Etiket: Ali Boratav

  • GÖKOVA Ayın Koyu’nda huzur ve Denizkızı Kaptan

    GÖKOVA Ayın Koyu’nda huzur ve Denizkızı Kaptan

    Yaz ortasında Ören’e taşındım ve hızla Gökova’nın kuytularında yeni keyifli keşiflere başladım. Gökova’da 2022’nin sürprizi Ayın Koyu’nun berrak sularındaydı. Okluk’un efsane restoranı Denizkızı Kaptan işinin ehli bir ekip ile bu sezon Ayın Koyu’nda hizmet vermeye başladı. Birkaç yıl içinde Küfre, Okluk Yücel ve Denizkızı, Akbük Altaş gibi sevilen denizci restoranlarını kaybeden körfezde, Denizkızı Kaptan Restaurant  hızla yeni bir cazibe merkezi oluşturdu. Fotoğraflar  ALİ BORATAV

    Denizlere adım attığımızdan bu yana, yani 20 yıla yakın sürede Ege’nin sınırlarını sadece birkaç kez aşarak (İyon ve Adriyatik denizlerinde birkaç gezinti) herhalde 20-30 bin dm yol yapmışızdır. Bu süre içinde yılda en fazla bir iki gece aynı koyda konaklamışlığımız vardır. Çünkü Yacht Türkiye ve sonraları da Mavi Yolculuk Rehberi için günde en az iki üç durak yapar, fotoğraf çeker, bilgi toplardım.

    2022 Temmuz ayında taşındığımız Gökova Ören Marina’da şimdilik tembellik hakkımızı kullanıyor; kısa Gökova gezileri ardından marinaya döndüğümüzde birkaç gün Ören’de yaşıyor, kenti ve çevreyi keşfediyoruz. 

    Ören’in köyünde de turistik kent tarafında da keşfedilecek çok keyifli sürprizler var. Mesela köydeki Özbaşak Simit ve Börek Salonu. Simidinin lezzeti Türkiye’de ilk 10’a girer. Bazlamacı İlkay, Kokoreçci Furkan köyün ara sokaklarında dolaşırken keşfettiğimiz diğer lezzet durakları… Turistik kent tarafında da süper keşiflerim var. En önemlisi muhteşem ev yemekleri yapan Enginar. Abartmadan söylüyorum, her tencere bir başyapıt. Muhteşem bir lahmacun salonu: Yakamoz. Marinaya yakın Çamlık gözlemecisi bir diğer hoş keşif. 

    AYIN KOYU’NDA BİR SÜRPRİZ

    Evet, Ören’den ilk izlenimler böyle. Dedim ya, tembellik hakkımızı kullanıyoruz. Zamanımız bol, Gökova’nın kuytularını da keşfediyoruz. Gelecek ay Yacht Türkiye’nin 200’üncü sayısında körfezlerimizde neler olup bittiğini yazacağım, ama vakit kaybetmeden Gökova’dan sevindirici bir haberi sizlerle paylaşmak istiyorum: 2019’un son günlerinde kapanan Okluk Denizkızı Kaptan Restaurant yeniden denizcilerle buluştu. 

    Karacasöğütlü Mustafa Efe’nin Okluk’ta 1983 yılında kurduğu bu restoranın adı önceleri “Captain’s Restaurant” idi. Yörede “Efeler Restaurant” diye de bilinirdi. “Denizkızı” ismini sonradan aldı. Mustafa Efe, restoranı 1987-1993 yılları arasında kiraya vermiş, onun dışında 2019 yılında kamulaştırıldığı tarihe kadar, yani 30 yıl boyunca kendisi işletmişti. 

    Biz 2000’li yılların başlarında Gökova’ya çıktığımız ilk gezilerde burayı keşfettik ve çok mutlu olduk. Ulu çam ağaçlarının önünde, yemyeşil günlük ağaçları ve rengârenk zakkumlarla kaplı bahçesiyle, yaz sonunda 100-150 kilo nefis üzüm veren devasa bir asmanın kapladığı çardağıyla, Türkiye’nin en güzel gün batımlarının seyredildiği iskelesi ve terasıyla Kaptan Restaurant, sadece bizim değil tüm denizcilerin Gökova’daki gözdesiydi.

    SADUN BORO’NUN DA MEKÂNIYDI

    Yaşamının son yıllarını büyük ölçüde Okluk’taki 8 no’lu çam ağacına bağladığı teknesinde geçiren Sadun Boro, koydaki üç restoranı da evi gibi sever ve kullanırdı, ama onun da favori mekânı Kaptan Restaurant idi. Gün batımında dostlarıyla Kaptan’ın terasında buluşur, ünlü yaza veda partilerini Kaptan’da yapardı. 1995’te Tankut Öktem’in yaptığı denizkızı heykeli Okluk’un girişine yerleştirildiğinde bir kontraplak üstüne “Gökova’yı kirletmeyin, ormanı yakmayın” mesajını veren bir pano yapmış, Kaptan Restaurant’ın terasına asmıştı.

    Sadun Boro, Mustafa Efe’nin sevgili Sadun Amcası idi. Mustafa Efe de ona olan saygı ve sevgisiyle bizim Okluk’u keşfettiğimiz yıllarda “Denizkızı Restaurant” ismini kullanmaya başlamıştı. Mustafa Efe konuşkanlığı ve uzun sohbetleriyle tanınmış bir arkadaşımız değildi. Genellikle lafı ağzından kerpetenle sökerdim. Restoranın az uzağında tandır fırının başında gölgede oturur, gündüzleri kırmızı demli çay, akşamları beyaz demli sıvıyla, sessizce yaşardı. Bir gün koluma girdi, beni mutfağa sürükledi. “Sadun Amca, şu ahtapotu yapmayı bir türlü öğrenemedin, beyaz şarap ve kimyon ile güvece koyacaksın, kendi suyunda ağır ağır pişecek, dedi, yeni bir tarif verdi. Bak bakalım hoşuna gidecek mi?” diye elime kalınca bir kol tutuşturdu. Baktım, şahane… 

    2008 yılında Yacht Türkiye’de “Rüzgârın götürdüğü iskele: Okluk” başlıklı bir yazı yazmışım. Öyle ya, Bodrum’dan çıktığınızda ön yelkeni açın, rüzgâr sizi doğruca Okluk’a götürürdü. Rüzgâr esti, yıllar geçti. Derken bir de baktık, Turgut Özal’ın Okluk’un yanı başında Malderesi Koyu’ndaki iki göz odalı, 150 metrekarelik Devlet Konuk Evi tesisi yerine koca koca binalar yapıldı. Güvenlik önlemleri çerçevesinde Okluk koyundaki üç tesis ve köylülerin evleri kamulaştırıldı ve tamamen yıkıldı, temizlendi. Denizciler de Gökova’yı Gökova yapan temel limanlarından biri kaybetti.

    BAZEN HER ŞEYİ KOLAYCA UNUTUYORUZ

    O köylüler için de, Okluk’taki üç restoranın sahipleri, çalışanları, müdavimleri için de zor zamanlar yaşandı. Dilarya’nın sahibi Hüseyin Bey Karaca Köyü’ne taşındı. Koyun ortasındaki Yat Limanı Restaurant’ın sahibi Turgut Yücel, Söğüt’teki en eski tesis olan marineti kiraladı ve Mustafa Efe’nin yardımcısı Alptekin’i (Apo) de yanına alarak bu iskele ve restoranı yeniden canlandırdı. Denizciler için hızla bir uğrak noktası, yeni bir sığınak haline getirdi. Ama bu mutluluk çok kısa sürdü. Turgut Yücel’in kalbi, 2020 sezonuna adım attığımız ilk günlerde yaşadığı onca strese, üzüntüye yenik düşerek 57 yaşında yaşama veda etti.

    Okluk’un yıldızı Denizkızı Kaptan Restaurant’ın sahibi Mustafa Efe ise son yıllardaki arıcılık hobisini bir yaşam biçimine çevirdi, kovanlarını da alıp dağlara çıktı. Çok üzgündü. Restoranının tüm malzemesini depoya kaldırmıştı. Bazen bir vesile yaratırdım, konuşurduk; “Yediadalar Küfre ya da Gökağaç Limanı’nda, Longöz’de denizcilere yönelik yeni bir restoran açılabilir mi? Bunun için kimden nasıl izin alınacak?” gibi konular… Her sohbetimiz “Zor, çok zor” diye biterdi.

    Derken bu ilkbaharda bir haber: Mustafa Efe, Ayın Koyu’ndaki eski Defneli Şimşek isimli tesisi ve 5 dönümlük arazisini kiralamış.

    RÜZGÂR BU KEZ AYIN KOYU’NA DOĞRU…

    Okluk’a 2 kilometre mesafedeki Ayın Koyu huzur dolu, harika bir doğa. Gün batımında Okluk’taki gibi kırmızının her tonunun yaşandığı bir gurup görüntüsü yok, ama ufuk inanılmaz net, sakin bir mavi ve yeşilin her tonu ile kaplanır. Deniz, Okluk’un çamurlu sularıyla mukayese edilemeyecek ölçüde güzel, berraktır. Çevreyi kaplayan orman aynı… Üstelik Defneli Şimşek Restaurant’ın kurucusu Orhan Bey, 40 yıl önce bu koya iki sıra palmiye dikmiş. Şimdilerde 25-30 metre yüksekliğe ulaşmış bu ağaçlar koya çok farklı bir hava veriyor.

    Defneli Şimşek Restaurant’ın da 35 yıllık bir öyküsü var. Ama 2000’li yılların başlarında tesisi babasından devralan ikinci kuşak Ercan Şimşek 2012 sonbaharında esrarengiz bir şekilde ölünce restoran kapandı. 

    Önünde 8-10 teknenin bağlanabildiği bir ahşap iskele vardı. 2017 yılında bakımsızlıktan çökmek üzere olan bu iskelenin ecrimisil bedeli fazlasıyla manasız bir hâl alınca, Orhan Şimşek iskeleyi kayıttan sildirmiş. Zaten o kış kuzey rüzgârlarına dayanamayıp tamamen yıkıldı. Bugün dört beş ahşap kazığı duruyor. Koyda iskele yok.

    Mustafa Efe burayı beş yıllık bir sözleşmeyle kiraladıktan sonra, iki ay içinde restoranı, güneş enerjisi sistemini, iki sıra devasa palmiyelerin oluşturduğu koridorun altına masaları yerleştirdiği bir ahşap terası inşa etmiş. 1 dönümden büyük bir alana da bir bostan yapmış. Bostan bu yıl biraz deneysel. Bakalım pembe domates mi iyi yetişecek, kırmızı oturak domates mi? Hangi biber, nasıl bir mahsul verecek? Patlıcanlar bostanın sağını mı, solunu mu sevecekle?  Kıvırcık mı daha iyi büyüyor, marul mu? Bunlar her bostanda biraz tecrübeyle belirleniyor. Ama gelecek yıl eminim harika bir bostan olur, yaz boyunca lezzetli sebze, salata bulunur. 

    Son zamanlarda Gökova’da iyi balık yemek için en iyi iki adres Karacasöğüt’teki Raca ve Yücel idi.  Ama… Mustafa Efe de, 30 yıl boyunca Gökova’daki balıkçı ailelerinin en önemli müşterisiydi. Okluk’taki Denizkızı Kaptan Restaurant’ın 150-200 iskemlesinin en aşağı yarısı her akşam yerel balık yerdi. Eminim önümüzdeki dönemde Gökovalı balıkçılar toptancılara gitmeden önce Mustafa Efe’yi mutlaka arayacaklardır.

    MUTFAKTA BİR TANIDIK İSİM

    Mustafa Efe, Denizkızı Kaptan’ı yaz başında açtı ama benim uğramam Ağustos başını buldu. Öğleden sonra bota atladım ve hem çevreyi gezeyim hem de balık seçeyim diye kıyıya çıktım. Ortam harika, bundan 15-20 yıl önce bakir bir koyda ıssız bir restorana ulaşmışsınız gibi sakin, huzurlu bir atmosfer var havada. Terasın ortasında tıpkı Okluk günlerinde olduğu gibi dev bir asmanın tepesini örttüğü uzun bir koridordan mutfağa yürüyorsunuz. Hemen buzdolabına seğirtip balık tepsilerine bakmak istedim. Şef kırık buzların arasından çıkardığı balıkları bizzat gösteriyor. Şefi gözüm bir yerden ısırıyor ama nereden?

    Küçük bir sohbet. Bir de baktım Mustafa Efe, Gökova Yelken Kulübü’nün 15 yıllık mutfak şefini transfer etmiş. Mehmet Usta, bölgede en iyi ızgara ustası olarak bilinir. Şoklanmış balığı bile suyunu kaçırmadan ızgara etmesiyle ün kazanmıştır. Üstelik Mehmet Usta yalnız değil, eşiyle birlikte gelmiş. Eşi de zeytinyağlı mutfağının şefi. Vay canına, hadi bakalım… Hayırlı olsun.

    Mutfaktaki bu iddialı ekibi işleriyle baş başa bırakıp tekneye döndüm. Akşama kadar tembellik yaptık ve yemek zamanı gelince yeniden karaya çıktık. 

    ALERJİK SORULAR

    Arkadaşlarımızla birlikte terasta bize ayrılan masaya yerleştik. İsimlerinin Emre ve Şafak olduğunu öğrendiğimiz iki güleryüzlü, genç garson yanımıza geldi, siparişlerimizi aldı. Biraz sonra Şafak elinde, şakşuka, fava ve deniz börülcesiyle geldi, tabakları masaya koyarken içinde neler olduğunu saymaya başladı. “Ben tamam Şafak’cım, biliyoruz” gibi bir şeyler söylediysem de, Şafak geri adım atmadı ve saymaya devam etti. Sonra da “Bir alerjiniz olabilir, gulutensiz rejiminiz vardır, yediklerinizin içindekiler konusunda bilgi vermek benim görevim” diye sözlerini tamamladı. Ayın Koyu’nda böyle bir sohbet doğrusu hepimizi biraz (epey) şaşırttı. Meğer Mustafa Efe’nin son transferi Şafak daha önce uzunca bir süre İstanbul’da Four Seasons ve ardından Zorlu Zanzibar’da çalışmış.

    Aslında bunlara şaşırmamak lazım. Mustafa Efe, 30 yıl boyunca Okluk’ta Türkiye’nin en güç beğenen müşteri profiline başarıyla hizmet sunmuş bir işletmeciydi. İkincisi… Son yıllarda Gökova’nın bu bölgesi, tuhaf bir şekilde büyük yokluklar ortamında yüksek kalite standartlarına sahip oldu. 

    Örnek… Haluk Karamanoğlu 2002 yılında Gökova Yelken Kulübü’nü kurdu. Ağaçlar arasındaki Galley Restaurant’ın mutfağının başına Bebek Otel’in master şefini getirdi. 

    2007 yılında Cenk isminde bir genç müteşebbis dıştan takma motorlu kayığıyla Yediadalar koylarını dolaşıp herkesi akşamüstü Küfre’de mojito içmeye davet ederdi. İnanamadım gittim, baktım derme çatma barın arkasındaki ahşap raflar üç yıllık rom şişeleriyle dolu. O yıllarda İstanbul’da bile ancak iki üç bar rom ile mojito yapardı.

    2015’te Ferhat Balcı Karacasöğüt’te Raca Restaurant’ı açtı. Raca’nın mutfağı, şarap kavı ve hizmet kalitesi ilk açıldığı günden bu yana İstanbul’un en iddialı mekânlarıyla yarışıyor.

    Mustafa Efe de, 30 yıl Gökova’nın en iyi iş yapan restoranını işletmişti. Ayın Koyu’nda yeni Denizkızı Kaptan Restaurant’ı açarken hem mutfağında hem servisinde hem de yerel ve doğal ürünlerinde çıtayı en yüksek standartlara yükselteceğinden emindim. Nitekim bunu başarmış durumda. Hayırlı uğurlu olsun. Zaten şu anda restoran maliyetleri ve fiyatları öyle bir arttı ki, gözünü karartıp bu hesapları ödeyenler de en yüksek standartlarda ürün ve hizmet beklentisi içine girmiş durumdalar.

    DİKENSİZ GÜL BAHÇESİ YOK

    İşte böyle bir konsept dünyada bulunmuyor. Ayın Koyu’nda açılan Denizkızı Kaptan Restaurant’ın da bazı zorluklarla baş etmesi gerekiyor.

    Örnek…

    n Mustafa Efe, Okluk’ta büyük bir soğuk hava deposuna sahipti. Her yıl bahar aylarında bir buçuk ton yerli ahtapot, iki ton yerli kalamar satın alıp şoklar ve yaz aylarında müşterilerinin karşısına bu leziz malzeme ile çıkardı. Şimdi… Birincisi yerli ahtapot ve kalamar fiyatı uçmuş durumda. İkincisi elektrik hattı olmayan Ayın Koyu’nda bu volümde sezon stoğunu koruyabileceği bir soğuk hava deposunu güneş enerjisi ile çalıştırmak çok güç. Doğrusu ithal ahtapot idare ediyor, ama ithal kalamar, karidesin tadı yok. Bir çözüm bulması gerekecek…

    n Okluk 12 ay çalışabilecek muhteşem bir liman idi. Kuzey rüzgârlarına açık Ayın Koyu sezonluk olmak durumunda. Bu herhalde Mustafa Efe’nin hesaba kattığı bir konu.

    n Ayın Koyu’nda iskele yok. Tamam teknelerin açıkta durmasının da kesinlikle bir güzelliği var. Farklı bir estetik. İnsanların hoşuna da gidebilir. Ama bugünkü tekneci profili (Gökova’daki gibi en enerjik ekipler bile) bir iki “bot indir-bindir”den sonra sıkılabilir. Unutmamalıyız ki, genel kural olarak Türk denizcisi ekabirdir. Mustafa Efe eğer iskele yapmayacaksa, Denizkızı Kaptan Restaurant çok iyi bir tekneden müşteri getir-götür sistemi kurmak zorunda. (Bunun en iyi örneklerinden biri Fethiye Karacaören Can Özmen’dir. Yıllardır gayet iyi işleyen bir sistem kurdu. Herkes mutlu.)

    n Ayın Koyu’nu ziyaret eden Türk denizcisi diyelim ki ekabir değil de, alabildiğine enerjik çıktı. Botuna atlıyor, restorana kendi imkânlarıyla geliyor. Bu durumda da söz konusu enerjik denizci arkadaşlarımız bir bot iskelesi yapılmasını talep edebilir. Çünkü plaj iri çakıllı ve dik, özellikle büyük botları karaya çekmek zor oluyor. Mustafa Efe ile bunu konuştuk. “Bu yıl çok yorulduk, gelecek yıl umuyorum sezon başında yapmış olacağız” dedi. 

    n Ayın Koyu çook uzun zamandır Marmaris’in kara (piknik) turizmi alanlarından biri. Özellikle 2012 yılında Defneli Şimşek kapandıktan sonra piknik tüpünü, mangalını alan bu plaja gelmeye alıştı. Şu anda orman yangınları nedeniyle bu ateş yakıcıların ıssız ormanlara girmesi yasaklanmış durumda. Ama bu durum değişecektir. Değişince de Denizkızı Kaptan Restaurant’ın ‘rakı/şarap-balık/ahtapot’ ve “gözleme/patates kızartması-bira/çay” ekipleri arasında bir denge kurması, düzenleme yapması gerekecek. Maalesef bu iki ekip çoğunlukla bir arada olamıyor. Eh bu da 30 yıldır bu kıyılarda başarıyla iş yapmış Mustafa Efe’nin çözeceği bir konu. Eminim akılcı bir çözüm bulacaktır.☸ www.maviyolculukrehberi.net

  • 2022 Durum Raporu: Marinalar dolu, denizler tenha

    2022 Durum Raporu: Marinalar dolu, denizler tenha

    Pandemi nedeniyle iki yıldır denizlerdeki aşırı yoğunluktan şikâyetçiydik. 2022, denizlerde şaşırtıcı bir ferahlık ve tenhalık ile başladı. Nedenler muhtelif. Bir yanda enflasyon etkisi, bir yanda Yunan sularının açılmış olması, en önemlisi de pandemi korkusuyla ofis ve okulu deniz üstüne taşıyanların 2022’de kent hayatına dönmüş olmaları bu ferahlamanın en önemli tetikleyicileri oldular. 2021’de 20 teknenin üst üste çıktığı gözde küçük koylarda üç dört tekne gecelediğini görmek şaşırtıcı oldu. Bayram günlerindeki yoğunluğa kadar tüm marina ve iskeleler sahibini bekleyen teknelerle doluydu. Fotoğraflar ALİ BORATAV

    Yazın ilk günlerini Hisarönü Körfezi’nde geçirdik. Bu sene Hisarönü için söyleyeceğim ilk şey, 2020’den bu yana yaşanan büyük yoğunluğun bu sezon biraz hafiflemiş olduğu. Hemen akla gelen birkaç nedeni var. Birincisi Yunan sularının açılmış olması. İkincisi, artık gerçeküstü boyutlara varan pahalılık. Üçüncüsü de pandemi korkusuyla ofisi, okulu denize taşıyanların artık kentteki evlerine dönmüş olmaları.

    Herhalde bunların en trajikomik olanı “pahalılık” konusu. Tekne sahipleri maalesef gayet iyi bilirler, marin fiyat diye bir olgu vardır. Denizin üstündeki mantık ötesi fiyat artışları da sanki bir “marin enflasyon”a işaret ediyor. Mesela dört kişi, bir hafta 10 gün denize açıldınız. Diyelim ki, “yemek yapma, bulaşık yıkama derdimiz olmasın” dediniz ve dört beş gün kıyıdaki restoranlara çıkıp yemek yemeye karar verdiniz. Bu restoranların önemli bir bölümü veri hatlarının zayıflığı nedeniyle kredi kartı kabul etmiyor. Beş gece restoran hesabına banknot yetiştirmek sahiden kolay değil.  Yelkenliler biraz küçük motorlarıyla avunuyorlar da, irice bir motoryatın 2-3 bin beygirlik motorunun saatte 10-15 bin liralık yakıt tüketiminin, zaten yerinden pek kıpırdamayan bu büyük teknelerin iyice hareketsizleşmesine neden olduğu da kesin. 

    Hayat pahalılığının bir diğer boyutu tamirat ve bakım giderleri. Mesela güneş enerjisi panellerinin şarj merkezi hata verdi. Ücra bir koya bir elektrikçi çağırdınız, yol parası, usta parası, bir de yeni şarj merkezi. Marin fiyatlar… Hesap nereden baksanız 10 bin TL. Hem de nakit ödemeniz şart. Mesela bir ay denize çıkıyorsunuz, diyelim ki bankada da çok paranız var, peki bankayı yanınızda mı götüreceksiniz? Ya da yanınızda bavulla para mı taşıyacaksınız? 

    YUNAN SULARI VE PANDEMİ BİTTİ ETKİSİ

    Enflasyonun, daha doğrusu devalüasyonun Yunan sularına açılmak isteyenleri biraz engellediği kesin. Suyun öte yanında ahtapotun porsiyonu 10 yıldır değişmedi; 13-14 Euro. Ama liraya çevirdiğinizde o eski ucuz tarife yok. Buna rağmen haziran ayında sadece Bozburun’dan 400 tekne giriş çıkış işlemi yapmış. Datça, Marmaris, Bodrum’dan çıkan tekneleri de hesaba ekleyin ve bunların büyük bölümünün rotasının Yunan suları kapalı olsaydı Hisarönü olacağını göz önünde bulundurun. Hisarönü’nde haziran ayında seyir halinde ya da bir kuytuya uzun süreli bağlanmış 700-800 tekne olduğunu tahmin ediyorum. Yunan suları kapalı olsa bu rakama yüzde 50 eklemek gerekeceği kesin. Yoğunluğun azalmasında en önemli faktör ise, kesinlikle pandemi nedeniyle kendini denize atanların artık dönmüş olması. Bunu en iyi marina ve marinetlerin doluluk oranından anlayabiliyorsunuz. Temmuzun ilk günlerinde bir hafta sonu ikmal için yanaşacak yer aradık. Turgut’taki iki; Orhaniye’deki dört beş marinet en kolay yer bulunabilecek hafta sonu günlerinde bile tıklım tıklım doluydu. Aynı günlerde Orhaniye’deki Martı Marina’nın da en aşağı yüzde 70-80 ölçüsünde dolu olduğunu gördük. Haziranda iki kez Göcek’e gittim. Geçtiğimiz iki yılın aynı dönemine göre Göcek’in de nispeten daha tenha olduğunu söyleyebilirim. Bu yıl da favori bölge olma özelliğini koruyan Hisarönü Körfezi’nde temmuz ortasında bayram günlerinde ilk kez marinaların ve iskelelerin boşaldığına tanık olduk. Bakalım bu yoğunluk temmuzun ikinci yarısında ve ağustosta da sürecek mi? Mavi kıyılarımızın en sakin körfezi Gökova’da ise bayram günlerinde bile bir yoğunluk yoktu. Bayramın son günlerinde Yedi Adalar’ın en kalabalık bölümü Çamlı Liman’da beş altı tekne, Tuzla Fener Büklerinde yedi sekiz tekne geceledik. Bayram ortasında bir ara hayli yoğunluk yaşanan Akbük’te bayram bitiminde alargadaki tekne sayısı dörttü. 

    DENİZ TATİLİNE DEVAM!

    Tatilci denizciler içinse yoğunlukta bir azalma yok. Tatilini denizde geçirmek, geçtiğimiz iki yıldaki gibi ilk tercih edilen seçenek olmaya devam ediyor. Örneğin, Bencik’te haziranın ikinci yarısında bir salı, bir de perşembe gecesi geçirdim. Tek tek saydım; birinde 52, diğerinde 46 gulet vardı koyda. Bu, Hisarönü Körfezi’nde kabaca 500’e yakın gulet müşterilerini gezdiriyor demekti. Denizciliğe merak yükseliyor ve yükseliyor. Kış aylarında tüm denizcilik eğitim kurumları kurslarının dolup taştığını işitmiştik. Sanırım bu kursiyer arkadaşların tamamı şu anda denizlerde dolaşıyor. Aynı şekilde özellikle Bodrum, Marmaris ve Göcek yakınlarındaki tüm eğitim tekneleri tam kapasite yeni denizcilere eğitim turundalar. Uzun yol yapmayı da seven bu teknelerin en çok tercih ettikleri gezi rotası da haliyle Hisarönü. Denizci olmaya yönelik bu ilgi bizi ziyadesiyle mutlu ediyor. Ama sanıyorum, bizler acemilik dönemlerimizde daha dikkatliydik, diğer teknelere daha saygılıydık. Bugünün acemileri play station oynar gibi iskeleye yanaşıp ayrılıyorlar. COLREG (çatışmayı-çarpışmayı önleme kuralları) konusundaki kursu pek çoğunun kaçırdığına eminim. Çarpışmaya 10 saniye kala ders notuna bakmaya karar veren pek çok yeni denizciyle karşılaşıyorum. Bazı eğitmenlerin ortasında iki teknelik boşluk olan iskelede öğrencilerine rıhtıma yanaşıp ayrılma eğitimi verdiğini görüyorum. Öğrenci bir ciddi hata yapsa, iskeleye yanaşırken rüzgâr bir anda bordadan vursa, son anda müdahale 10 tonluk tekneyi toplamaya yetmiyor. Gelip size çarptığında eğitmen arkadaşımız öğrencisine ne diyecek? Mesela “Şimdi de çarptığın tekneden özür dilemen gerekiyor…”

    STRATEJİK KARARLAR

    İklim değişiyor, Windy, Poseidon gibi meteoroloji tahmin sitelerinin öngörülerinin çok ötesinde kaçaklar, gece yarısına, hatta sabaha kadar devam eden beklenmedik fırtınamsı rüzgârlar ile karşılaşıyoruz. Zaten Hisarönü’nde bağlanabilip güven içinde uyuyabileceğiniz hepi topu altı yedi tane iskele kaldı. Bu yaz, bu iskelelerin fırtınamsı rüzgârlarda ne kadar tehlikeli olabildiğini bir kez daha test ettik ve “Artık bu maceraya yeter” dedim. Esnetici palavra, dalga boyu yükseldiğinde koç boynuzları inanılmaz basınç altında kalıyor. Dirsekbükü ve Orhaniye haricinde Hisarönü ve Yeşilova’daki iskelelerin tümünde fırtınamsı havalarda bordadan dalga vurabiliyor. Tekneler yalpaya düşünce usturmaça bu şiddete dayanamıyor. Hava azdığında, rüzgâr bordadan vurduğunda, iskeleden isteseniz de ayrılamazsınız. Teknenizi ya da komşu tekneyi koruyacağım derken sağınızı solunuzu sakatlayabiliyorsunuz. 2022 sezonunda benim kısmetime düşen Söğüt’te sağ elimi palamar halatı ile tekne arasına sıkıştırmak ve yumuşak doku zedelenmesi oldu.

    Bu sezon Hisarönü’ne ilişkin bir gözlemim de guletler ile en azından yelkenciler arasında bir zımni anlaşma sağlanmış sanki. Gezgin yelkenciler alargayı sever, Hisarönü’nde bu türden yedi sekiz güzel yer vardır. Yazının başında Bencik örneğini vermiştim, oradan devam edeyim. Bencik’te eski MTA kampının önündeki Kesi Bükü yelkencilerin sığınağıdır. 10-12 yelkenli tekne burada birbiriyle çapariz de yaratmadan güvenle alargada kalabilir. Dip balçıktır. İyi bir çıpa ile 12 metreye 30 metre kaloma, 15-20 knot havaya kadar güvenli demirleme sağlar. Geçtiğimiz yıllarda her gittiğimde bir guletin bu bölgede demirli yelkenliler arasından uzun bir zincir döşeyip Kesi Bükü dibindeki ağaçlara kıçtankara bağlandığına şahit olmuştum. Bizim de başımıza birkaç kez geldi. İtiraz edenlere de, genç profesyonel kaptanların “Siz de kıçtankara olun kardeşim” dediklerini bile duydum.

    Bu yıl Bencik’te iki kez alargada konakladım. Koya gulet akını öğlen başlıyor ve bitmek bilmiyordu. Bir gulet bile alarga bölgesinde kıçtankara yapmadı. Aynı şekilde gezginlerin körfezde favori alarga koylarından biri de İnbükü (Emel Sayın) ve yanındaki Çamurlu Koy’dur. Yaz başında üç dört kez konakladık. Her seferinde burada da baktım ki, gulet kaptanları alarga alanını serbest bırakarak kıçtankara oldular. Çok mutlu oldum. Denizde tek ihtiyacımız, böyle bir karşılıklı saygı.

    ALARGA KONUSU İKİNCİ NOT!

    Buna karşılık acemilik dönemini yaşayan arkadaşlarımızın dikkatli olmaları gereken şeylerden biri de alargada ne kadar kaloma verileceği konusu. Bazı denizciler her fırsatta, “Zincir teknede dursun diye üretilmemiştir, 100 metre zincirin varsa 90 metre salla denize, için rahat uyu” gibi bir şehir efsanesini tekrarlar. Mantıken doğru, ama pratikte, gezgin denizcilerin hayatını hayli zora sokan bir mantık. 

    Mavi kıyılarımızda az önce bahsettiğim Bencik, İnbükü gibi çok önemli ve değerli birkaç alarga noktamız var. 

    Örnek: Gökova’da Sedir Adası, Tuzla Fener Koyu, Yediadalar Çamlı Koy, Akbük, Karacasöğüt; Hisarönü’nde Bozburun Burgaz, Adaboğazı ve Çomçalık’ın (Datbükü) bazı bölümleri, Selimiye, Orhaniye ada arkası, Kurucabük Aktur, tabii ki Knidos; Marmaris’te Çiftlik ve Armelle Koyları, Göcek’te Boynuzbükü, Kille, Sarsala Koyları; Kekova’da Sıçak ve Gökkaya Limanları… Bunlar neden değerli? Öncelikle küçük bir alanda maksimum sayıda teknenin konaklayabiliyor olması gerekiyor. Zinciriniz ne kadar uzunsa salınım alanınız o kadar geniş olur ve diğer teknelerin sizden daha uzağa demirlemesi gerekir. Dolayısıyla sınırlı bölgede daha az sayıda tekne demirleyebilir. 

    İkincisi… Çevre duyarlılığı açısından tehlikeli bir mantık. Zincir uzunluğunuz ne kadar fazla ise denizin en önemli oksijen jeneratörü deniz çayırlarına o kadar çok zarar verirsiniz. Alargada salınan teknenin zinciri bir tırpan gibi deniz çayırlarını biçer. Bir deniz çayırı tarlasının oluşumunun 100 yıl sürdüğünü ve her bireyin 200-300 yıl yaşayabildiğini yeni öğrendim ve çok şaşırdım.

    Sonuç: Hava sert olacaksa demirlerken 3 kaloma, yumuşaksa 2 kaloma yeterlidir. 

    Peki hava çok çok sert olacaksa… Saldım çayıra, mevlam kayıra! Zincirliği denize göm, sağlam bir bosa tut… Sonrası deniz ile tekne arasında… Can ve mal güvenliği tartışma konumuz değil.

    Bu arada… Zincirin direncinin en zayıf halkasının direnci olduğunu… Ve zincir deposunun dibinde kalan son metrelerdeki baklaların korozyondan en çok etkilenenler olduğunu akıldan çıkartmamak lazım. Sağlıcakla kalın.

    İNANILIR GİBİ DEĞİL OCTOPUS İSKELESİNİ YIKACAKLARDI!

    Hisarönü gezilerime mayıs ayının son günlerinde başladım. Mutfak işlerinden pek hoşlanmayan bir ekip olarak Marmaris’ten çıktık. Çiftlik, Bozukkale, Söğüt, Marmaris… Dört günde hızlı bir sezona merhaba turu. Programı yaparken Söğüt’te Octopus iskelesinin sahibi Eray Bey’i aradım, “Açtınız mı, geliyorum” dedim. “Ali Abi geldiğinde bir iskelemiz olursa buyur” dedi. Meğer dozerler kapıya dayanmış, 30 yıllık Octopus iskelesini, denizcilerin Yeşilova Körfezi’ndeki tek güvenilir kara bağlantısını çevre koruma kaygısıyla yıkmaya karar vermişler. Hukukta müktesep hak diye bir kavram vardır. Geçiniz. Diyelim ki, bölgedeki bir teknede sedye ile çıkarılması gereken bir insan var, bu işlemi yapabileceğiniz tek iskele. “Eray Bey, yürütmeyi durdurma davası açtınız mı?” diye sordum. Neyse ki açmışlar, dozer işini görmeden bir iki saat önce mahkemeden karar çıktı. İskele kurtuldu. Plajlardaki güneşlenme iskeleleri problemli bir konu. İnsanın kumsaldan denize girecek yeri kalmıyor. Ama Çevre Bakanlığı sapla samanı fena karıştırıyor. “Kaçak iskeleler yıkılacak” diye bir karar çıkıyor, sonra ekipler denizcilerin 10 yıllardır bir can simidi gibi kullandığı iskeleleri de yıkmaya kalkışıyor. Yapmayın!

    Kuzbükü: Büyük değişim

    Kuzbükü Neighbours… Belgin ve Menderes Çoban, beş yılda Kuzbükü’nü bir lezzet ve estetik merkezi haline çevirmişlerdi. Haziranın son günlerinde, bir gün uğrayalım dedik, rezervasyon için telefon açtım. “Ali Bey, istediğiniz zaman gelin, ama şu anda yeni yerimize taşınmak için hummalı bir çalışma içindeyiz” yanıtını aldım. Şok, şok, şok! Mülk sahipleri tesisi ve sahip oldukları araziyi astronomik bir fiyata satmış. Neighbours bölgede kısa sürede haklı bir şöhret kazandı. Çoban Ailesi yan arazinin de sahibiydi. Derhal kolları sıvamışlar, kendi arazilerinde kalan mutfak ve depo alanlarını da kullanarak restoranı bir yan parsele taşımışlar. İnşaat karmaşasına girmeyelim dedim, bir hafta sonra gittim. Kıyılarımızdaki örnek tesislerden biriydi. Bitmiş. Ama Çoban Ailesi, pes etmemiş, Kuzbükü’nden vazgeçmemiş. Denize 100 metre cephesi bulunan arsalarında yeni tesisi süratle kurmuş, sezona hazırlamışlar. Ben de uğramışken bir sübye kokoreçlerini yedim. Her zamanki gibi mükemmeldi. Kuzbükü’nde değişim sadece bundan ibaret değil. Üç dört yeni bina yapılmış. Hele biri, iki katlı bir taş konak. Maşallah! Bir de… Bir tiny house meraklısı en yakın karayoluna 3 km mesafede, 300 metrelik sarp bir kaya duvarının dibindeki Kuzbükü sahilinin ortasına herhalde bir sal ve vinç marifeti ile bir tekerlekli ev yerleştirmiş. Gözlerime inanamadım!   

    Ayağacı Koyu’nda turizm atağı…

    Ayağacı Koyu nerede biliyor musunuz? Tabii ki bilmiyorsunuz. Atabol (Apostol) Burnu ile Adaboğazı arasında, haritalarda Ayaca Koyu olarak geçen yere, turizm girişimcilerimiz yerel halkın verdiği isimle “Ay ağacı” demeyi tercih etmişler. Herhalde kulağa daha hoş geliyor diye. Denizciler açısından baktığınızda, koy fena halde solugan alır. Denizi sakin yakalamak pek zordur. Ama burada yıllardır bir yapılaşma çabası var. Üstünde Türk bayrağı dalgalanan pek çok ev de yapıldı. “Ne yapılacak bu kuş uçmaz kervan geçmez yerde” diye kendi kendimize sorarken bu yıl tam dört tesis devreye girmiş durumda. Ayağacı Boutique  Beach, Massi Ayağacı, Ayağacı Teras, Ayağacı Villa… Plajda büyücek bir ahşap iskele, denizde 8-10 tonoz… Ne diyelim, hayırlı olsun… Bozburun ve Söğüt’teki tanıdıklarla konuşuyoruz. Yeşilova Körfezi’nin tüm kayalık, ıssız yamaçlarının satıldığını söylüyorlar.  Herhalde zamanla körfezin tamamı böyle bir yapılaşma yaşayacak.☸ www.maviyolculukrehberi.net

  • Göcek’te bir ortak akıl mümkün mü?

    Göcek’te bir ortak akıl mümkün mü?

    Göcek alarm veriyor, kirlilik ve kalabalık had safhada. Bir çözüm arayışı ve farklı bir yönetim için kolları sıvayan Çevre Bakanlığı’nın düzenlediği ihale, eksikler ve hatalar nedeniyle iptal edildi. Ama doğru çözüm ne? Göcekliler ne istiyor, ne diyor? Bir ortak akıl oluşturulabilir mi? Bilim insanları, uzmanlar, yerel yönetimler ve bölgedeki tüm sivil toplum kuruluşlarının buluştuğu Fethiye Körfezi Göcek / Dalaman Koyları’nın Korunması ve Yönetimi Çalıştayı’nda bu sorulara yanıt arandı.

    Göcek’te sezon açıldı. Denizcilerin çoğu koylarda keyif sürmeye devam ediyor. Ama Göcekliler tedirgin. Koyların ihale edilme girişimi şimdilik durmakla birlikte, kamu yönetiminin koyların profesyonel yönetime ve ücretli konaklamaya geçişi için arayışı bitmiş değil. Bahar aylarında düzenlenen ihalelerin şartnamesi, önümüzdeki dönemde Türkiye Çevre Ajansı tarafından sunulacak yönetim planında, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın önceliklerinin neler olabileceği konusunda yeterince ipucu veriyor. Öte yandan Göcek’te sivil toplum da bir çözüm yolu arıyor. Bir ortak akıl oluşturma hedefiyle 18-19 Haziran tarihlerinde 30’a yakın uzman ve bilim insanın katıldığı “Fethiye Körfezi Göcek /Dalaman Koyları’nın Korunması ve Yönetimi” isimli bir çalıştay düzenlendi. Göcek Halk Meclisi, Muğla ve Fethiye Ticaret – Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odası Fethiye Şubesi, TÜRSAB Batı Akdeniz Bölge Temsilciliği ve ilgili tüm yerel yönetimlerin, yani Muğla Büyükşehir, Dalaman ve Fethiye Belediyeler’inin katıldığı, desteklediği çalıştayın sonuç raporu önümüzdeki günlerde yazılacak ve bu toplantıya katılmaya gerek duymayan tüm kamu yönetimi görevlileriyle de paylaşılacak. Ben şimdiden çalıştayda genel kabul gören görüşleri ana hatlarıyla sizlerle paylaşmak istiyorum.  

    “Deniz kirliliği ve ıvır zıvır”

    Çalıştayın ikinci oturumu çevre sorunlarına ayrılmıştı. Sunum yapan hocalarımızdan biri, toplantı öncesi kapının önünde beklerken yoldan geçen iki Göcekli arasındaki konuşmaya şahit olmuş. “Bu ne toplantısıymış?”, “Deniz kirliliği ve bir iki ıvır zıvır konu daha”…

    Yani tablo şu: Deniz kirliliği konusunda kimsenin bir şüphesi yok. Sorun herkesin dilinde, ciddiye alınıyor. Ancak diğer konular biraz belirsiz, umutsuz…  

    Hocalarımızın sunumları harika idi… Bana göre en ilginci ise Göcek hakkında bugüne kadar yapılmış en önemli çalışmanın (Göcek kapasite araştırması) mimarı ODTÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Yalçınar’ın yaptığı “2008-2022: 15 yıl sonra Göcek” başlıklı sunumdu. Bu sunumda, Göcek’teki su sirkülasyonunun günde sadece toplam suyun yüzde 3’ü kadar olduğunu öğrendik. Göcek’in diğer körfezlerimize göre daha hızlı bir şekilde kirliliğe teslim olmasının en önemli nedeni bu. Neredeyse bir göl kadar kapalı bir deniz. Bu açıdan sık sık dile getirilen bir proje, Hamam Koyu’ndan 200 metre uzunluğunda bir tünel ile Marmaris Körfez’ine bir bağlantı yapılması. Ayvalık Körfezi’nde kısmen başarılı sonuç alınan bu metodun yaratacağı etkiyi de Ahmet Hoca’nın bir öğrencisi tez olarak incelemiş. Göcek’i Marmaris Körfezi’ne bağlayan 30×5 metre genişliğinde bir tünel açılması durumunda bile yapılan simülasyonlarda, yüzde 3’lük sirkülasyonu ancak iki katına çıkartabilecek bir etki elde edilebileceği ortaya çıkmış.

    Bir de kirletenler var… 

    Göcek kent dibindeki suların acıklı durumundan hiç söz etmiyorum. Benim açımdan sorun, kentsel bölgeden uzak küçük koyların durumu. Bu çalıştay öncesinde 10 güne yakın Göcek koylarını dolaştım. Kille’de, Sarsala’da bile deniz içi vizibilite felaket. Ama bir de mesela Boynuzbükü’nde denize girin, gözünüzde maskeyle teknenin merdivenini tırmanırken pervaneyi asla göremiyorsunuz, dümen palası ise loş bir gölgeden ibaret. Boynuzbükü’nde alargadaydık. Sertçe bir hava vardı, sabaha kadar iki-üç tur zincirin etrafında dönmüşüzdür. Sabah demir alırken, bizim demirle birlikte dipten biri 50 kilo üstü olmak üzere iki Admiralti, bir Rocna çıpa, 8-10 metre onluk zincir ve 5-10 metre kalın halat geldi. Sağ olsunlar yat mola noktasının iskele sorumlusu Ferhat ve arkadaşları yardıma koştular, iskele dibinde bir saat uğraşıp bu hediyelerden kurtulabildik. Göcek’te koyların dibi kirliliğin ötesinde muazzam bir çöplüğe dönmüş durumda. Çalıştaya katılan hocalarımızdan Doç. Dr. Murat Yabanlı deniz kirliliğine nano, mikro ve makro plastikler açısından baktı. Konuşmasına “Modern insan artık haftada bir kredi kartı hacminde mikroplastik yiyor” sözleriyle başlayan Yabanlı, çalıştay öncesi yapılan Göcek koyları gezisinde üşenmemiş, bir de mikro araştırma yapmış. Sunumu sonrasında Büyük Yassıca Adası kumsalında çektiği dört kare fotoğraf gösterdi. Kumun içinde denizden karaya vurmuş belki 50-60 mikro-makro plastik parçası var. Her şeyi özetliyor.  

    Kıyı yönetimi, ama nasıl?

    Göcek’i kaplayan korkunç bir tekne yığını ve giderek artan, engellenemeyen bir deniz ve hatta kara kirliliği var. Bu nedenle “tekne trafiğine bir sınırlama getirilmeli, bir özel yönetim modeli oluşturulmalı” görüşü, neredeyse tartışmasız kabul görüyor. Çalıştayın benim de konuşmacı olduğum dördüncü oturumun konusu da çözüm arayışları; sivil toplumun görüş ve önerileri oldu. Dünya gezgini, usta denizcimiz Ekrem İnözü, Fransız Polinezyası’ndan Hırvatistan’a hassas bölgelerin korunması için nasıl sınırlamalar getirildiğine, kullanım kurallarının nasıl belirlendiğine ilişkin örneklerle oturumu açtı. Sonra söz alan DTO Yönetim Kurulu eski üyelerinden Faruk Okuyucu Göcek’te çözüm için hayli çalışma yapmış bir isim. Göcek’in bir doğa mirası olduğunu belirttikten sonra lafı uzatmadan “Nasıl Topkapı Sarayı’nın kullanım hakkı en yüksek kirayı verene devredilemezse, Göcek’i de ihale edemezsiniz. Göcek’in yönetimi doğrudan kamu yönetiminin yetki ve sorumluluğu olmalıdır” diyerek çalıştaya katılanların çoğunluğunun hislerine tercüman oldu. Hukuki çerçevenin ele alındığı birinci oturumda toplantının ilk konuşmacısı olan Prof. Dr. Bahtiyar Akyılmaz’ın da vurguladığı gibi “Anayasa Md. 43: Kıyılar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyıların kullanımında kamu yararı gözetilir” cümleleri bütün konunun özetiydi. Kıyıların kullanımında kamu yararı değil, kâr miktarı gözetilirse, bu işin sonu AİHM’ye kadar gider. 

    Yeni düzen, yeni şartname istiyor

    Çalıştayda pek çok ayrıntıya değinildi. Örneğin, 2008 tarihli Göcek ve Dalaman Koyları’nın Korunma ve Kullanım esasları isimli yasal düzenlemenin nasıl güncellenebileceği ele alındı. Bu düzenlemedeki bir koyda en fazla üç gün, tüm Göcek’te en fazla 11 gün kalma ilkesinin çok önemi olduğu ancak güncelleme, denetim ve yaptırım açılarından bir ek çalışmaya ihtiyaç duyulduğu dile getirildi.

    Bahar aylarında alelacele yapılan ve ortaya çıkan tartışmalar nedeniyle iptal edilen koy ihalelerinin teknik şartnamesinde eksiklerin nasıl giderilebileceği konuşuldu. Örnek, şartnamede öngörülen tonoz ve mapalar en fazla 21 metre büyüklüğündeki teknelere hizmet verebilecek nitelikte. Peki daha büyük tekneler ne olacak? Göcek’e giremeyecekler mi? Deniz çayırları bulunan yerlere tonoz atılacak. Ama şartname beton tonoz diyor. Tüm dünya ise doğa dostu vida tonozlar, kaya anele tonoz bağlantılarını uyguluyor. Biraz bu konuda da çağdaşlaşsak!

    Şartnamede kiracının ihtiyaç duyması ve imar planının uygun olması durumunda koylarda bina tesis yapılabileceğine ilişkin bir madde bulunuyordu. Doğal olarak çalıştaya katılan herkes buna şiddetle karşıydı. Şartname koylardan adil bir şekilde yararlanma için hiçbir düzenleme öngörmemişti. Ücret belirlemesini kiracıya bırakmıştı. Peki 10 metrelik mütevazı bir tekne ile devasa bir megayat arasındaki ücret dengesi nasıl kurulacaktı?

    Belki de en önemlisi şu: Diyelim ki Göcek koyları ücretli yapıldı, koylarda konaklayacak tekne sayısına bir sınır getirildi. Temel sorun bu teknelerden kaynaklı kirlenme ise bu bir çözüm mü? Daha az tekne, daha az kirlilik mi hedefliyoruz? Asıl hedef teknelerden kaynaklı kirliliği sıfıra indirecek bir denetim sistemi kurulması değil mi?

    Göcekliler…

    Üçüncü oturum, Göcek’te turizmin sorunları ve geleceğiydi. DTO Fethiye Şube Başkanı Şaban Arıkan, konuşmasında Fethiye ve Göcek’te faaliyet gösteren 181 günübirlik gezi teknesinden söz etti. Eskiden günlük tur tekneleri ufak tefekti, 15-20 yolcu taşırlardı. Şimdi ise jumbo jet misali 350-400 kişi taşıyorlar. Her gün binlerce insan günübirlik turlarla Göcek koylarını geziyor. Bölgede 480 de ticari yat var, yani guletler… Bu yatlar da Göcek koylarında konaklamalı turlar düzenliyorlar. Peki bu tekneler yeni düzende koylardan nasıl yararlanacaklar? Şartnamede bu küçük ayrıntının gözden kaçması tuhaf değil miydi?!?

    D-Marin Marinaları eski koordinatörü ve Göcek Halk Meclisi Başkan Yardımcısı Onur Ugan bir diğer konuya dikkat çekti. Bu koylardan yıllardır evlerinin önündeki bir doğa olarak yararlanan Dalamanlı ve Göceklilerin yeni sistemde bir ayrıcalığı olmayacak mı? Çocukluğu o koyda geçmiş, akşamüstü işinden döndüğünde 5 metrelik sandalına binip balık avlamaya ya da yüzmeye bir koya gitmiş. Ve bir gün sandalına biniyor koya gidiyor, karşısında bir bekçi, “Dur kardeşim buraya ancak 100 euro ücret verirsen girebilirsin” diyor. Bu, MUÇEV Marina’nın Göcek kordon boyunda yaptığı işgal gibi bir durum. Kentsel yerleşimin tam ortasında deniz kıyısına 300 metre dikenli tel çekiyor, binlerce kişinin deniz kıyısına erişimini kapatıyor, engelliyorsunuz. Hem de yasa dışı bir hamleyle, mahkeme kararlarını çiğneyerek… 

    Bir zamanlar huzur ve mutluluğun adresi olan Göcek’in yerlileri son yıllarda yaşanan büyük dönüşüm nedeniyle şaşkın, kırgın ve tepkililer. Bu çalıştay, bu samimi tepkinin bir ifadesiydi. Öyle içten bir tepki ki, iktidar partisine üye Dalaman; muhalefet partisine üye Muğla Büyükşehir ve Fethiye belediye başkanlarını da omuz omuza çalıştayın en ön sırasındaki iskemleler üstünde gördük. Onur Ugan, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Adem Sözüer, Göcek’in en eski deniz turizmcilerinden Hasan Şimşek ve Halk Meclisi Başkanı Yeşim Mukan’ın yoğun çabalarıyla ve bölgedeki istisnasız tüm sivil toplum örgütlerinin katkılarıyla düzenlenen bu çalıştay Dalaman, Fethiye ve Göcek’in söyleyecek sözü olduğunu; bölgede yapılmak istenen düzenlemelerin bir ortak akıla dayanması gerektiğini gösterdi. Hepsine teşekkür borçluyuz. Bakalım yasa koyucu ve kamu yönetimi bu mesajı nasıl değerlendirecek?

    Çalıştayın düzenleyicileri ilk gün beş-altı saatlik hızlı bir Göcek turu düzenlemişlerdi. Necdet Kaptan’ın dev tur teknesi Akdeniz 2 ile yaptığımız bu gezi benim için çok farklı oldu. Fark bütüncül bir Göcek gezisi olmasında. Tekne rıhtımdan ayrılınca ben koylara gideceğiz sandım ama tekne batıya döndü, önce liman bölgesini ardından tüm koyları baştan aşağı dolaştık. Tüm Göcek’i böyle baştan sona gezince ilk izleniminiz, “Burası artık bir başka dünya haline gelmiş, acaba geri dönüş mümkün mü?” oluyor. 

    Beyaz plastik kıyılar: Bu izlenimin en önemli sebebi, liman bölgesinde İnce Burun’a kadar tüm kıyı şeridinin artık bir beyaz tekne yığını haline dönüşmüş olması. Burada çok önemli iki yeni faktör var. Birincisi bu sezon Port Azure Göcek olan eski SEKA rıhtımı. Burada aralarında Amazon ve Microsoft’un 100 metre üstü gemilerinin bulunduğu çok büyük tekneler sıralı. İkincisi, mahkeme yürütmeyi durdurmasına rağmen kaçak bir şekilde yapılan 250 büyük teknelik MUÇEV Marina. Zaten limanda 2 bin yat kapasiteli altı marina vardı. Bir de bu yeni yük. Liman bölgesi tamamen beyaz fiber ile kaplanmış durumda. Şahikası da Göcek’in tam girişindeki Abramoviç’in 160 metrelik Eclipse yatı…

    Sonra koylara yöneliyorsunuz. Doğuda Domuz Adası’na, batıda Sarsala’ya kadar neredeyse 10 metrede bir, koca bir beyaz tekne. Evet, bundan 10 yıl önceyle karşılaştırdığınızda bir yeni boyut da bu kocamanlık. Eskiden Göcek’teki teknelerin yüzde 90’ı 15 metre altıydı. Bugün en aşağı yüzde 20’si 20 metre üstü. Dolayısıyla eskiden maksimum günlerde koylarda bağlı bin ya da 2 bin teknenin oluşturduğu plastik kütle ile bugünkü arasında en az iki misli artış var. Bu deniz üstü kütle, yani yaşam alanı artışının doğal sonucu da deniz üstü insan sayısı ve deniz kirliliği baskısında ciddi bir artış.

    Kaçak yapılar: İkinci önemli konu… Üç-dört saatte Göcek koylarını ve tarihini çok iyi bilen bir grupla gezince kalabalıklaşmanın sadece deniz üstünde değil, kıyıda da yaşandığını hemen görüyorsunuz. Bir ara Çevre Bakanlığı, Göcek’teki 300 kaçak yapı yıkılacak, diye açıklama yapmış ve bir iki tanesi salla götürülen kepçe-dozer vs ile dümdüz edilmişti. Çalıştay gezimizde tüm koyları baştan sona dolaşınca gayet net bir şekilde 300 tane olmasa da Göcek koylarında iki-üç yıldır gördüğümüz 10-12 kaçak yapıyı gözlerimizle yeniden gördük. Ve bu yapılara hiçbir işlem yapılmadığına da tanık olduk. Son olarak işlem yapılan tek bir yapı vardı. Onun da yeniden inşa edilmekte olduğunu gördük. Yakında bu koylarda ve tepelerde el değiştiren 2B arazilerinde büyük bir tinyhouse patlaması yaşanırsa şaşırmayacağım. Üzüleceğim.

    Keseli böcek ve asırlık çamlar: Üçüncü önemli konu, Göcek ve Dalaman koylarının tepelerinde üç-beş yıldır yaşanan korkunç bir gelişme. Keseli böcek isimli bir illet yamaçlardaki asırlık çam ağaçlarını bir yangın gibi yok ediyor. Bu gezide şimdiye kadar fark etmediğim birçok koydaki çam ağaçlarında korkunç bir keseli böcek tahribatı gördüm. Mesela eskiden Göbün ve Merdivenli Koy yamaçlarında yoğun bir şekilde görülen tahribat, Yavansu tepelerini neredeyse tamamen kaplamış. Orman Bakanlığı’nın biyolojik mücadele yöntemini tercih ettiğini biliyorum. Ancak bu metodun yetersiz kaldığı çok açık. Neden daha etkili bir yönteme başvurulmadığını anlamakta güçlük çekiyorum.

    Kille Koyu sıvı atık alım salı: Haydi, size bir de iyi haber vereyim. Gezi devam ediyor. Kille Koyu’na girdik ve bizim tekne koyun kıyısında bir yıldır test çalışması devam eden sıvı atık alım salına yanaştı. Baktım teknenin burnunda gazeteci ve denizci büyüklerim Can Pulak ile Meriç Köyatası bir genç arkadaşla heyecan içinde konuşuyorlar, Meriç arıtma ünitesinin fotoğraflarını çekiyor. “Ne oluyor orada?” diye teknenin burnuna gittim. 

    Meğer genç arkadaş bu teknolojinin mimarı imiş. Bir yıldır benim de takip ettiğim bu sistemin çok ciddi bir sorunu vardı. Kurucuları ile konuşuyorduk; bu arıtma ünitesi tuzlu su ile karışık pis suyu arıtamıyordu. Ben bilmiş bilmiş sistemin mimarı çevre mühendisi Doç. Dr. Çağdaş Gönen’e “Türkiye’deki teknelerin yüzde 90’ı pis suyu tuzlu su ile proses eder. Sizin bu teknoloji maalesef işe yaramıyor” diye derdimi anlatmaya başlayınca Çağdaş Bey hızla “Ali Bey, bu sene İsveçli bilim insanları bu sorunu çözdüler ve biz de artık tuzlu su ile karışık pis suyu da içilecek kıvamda bu tesiste arıtabiliyoruz” dedi. Çok sevindim. İşte harika bir teknoloji. Maliyet biraz yüksek olsa da, kıyılarımızdaki sıvı atık alım sorununa bir çözüm olabilir. (Şu anda 250 TL. alıyorlarmış. Ortalamanın biraz üstü, ama daha yüksek fiyatlamalar da var.)☸ www.maviyolculukrehberi.net

  • GÖCEK 7 yıldızlı ve ücretli günlere hazırlanıyor

    GÖCEK 7 yıldızlı ve ücretli günlere hazırlanıyor

    Göcek’te yap-işlet-devret modeliyle ücretli konaklama için ihaleler başladı. 10 yıldır yasal dayanak olmasına karşın Göcek’te bir türlü kirlilik ve izdiham sorununa yanıt bulamayan Çevre Bakanlığı, sonunda tüm koyları özelleştirerek (10 yıl kiralayarak) bir çözüm arayışına yöneldi. Ancak teknelerin Göcek koylarını nasıl ve hangi ücretlerle kullanacakları başta olmak üzere yanıtsız sorular o kadar çok ki, daha ihaleler yapılmadan Ankara İdare Mahkemesi’nde iptal davası açıldı.  Fotoğraflar: Ali Boratav

    Göcek geçen son 10 yılda adım adım yaşanmaz bir hale geldi. Denizciler, en büyük sorunun aylarca bir koyun kuytusunda demir almadan konaklayan tekneler olduğunu defalarca dile getirdiler. 2010 tarihli Göcek Koylarını Kullanma Kılavuzu’nda yer alan “tüm körfezde 10 gün, bir koyda en fazla 3 gün konaklama kuralı”nın uygulanması gerektiği vurgulandı. Doğanın korunması için yaygın bir tonoz-mapa sistemi kurulması gerektiği konusunda herkes hemfikir idi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 2021 yılında bir düzenleme hazırlığı içine girdiğini duyduk. Merakla nasıl bir sistem kurulacağını bekliyorduk. Sonuçta Çevre Bakanlığı’ndan devlete gelir yaratma odaklı bir yap-işlet-devret sistemi projesi ortaya çıktı. Göcek koyları kullanma hakkı en yüksek kira bedelini ödemeyi teklif edene parsel parsel devredilmeye hazırlanıyor. “Parsel parsel” derken şöyle bir tehlikeden de bahsedelim. Çevre Bakanlığı’nın sözleşmesinin 6’ncı maddesinde “Alanın imar planına göre ilave yapılaşmaya müsait olması durumunda idarenin izni ile yeni bedel ve şartlarla inşaat yapılabilir” gibi bir açık kapı da var. Bu kâbus senaryosunu şimdilik bir yana bırakalım, ücretli tekne konaklama projesine biraz yakından bakalım.

    GERİ SAYIM BAŞLADI…

    Evet, Göcek’te ücretli konaklama dönemine geçiş için geri sayım başladı. Mart ayında başlayan ihalelerle Göcek koylarının tümünde amatör denizcilik açısından bazı soru işareti ve sorunlar da taşıyan yeni bir sistem kuruluyor. İlk ihale 15 Mart 2022 tarihinde Boynuzbükü, Atbükü (Günlüklü), Osman Ağa Koyları için yapıldı. Denizde 59 tonoz-şamandıra ve kıyıda 99 mapa kurulması, 10 yıl boyunca işletilmesi gibi bir yap-işlet-devret modeliyle özel sektöre ihaleye çıkarıldı. 1.2 milyon TL taban fiyat ile açılan pazarlık usulü ihaleye en yüksek teklif, yıllık 12.5 milyon TL kira bedelle Eloş Madencilik’ten (sahibi eski milletvekili Süleyman Bölünmez) geldi. Kille Bükü’nden Yavansu’ya kadar uzanan kıyıları kapsayan ikinci ve üçüncü etapların ihalesi de 24 Mart tarihinde yapıldı. Bedri Rahmi ve çevresindeki koyların 37 şamandıra ve 94 mapa teklif şampiyonunun 28.1 milyon TL ile İnciroğlu Otomotiv olduğu iddia edildi (taban fiyat 1 milyon 135 bin TL idi). Sarsala, Hamam ve çevre koyların 127 mapa ve 47 şamandıralı tonoz kullanım hakkı ihalesinde ise 1 milyon 540 bin TL taban fiyattan, 50 milyon TL en yüksek teklife ulaşıldığı ileri sürülüyor. Yine iddialara göre, bu ihalenin şampiyonu ise GİSBİR-GİSAŞ (ya da bu kolektif şirketin bir ortağı). Kısacası, rakamlar iyice uçtu. İhale komisyonunun bile şaşkınlık içinde kaldığı söyleniyor.

    Göcek ihalelerinin altı etap olacağı biliniyor. Henüz ilan edilmemekle birlikte, dördüncü etapta Merdivenli Koy, Domuz ve Tersane Adaları; beşinci etapta Zeytin Adası ve Yassıcalar; altıncı etapta da Göcek Adası tonoz-mapa sisteminin ihale edileceği öngörülebilir. 

    SİSTEM NELERİ İÇERİYOR?

    Teknik şartnamede işletmenin dört botla hizmet verecek personeli ile söz konusu koylarda denetim ve düzeni sağlayacağı; ayrıca dört adet atık alım teknesi ile koylarda bağlı teknelerin sıvı-katı atık alımını gerçekleştireceği; günlük 100 metreküp kapasiteli bir ileri arıtma sistemi kurarak sıvı atıkları bertaraf edeceği; tonoz ve mapaların yıllık bakımını gerçekleştirerek bağlı teknelerin güvenliğini sağlayacağı ifade ediliyor. Bir de elektronik rezervasyon, iletişim, tekne tanıma/denetim sistemi kurulacağı söyleniyor. Nasıl bir elektronik?

    Bu elektronik sistemin ne olduğu 16 Mart 2022 günü muhtemelen Çevre Bakanlığı iletişim kanallarından ajanslara servis edilen bir bilgi notu ile ortaya çıktı: Telefonunuza bir app. indireceksiniz. Şamandıra mapa rezervasyonunuzu-ödemenizi bununla yapacaksınız. Bir düğmeye basacaksınız, atık alım ya da temiz su ikmal teknesi gelecek. Bir düğmeye basacaksınız orman yangını ya da yanınızda çevreyi kirleten tekneyi ihbar edebileceksiniz. Hatta bir düğmeye basacaksınız, Dalaman Havalimanı’nda VIP transfer aracı sizi bekliyor olacak. İşte bu son cümle kafa karıştırıcı: Bu sistemin hedefi ne? Doğayı mı korumak, Göcek’i 7 yıldızlı bir su üstü otel zinciri haline mi çevirmek? Bu sorunun yanıtını ararken, ihalelerin yıllık hayli yüksek kira bedellerini, işletim giderlerini ve sistemin ön yatırım maliyetini bir kez daha düşünmek gerektiğini anlıyoruz. 

    KABA HESAPLAMALAR

    Yapılan üç ihale 320 mapa ve 143 şamandıralı tonoz içeriyor. Bu sayılar bize bağlama kapasitesini artırmak için deniz çayırı olmayan bölgelerde teknelerin demir atarak kıyıdaki mapalara yine ücretiyle bağlanabileceğini düşündürüyor. Ama küçük bir ayrıntı var. İhale teknik şartnamesinde her koydaki maksimum tekne bağlama sınırı belirtilmemiş. O zaman birinci soru: Becerikli bir palamarcı böyle bir bağlama sistemine yatay eklerle irili ufaklı mapa sayısının iki katı tekne de bağlayabilir. Bunun bir sınırı olacak mı? Şu an için yanıtını bilmiyoruz. Maliyetlere dönelim. 

    Deneyimli arkadaşlara sordum. Tonoz-mapa sistemi inşası, yönetim tesisi, kontrol botları, atık alım tekneleri ve ileri atık su arıtma sistemi, çalışacak ekip, yıllık bakım giderleri…Kabaca ilk üç etabın yıllık 10 milyon TL ön yatırım ve faaliyet gideri olacak. Yıllık kira bedeli teklifleri ise iddiaya göre (Bakanlık kesin sonuçları Nisan ayında açıklayacak), toplam 90 milyon TL. Bu sistemin kabaca beş ay (150 gün) tam kapasite hizmet verdiğini düşünelim. 100 milyon / 150 gün / 320 bağlama noktası = günlük 2083 TL maliyet. Üstüne işletme için küçük bir kâr payı da koyarsanız ilk üç etap rakamlarına göre bir tekneden günlük ortalama 150-200 Euro bağlama ücreti talep edileceği açık.  

    ADİL Mİ? KİM İÇİN ADİL?

    Euro kazananlar için bu rakam son derece normal karşılanabilir. Gelir yaratma odaklı bu sistemin teorisini yapan Hırvatistan (Dalmaçya) kıyılarında bazı değerli bağlanma noktaları pandemi öncesi yıllarda günlük 150 Euro fiyatla satılıyordu. Peki mütevazı bir tekne ile emeklilik dönemini denizlerde geçirmeye karar vermiş bir amatör denizci için bu rakam makul müdür? Bu eşsiz doğa mirasından yararlanma hakkını gözetmek kamu yönetiminin sorumluluğu değil midir?

    O halde ikinci soru: Ücretlendirmede adalet nasıl sağlanacak? Çevre Bakanlığı şartnamede tekne boyuna, ağırlığına göre bir ücretlendirme öngörüyor mu? Yoksa sadece havalimanından VIP transfer beklentisi olanlar mı proje hedef kitlesi olarak tercih edildi? Madem ki çevre koruma için bu düzenleme yapılıyor, CO2 emisyonuna göre, yani teknenin motor gücüne, teknede çalışan elektrik üretim jeneratör gücüne göre bir ücretlendirme politikası var mı? Şartnamede bu konulardan bahsedilmiyor. Merak ediyoruz.

    Şunu da akılda bulundurmak gerek: Hırvatistan’daki bu yüksek ücretli sistem yıllar içinde büyük tepki aldı. Uluslararası amatör denizci topluluğu Dalmaçya kıyılarından uzaklaşmaya başladı. Kamu yönetimi Hırvat amatör denizcilerine ve Hırvat charter şirketlerine bazı ayrıcalıklar, indirimler uygulamaya başladı. Astronomik ücretli bazı adalarda, bazı koylar zamanla ücretli sistemin dışına çıkarıldı. Bu deneyim göz önünde bulunduruldu mu? 

    Hırvatistan bu sistemi geliştirirken çift yönlü bir ücretlendirme politikası belirlemişti. Birincisi bağlama ücretleri, ikincisi karasularına giren her tekne için bir yıllık çevre kirliliği vergisi.

    Kısa bir özet: Hırvatistan’da Çevre Vergisi, yüksek CO2 emisyonuna sahip motoryatlardan aynı boydaki yelkenli teknelere göre yedi sekiz kat daha fazla alınır. Tabii ki Hırvatistan tek örnek değil. Aslında Hırvatistan sadece, devletin bu işi bir gelir modeli olarak görmesi açısından bir uç örnek (ve korkarım, Türkiye şu anda bu kâr odaklı tartışmalı modele yönelmiş durumda). Akdeniz’de İtalya, Yunanistan modelleri de var. Bu modellerde şamandıralı tonozlama yerel yönetimler ya da merkezi idare tarafından yapılıyor. Günlük kullanım bedelleri de 20-30 Euro, yani Hırvatistan skalasına göre ortalama yüzde 20 daha düşük tutuluyor. Mesela, Pasifik’te inanılmaz doğa mirası ada topluluklarında da çoğunlukla benzer, makul ücretlendirmeli modeller uygulanıyor.

    BETON MERAKIMIZ

    Göcek tonoz-mapa teknik şartnamesinde çağın ilerisine giden VIP transfer gibi uygulamalara yer verildiğini gördük. Ama çağı bir türlü yakalamayan bir tonoz teknolojisinde ısrar edildiğini de üzüntüyle öğreniyoruz.

    Nedir bu teknoloji: Beton tonoz!

    2021 yaz aylarında Oksijen gazetesinde yazdım. Merak eden detayları okuyabilir. Psedonia Oceanica başta olmak üzere, oksijen üreterek deniz yaşamını mümkün kılan deniz çayırlarını korumak için dünyada son 10 yıldır “eco-friendly mooring” diye anılan ve deniz tabanına helezonik ya da vidalı-metal saplama kullanılıyor. Hem doğa dostu, hem de gerek malzeme ve montaj süreci açısından en aşağı 1/2 az maliyetli bir teknoloji. Üstelik ciddi bir güvenlik farkı var. 

    Bir test sonucunda şöyle bir örnek okudum: 3.5 santimlik helezonik saplamanın kırılma noktası 5-11 ton; 4 tonluk beton tonozun zarar görmesi için 2 tonluk bir güç uygulaması yetebiliyor.

    Göcek sisteminin birinci etap teknik şartnamesinde ise şamandıralı tonozlarda 5’er tonluk tırnaklı blok beton ve ağır zincir kullanımı öngörülüyor. 16 Mart tarihinde kamuoyuna duyurulan bakanlık bilgi notunda şöyle bir bilgi var: Bu beton tonozlar çevre dostu (yapay resif oluşturacak, içinde yavru balıkların yaşam alanı bulabileceği oyuklu-mevhezli beton bloklar) olacak. Ancak şartnamedeki planlarda böyle bir görüntü yok. Masif beton blok. Sadece ilerde bağlama sistemi zarar görürse çelik halat geçirip kullanılabilmesi için mapa yanında 11 cm çaplı iki pvc boru ile boşluk bulundurulması öngörülmüş durumda.

    Bu vesileyle soru üç: Nedir bu beton ısrarı? 

    Yanıt bekleyen soru çok. Ama ortada bu kadar çok soru olunca kaçınılmaz olarak yoğun itirazlar da ortaya çıktı. En önemlisi, başta denizciler olmak üzere tüm Göcekliler itiraz ediyorlar. STK’lar bir araya geldiler ve bir kampanya başlattılar. Ve daha ilk ihale gerçekleştirilmeden Ankara İdare Mahkemesi’nde bir iptal davası da açıldı. 

    Bakalım neler olacak? Hep birlikte göreceğiz.☸

    AKLA GELEN SORULAR

    Bu ihalede yanıt aradığımız sorular çok. Hemen aklıma gelen birkaçını daha yazıyorum, bir yanıt aramıyorum. Sadece teknik ve idari şartnamelerde bu sorulara bir yanıt bulunmaması üzüntü veriyor:

    • Diyelim ki, bakanlığa atık su arıtma sistemleri uzmanı alacaksınız. Başvuracak insanın çevre mühendisliği gibi ilgili bir eğitime sahip olmasını, İSKİ, MUSKİ gibi ilgili bir kurumda iş deneyimi olması şartı olmaz mı? Peki Göcek gibi ülkemizin en önemli tabiat varlıklarından birinin düzenleme ve işletme tesisi olmaya aday şirketlerde de marina işletmiş olmak, tekne barınağı inşa etmiş olmak gibi geçmiş deneyimler arandı mı?

    • Denizlerimizin geleceğine ilişkin hayli radikal bir değişiklik yapıyoruz. Peki bölgedeki üniversitelerin, STK’ların, denizcilerin, ticaret yapan ve iş yatırımı olan insanların görüşü neden alınmadı?

    • Şartnamede “Göcek Koylarını Kullanma Esasları Kılavuzu’na uyulacaktır” deniyor. Bir teknenin 10 günden fazla Göcek Körfezi’nde; körfezdeki belli bir koyda da üç günden fazla kalamayacağı kuralına da uyulacak mı? 

    • Parasını yatıran herhangi biri iki ay koyun en güzel noktasını kapatabilecek mi? Bir adil kullanım rezervasyon sıra sistemi olacak mı?

    • Bu işletmelerin, 2022 itibarıyla beş yıllık yeni dönem sözleşmelerini imzalamış olan Göcek Yat Mola Noktaları ile ilişkisi nasıl düzenlenecek? Göcek’in yoğun tekne trafiğine göre ayarlanmış yat mola noktaları tesis kira bedellerinde bir indirim yapılacak mı?

    • Bu ihaleler çerçevesinde Göcek koylarında demirleme kısıtlanırken, günlük gezi teknelerinin, yani tekne sahibi olmayan vatandaşların Göcek doğa parkına erişimi için nasıl bir düzenleme yapılacak?

    • Her işletme toplayacağı sıvı atıklar için bir ileri arıtma sistemi kuracak ve ayrıca sıvı atık ileri arıtma sistemi ile donatılmış bir gemi tüm körfezde hizmet verecek. Peki, romantik bir adlandırmayla “Mavi Kuş” ismi uygun görülen bu tekne ve işletme arıtma üniteleri tuzlu su karışmış sıvı atıkları kabul edecekler mi? (Örneğin Göcek’te Kille Bükü’nde pilot çalışması devam eden sıvı atık arıtma ünitesi sadece tatlı su karışımıyla depoya aktarılmış atıksu atığını kabul edebiliyor. Oysa mavi kıyılarımızda seyir halindeki teknelerin yüzde 95’i kısıtlı tatlı su kapasiteleri gereği pissu sistemlerinde sadece tuzlu su kullanabiliyor.)

    Özel fotoğraflarla konu Nisan 2022 sayımızda… www.maviyolculukrehberi.net