Fuarlar, yarışlar, organizasyonlar ve her türlü denizcilik etkinliği…
30 ALESTA
Bilgin Yacht, Akyacht, Apreamare, Visionf Yachts, Fabbro Yachts, SCA Yachting, Nautor’s Swan, Cantiere del Pardo, TURMEPA, Anadolu Efes…
38 ÇARŞI
En yeni tekne ekipmanları, sezon modası, dekorasyon önerileri…
44 KILAVUZ
Yaz sezonu için ideal 10 open spor yat…
56 TERSANE
Süperyat Serisi üretmeye başlayan
Türk tersane Mazu Yachts…
58 MEGAYAT
Finlandiyalı Baltic Yachts’ın mega yelkenlisi Baltic 117 Perseverance…
70 YACHT INTERIORS
İnanç Işıl Yıldırım’ın kaleminden yatlarda sanat eserleri…
74 DESIGNER
Türk üreticilerin istikrarlı iş ortaklarından İtalyan tasarım stüdyosu Hot Lab…
82 SEVGİLİ TEKNEM
1967 doğumlu bir Cammenga 61 North Sea Trawler olan Hunter, yeni sahibiyle yeni rotaların hazırlığında…
88 KEYİFLİYİM
Teknede yaşayan amatör denizci Miray Süleymanoğlu Öncü’nün tanışma yazısı…
94 KÜÇÜK KOYLAR
Ali Boratav, sezonun başlangıcını ve ilk gözlemlerini paylaştı…
104 YACHT CHEFS
Deniz Kurt Görsev “gerçek” yat şeflerini, yat sahiplerinin beklentilerini ve sektörün en iyilerini kaleme aldı…
108 DENİZİN ÇAĞRISI
Tanıl Tuncel, kâşif ve yazar Tim Severin’in efsanevi yolculuğu “The Jason Voyage”ı anlattı…
112 MACERA
Talat Kırış, son zamanlarda artan orka saldırılarını değerlendirdi…
120 HAVANIN KOKUSU
Bünyamin Sürmeli’nin kaleminden; kuraklık ve orman yangını gibi artan iklim olaylarının etkileri…
122 DERİN MAVİ
Mehmet Bezdan, geçen ay düzenlenen Uluslararası Mustafa V. Koç Sualtı Arkeoloji Sempozyumu’ndan izlenimlerini aktardı…
126 MAVİ VATAN
Cem Gürdeniz, Anadolu Medeniyetleri’nin devamı olduğunu vurguladığı İyonya’yı yazdı…
130 KİTAP
1952’de Rüyam kotrasının Amerika’dan Türkiye’ye seyrinin mürettebattan biri olan Vedat Abut tarafından kaleme alınmış kitabı “New York’tan İstanbul’a Kotrayla”…
134 DENİZ KÜLTÜRÜ
Alper Günoral, yelkenli teknede emniyeti anlatmaya devam ediyor…
140 TRAMOLA
The Ocean Race, 2023 Dragon Dünya Şampiyonası, 100. Yıl Cumhuriyet Seyri, Manhattan’daki Türk yüzücüler…
150 DAVET
Yaza Merhaba Partisi, Sebago’nun ev sahipliğinde gerçekleşti…
Lüks mutfak aletleri markası Gaggenau, “Ofis Buluşmaları” adıyla düzenlediği etkinlikler serisinde birbirinden değerli ofisleri ağırlamaya devam ediyor. Bu kez, Rezzan Benardete Interiors ekibinin tam kadro bir araya geldiği buluşma, mutfağı ve birlikte vakit geçirmeyi bir öncelik olarak gören lüks mutfak aletleri markası Gaggenau’nun showroomunda gerçekleşti.
Şef Eren Erdem’in hazırladığı özel menü eşliğindeki davetin odağında insana hizmet eden tasarım vardı.
Sanat, moda ve tasarımla bütünleştirdikleri iç mimari projelerde başarılı işlere imza atan Rezzan Benardete Interiors ekibinin katıldığı davete, Şef Eren Erdem’in Gaggenau cihazları ile hazırladığı birbirinden lezzetli tatlar eşlik etti. Şefin Gaggenau buharlı fırında pişirdiği greyfurt segmentli kuşkonmaz ile başlayan yemek, siyah sarımsak Aioli ile hazırlanmış Brisket kroket ile devam etti. Ana yemek olarak Sous Vide Bonfile Tagliata hazırlayan şef, son olarak konuklara yine buharlı fırında pişirdiği fındık pralin ve ılık çikolata ikram etti.
“Konfor vazgeçilmez bir ihtiyaçtır”
Rezzan Benardete tasarım ofisinin, Gaggenau cihazları eşliğinde deneyimlediği lezzetlerle bir şölene dönüşen buluşmanın başrolünde kullanıcısına hizmet eden tasarım vardı. Son zamanlarda gerçekleştirdikleri yat tasarımları ile de öne çıkan tasarım ofisi, projelerine yaklaşırken öncelikli olarak kullanıcıların konforunu önemsediklerini ve tüm tasarım bileşenlerini bu amaca hizmet etmek için bir araya getirdiklerini dile getirdiler. Benardete tasarım ofisinin baş tasarımcısı Rezzan Benardete’nin önderliğinde her projeye aynı heyecanla yaklaşıp kullanıcının hayalleri ve istekleri doğrultusunda oluşturdukları tasarım kurgusunun, proje sahibini mutlu etmesini ve hayatına konfor ve mutluluk getirmesini hedeflediklerini söylediler. Bu amaca hizmet eden tasarımın doğru tasarım olduğu yönünde hem fikir olan ofis, Gaggenau markasının profesyonel mutfaklardan ilham alarak, ev mutfakları için geliştirmiş olduğu cihazları projelerinde kullanmaktan büyük mutluluk duyduklarını ifade ettiler.
Gaggenau hakkında
Gaggenau, yüksek kaliteli ev aletleri üreticisi olarak “Made in Germany” tasarım ve teknolojide bir inovasyon lideri kabul edilmektedir. Şirket, 1683’e kadar uzanan tarihi boyunca, uluslararası ölçekte alkış alan ürünleri ile ev mutfaklarında devrim yaratmıştır. Gaggenau’nun başarısı, yüksek fonksiyonellik ile bir araya gelen teknolojik inovasyon ve net tasarım dili üzerine kuruludur. Gaggenau, 1995 yılından bu yana merkezi Münih’te bulunan BSH Hausgeräte GmbH’nin bir iştiraki olup halen dünyanın dört bir yanındaki belli başlı şehirlerdeki 24 showroom ile 50’yi aşkın ülkede sunulmaktadır.
Deniz tarihimizin en büyük tonajlı amfibi gemisi TCG Anadolu’nun yaklaşık dört ay önce hizmete girişinin jeopolitik, siyasi, askeri, sosyolojik ve ekonomik sonuçları söz konusudur. Ancak önce bu geminin doğru tanımlanmasında, görevlerinin doğru anlaşılmasında fayda var.
Çok Maksatlı Amfibi (Hücum) Gemisi “TCG Anadolu”, 10 Nisan günü Cumhuriyet Donanması’na teslim edildi. İktidar her ne kadar geminin hizmete girişini seçimler için bir propaganda aracı olarak kullansa ve yüksek askeri komutanlık anayasa ve kanunlar gereği siyasete uzak durması gerektiği halde kendi isteği ve iradesi ile siyasi kullanıma tam kadro ile aracılık etmiş olsa da bu geminin varlığı Türk Deniz Gücü için büyük bir kazanımdır. Ayrıca uçak gemisi olmayan bir geminin vatandaşın gururunu okşayacak şekilde uçak gemisi olarak lanse edilmesi de eleştirilerin artışında rol oynadı.
TARİHSEL SÜREÇ
1995 yazında Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Vural Bayazıt, görevini yeni Komutan Oramiral Güven Erkaya’ya devretmeden önce Genelkurmay Başkanlığı’na kuvvet ihtiyacı olarak uçak gemisi talebini iletti. Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Plan Prensipler Başkanı Tümamiral Mustafa Özbey tarafından kaleme alınan bu ihtiyaç, Soğuk Savaş sonunda ortaya çıkan yeni jeopolitik çerçevenin Türkiye’yi Akdeniz ve dışında etkin bir bölgesel güç olarak görebilme istenci ve vizyonunun bir uzantısıydı. Yugoslavya Krizi’nde Boşnak dost ve akrabalarımızın Avrupa’nın gözü önünde katledilmelerine seyirci kalmamız da geleceğin kuvvet yapısı vizyonunu şekillendirmede büyük rol oynamıştı. Sonradan Genelkurmay Başkanlığı -Hava Kuvvetleri’nin etkisiyle- bu talebi reddedince, 1997 yılında bu kez benzer ihtiyaç Oramiral Güven Erkaya kurmayları tarafından üzerinde çok sayıda helikopterin bulunacağı komuta kontrol gemisi olarak önerildi ve kabul gördü. Bu öneri 1999 Gölcük Depremi’nden sonra Havuzlu Çıkarma Gemisi’ne (LPD) ve 2003 sonrası Helikopterli ve Havuzlu Çıkarma Gemisi (LHD) veya diğer adıyla Çok Maksatlı Amfibi (Hücum) Gemisi’ne dönüştü. Türkiye 1999 yılından sonra F35 programına girince bu uçağın dikine iniş kalkış yapan F35B versiyonunun TCG Anadolu’da kullanımı 2010 yılında Deniz Kuvvetleri tarafından gündeme getirildi. Savunma Sanayi Başkanlığı ihaleye çıkarken F35 uçaklarının iniş kalkışına olanak tanıyacak ski jump (kayak atlayışlı) uçuş güvertesine sahip V/STOL (Dikine/Kısa Kalkış ve İniş) bir tasarım göz önüne alındı. İhale sürecini İspanyol Navantia Tersanesi ile ortak teklif sunan Sedef Tersanesi kazandı. (Geminin ihale sürecinde yaşananlar bu yazının ilgi alanı dışındadır.) İspanyol Tersanesi kendi donanmalarının amiral gemisi olan Juan Carlos’un benzeri ile ihaleye girdi. Juan Carlos 2010 sonbaharında hizmete girmişti.
UÇAK GEMİSİ MİDİR?
TCG Anadolu, helikopterli ve havuzlu çıkarma gemisidir. Görev tanımı ile de çok maksatlı amfibi hücum gemisidir. Savaş gemileri asli görev fonksiyonlarına göre sınıflandırılır. TCG Anadolu -ABD tarafından verilmiş olsaydı- sadece 10 civarında F35B tipi pilotlu savaş uçağı taşıyacağı için uçak gemisi olmazdı. Zira geminin ana fonksiyonu sadece hava harekâtı yapmak değildir. Bir gemiye uçak gemisi diyebilmek için o geminin yüzen bir hava üssü olması gerekir. Örneğin; TCG Anadolu’nun dört katı büyük olan Nimitz sınıfı Amerikan nükleer takatli uçak gemilerinde 50 av/bombardıman uçağı ile 30 civarında destek uçağı ve 10 civarında helikopter bulunur. Gemiye her görev periyodunda kıyıdaki deniz hava üslerinden filo (air wing) intikal eder. Uçak gemisinin gemi mürettebatı dışındaki personeli uçucu ve bakım personeli ağırlıklıdır. 5 bin kişi görev yapar. TCG Anadolu’nun asli görevi, taşıdığı yaklaşık 900 kişilik amfibi taburu güç intikal görevinde düşman kıyısına sahip olduğu deniz ve hava vasıtaları (helikopter) ile intikal ettirmektir. Üzerinde bulunan helikopterler uçar birlik harekâtı, havuzunda taşıdığı dört adet LCM ve 27 adet yüzebilen ZAHA (Zırhlı Amfibi Hücum Aracı) da denizden kapak atarak sahile çıkma için kullanılır. Uçar birlik harekâtı unsuru helikopterler ile kıyıbaşının çok gerisinden düşman savunma hattına nüfuz edilirken, amfibi hücum gemisinden gelen çıkarma gemileri ve ZAHA’lar da kıyıbaşını tutmak üzere çıkarma yapar. Bu işlemler yapılmadan önce ön kuvvet harekâtı ile SAT komandoları, SAS unsurları, mayın tarama/avlama görev birlikleri kıyıyı ve yaklaşma sularını harekâta hazır hale getirir. Tüm bunlar hava unsurları ve kara bombardımanı yapan savaş gemilerinin ateş gücü ile bölge yumuşatıldıktan sonra icra edilir. TCG Anadolu üzerindeki uçakların görevi de taşıyacakları silah yüküne göre amfibi harekata destek olmaktır.
“SİHA YETENEKLİ” AMFİBİ HÜCUM GEMİSİ
Bir gemiye SİHA (Silahlı İnsansız Hava Aracı) Gemisi diyebilmek için o geminin sadece SİHA denilen harp aracı ile harekât yapıyor olması yani yüzen bir SİHA üssü olması gerekir. Bir gemiye SİHA gemisi demekle Uçak Gemisi demek arasında fark yoktur. Tek fark ilkinde uçakları bilgisayar uçururken diğerinde insanlar uçurmaktadır. 2030’lardan sonra Amerikan Nimitz ve Gerald Ford tipi yeni nesil nükleer uçak gemilerinde insanlı uçak oranı yüzde 40’a düşecek. 2040’larda bu oran çok daha azalacak. Yani bugün için 50 civarında pilotlu av/bombardıman uçağı uçak gemisi güvertesinde savaşa hazır hazır tutulurken, bu sayı gelecekte 10’un altına düşecek.
TCG Anadolu, iktidarın iddia ettiği üzere bir SiHA gemisi değil. Ancak amfibi harekâta veya deniz harekâtının başta istihbarat, keşif, gözetleme ve karakol görevlerine tahsis edebileceği (SİHA) yetenekli bir gemidir. Eğer TCG Anadolu SİHA gemisi olsaydı, geminin dizaynında en önemli unsur olan havuz kısmına gerek kalmazdı. Nasıl ki F35B’lerin varlığı (olsaydı) bu gemiyi uçak gemisi yapmıyorsa, gelecekte TB3 ve Kızılelma’nın konuşlandırılması da bu gemiyi SİHA gemisi değil, SİHA yetenekli Amfibi Hücum Gemisi yapar.
YERLİ VE MİLLİ Mİ? DİZAYNINDA HATA VAR MI?
Öncelikle şunu vurgulamak gerekir: Bu gemi Türk mühendisleri tarafından dizayn edilebilirdi. İşte o zaman iktidarın jargonu ile “yerli ve milli” olabilirdi. Bu proje özel sektöre verilmek yerine pekâlâ Deniz Kuvvetleri tersanesine verilebilir ve aynı ilk MİLGEM korvet projesinde olduğu gibi yürütülebilirdi. LHD tipi gemilerde Fransız Mistral ile İspanyol Juan Carlos dizaynları dünyada öne çıkan denenmiş dizaynlar olduğundan belli ki Savunma Sanayi Başkanlığı seçimini bu yönde kullanmış. Halen İspanyol Kraliyet Deniz Kuvvetleri tarafından kullanılan Juan Carlos-I (L-61) ile Avustralya Kraliyet Deniz Kuvvetleri (RAN) hizmetine giren Canberra Sınıfı LHD’ler (HMAS Canberra L-02 ve HMAS Adelaide L-01) gibi İspanyol Navantia’nın Athlas LHD 26.000 dizaynı kabul edilmiş. Yüzde 68 milli katkı ile inşa edilen bu gemide ana tahrik sistemi olarak gemiye yüksek manevra yeteneği kazandıran Alman Siemens Firması tarafından üretilen eSIPOD (Pod) sistemi kullanılıyor. Bu sistem basına intikal ettiği üzere Juan Carlos ve Avustralya gemilerinde kıçta havuz kısmı olduğundan mevcut boşluk nedeni ile ciddi titreşimler yaratıyor ve sıkça sorun yaşanıyor. Bu titreşimler gemideki diğer sistemleri etkileyerek geminin harbe hazırlık düzeyini menfi yönde etkiliyor. 2010 yılından bu yana Juan Carlos’ta yaşanan bu sorunun TCG Anadolu’da yaşanıp yaşanmadığını bilmiyoruz. Eğer bu hata giderilemeden gemi teslim alınmışsa sorumluluğun Savunma Sanayi Başkanlığı ve Deniz Kuvvetleri’nde olduğu zaten bilinen bir gerçektir. Ancak açık kaynaklar TCG Anadolu ile Juan Carlos arasında söz konusu sorunu gidermeye yönelik tasarım farklılığı olduğunu belirtiyor. Dileriz bu sorun yaşanmaz.
BU GEMİ NEDEN GEREKLİYDİ?
TCG Anadolu, tüm dünya 21. yüzyılda denizlere yönelirken Türkiye’nin bu yönelişteki yerini belirleyecek en önemli araçlarından birisi oldu. Türkler kürekten yelkene 100 yıl geç geçti, 19. ve 20. yüzyıllarda Sanayi Devrimi’ni ıskaladı. Donanma, çevre denizlerimiz olan Ege ve Akdeniz’de ancak 1964 Kıbrıs olaylarından sonra sürekli varlık göstermeye başladı. Türk deniz gücü bu gemi ile sahip olduğu bölgesel güç aktarım yeteneğini, orta seviyede küresel güç aktarım yeteneğine çıkaracaktır. Günümüzde 17 devletin doklu (LPD) ve Helikopterli/Doklu Çıkarma Gemisi var. Sanayileşmiş büyük devletler dışında Cezayir, Şili, Endonezya, Singapur, Mısır, Tayvan ve Tayland gibi küçük ve orta çaplı devletlerin de LPD/LHD tipi gemisi var. Bundan çok değil, 20 yıl önce dünyada sadece beş devletin (İtalya, İspanya, Hollanda, ABD ve İngiltere) LPD/LHD tipi amfibi gemisi vardı. 21. yüzyılın siyasi haritası okyanus ve denizlerdeki mücadelelerle şekillenecektir. Bu mücadele hem bölgesel hem kıtasal hem de küresel çapta olacak. LHD projesi Türkiye’nin jeopolitiğine hükmeden hükümetler üstü bir devlet projesidir. Bu gemi Balyoz kumpasına ve komuta yapısının gelecek 30 yıl için dağıtılmış olmasına rağmen, “Türk deniz gücünün bu coğrafyada duraksamaya asla tahammül edemeyeceğinin” emperyalizme bir mesajıdır. Bu gemi ve gelecekte tedarik edilmesi gereken ikinci gemi TCG Trakya, Türk Deniz Kuvvetlerinin 21’inci yüzyıldaki gelişiminin omurgasını oluşturacaktır. Şunu da belirtmek gerekir: TCG Anadolu’nun Deniz Kuvvetleri’ne geçici teslimi yapıldığı halde 6 Şubat depreminde İskenderun Körfezi’ne gönderilmemiş olması ciddi bir hatadır.☸
TCG ANADOLU’NUN GÖREVLERİ
– TCG Anadolu, 30 gün süreyle kesintisiz seyir yaparak bir amfibi tabur görev kuvvetini, toplamda 94 araç ile (13 adet AMT, 27 Zırhlı Amfibi Hücum Aracı [ZAHA], 6 ZPT ve 33 muhtelif araç, 15 adet römork) birlikte taşıyabilecek yeteneğe sahiptir.
– Bu geminin ayrıca 4 LCM tipi çıkarma gemisi ve üzerinde uçar birlik harekâtına yönelik 10 helikopter veya gerek ISR gerekse kıyıbaşı yumuşatmasına yönelik kullanılacak 60 civarında SİHA’ya sahip olacağı dikkate alınırsa bu gemi çok yüksek stratejik özgül ağırlığa sahip bir gemi olmaktadır.
– Geminin gelecekte, 7/24 esasıyla üzerinde taşıdığı göreve hazır bir amfibi tabur, helikopterleri ve SİHA’ları ile terörle mücadeleden, doğal afetlerde yardıma, muharip tahliye harekâtından amfibi harekâta kadar çok geniş bir görev spektrumu söz konusudur.
18-04 -2023 Istanbul-Turkey: TCG Anadolu, L 400, World’s First SİHA Ship; Shutterstock ID 2290471583; purchase_order: Yacht Türkiye; job: Maceraperest; client: Yacht Türkiye; other:
– TCG Anadolu kontrol gemisi olarak kullanılabilecek her türlü yeteneğe sahiptir.
İklim değişikliği gezegenimizde doğal yaşamı ve insan sağlığını tehdit eden pek çok etkiye neden oluyor. Deniz seviyelerinin yükselmesi, buzulların erimesi, mercanların ölmesi, kasırgaların şiddetlenmesi, sıcak hava dalgaları ve kuraklıklar bunlardan sadece birkaçı. Bu ay yükselen deniz seviyelerini, ısı ve nem değişimlerinin sağlık sorunlarına yol açmasını ve daha sık gerçekleşen ekstrem hava olaylarını ele alıyoruz.
İklim değişikliği artık günlük konuşmalarımızda da konu haline geldi, aynı günlük hayatımızda yer aldığı gibi. Özellikle son yıllarda sadece bilim insanlarının değil, hepimizin gündeminde. Hava durumunu konuşurken, yılın bu zamanında bu kadar sıcak olmaması gerektiğini söylüyoruz. Alışveriş yaparken, organik ve yerel ürünleri tercih ediyoruz. Seyahat ederken, uçak yerine tren veya otobüs kullanmaya çalışıyoruz. İklim değişikliği artık hayatımızın her alanında bize eşlik ediyor. Bunu günlük hayatımıza indirgersek aslında şöyle temel olarak üç başlıkta iklim değişiminin etkilerinden bahsedebiliriz: Yükselen deniz seviyeleri maliyetleri artırıyor, ısı ve nem değişimleri sağlık sorunlarına yol açıyor, daha sık ekstrem hava olayları gerçekleşiyor.
İklim değişikliği sadece termometrelerdeki rakamları değiştirmiyor. Gezegenimizin her yerinde doğal yaşamı ve insan sağlığını tehdit eden pek çok etkiye neden oluyor. Deniz seviyelerinin yükselmesi, buzulların erimesi, mercanların ölmesi, kasırgaların şiddetlenmesi, sıcak hava dalgaları ve kuraklıklar… bunlardan sadece birkaçı. Ama biz en temelde üç başlıkta inceleyelim dersek, ilkiyle başlayalım. Deniz seviyelerinin her geçen gün yükseliyor olması, birtakım maliyetlerde artışa neden oluyor.
DENİZ SEVİYESİ NEDEN YÜKSELİR?
Önemli bir konu. Deniz seviyesinin yükselmesinin başlıca sebebi, küresel ısınma ile buzulların ve buz tabakalarının eriyor olması elbette. Bununla birlikte; ısındıkça da genişliyor, genleşiyor okyanuslar. Biraz daha sayısal konuşursak şöyle bir veri sunabilirim size: NASA (Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi)’ya göre, küresel deniz seviyeleri geçen yüzyılda yaklaşık 21 cm yükseldi. 21 cm yüksek bir ölçü değilmiş gibi duruyor. Ancak buradaki mesele biraz da zamanla ilgili. Bu yükseliş çok kısa süreler içerisinde gerçekleşiyor. NOAA (Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi)’daki bilim insanları, Atlantik Okyanusu ve Meksika Körfezi de dahil olmak üzere ABD kıyı şeridindeki deniz seviyelerinin önümüzdeki 30 yıl içinde bugünkünden daha yüksek olabileceğini tahmin ediyor. Otuz yıl ise çok uzun bir süre değil ne yazık ki.
Gelelim maliyet konusuna. Deniz seviyelerinin normalin üzerinde yükselişinin etkilerinden bir tanesi de daha sık sel felaketine yol açabiliyor olması. Burada da hemen size bir NOAA verisi vereyim: Yüksek gel-git taşkınlarının birçok ABD kıyısında sadece 50 yıl öncesine göre yüzde 300 ila yüzde 900 daha sık olduğunu tahmin ediliyor. Böylesi bir artış sonucunda ev sahibi olanlar sigorta şirketlerine daha fazla para ödemek; şehirler, belediyeler, kurumlar ve devletler, yolları, köprüleri ve diğer altyapıları tamir etmek için cebinden milyarlarca dolar çıkarmak zorunda kalıyor. Uzun lafın kısası, deniz seviyelerinin yükselmesi bize pahalıya patlıyor.
ISI VE NEM DEĞİŞİMLERİNİN SAĞLIĞA ETKİSİ
İnsan kaynaklı faaliyetlerle atmosfere yıllardır karbondioksit ve diğer zararlı gazları yayıyoruz. Bu gazlar sera etkisi yaratarak gezegenimizi ısıtıyor. İşte bunun bir sonucu olarak, Dünya’nın ortalama sıcaklığı 19. yüzyılın sonlarından bu yana 1,2 derece arttı. Ve bu ısınmanın büyük bir kısmı sadece son 40 yılda gerçekleşti. Hatta daha da yakına gelirsek; son yedi yıl, yaşanan en sıcak süreç oldu.
İklim değişikliği nedeniyle sıcaklıkla birlikte nem oranları da giderek artıyor.
Bu da sağlığımız ve konforumuz için ciddi riskler oluşturuyor. Şöyle ki, sıcaklığın yükselişi su moleküllerinin hareketini artırarak su buharı miktarını artırır. Havadaki su buharı miktarı artıkça da nem oranı yükselir. Meteorolojik ölçümlere göre nem oranı da senelerdir artışta. Peki nem oranının artması neden sorun? Çünkü nem oranı arttıkça vücudumuzun terleme mekanizması bozulur. Terleme vücudumuzun doğal soğutma sistemi gibidir. Terlediğimizde cildimizdeki su buharlaşır ve bu da vücudumuzun ısısını düşürür. Ancak havadaki nem oranı çok yüksekse, cildimizdeki su buharlaşamaz ve vücudumuz soğuyamaz. Bu da vücut ısımızın artmasına ve aşırı sıcaklık stresine neden olur. Isı, havayla ilgili en ölümcül tehlike. ABD’de her yıl ısı nedeniyle ortalama 702 kişi hayatını kaybediyor mesela ve 9 binden fazla kişi hastaneye başvuruyor. Ayrıca ısıyla ilişkili yaklaşık 67 bin 500 acil servis ziyareti gerçekleşiyor. Sıcak hava dalgaları özellikle riskli olabiliyor.
EKSTREM HAVA OLAYLARINDA DRAMATİK ARTIŞ
Kuraklık, sel ve orman yangınları haberlerini daha çok duymuyor muyuz? Hatta yanı başımızda olmuyor mu artık? Çünkü iklim değişiminin sonuçlarından bir tanesi de bu kaotik olayların artışı, ekstrem hava olaylarına daha sık maruz kalışımız. Kuraklık, sel, yangınlar, fırtına, sıcaklık artışı tüm bunlar da aslında aynı zamanda soframızdaki birer tehlike. Soframıza gelen yiyeceklerin yetişmesi için gerekli olan toprak, su ve hava gibi doğal kaynaklar zarar görüyor, azalıyor ve her geçen gün daha tehlikeye giriyor. Ekstrem hava olayları hem doğal hem de insan yapımı ekosistemlere zarar veriyor ve tarımsal üretimi olumsuz etkiliyor.
Kuraklığı ele alalım mesela. Toprağın nemini ve yeraltı suyu seviyelerini düşürüyor. Bu da bitki büyümesini yavaşlatabiliyor hatta durdurabiliyor. Verimliliği azaltıp tarımsal girdi maliyetlerini yükseltebiliyor. Sel ise toprak erozyonuna, su baskınlarına, altyapı hasarına, mahsul kaybına ve hastalık yayılmasına neden oluyor. Ayrıca en önemlisi de, su kalitesini bozup temiz içme suyu kaynaklarını azaltıyor. Bu ve bunun gibi sonuçlarla da gayet tabii sağlık problemleri artmaya başlıyor. En temel ihtiyacımız su ve yemek tehlikeye girmiş oluyor. Üstelik, bu ekstrem hava olaylarının yalnızca gıdaya etkisi. Tabii direkt veya dolaylı olarak sağlığımızı etkileyen birçok başka etkisi de var.
İşte bu şekilde şu anımıza, hayatımıza dahil oldu iklim değişikliği. Ve bu etkilerin daha da artacağı öngörülüyor. Çözümlerden bir tanesi ve belki de ilk adımı, öncelikle bu konuda hepimizin sorumluluğu olduğunu fark etmek. İklim değişikliği sadece doğayı değil, bizleri de etkiliyor. Ve bu etkilerden en çok da gelecek nesiller zarar görecek. Bu nedenle iklim değişikliğine karşı mücadele etmek hem bugünün hem de yarının işi. Kalın sağlıcakla…☸
Sea level rise indicator placed on Sydney Harbour. It shows high tide sea level at 1920, 2006 and projected sea level rise for 2050.red zones coasts of the world due to rising sea levels, external borders evenly reduced. elements of this image furnished by NASA. 3d-illustration; Shutterstock ID 1619720359; purchase_order: Yacht Türkiye; job: Havanın Kokusu; client: Yacht Türkiye; other:Tornado on the Sea