Yalıkavak Marina’da yeni açılan Golden Goose göz dolduruyor!
Türkiye’nin önde gelen lüks marina destinasyonu Yalıkavak Marina, Golden Goose‘un konsept mağazası Fioreria Golden‘ın açılışını duyurmanın heyecanını yaşıyor. Bu heyecan verici yeni mağaza, Yalıkavak Marina’nın sunduğu birinci sınıf alışveriş imkanlarını daha da genişleterek, marinayı dünyanın dört yanından gelen ziyaretçiler için daha da büyüleyici ve dinamik bir destinasyon haline getiriyor.
Marina içinde yer alan Fioreria Golden, Yalıkavak Marina’nın seçkin marka, restoran ve mekanlardan oluşan etkileyici koleksiyonuna yaratıcılık ve seçkinlik katıyor.
Yalıkavak Marina, Fioreria Golden’ın da eklenmesiyle, en iyi uluslararası markaları arayan seçici müşteriler için bir merkez olma ününü pekiştiriyor. Golden Goose’un bu konsept mağazası, ziyaretçilerin satın aldıkları ürünleri el yapımı çiçek kreasyonları, kumaş süslemeler ve özel tasarımlarla kişiselleştirmelerine olanak tanıyan benzersiz bir birlikte yaratma deneyimi sunuyor. Yalıkavak Marina ve Golden Goose arasındaki bu yeni iş birliği, marinanın ziyaretçilerine olağanüstü deneyimler ile premium alışveriş fırsatları sunma vizyonunun bir yansıması.
Yalıkavak Marina’nın kalbinde yer alan Fioreria Golden mağazası, marinanın canlı atmosferini tamamlayan şık ve davetkar bir alana sahip. Ziyaretçiler mağazayı ziyaret ederken, markanın ikonik stilini ve kalitesini somutlaştıran, özenle seçilmiş Golden Goose ürünlerini keşfedecekler. Spor ayakkabıdan giysiye kadar her ürün, Golden Goose’un yenilikçi kalite anlayışını taşımaktadır.
Yalıkavak Marina’daki Golden Goose mağazası, Ekim 2023 ortasına kadar ziyaretçilere eşsiz anlar sunmaya devam edecek. Yalıkavak Marina, ziyaretçilerini bu yaz Golden Goose’un cazibesini ve marinanın büyüleyici atmosferinde bekleyen sayısız keyifli deneyimi yaşamaya davet ediyor.
2023 sezonuna ancak bu ay adım atıyoruz. Bu gecikme, geçen yıllarda beş ay boyunca, her gece full rezervasyon ile çalışmaya alışan mavi yolculuk tesisleri için zor bir sezon anlamına geliyor. Üstelik ekonomik kriz ve artan maliyet baskısı nedeniyle uçuşa geçen fiyatlar, denizcileri tesislerden biraz uzak tutacak gibi. Bu da mavi yolculuk tesislerini iyice zora sokacak. Zaman, deniz turizmi ile geçinen tesislere destek olma zamanı. Yoksa o çok sevdiğimiz tesislere karayolu açma heves ve planları hızla gündeme gelebilir.
2023 sezonu geç ve biraz sönük başladı. Bıraktım sezonu ancak yaz ortasında açan Kaş-Kekova bölgesini, Hisarönü, Göcek, Marmaris ve Gökova’da bile Haziran ayı hayli sönük geçti. Pandemi döneminde Mayıs ayı başından itibaren tıka basa dolan kıyılarda bu yıl Haziran sonundaki bayram günlerine kadar ortalık hayli sakindi. Bu tenhalık ve inanılmaz seviyelerde artan maliyetler, üç yıldır çok iyi ciro yapan deniz turizmi tesislerinin tüm sezon planlarının alt üst olmasına neden oldu.
Haziran ortasında cumartesi gecesi Knidos’ta iskelede iki tekne, alargada üç tekne… Aynı gün pik sezonda 150 teknenin kıyılarına sıralandığı Hisarönü Dirsek Bükü’nde toplam 15 özel tekne, üç gulet… Ertesi gün, yani Haziran ortası pazar gecesi Kocabahçe’de iskelede 3, tonozda iki tekne… Bu ne demek? Özellikle iskeleye ecrimisil ödeyen, tesisi kiralık olan işletmeler için bu yıl hayli zor geçecek.
Aynı mekânlarda ertesi gün yani pazar günü Knidos limanına 16, pazartesi Kocabahçe’ye 14 gulet giriyor. Yani yelkenlisi, motoryatıyla özel tekne sayısı az ama gulet hayli fazla sayıda. Neden? Çünkü ekonomik gulet fiyatları ortalama otel fiyatlarının altında kaldı.
Bu tablo sadece Datça, Hisarönü’ne özgü değil. Aynı tarihte (cumartesi), merak ettim Göcek Tersane Adası’nı aradım. İskelede üç tekne vardı. Yeşim Acar, “Ali Abi hâlâ sezon açılmadı, dört gözle bekliyoruz” diyordu. Dört gözle bekliyor, çünkü devlet Göcek’teki tüm tesislere birkaç yıllık alacağını tahsil etmek üzere milyon liralar talep eden faturalar yollamış.
Pazar günü Bozukkale Ali Baba’yı aradım. Marmaris’ten çıkan tekneler ilk gün Çiftlik’te, ikinci gün çoğunlukla Bozukkale’de kalıp, pazartesi Hisarönü’ne geçerler. Tıka basa dolu olması gereken iskelede dört tekne vardı.
Haziran ayındaki bu sükûnetin, bayramın ardından Temmuz ve Ağustos aylarında da yerini ciddi bir kalabalığa terk edeceğini düşünüyorum. Ama sezonun böyle kısalması manasız bir sıkışmaya, yoğunluğa yol açacak diye endişelenenler de haksız değil.
FAVORİLER
Pandemi paniğinin bitmesi, ofisini ve çocuğunun okulunu denize taşıyanların kentteki evlerine dönmesine neden oldu. Seçim telaşı ve moralsizliği ile sezon geç başladı. Yani bu yıl, yaz ortası yoğunluğu dışında denizlerimiz biraz soluk alacak, bir ferahlama yaşanacak diye varsayabiliriz. Ama bu ferahlık yılın bütünü için geçerli. Yaz ortasında denizde ciddi bir yoğunluk yaşanması kesin. Peki o halde nerelere gitmek mantıklı? Nasıl rotalar daha akılcı olacak? Bu sorunun yanıtını bölge bölge verelim.
GÖKOVA: BÜYÜK ÇATI’DA HUZUR!
Gökova, gulet yolcularının en çok rağbet ettiği iki körfezden biridir. Dolayısıyla klasik gulet rotalarını ayıklayarak gezmek kesinlikle tercih edilmeli. Örneğin; gidişte pazar ve dönüşte perşembe akşamları Tuzla Koyu ve Yediadalar guletlerin durağıdır. Salı ya da çarşamba ikmal için Karacasöğüt’e girerler. Yani guletlerin bir klasik Gökova rotası var. Bu rotanın tersine hareket edeceksiniz, girdiğiniz koylarda hiç olmazsa koca koca guletlerin curcuna ve gürültüsü olmayacak.
İkincisi, mavi yolculuk körfezlerinin doğayla en iç içe olan bölgesi Gökova’da bile her yere insan eli değmeye başladı. Gökova kalabalıklaşıyor. Belki de en sakin bölgesi kendisi de neredeyse bir küçük körfez sayılabilecek Bördübet.
Doğudan batıya Yediadalar’dan başlayıp Amazon, Balıkaşıran, Boynuz, Küçük-Büyük Çatı ve Gerence (Armonika) koyları olarak sıralanan Bördübet’in sakin, ıssız, sessiz sığınakları bu yıl mavi yolcuların herhalde en önemli hedef noktalarından biri olacak.
Tümü doğal sit olarak tescilli bu kıpırtısız limanların şüphesiz en ünlüsü, karayolu bağlantısı nedeniyle bölgede denizcilerin acil durumlarda lojistik üs olarak da kullandıkları Büyük Çatı Koyu’dur. Geçen Haziran ayında, mavi yolculuk tarihinde çok önemli bir yeri olan bu koyumuz hakkında çıkan bir söylenti amatör ve ticari tüm denizcileri, balıkçıları çok üzdü. Resmi makamlarca doğrulanmayan bir söylenti ama ciddiyeti var. İddiaya göre, Emniyet Genel Müdürlüğü mavi yolculuk geleneği için büyük önem taşıyan bu koyumuzda bir eğitim kampı yapmak üzere Tarım ve Orman Bakanlığı’na başvurmuş. Umuyorum ki doğru değildir. Başvuru doğruysa da, İçişleri Bakanlığı en kısa sürede bu olmayacak sevdadan vazgeçer. Çünkü bu koylar Gökova mavi yolculuk geleneğinde büyük önem taşıyor.
Gökova’dan bir de son haber: Alakışla Kisse Bükü’nde bir geç dönem Bizans yerleşiminin kalıntıları vardı. Bu alan Bodrum Yarımadası’ndaki sekiz Leleg kentinden biri olan Syangela’nın limanı ve geç antik dönem kenti Anastasiapolis’in merkezi olarak tescilli idi. Son yıllarda bir mezbelelik haline gelen ve kilise kalıntılarında mangal-köfte, agorasında çayhane ocakları kurulan bu tarihi miras, nihayet Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın dikkatini çekti. Çok hızlı bir kazı çalışması başlatıldı. Bu yıl, Alakışla-Kisse Bükü’ne giderseniz ortamı tanıyamayacaksınız.
Not: Alakışla’nın batı ucundaki Adalıyalı Koyu’nda da Syangela ve Anastasiapolis’in kalıntıları, 1’inci ve 3’üncü derece arkeolojik sit alanları var. Ama ETS Turizm AŞ’nin yıllardır davalık otel projesi bulunan bu koyda bir kazı çalışması yapılmıyor. Aslında oradaki tarihi eserler de gün ışığına çıkarılsa çok iyi olur.
DATÇA-HİSARÖNÜ: YEŞİLOVA’NIN SAKİN KIYILARI
Evet, koskoca Hisarönü Körfezi, ayrıca yanında da Yeşilova Körfezi… Ama sakin bir yer bulmak için bu kocaman coğrafyanın Marmaris’e en yakın kıyılarına kadar gitmeniz lazım. Hisarönü ve Yeşilova körfezleri son yıllarda öyle bir doldu, öyle bir rağbet var ki, kolay kolay boş koy bulamıyorsunuz. Peki ne yapmalı?
Aslında her zaman çözüm var. Mesela, Bozburun Adaboğazı’na demirleyeceğim diye yırtınmak yerine tam karşısındaki Dat Bükü (yerliler Çomçalık derler) tercih edilmeli.
İkincisi… Adaboğazı demişken… Hisarönü’nde de son yıllarda ciddi sayıda tekne Bozburun ve Selimiye’den çıkmaya ve mazot maliyetini azaltıp kısa yolculuklarla müşteri gezdirmeye başladı. Bu ne demek? Mesela cuma akşamları Adaboğazı ve Selimiye karşı kıyılarında, Sığliman’da vahşi bir gulet kalabalığı oluyor. Perşembe akşamları Bozburun çıkışlı tekneler Dirsekbükü, Girneyit vb; Selimiye çıkışlı tekneler Bencik, İnbükü (Emel Sayın) ya da Çamurlu Koy’a yığılıyorlar.
Yani planınızı cumartesi akşamı Bozburun ve Selimiye’den 300 civarında guletin hareket edeceğini; yine cumartesi günü Marmaris ve Bodrum’dan 400 civarında guletin Hisarönü’ne doğru geleceğini göz önünde bulundurarak yapacaksınız. Bu tablo şu anlama geliyor: Hisarönü’nde sakin koy arayışı cuma ve cumartesi akşamları haricinde çoklukla Rus ruletidir! Yani her an bir koy partisine denk gelebilirsiniz. Yani Hisarönü ve Yeşilova’da sükûnet arayanların işi biraz şansa kalıyor.
Bir önemli konu daha: Hisarönü’nde Dirsek, Kocabahçe, Adaboğazı, Bozburun, Söğüt, Selimiye, Orhaniye gibi kapalı koylar yaz ortasında yoğunluk nedeniyle maalesef hayli kirleniyor. Şanslıysanız deterjan, şanssızsanız olmadık şeylerin kokusu geceleri tüm ortamı kaplıyor. Temiz deniz için rüzgâr almayan açık deniz koylarının yolunu tutacaksınız. Bunun için şu anda en iyi seçenekler Hisarönü ile Yeşilova geçişindeki Apostol Burnu ve civarı, bir de Yeşilova ile Marmaris Körfezi arasındaki Karaburun civarı koyları. Mesela Oğlan boğuldu ya da Alagelme.
FETHİYE – GÖCEK: SEVENLERİ İÇİN BİTMEYEN BİR ÇİLE
Soru: “Ali Boratav, Göcek’i seviyor musun?”
Yanıt: “Evet seviyorum, hem de çok seviyorum ama usandım.”
Hem Göcek’in koylarına çökmek isteyenlerle uğraşmaktan hem Göcek’in tüm denizci topluluğunu “aşırı zengin” kabul eden esnafından usandım. Hem Göcek’ten para kazanmak isteyen kamu yönetimine laf anlatmaya çalışmaktan hem de Göcek’in muhteşem güzelliğini vahşi bir şekilde sömüren, istismar eden denizcilere ricacı olmaktan usandım.
Tek bir örnek veriyorum…
“Göcek ve Dalaman koylarını Kullanma ve Koruma Esasları” diye 2011 yılında yayınlanmış bir tebliğ var. Buna uymayanın 2023 yılı idari cezası özel tekneler için 244 bin, ticari tekneler için 1 milyon 221 bin lira. Bu tebliğ diyor ki, Göcek koylarında hız sınırı 6 deniz milidir. Güzel!
15 Haziran öğleden sonra Hamam Koyu’nda bir jet ski sürücüsü Bayrak Adası’na kıçtankara tekne ile ada arasından herhalde yüksek süratle geçiş yaptı. Sürücünün boynu teknenin koltuk halatına takıldı ve öldü. Sahil Güvenlik’in tekne hakkında tutanak tuttuğunu işittik. Acaba ölüme sebebiyet vermekten mi? Bilmiyorum! Bu olayın neresiyle uğraşalım? Konuyu neresinden tutalım? Kime ne akıl verelim?
Göcek koyları kalabalık. Jet skiyle, sürat teknesiyle teknelerin arasına girilir mi? Orada yüzen bir çocuk da olabilirdi. Geçen yıl aynı küçük adacığa bir teknenin servis botu yüksek süratle çarptı. Teknenin kaptanının boynu kırıldı, gemicisinin kaburgaları un ufak oldu.
Bir arkadaşımızla konuşurken dedi ki “Göcek’te önce tüm süpermarket gemilerinin faaliyetine son verilmeli. Bunlar tekne-kondulara bonfile, lahana, cacık taşıdıkça orada iki üç ay yerinden kıpırdamayan yüzen-lüks köy hayatı devam edebiliyor.”
Kesinlikle haklı… Muğla BŞ Belediyesi’nin çöp toplama konteynerlerinin kaldırılması bir diğer vahim gündem maddesi. Daha bunlar gibi milyonlarca konu anlatılabilir.
Peki, bırakalım bu tatsız konuları. “Göcek’i seviyoruz, ille de gidelim” diyoruz. Ne yapacağız?
Bu yıl devletin istediği astronomik kira / ecrimisil bedellerini ödemekte zorlanacak resmi Yat Mola Noktaları’nı, yani Göbün, Manastır, Küçük Sarsala, Bedri Rahmi Zeytin, Tersane Adası ve Boynuz Bükü’nden oluşan altı tesisi desteklemekte fayda var.
Ayrıca şunu da bir not olarak kaydetmeliyim: Son yıllarda fiyat/kalite denklemi biraz şaştı. Bu yıl ne olacak hiç bilemiyorum, o da ayrı mesele. Ama bu insanlar 20-30 yıldır ailelerini geçindirirken Göcek doğasını da canla başla koruyan yerli nüfustur.Göcek’te gelecek de, denizcilerin öncelikle desteğini hak eden nüfus da budur.
DİĞER ROTALAR: MARMARİS VE KEKOVA…
Doğrusu Kekova’ya ancak gerçekten deniz sevgisi, tutkusu içine işlemiş insanlar gidiyor. Bu denizciler haliyle o bölgeyi ya gayet iyi biliyor ya da denize, doğaya yeterince saygı duyuyorlar. Dolayısıyla söyleyecek bir şeyim yok.
Marmaris Körfezi ise, çoklukla gel-geç bir rota. Çoğunlukla insanlar ya kısa süreli bir Marmaris kaçamağı için bu körfeze çıkıyor ve iki üç gün denizde gezip kentlerine, işlerine geri dönüyorlar. Ya da Marmaris’ten çıkıp Hisarönü veya Fethiye’ye dümen tutuyorlar. Genellikle Kumlubük, Çiftlik, Bozukkale, Ekincik koyları bu körfezin vazgeçilmez durakları.
Bu bölgede dikkat etmemiz gereken, denizciliğimizin geleceği açısından cansiperane korumamız gerektiğine inandığım iki önemli durak. Birincisi; 100’e yakın tekne ağırlama kapasitesiyle Çiftlik Koyu. Bu koy marinalar dışında denizlerimizdeki en büyük amatör denizci sığınma noktasıdır. Burayı kaybetmemek, bu koydaki beş restoranın iskelelerini yaşatmak şu ekonomik kriz günlerinde göz önünde bulundurmamız gereken önemli bir önceliktir, diye düşünüyorum.
İkincisi de; Datça Knidos ile birlikte Karaburun Bozukkale tesisleri, yani Ali Baba, Sailor’s House ve Loryma Beach denizciliğimiz için çok büyük bir öneme sahipler. Knidos ve Bozukkale limanları binlerce yıldır bölgenin uçbeyleridir. Hem ulusal (kabotaj) hem de uluslararası deniz seferlerinde bu iki doğal limanın tam olarak 5 bin yıldır, yani Minos, Miken uygarlıkları ve Dor kavimlerinden bu yana çok büyük önemleri vardır.
İkinci bir nokta, işletmecisi Hasan’ın bazı tuhaflıkları nedeniyle son yıllarda Rodos Geçidi’ndeki Karaburun’un ikinci antik limanı Serçe (Kasara-Cressa) Koyu amatör denizciler tarafından biraz ihmal edildi. Ama burası da 5 bin yıllık bir açık deniz limanı. Serçe’de son zamanlarda biraz tepki çeken Hasan şimdilerde işleri kardeşi Osman’a devretti. Geçen yıl gidenler memnundular. (Tel: 0536 3395492)
Yani… Bozukkale, Serçe, Knidos… Zaten gözünün üstünde kaşı var deyip geçmeyelim… Tehlikeli sulardaki 5 bin yıllık bu denizci sığınaklarını korumamız lazım.☸
created by dji cameracreated by dji cameracreated by dji cameracreated by dji cameracreated by dji cameracreated by dji camera
Daha önce profesyonel denizcilerden, uzun yıllar bu işe emek verenlerden hem denizlerin keyfini hem de sorunlarını bilgiler ışığında görüp, okuyup dinlediniz. Bana ayrılan satırlarda baş ıstralya, borda, yelkenli tekne hızları ile birlikte rüzgârın sesi, mavinin rengi ve ufuk çizgisinin gizemi yani amatör denizcilik ruhunun tutkusu da yazılarımın kaynağı olacak.
Yıllar önce üniversite zamanlarında keyif amaçlı yelken kulüp ve yarışlarına katılmış olsam da, bu konuda bilgim birçok denizciden azdı. 2020 yılında pandemi döneminde alternatif seyahat yöntemleri araştırırken, bir ilan sitesinde gördüğümüz uygun, küçük ve yönetilebilir bir tekne ile başladı bugün kopamadığımız macera.
Sıfırdan eğitimler alıp rüzgâr yönlerinden, bağlara kadar baştan çalışıp öğrendik. Bir yandan da hobi amaçlı aldığımız tekneyi refite yakın şekilde yeniledik. Türkiye’de her yıl artan yat turizmiyle her 2 bin kişiye bir tekne düşüyor. Bizimki de bunlardan biriydi.
Dünyada ve Türkiye’de profesyonel denizcilik ilgi görüyor ama belirli bir zümreye hitap ediyor. Biz bu kalıpların biraz dışında, hiç bilgisi olmayana, daha önce tekne kullanmamış olana da tekneyi ve en önemlisi denizi sevdirmeyi amaçladık.
Sevdiğinizi önemsersiniz, sevdiğinizle bağ kurar ve onu korursunuz. Denizi önemsemeyi, denizle bağ kurmayı ve en önemlisi denizi korumayı amaçlamıştık biz de.
Henüz yolun başında olduğumuz için hatamız da çoktur, katkılarımız da diye düşünerek, bütün yaşadıklarımızı dijital mecralarda anlatmaya başladık. Hikâyemiz sevilmiş olacak ki bugün gittiğimiz koylarda sıcacık selamını gösteren, kahve ikram eden, sizden görüp ben de aldım diyen arkadaşlarımız çok. Bundan büyük bir keyif alarak “keyifliyim” teknemiz ile yollara devam ediyoruz.
Tanışma yazımız madem bu, o zaman önce biraz kendimi tanıtayım ve “keyifliyim” teknemizin diğer iki kaptanını da sizlere tanıtayım isterim.
BİZ KİMİZ?
Ben Miray Süleymanoğlu Öncü. Henüz 30’lu yaşlarımdayım. (Özellikle yaş belirtiyorum çünkü denizcilik hep emeklilik hayali olmuş bizde, halbuki ne kadar erken o kadar güzel.) Alman Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi mezunuyum. Yaklaşık on yıl boyunca kurumsal hayatta pazarlama ekiplerinde yöneticilik yaptım. Eşim Tolga ile yine bir kurumsal şirkette yan yana masalarda otururken tanıştık.
Evliliğimiz ve vakit, nakit buldukça yaptığımız seyahatlerimiz bizi başka bir noktaya taşıdı. Fotoğraf, video çekmeye, hikâye anlatmaya olan merakımız, önce yakın çevremizi etkiledi ve onlar da bizimle birlikte gezilere katılmaya başladılar. Daha sonra etki alanımız, günümüz “influencer” tabiriyle genişledi ve dijital medyada bir yer edinip binlerce, yüzbinlerce kişiye öncülük etme şansına sahip olduk.
Bir noktada kurumsal kariyerimizle kendi işimizi kurmak arasında kalıp hayatımızın rotasını hayallerimize çevirdik. Altı ay sonra yapamazsak geri döneriz diye anlaşmalar yapıp istifa ettik. Tayland’a tek yön bilet aldık.
“Sen yola çık yol sana görünür” sözü bizim hayatımıza tesir etti ve yollar yolları, kapılar kapıları açtı. Kendimizi Türkiye’nin ve dünyanın en büyük şirketlerine içerik üretirken bulduk. Otellerin içerik üreten yüzü ve ajansı, dünyanın en büyük cruise şirketlerinin elçileri olduk. “Miray ve Tolga ile ROTA” adında dünyanın farklı köşelerini anlatan televizyon programımız ile daha geniş kitlelere bu defa ana akım medya üzerinden ulaştık. Tam yeni bir programın hazırlığındayken, tüm dünyada seyahati engelleyen pandemi ilan edildi. Biz de bu süreyi ailemizin evinde dinlenerek geçirdik. Ama “Nasıl ‘keyifliyim’ deriz?” diye yollar göstermekten vazgeçmedik.
Siz odağınızı nereye yönlendirirseniz, enerji oraya yönlenirmiş. Bu defa da seyahat enerjimiz, pandemi şartlarındaki en uygun koşulları aradı. Alternatifler arasından kendimizi en iyi hissettiğimiz yerde olmayı, deniz üzerinde yaşamayı seçtik. 32 feet küçük bir tekne alıp renove ettik, ardından burada yaşamaya başladık.
Tam tekneyi satılığa çıkarıp kışı da geçirebileceğimiz bir büyük boy tekne ararken, güzel bir haber hayatımızın rotasını bir kez daha değiştirdi. Bir bebeğimiz olacaktı. Kız mı erkek mi henüz bilmezken, denizin bize getirdiğine inandığımız bebeğimizin adını Deniz koymaya karar verdik.
Yapımız gereği, planlayan, çabasız analitik, strateji seven insanlarız. Her yönüyle düşünüp riskleri belirleyip, risk durumlarında ne yapacağımızı netleştirdikten sonra odağımızı keyfe yöneltiriz. Bu sayede çoğu zaman “keyifliyim” diyebiliriz. Bu son gelişmede de içerisinde çocukla “keyifliyim” diyebileceğimiz bir tekne aramaya başladık.
Bu arada rahmetle andığımız üstadımız Sadun Boro’nun Fora Yelken kitabının son sayfasında kızının gözünden yazılmış bir yazı çıktı karşımıza. Bir çocuğun gözünden tekneyle dünya turunda neler yaşadığını anlatıyordu. Bu kitap bizde birçok çağrışım yaptı ve sonunda ne istediğimizi belirledik.
Deniz’in, üzerinde hareket edebileceği, oyunlarını oynayıp aktiviteler yapabileceği, kaslarını çalıştırabileceği, kendini birey olarak hissedebileceği ve büyürken ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir tekne ve tekne yaşamı olmalıydı.
Bu sebeplerle bizim için en uygunu, kendimizin yönetebileceği büyüklükte (yani çok da büyük olmayan) bir katamaran bulmaktı. Bir buçuk yıl boyunca Ege, Akdeniz ve İyon Denizi sularının farklı kıyılarında tekneler aradık. Türkiye sınırlarının dışına çıkıp Preveza’ya ya da Hırvatistan’a kadar baktık. 2022 yazının başında tam bir tekne oldu derken, o dönemde fiyat artışları sebebiyle tekne sahibi satmaktan vazgeçti.
Ve biz o yazı teknesiz, deniz üzerinde değilse de deniz kenarında, “yapabilir miyiz, nasıl olacak?” soruları eşliğinde ve kiraladığımız charter teknelerinde geçirdik.
2023’ün başlarında içimizdeki denizde olma sevdası daha da perçinlendi. Hevesimiz kırılmadan, birinde ikisinde olmadı yapamıyoruz demeden, aramaya devam ettik. Bir Datça seyahatimiz sırasında marinada gördük bugünkü kızımızı. Fountaine Pajot, Mahe 36, Caretta isimli katamaranı görmeye gittik. Tekne üzerine çıktığımızda henüz bir buçuk yaşında olan Deniz oradan oraya koşmaya, kendine baştan kıça yollarda parkur yaparak oynamaya başladı. Çocuk olunca kararları ona göre verirsin derler, o mutlu olduğunda sen de mutlusundur. Madem sevmişti kardeşini, biz de mutluyduk. Anlaşmalar, konuşmalar, surveyler derken, havalar tam da kıştan bahara dönerken, teknemize, yeni kızımıza kavuştuk. Adını yeniden “keyifliyim” koyduk. Kendini keyifli hisseden kızımız bize de keyifli anlar yaşatsın diye.
Üç amatör denizci, ikisi 35’li yaşlarda biri henüz iki yaşında, keyifliyim teknemizle seyirler yapmaya, anı kumbaramızı doldurmaya başladık. Burada da bundan sonra size, bu maceralarımızı, teknede çocuk yetiştirmeyi, aynı anda annelik-denizcilik-yelken-yemek-çocuk büyütme nasıl yapılıyor onu anlatacağım.
Bir kadın olarak, Türkiye’de denizciliğin gelişimini, daha yeni Başak Mireli’nin Atlantik okyanusunu yelkenliyle tek başına geçmesinden de ilham alarak, bizim gözümüzden soruları, sorunları ve denizde yaşamın keyfini elimden geldiğince paylaşacağım.
Siz de denizde yaşam, çalışma, çocukla tekneyi bir ev haline getirme ve aklınızdaki tüm soruları Yacht Türkiye Instagram sayfaları, @keyifliyim Instagram ve Youtube hesaplarımız üzerinden sorabilirsiniz.
Ben de her ay Yacht Türkiye özel yazılarımda ve dijital mecralarda sorularınıza yanıt vererek, içinizdeki deniz aşkını büyütmeye yardımcı olmaktan keyif alacağım.
Denizler hepimizin. Önce korumak, kollamak sonra da doğa ile uyum içinde yaşamak hedefimiz.
The Ocean Race’in 17 gün süren ve değişken hava koşulları altında oldukça zorlu geçen dördüncü ayağının birincisi, 11th Hour Racing Team oldu. Yarışın beşinci ayağı 21 Mayıs’ta New Port, Rhode Island’dan start aldı.
The Ocean Race’in IMOCA takımları şimdilerde beşinci ayakta rekabet ediyor. 15 Ocak’ta Alicante, İspanya’dan start alan yarışın birinci ayağında VO65 filosunda WindWhisper Racing Team birinci gelmişti. IMOCA sınıfında ise ilk ayağın ve ikinci ayağın galibi İsviçreli Team Holcim-PRB olmuştu. Üçüncü ayakta bir sürpriz yaşanmış ve galibiyet Team Malizia’ya geçmişti. Dördüncü ayak özellikle Team Malizia ve 11th Hour Racing Team arasındaki kıran kırana mücadeleye sahne oldu. Her iki takım defalarca birbirini geçti ama galip gelen, 10 Mayıs’ta Newport’a varan 11th Hour Racing Team oldu.
TEAM HOLCIM-PRB’NİN TALİHSİZLİĞİ
Yarışta üç ayak sonunda birinciliği elinde tutan Team Holcim-PRB, dördüncü ayağın dördüncü gününde direğini kırdı. Kaza yaşandıktan sonra Skipper Kevin Escoffier, Yarış Kontrol Merkezi’ne teknedeki herkesin iyi olduğunu belirterek, yardıma ihtiyaçları olmadığını bildirdi. Durumla ilgili bir bilgi de GUYOT Environnement – Team Europe’un skipper’larından biri olan Robert Stanjek’ten geldi: “Neyse ki yaralanan yok. Kevin çok güçlü bir şekilde yarışıyor. Yanlarından geçerken VHF’le konuştuk. Sıkıntılarını onlarla birlikte yaşıyoruz. Böyle bir şeyin kimsenin başına gelmesini istemeyiz.”
Team Holcim-PRB’nin talihsizliği yaşanırken 11th Hour Racing Team öne geçti, hemen arkasından Team Malizia ve Biotherm onu takip etti. Rüzgâr koşulları iyiden iyiye değişken hale gelirken Team Holcim PRB takımı bir karar aldı. Tekneyi Rio’ya götürerek yeni bir direk takacak ve yarışa devam edeceklerdi. Bu, lojistik ve zamanlama açısından risk taşıyan bir hareket olacaktı. Ancak takımın yarış sıralamasındaki konumunu korumak için denemeye değerdi.
BELİRSİZLİK VE AYRILIK
Dördüncü ayağın birinci haftası tamamlanırken 11th Hour Racing öndeydi. Doğudan gelen ılımlı alize rüzgârları hızlı yarışa destek oldu. GUYOT Environnement – Team Europe’tan da bir atak geldi ve aralarındaki mesafe azaldı. Ancak birden yavaşladı ve teknik bir sorun yaşadıklarını bildirdi. Aynı sıralarda Team Malizia yüksek basınç sırtından çıkmış, Brezilya’nın kuzeydoğu köşesini dönmek için çabalıyordu. Tüm takımların önünde hayli zorlu geçişler vardı. O günlerde dördüncü ayağın liderinin kim olacağını kestirmek mümkün değildi.
Team Holcim-PRB yarışın ikinci haftasına girerken dördüncü ayaktan çekildiklerini, tüm çabalarını çift puanlı translantik etapta sergileyeceklerini açıkladı.
OKYANUSTA MEYDAN KAVGASI
IMOCA filosu dört tekneyle sürdü. Team Malizia ve 11th Hour Racing arasındaki rekabete Biotherm de dahil oldu. Alize rüzgârlarının olumsuz etkilenen takım ise GUYOT Environnement – Team Europe oldu ve geride kaldı. Yoğun hava değişiklikleri arasında şüphesiz en büyük güçlükleri yaratan fırtınalar oldu. Dengesiz koşullara rağmen dört tekne de durmadı. Özellikle GUYOT Environnement – Team Europe kayda değer bir performans sergiledi. Fakat bu çetin mücadele esnasında Biotherm de teknik bir sorun yaşadı, bu da yavaşlamasına yol açtı. Takım, sorunu sekiz saat sonunda çözdü ama bu sefer de kötü rüzgârla baş başa kaldı.
Tarihler 7 Mayıs’ı gösterdiğinde, finiş noktasına doğru gördüğümüz rekabet iki takım arasındaydı: Team Malizia ve 11th Hour Racing Team. 1 Mayıs’ta başlayan bu ikili çekişmeyi kimin kazanacağını dünya soluğunu tutarak takip etti.
FİNİŞE DOĞRU KAPIŞMA VE KAZA
Dördüncü ayağın belki de en heyecanlı anları 7 Mayıs itibarıyla başladı. Team Malizia ve 11th Hour Racing Team, The Ocean Race ruhunun gerilimini ve tutkusunu okyanusa taşıdı. Her iki takım da azmini ve heyecanını kaybetmedi, ayağı kazanmaya odaklandı. Avantaj anbean el değiştirirken, müthiş bir taktik savaşı da yaşandı. Ancak finiş hattı olan Newport’a 900 km mesafede acımasız hava koşulları onları bekliyordu. 40 knot olarak tahmin edilen güneybatı rüzgârlarıyla yaklaşan bir hava cephesiydi söz konusu olan ve 50 knot’a kadar yükseliyordu. Bu hava öngörüldüğü gibi gerçekleşirse, takımların tüm yarış boyunca karşılaştıkları en güçlü rüzgârlardan biri olacaktı. Teknelerinden tamirlerle uğraştıkları için geride kalan GUYOT Environnement – Team Europe ve Biotherm de elbette aynı sorunla baş edeceklerdi. Ancak Kuzey Atlantik fırtınalarından nasibini GUYOT Environnement – Team Europe aldı ve direğini kırdı. Neyse ki kazada yaralanan olmadı. Aynı sıralarda 11th Hour Racing Team, Newport’a en çok yaklaşan takımdı.
TAKTİK SAVAŞI SONUNDA GELEN GALİBİYET
23 Nisan’da başlayan 5.550 deniz mili uzunluğundaki dördüncü ayağın final süreci dört tekneden oluşan IMOCA filosunun iki takımı 11th Hour Racing Team ve Team Malizia arasındaki çekişmeye sahne oldu. Düşük hızda verilen taktiksel mücadeleyi Biotherm üçüncü ve GUYOT Environnement – Team Europe son sırada takip etti.
10 Mayıs’ta öğleden sonra saatlerinde 11th Hour Racing Team, ayağı birincilikle tamamladı. Dördüncü ayağın diğer IMOCA’ları ise Team Malizia, Biotherm ve GUYOT Environnement – Team Europe şeklinde sıralandı. Şu anda genel sıralamaya göre 11th Hour Racing Team ile Team Holcim PRB arasında sadece bir puan var; Team Holcim PRB liderliğini koruyor. Öte yandan Team Malizia ve 11th Hour Racing de liman yarışları da hesaplandığında aynı puana sahip durumdalar. Yani rekabet kızışmış, dengeler değişmiş durumda.
3.500 deniz mili uzunluğundaki beşinci ayak 21 Mayıs’ta New Port, Rhode Island’dan start aldı. Takımlar bu ayak sonunda çift puan alacakları için sıralamayı değiştirecek bir etap olması bekleniyor. Finiş noktası ise Danimarka’nın ikinci büyük şehri Aarhus.
Yedi ayakta tamamlanacak The Ocean Race, Temmuz ayında sona erecek. Yarış, eurosport.com ve discoveryplus.com adreslerinden, ayrıca The Ocean Race YouTube hesabından takip edilebilir.☸
www.theoceanrace.com
The Ocean Race 2022-23 – 1 May 2023, Leg 4 Day 8 onboard Team Malizia. Drone view with 11th Hour Racing Team behind.The Ocean Race 2022-23 – 27 April 2023, Leg 4 Day 4 onboard Team Holcim – PRB. Flying our J4, aka storm sail.The Ocean Race 2022-23 – 01 May 2023, Leg 4 onboard 11th Hour Racing Team. Malama and Team Malizia sail north, towards the equator, urrounded by clouds of the Doldrums.