Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • Ödüllü Prestige M48

    Ödüllü Prestige M48

    Prestige Yachts’ın ilk çift gövdeli modeli M48, suya indiği ilk günden beri adından söz ettirmeye devam ediyor. Son olarak Avrupa’da Yılın Motoryatı Ödülleri’nde (European Powerboat of the Year 2023) en büyük boy olan 14-20 metre kategorisinin de kazananı oldu…

    Yazı PELİN ÖZCANLI  Fotoğraflar PRESTIGE YACHTS ARŞİVİ

    Fransız Beneteau Group çatısı altındaki Prestige Yachts, müşterilerinin konfor beklentisinin artmasına cevap olarak geliştirdiği M-Line katamaran serisinin ilk modeli M48’i, ilk kez Eylül 2022’de Cannes’da sergiledi. M-Line’ı yaratırken Prestige, Beneteau’nun diğer çok gövdeli markalarından yola çıkabilecekken, sadık müşterilerini düşünerek bağımsız bir yol izlemeyi seçti. 

    “Prestige ama iki gövdeli Prestige” denen M-Line’ların tasarımında da yine tüm Prestige’lerde imzası bulunan İtalyan Garroni Design’a başvuruldu. Katamaranın mühendisliğinde Philippe Briand’ın, iç yaşam mahallerinde ise Valentina Militerno De Romedis’in imzaları var. Garroni Design’ın başındaki isim  Camillo Garroni, Prestige’in M48 ile ileride kendi pazarında referans olacağı yeni bir çağa girdiğini söylüyor. “Konfor artık yat sektöründe sürekli bir talep ve M48 planlanırken öncelik buydu” diyen Philippe Briand, konu hakkında M48’in geleneksel yüzme platformlarından çok farklı yapıdaki inovatif kıç platformunu örnek gösteriyor. Valentina Militerno De Romedis ise M-Line’ın konsept ve renklerinde ilhamını ikonik modern şehir, ufuk çizgisinin gökyüzü ve deniz arasında zarifçe uzandığı Miami’den aldığını belirtiyor. Bu benzetmesiyle aslında Prestige M48’in iç ve dış mekânlarında yaratılan kusursuz harmoniyi vurgulamak istiyor.  Devamı Mart 2023 sayımızda.

  • İlk hibrit Amels 60 COME TOGETHER

    İlk hibrit Amels 60 COME TOGETHER

    Geçen senenin ilkbahar aylarında Amels Limited Editons filosuna katılan yeni bir Amels 60 sahibine teslim edildi. Hollandalı Damen Yachting & Amels imzalı 60 metre boyundaki Come Together adlı megayat, sahip olduğu hibrit teknolojiyle ve yeni nesil lüks tasarımıyla dikkat çekiyor.

    Yazı AYÇA GÜÇLÜTEN Fotoğraflar DAMEN YACHTING & AMELS ARŞİVİ

    Damen Yachting- Amels işbirliğiyle inşa edilen Amels Limited Editions’a her yıl yeni bir megayat katılıyor. Birkaç ay önce bir Amels 200 modeli olan Moonstone’u sayfalarımıza taşımıştık. Bu ay ise daha maskülen çizgilere sahip bir Amels 60 olan Come Together’ı incelemeye aldık. 

    Amels filosunun boy dizininde 37. sırada yer alan megayat, Amels 60 serisinin ilk yeni nesil modeli olarak nitelendiriliyor. Satış bedeli 69 milyon 500 bin Euro olarak belirlenen Come Together, Y.Co tarafından charter amaçlı kiralanıyor; haftalık bedeli 450 bin Euro. Sınırlı sayıda üretilen Amels 60 serisinin bu son megayatı, “süperyatların süperman”i olarak anılan Espen Øino tasarımı olarak öne çıkıyor. Monako merkezli tasarım stüdyosunun imzası 25 yılı aşkın zamandır dünyaca bilinen birçok süperyatta var. 

    SOFİSTİKE VE MASKÜLEN

    Come Together, önce gövdesiyle kimliğini ortaya koyan bir megayat. Fütürist bir yaklaşımla yaratılan profilindeki geometrik ve maskülen hatlar sayesinde hem zarif hem de keskin bir duruşu var. Damen Yachting’in Vlissingen’deki tersanesinde inşa edilen ve 2022’nin Mart ayında suya indirilen megayat, ilk charter yolculuğunu geçen yılın yaz aylarında Akdeniz sularında yaptı ve yine geçen yıl Monaco Yacht Show’da sergilendi. 

    Çakıl grisi rengindeki siyah ve beyaz dokunuşlar, megayatın sofistike ve doğal kimliğini vurguluyor. Gövdeki her bir rengin Come Together’a özel yaratıldığı belirtiliyor; Mattehron beyazı, Super jet siyahı ve Pebble grey. Metalik gövdesiyle dünyanın farklı sularında gövde gösterisi yapan Come Together, hibrit güce ve propülsiyon teknolojisine sahip. Damen Yachting Genel Müdürü Rose Damen, megayatın satışının henüz yapıldığı günlerde, “Hızlı bir satış oldu, gururluyuz. Tasarım, mühendislik ve proje ekiplerimiz Come Together için son birkaç yıldır çok yoğun bir çalışma süreci geçirdi” açıklamasını yapmıştı. Devamı Mart 2023 sayımızda…

  • Doğanın dengesi, dünyanın düzeni var YIKIMIN KAYNAĞI İSE İNSAN

    Doğanın dengesi, dünyanın düzeni var YIKIMIN KAYNAĞI İSE İNSAN

    Kıtalar birleşir veya parçalanır… Okyanuslar genişler, dağlar yükselir, iklimler değişir… Bu çarpışmalar, birleşmeler ve hareketler olmasaydı zaten bildiğimiz Dünya oluşmaz, hayat var olmazdı. 

    Çok büyük bir deprem yaşadık, yalnızca 11 şehri değil, tüm ülkeyi harap eden bir deprem yaşadık. Şiddeti büyük, yüzeye çok yakın olan bir depremdi ama aslında harap eden, felakete çeviren yine insan etkisiydi. Burada konuştuğumuz konular hep değişiyor, kimi zaman iklim değişimi oluyor, bazen çevre kirliliği oluyor, bazen başka bir şey. Ama temelde hep aynı şeyi konuşuyoruz: İnsan etkisi. Evet en başta da dediğim gibi kıtalar yer değiştirmeseydi, bu hareketler, doğal afetler, depremler olmasaydı hayat var olmazdı. Doğanın dengesi tam da bu işte. Burada yıkımın ana kaynağı yine insandı. 

    DÜZEN DEDİĞİMİZ DÜZENSİZLİĞİN KENDİSİ

    Gezegenimiz bazen yavaş bazen daha şiddetli ve hızlı ama sürekli bir değişim içinde. Anadolu ile Arap Levhası arasında bir zamanlar bir okyanusun olması gibi. Zamanla bu okyanus Arap Levhası’nın kuzey-kuzeybatı yönlü yakınsaması ile kapandı ve nihayetinde bu iki kıta birbirine kenetlenir vaziyete geldi, yani şu anki halini aldı. Ancak yeraltındaki hareketler sürekli devam ediyor. Ve hep edecek de. 

    Dünyanın düzeni tam da bu düzensizliğin kendisi aslında. Anadolu karası da bu tektonik hareketlerin çok yoğun olduğu bölgelerden birinde. Güneyinde Afrika Levhası var mesela ve yılda 9 mm, Arabistan Levhası ise yılda 19 mm hızla kuzeyde yer alan Avrasya Levhası’na doğru hep ilerliyor. Bu levhalar arasında kalan Anadolu karası da sıkışır hale geliyor. Hızı daha yüksek olan Arabistan Levhası’ndan dolayı Doğu Anadolu sürekli yükseliyor. Öte yandan tüm dengeler birbiriyle bağlantılı. Belki ne alaka diyeceksiniz ama, Kahramanmaraş merkezli yaşadığımız depremden sonra İtalya kendi bölgesinde tsunami uyarısı verdi. Yani Dünya sistemi içerisinde bir yerde olan hareket bazen kilometrelerce öteyi etkileyebiliyor. Aynı bizim buradaki hoyrat yaşantımızın kutuplardaki yaşamı dahi etkileyebilmesi gibi.

    TSUNAMİLERİN ÇOĞUNU DEPREMLER TETİKLER

    Tsunami konusuna gelecek olursak, söz konusu uyarıyı yapan uzman, “Sadece 0,5 metre yüksekliğindeki bir dalga bile tehlikeli sellere ve çok güçlü akıntılara neden olabilir” diyor. Tsunamiyi en sık tetikleyen unsur, genellikle depremlerdir. Hatta “genellikle” kelimesini açacak olursak, tüm tsunamilerin yüzde 88’ini depremler tetikler. Nasıl oluyor da kilometrelerce uzaktaki bir depremin başka bir yerde tsunami oluşturma ihtimali var diye düşünüyor insan. Bunu daha iyi anlamak adına, kısaca bir tsunami mantığından bahsedelim. Bildiğimiz, normal dalgalar suyun yüzeyindeki bazı etkilerle oluşuyor. Fakat tsunamiler bütün su kolonunun, yani dikey şekilde o sütunun yer değiştirmesiyle oluşuyor. Bu tür bir etkiye sebep olabilen en yaygın doğa olayı da depremler oluyor. Depremlere bağlı olarak, su tabanı birdenbire zıplayıp geri inince, üzerindeki su sütunu da hızla zıplıyor ve sarsılıyor haliyle. Sonraki süreçte de su, dengesini bulmaya çalışırken depremin merkez üssünden etrafa dalgalar saçılmaya başlıyor.

    ARISTOTELES’İN HAVA-DEPREM TEORİSİ

    Gezegenimizin kendine has bir sistemi var, bir döngü içerisinde kaynaklarını ve enerjisini kullanıyor. Hava olaylarında da hep bahsettiğimiz gibi kaotik bir yapı var bu sistemde. Ama bir yandan da farklı değişkenler birbirine bağlı. Her bir olay birbirine bir noktada bağlanabiliyor. Belki de bu yüzden yer bilimleri ile atmosfer bilimleri çoğu zaman birbiriyle bağlantılı algılanabiliyor. Ancak bu bağlantıların direkt, birebir olması ile ilgili yüzde 100 kanıtlanmış bilimsel dayanaklar yok. Bu iki fenomeni birbirine doğrudan bağlayamayacak kadar karmaşık bir yapı söz konusu. Yeri gelmişken onlar hakkında da ufak bir konuşalım derim. 

    “Tam deprem havası” diye bir tabir vardır, bilirsiniz. Çok sıcak havalardan şüphelenilir bazen veya sakin ve bulutlu bir günde deprem olabileceği hissine kapılır insan. Çok uzun zaman öncelere ait, M.Ö. 4. yüzyılda Aristoteles’in de hava-deprem ilişkisi ile ilgili bir teorisi var. Yeraltı mağaralarında sıkışan rüzgârın burada sarsıntılar oluşturabildiğini öne sürmüştü Aristoteles. Bu teoriyi besleyen birkaç fikri daha vardı. Ancak tüm bunlar dediğim gibi çok uzun zaman öncenin hipotezleriydi. 

    ARSUZ’DA YAŞANANLAR TESADÜFİ

    Sismoloji bilimi ortaya çıktığından beri artık depremlerin tektonik hareketlerden yani yer hareketlerinden kaynaklandığı konusunda hemfikiriz. Yer ve hava hareketlerinde karışıklık oluşturan bir başka örnek de Kahramanmaraş depreminden sonra meydana gelen deniz çekilmesinin akıllarda soru işareti oluşturması. Denizin kıyıdan yer yer 4 ila 20 metre geri çekildiği ve Arsuz sahilinde taşların, kayalıkların meydana çıktığı gözlemlendi. Fakat Kandilli Rasathanesi’nin de açıkladığı gibi, bu yalnızca zamanlaması tesadüfi olan bir hava olayı. Zaten genellikle şubat-mart ve baharın bazı dönemlerinde denizde rutin olarak çekilmeler olur. Buradaki de havada oluşan basınç-sıcaklık değişimlerine ve kuvvetli rüzgârlara bağlı olarak yaşanan bir durumdu. Yani deprem ile bir ilgisi yoktu. Deniz çekilmesi bir hava olayı iken, deprem tektonik hareketlerden kaynaklanan bir yer olayı özetle.

    ÇÖZÜM: BİLİNÇLİ YAŞAM VE USULÜNE GÖRE BİNALAR 

    Denizin renginin değişmesini dahi depreme bağlayanlar olabiliyor ama o da fitoplankton dediğimiz canlıların aniden fazlaca çoğalması ile ilgili bir olay. Kısacası, böyle bilimsel dayanağı olmayan absürt bilgilere kulak vermek veya inanmak yerine yetkin bilim insanlarının uyarılarına kulak vermek doğru olan. Buna göre bir düzen kurmak, buna göre yaşamak, bilinçli ve sorumlu olmak. Hayatı yaşanır ve güzel kılacak olan bunlar. Uyarıları dikkate aldığımızda, hayatımızı sonsuz tüketim çılgınlığı yerine bilinçli yaşamaya göre kurduğumuzda, binalarımızı, yaşam alanımızı usulüne göre inşa ettiğimizde doğal afetlerin bizi etkilemesinden belki de hiç bahsetmeyeceğiz bile. Hepimize geçmiş olsun… ☸

  • NENE HATUN İskenderun’da

    NENE HATUN İskenderun’da

    Adını Millî Mücadele kahramanı Nene Hatun’dan alan ilk ve en büyük acil müdahale ve yangın söndürme gemimiz Nene Hatun, 7 Şubat’ta İstanbul’dan yola çıktı ve 10 Şubat’ta sabaha karşı İskenderun’a yanaştı.

    Hazırlayan Ayça Güçlüten, Fotoğraf Anadolu Ajansı

    87,80 metre boyundaki Nene Hatun, 7 Şubat’ta İstanbul’dan yola çıktı, Çanakkale’ye malzeme ikmali için uğradı ve 10 Şubat tarihinde sabaha karşı İskenderun’a vardı. 20 yatak kapasiteli küçük bir hastanesi de olan, her türlü hava koşulunda görev yapmak için gereken donanıma sahip Nene Hatun, bölgeye gönderilen yardım filosunun en etkili gemilerinden biri oldu. 

    21 Kasım 2014 tarihinde suya indirilen Nene Hatun gemisi Türkiye’nin en büyük, en kapsamlı acil kurtarma ve itfaiye gemisi ve aynı zamanda ilki olarak hizmet veriyor. Gemi, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nün sahibi olduğu ve işlettiği Yalova’da inşa edildi ve 2015 yılında göreve başladı. Nene Hatun’un içinde olası bir kurtarma sonrası acil sağlık hizmeti için 20 yataklı hastane ve saatte 9 bin 600 metreküp su basabilen yatay 150 metre, dikey 70 metre su püskürtebilen yangın söndürme sistemi bulunuyor. Bir adet heliport ruhsatlı gemide, 11 ton ağırlığa kadar helikopterin iniş yapabileceği bir helikopter pisti de yer alıyor. Bordalarında bulunan kollar sayesinde deniz kirliliğine müdahale yeteneği ve 1000 metreküp kadar atık taşıma kapasitesine sahip olan gemide, kirlilik ölçüm laboratuvarı ve 25 ton kapasiteli güverte kreyni mevcut.

    EN BÜYÜK AÇIK DENİZ ACİL MÜDAHALE GEMİMİZ

    Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, Nene Hatun’un bölgeye gönderilme zamanlamasıyla ilgili değerlendirmede bulundu ve şöyle eleştiriler getirdi: 

    “Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’ne, dolayısıyla Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na bağlı bulunan Nene Hatun gemimiz 2015 yılında hizmete başlayan, Türkiye’nin en büyük açık deniz acil müdahale kurtarma ve yangın söndürme gemisidir. Geminin bağlama limanı olarak İstanbul Boğazı, Kuruçeşme’de bulunması gerekir. Zira boğazlardaki büyük deniz kazalarına ve yangınlara müdahale edebilecek yeteneği koruması açısından bu önemlidir. Öte yandan, bu geminin İstanbul gibi büyük deprem riskine sahip bir şehirde bulunması da çok değerlidir. Ancak sadece İstanbul bölgesinde değil, Türkiye’nin her bölgesinde depremde çıkacak liman yangınları başta olmak üzere acil müdahaleler için bu geminin çok yüksek hazırlık durumunda tutulması gerekir. Maalesef Büyük Anadolu Depremi’nde bu hazırlık derecesinin sağlanması mümkün olmadı. Nene Hatun depremden neredeyse 96 saat sonra İskenderun’a varabildi, İskenderun’da üç gün süren liman yangınının söndürülmesine başından itibaren katkı sağlayamadı. Bu kapsamda bir kez daha görüldü ki, Türkiye’nin denizde kamuya ait bütün olanaklarının acil müdahale planlarının hazır olması ve bu müdahale planlarının depremin ilk saatlerinden itibaren yürürlüğe konması gerekir. Daha da ötesinde, kamunun bütün gemilerinin doğal afetlere hazırlık tatbikatlarını Türk Silahlı Kuvvetleri’nin savaşa hazırlık tatbikatı ciddiyetinde ve sıklığında yapması gerekirken, bu tatbikatlar göstermelik ve çok düşük periyotlarla icra edilmiş, 1999 Marmara Depremi’ne rağmen hiçbir ders çıkarılamamıştır.”