, sosyal statü sahibi olma gibi üst gereksinimleri kazandırma beklentisi ile alındığından, iç mekânların da beklentinin karşılanacağına ilişkin müşteriyi tereddütte bırakmaması gerekir. 

    Kişilikli ve marka ile uyumlu yat iç mekânları yaratmak da iç mimarlardan beklenen bir olgudur. Yat tasarımında uzman kişi, konsepti mekânsallaştıracak olan kişidir. Markanın doğru bir şekilde tüketiciye ulaşması konusunda reklam, grafik tasarım araçlarının yararları olsa da iç mekân daha etkili bir yere sahiptir. Müşterinin birebir deneyimlediği bir yat iç mekânının verdiği mesaj bir TV reklamından daha büyük etkiler yaratır. 

    SOFİSTİKE VE MASKÜLEN İMAJIYLA MAIN

    Armani markasına ait Main’i ele alalım. İç mekânda Armani markası ile özdeşleşmiş monokromatik (renksiz) renk paleti kullanılmış. Dış tasarımında kullanılan köşeli çizgiler ve yine markaya özgü koyu yeşil kaplama Armani’nin marka sözcüklerini yatına da yansıtmaya devam ediyor. Lüks, sofistike ve aynı zamanda köşeli hatlarla verilen maskülen imaj markanın stratejistleri tarafından belirlenen hatların iç mekânlara kadar verilmesini sağlamış. Mürettebat da daha önce yazımda belirttiğim gibi tasarımın en önemli üyelerinden olarak kıyafetlerinde de Armani markasını taşıyorlar. Aslında bu yat sadece bir yüzen deniz aracı olarak değil aynı zamanda bir marka taşıyıcısı ve reklam aracı olarak düzenlenmekte.  Genel olarak Main, markanın etkisini iç mekânlarında hissettiren ve her yerinde bulunabilen minimalist ve modern Asya stilinin bir kombinasyonunu sunar.

    Eğer siz bir marka ya da marka olmuş bir kurumun kimliğini taşıyor iseniz, normal standartlarda bir yatı tercih etmemek ve aynı Giorgio Armani gibi kendi markanızın yatını ve iç mekânlarını tasarlatmayı istemeniz şaşırtıcı değildir. Bu bağlamda, tasarımcının vizyonunu şirketinizin ya da bireysel markanızın sıfatlarını iç mekânlara yansıtmasını beklemeniz de gayet doğal olacaktır. Armani’nin yarattığı markanın tarzı şirketinin vizyonunda, mobilyalarında, ürettiği giysilerde incelikli, geçici heveslerden uzak ve bastırılmış bir tarz. Daha da önemlisi, markanın taşıyıcısı ve bu tarzı kitlelere yansıtmak için kullanılan yatın iç mekânlarında da zarafet ve incelik sevgisini aynı sıfatlarla tanımlanan mekânları görüyoruz. Özgün olmayan birbirinin tekrarı iç mekanlardan oluşan yatları denizdeki otel süitleri olmaktan öteye gidemeyen mekânlar olarak tanımlayan Armani haksız da sayılmaz. Bence de ticari olmayan her yatın kullanıcısı çevresinde kendisinin ya da markasının değerlerine sahip bir atmosfer oluşturulmasını hak eder.

    HER MARKANIN OLMAZSA OLMAZI: DERİN BİR HİKÂYE

    Her ne kadar sonradan kurgulanan marka denemeleri olsa da günümüzdeki en büyük markalar doğalından gelen derin hikâyeleri barındırırlar. Yanı aslında kalite asla tesadüf değildir. Burada Armani’nin sahip olduğu ve markasına yansıttığı zarafeti, abartıdan uzak dengeli estetiği, seçici duyarlılığı, gücü, gerektiği kadarını yapmayı kendisine aktaran annesinden de bahsetmek gerekir. Fazla göze batmama anlayışını da yatın renk seçimindeki kamuflaj mantığını kullanırken tekrar görüyoruz. Hem moda hem de iç mekânlar yaratırken kullandığı bu yaklaşımın kaynağı olan annesinin de lakabı olan “Main” yatının ismi olarak karakterin yazıma da yansıtılmış hali olarak karşımıza çıkıyor. Bu yazımda örnek olarak ele aldığım yat, dış tasarımından iç mekân düzenlemesine, mobilyalarından aksesuarlarına, isminden mürettebat kıyafetlerine ve hatta mürettebat davranış yönlendirmelerine kadar bir markanın bütünsel tasarım ile yansıtılmasına başarılı örneklerden bir tanesi olarak tartışılmıştır.

    MARKA BİR BÜTÜNLÜK İŞİDİR

    Seçtiğiniz yattan kullandığınız otomobile, taktığınız saatten yaşadığınız iç mekâna kadar tüm öğeleri markanızın birer öğesi olarak başarılı bir şekilde kullanırsanız geleceğin tasarım dilini de anlamış olursunuz. Lüks tüketimin öznesi olan insanlar artık kesik cümleler ve eklektik yaklaşımlardan, ardında derin anlam barındırmayan yüzeysel kopya tasarımlara para harcamak istemiyorlar. Özellikle süperyat ve megayat kullanıcılarının kurumsal ve bireysel marka değerleri olan insanlardan oluştuğunu düşünürsek, iç mekân tasarımlarını yapmaya aday olan kişilerin marka kimliğini mekânlara yansıtma konusunda da kendilerini geliştirmeleri gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki, tasarım ve kullanıcı gereksinimleri günden güne değişiyor. Tasarımcıların da kendilerini bu yönde sürekli yenilemeleri ve geliştirmeleri şart olmuştur. 

    Dikkat çekmeyi ya da kullanıcıyı analiz etmeden iç mekâna pahalı mobilya üretmeyi tasarım zannedenlerin aksine, bu yazımı Giorgio Armani’nin bir sözüyle bitirmek isterim. “Zarafet fark edilmek ile ilgili değildir. Hatırlanmakla ilgilidir.”☸

  • Buharı yönetin

    Buharı yönetin

    Gaggenau’nun yeni nesil kombi buharlı fırınlarıyla mutfak tutkunları sağlıklı pişirmeyi yeniden keşfediyor

    Profesyonel kalitede lüks ev aletleri markası olan Gaggenau, ileri teknolojili yeni kombi buharlı fırınlarını mutfak tutkunlarıyla buluşturuyor. İlk kez 1999 yılında kombi buharlı fırınları ev mutfakları ile tanıştıran Gaggenau, nem ve sıcak havayı birleştiren mükemmel bir kombinasyonla sağlıklı beslenme için ideal imkanlar yaratıyor. Gaggenau kombi buharlı fırınlarını daha da geliştirerek teknik, tasarım ve performans açısından yenilikler sunmaya devam ediyor.

    Mutfak tutkunlarını profesyonel mutfaklarda kullanılan pişirme yöntemleriyle tanıştıran Gaggenau, 20 yıl sonra çığır açıcı bir yeniliğe daha imza attı. Kombi buharlı fırınlarını ev mutfaklarına getiren ilk ev aletleri üreticisi marka, yeni nesil kombi buharlı fırınları ile mutfak tutkunlarına buharda pişirme kolaylığı sunuyor.

    Yeni nesil kombi buharlı fırınlar mutfaklarda sınırsız esneklik sağlıyor. İç hacmi 50 litreye genişletilen fırınlar mutfak tutkunlarının şaheserler yaratması için alan açıyor. Yeni kombi buharlı fırınların tüm serileri seramik cam tavan ardında tam yüzey ızgara içeriyor, bu özellik fırınların iç bölmesine şık ve minimalist tasarım sunuyor. Ayrıca, görünmez LED’lerden gelen aydınlatma ile fırının arka tarafına yönelen ışık, yemeklerin görselliğini de ön plana çıkarıyor.

    Sous-vide tekniğiyle mükemmel pişirme

    Yeni kombi buharlı fırınlar, Gaggenau’nun vakum çekmecesiyle uyum içinde çalışarak, sous-vide tekniğiyle uzun süreli pişirmelerde mükemmel sonuçlar elde etmeyi sağlıyor. Düşük ısıda pişirme ile vitamin ve besin değerleri korunarak daha sağlıklı yemekler hazırlanabiliyor. Tüm serilerde bulunan sabit su bağlantısı pratikliği artırırken, üç sıcaklık sensörüne sahip çekirdek ısı ölçer sayesinde tahmini pişirme süresi sürekli güncellenerek her kullanımda mükemmel sonuçlar elde edilmesini sağlıyor.

    Çığır açıcı temizlik sistemi

    Gaggenau tüm serilerine otomatik temizleme sistemi getiriyor. Fırın temizliğinde çığır açıcı bir yenilik geliştirerek tüm fırını dört saatten az sürede eşsiz bir hijyenle temizleyen seriler, bünyesindeki su kaynağı ile sadece bir temizleme kartuşu kullanarak kireci zahmetsizce söküyor ve iç bölmedeki ağır kirleri temizliyor.

    Home Connect sistemi ile donatılan tüm yeni kombi buharlı fırınlar daha fazla özgürlük sağlayarak mutfak tutkunlarının fırınlarını uygulama üzerinden kontrol etmesine de olanak sağlıyor. Home Connect entegrasyonu sayesinde kombi buharlı fırınlar dijitalleşen evlerin tam kalbinde yer alıyor.

  • Yat sahibinin kalbi midesinden geçer!

    Yat sahibinin kalbi midesinden geçer!

    Yaz geldi. Yatların yaz sezonu da başladı. Büyüğünden küçüğüne, motoryatından yelkenlisine, katamaranından guletine bütün yatlar harıl harıl şef arıyorlar. Neden yatta yemek bu kadar önemli? Çünkü yat demek keyif demek, keyif demek de yüzmek, gezmek, yemek demek… 

    Uluslararası yat sektöründe iyi tanınan bir kaptan şöyle demişti: “Bir yatta yat sahibi ve konukları etkileyen iki önemli unsur vardır. Biri hava, diğeri yemek. Havanın bozuk olması durumunda yemek iyi ise, bu negatif durumu kurtarırsın. Ama yemek kötü ise, bu durumu havanın iyi olması bile kurtaramaz!” Kaptanın bu cümlesi ile ne demek istediğini yat sahipleri ve çalışanlar çok iyi anlamışlardır. Bence bu cümle çerçeveletilip yat mutfağı duvarına asılabilecek nitelikte bir cümledir. İşte yat şefinin bir yattaki önemi de burada ortaya çıkar. 

    BAŞ TACIMIZ AKDENİZ MUTFAĞI 

    Yatın boyutuna göre, yatın ihtiyacına göre, yat sahibinin yeme içme zevkine göre şef var, şefçik var. Yemek konusu da renkler ve lezzetler diye ikiye ayrılır ama herkesin buluştuğu ortak nokta: Akdeniz mutfağıdır. Türk’ü yabancısı, Akdeniz mutfağı dünyanın her yerindeki yatlarda tercih edilen birinci mutfaktır. Biz Türkler de Akdenizli insanlarız. Anadolulu olanımız bile bir yatta kebap lahmacun işine ya da mumbar dolmasına girmez. O sıcakta genelde tercih edilen yemekler Akdeniz yemekleridir. Kaldı ki günümüz yatlarında mutfağa döner ocağı ya da tandır fırını bile monte ettirtmek mümkünken, modern dünyada popülerleşmiş İtalyan mutfağı, Asya mutfağı gibi ülke mutfakları daha fazla rağbet görmektedir. Ama yine de Akdeniz mutfağı baş tacıdır. 

    Akdeniz mutfağı dediğimizde Akdeniz ülkelerinden söz etmemiz gerekir. Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler yalnızca Akdeniz’in kuzey ülkeleri değil elbet. Ona bakarsan Akdeniz’in güneyi, Afrika’nın kuzey ülkeleri olan Fas, Suriye, İsrail, Tunus, Mısır, Cezayir de Akdeniz ülkesidir ancak mutfakları Akdeniz mutfağı olarak tanımlanamaz. Arnavutluk, Karadağ ve Hırvatistan da Akdeniz ülkesidir. Ancak mutfakları ile pek de meşhur olamamışlardır. Akdeniz mutfağı denlince konu olan ülkeler ise Yunanistan, İtalya, İspanya, belki Portekiz ve Güney Fransa’dır. Türkiye de Akdeniz ülkelerinden biridir ancak mutfağı konusunda Ege mutfağı tanımlamasını kullanmak daha doğru olur. Yoksa Türkiye’nin Ege’ye kıyısı olmayan bölümüne ait lezzetler, Akdeniz mutfağından sayılamazlar. 

    BURNUMUZA GELEN O KOKULAR

    Peki İtalyan mutfağı, Yunan mutfağı, İspanyol mutfağını nasıl tarif ederiz? Bu ülkelerin de Akdeniz’e kıyısı olan güney mutfaklarındaki lezzetleri Akdeniz mutfağı olarak tanımlayabiliriz. Yoksa kuzey İtalya’nın bol tereyağlı risottosu, Kuzey Fransa’nın şarapta pişmiş ağır etleri, Kuzey Yunanistan’ın Balkan yemeklerine benzer lezzetleri Akdeniz mutfağı olarak tanımlanamaz. Peki Akdeniz mutfağı denilince aklımıza gelen yemekler, burnumuza gelen kokular nelerdir dersek ilk akla gelen ürün domates. Gerçi domates dediğin sebze (esasen meyve olduğu konusunda da tartışmalar devam etmektedir) Avrupa’ya geldiğinde yeniçağın ortaları idi. O zamana dek Avrupa’da ne domates ne patates vardı. Akdeniz mutfağına dair o yıllara dek en belirgin ürün, zeytin ve zeytinyağı idi. 

    Akdeniz mutfağı tereyağı değil, zeytinyağı demektir. Kıymalı değil domates soslu makarnalar, yumurtasız makarna hamurları, kremasız yemekler, yaşlandırılmış değil taze peynirler, güveçte pişmiş etler değil bol bol deniz ürünü, kabuklular ve balıklar, soğuk iklimlerde dayansın diye icat edilmiş pastırma, proscuitto, sucuk, salam gibi kurutulmuş etler değil, hemen tüketilebilen taze ürünler, kısaca Akdeniz mutfağı hafiflik demektir. Yani güneye indikçe, havalar ısındıkça, kurutulmuş etler, vücudu sıcak tutan hayvansal yağlar, tencere yemekleri yerini taze et, balık, sebzeler, zeytinyağı ve domatese bırakır. Ah ne güzeldir bizim Çanakkale domatesimiz…

    ONLARCA ÇEŞİDİYLE DÜNYA MEŞHURU DOMATES

    Bizde Çanakkale domatesi varsa, Fransa’da Le coeur di boeuf ya da İtalyan Cuore di bue, İtalya’da yine Pomodoro costoluto ya da Il canestrino di Lucca vardır. Napoli domatesi San Marzano ise dünyaca meşhurdur. Böyle onlarca domates çeşidi sayabiliriz. İsimleri ve türleri değişkenlik gösterse de domatessiz Akdeniz mutfağı neye benzer, siz tanımlayın. Öyle bir dönem de yok değil. Örneğin, bruschetta (lütfen bruşetta diye okumayalım Amerikalılar gibi, İtalyanca brusketta diye okunur) İtalya’ya özgü bir ekmek üstüdür. Orijinali, kızarmış ekmeğe sıcakken sürülen ve eriyen sarımsağın ekmeğe verdiği koku ve üzerine de suyunu ekmeğe salmasın diye çekirdeği alınarak küp küp doğranmış taptaze domates konulmasından ibarettir. Tabii bir de fesleğen yaprağı. İtalya bayrağının renklerini oluşturan muhteşem üçlü. Isıra ısıra yersin. (Bu cümleden sonra ağzımızın akan suyunu toparlıyoruz) 

    Ancak domates, Yeni Dünya’dan Avrupa’ya gelmeden önce bruschetta’nın hali biraz daha fakirmiş. Eski Roma’da bruschetta, yalnızca kızarmış ekmeğe sürülen sarımsak ve üzerine gezdirilen zeytinyağından ibaretmiş. Madem Akdeniz mutfağından bu kadar bahsettik, ülkelere göre tek tek Akdeniz yemeklerinden tarifler ile yaz aylarımızı süsleyelim. Herkese afiyet olsun.☸