Etiket: Ali Boratav

  • Sonunda DAU mahkemelik oldu…

    Sonunda DAU mahkemelik oldu…

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın “sıfır atık-mavi” sloganı tüm amatör denizcilerin gönül verdiği bir hedefti. Ama ne yazık ki, 2020/21 DAU Genelgesi (Denizcilik Atıkları Uygulaması) içerdiği sayısız çelişki ve belirsizlikle denizlerimizi kaosa bir adım daha yaklaştırdı. Geçtiğimiz aylarda denizciler Cimer’e itirazlarını yolladılar. Bir yanıt alamadılar. DAU Genelgesi için Danıştay’da yürütmeyi durdurma davası açıldı, hâlâ devam ediyor. Ve 2021 sezonu yaklaşıyor. DAU Genelgesi de denizlerin üstünde Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor.

    Siyah ve gri su deşarjı kısıtlamaları son yıllarda Akdeniz, Karayipler, Kuzey Atlantik kıyıları gibi hassas bölgelerin tümünde yaygın tartışılan bir gündem maddesi. Bu konudaki gelişmeleri/yeni kısıtlamaları uzun süredir RYA* (Kraliyet Yatçılık Derneği) duyurularından takip ediyorum. Mavi Kart Genelgesi’nin yürürlüğe girdiği 2016 yılından bu yana yani tam beş yıldır, amatör denizcilere siyah su deşarjını tamamen yasaklayan tek ülke hâlâ Türkiye. Diğer ülkelerde pek çok kısıtlama var, ama genel eğilim amatör denizcilere yönelik bir orta yol arayışı.  Hâl böyleyken, ülkemizde Eylül 2020 tarihinde atık yönetimi konusunda yeni bir genelge yayımlandı: DAU (Denizcilik Atıkları Uygulaması). Bu genelge ile seyrüsefer halindeki 12 kişiden az yolcu kapasiteli özel teknelere 15 günde bir atık verme ve bu atığı belgeleme zorunluluğu getirildi. 12 kişi ve üstü teknelere ise, faaliyetini bitirip limana döndükten sonra 48 saat içinde atık verme ve belgeleme zorunluluğu geldi…

    VE KAFALAR İYİCE KARIŞTI

    Neden? Yeni genelgede tüm kış aylarında yoğun bir şekilde tartışılmasına karşın bazı belirsizlikler var. Örneğin;

    1- Özel tekne denilen taşıtlar limandan limana seyir yapmıyorlar. Seyrüsefer ne zaman başlar, ne zaman biter? Bir belgesi yok. Seyrüsefer kesintiye uğrayabilir mi? Örneğin; Marmaris’ten çıkan bir tekneyle bir hafta dolaştınız, bir zorunluluk oldu 50 mil uzakta Söğüt’te 10 gün teknenizi bıraktınız… Seyirde değilsiniz, ama zaman işlemeye devam ediyor… Teorik olarak, tekneye döndüğünüz anda cezalısınız.

    2- Teknenin kaç kişi kapasiteli olduğu nerede yazıyor? Bağlama Kütüğü’nde 2020 Eylül ayından sonra verilen belgelerde yazıyor ama eski teknelerde böyle bir bilgi yok.

    3- Bir çözüm olarak, kişi kapasitesi için teknenin “CE sertifika plakası esas alınır” dendi. Ama bu da sorunu çözmüyordu. Çünkü CE sertifikası fiziki yük, yani kilogram olarak insan ve eşya kapasitesine işaret ediyor. O nedenle de bu sertifikada, fırtınada (A kategorisi) bir teknenin 10 kişi olan insan kapasitesi; açık denizde (B kategorisi) 11; kıyıya yakın seyirde (C kategorisi) 12’dir. Üstelik yapım tarihi 1990 öncesi olan teknelerin CE sertifikası yok.

    4- 2020 Eylül ayı sonrası verilen bağlama kütüklerinde, 12 metrenin üstündeki teknelerin tümü “12 kişi kapasitelidir” diye belirtiliyor. Özel teknelerin ciddi bir bölümü 12 metre üzeri. Peki, bu özel teknelerin, 12 metre altı özel teknelere göre farkı? İkincisi, 12 metre üstü tekneler 15 günde bir düzenli olarak atık kaydı yaptırıp, sonra limana dönünce 48 saat içinde yeniden atık mı verecekler? Yoksa “faaliyetleri” süresince atık verme zorunlulukları yok da, sadece limana döndüklerinde 48 saat içinde atık vermeleri mi gerekecek?

    Bir an kendimizi kanun koyucu yerine koyarak düşünmeye çalışalım: “12 kişiden az-12 kişi ve daha fazla” yolcu kapasiteli ayrımı yapılırken özel tekneler ile belli bir süre sonra limana dönen ticari yatlar, spor ve günlük gezi amaçlı ticari tekneler ayrıştırılması hedeflenmiş olabilir. Ama bu tanımlama da, 2008 tarihli Özel Teknelerin Donatımı Hakkında Yönetmelik ile açıkça çelişiyor. Bu yönetmeliğin 7’nci Maddesi’nde net bir şekilde “Özel teknelerde seyirde en çok 12 kişi bulunur” yazar. Bu belirsizlik ve çelişkiler bir yana, kamu yönetimi açısından asıl sorunlu nokta şuydu: Mavi Kart uygulaması başladığından bu yana kıyılarımızdaki atık alım tesisleri iyileştirme, özellikle mobil ünitelerin sayısını artırma yönünde hiçbir adım atılmadı (son beş yılda Muğla kıyılarındaki atık alım tesislerine tek bir ekleme yapılmadı). Yani, denizlerimizi kirlilikten korumak için bazı yasal düzenlemeler yapılıyor, ama eksiklerin giderilmesi konusunda bir adım atılmıyordu.

    BİR DE ÇÖP BELGESİ ZORUNLULUĞU

    DAU ile gündeme gelen bir diğer konu da katı atık (çöp) teslim belgeleme zorunluluğu. Şu soruya samimiyetle yanıt arayalım: Bir amatör denizcinin katı atıklarını yani çöpünü denize attığını, ya da bir doğa cennetinde botla karaya çıkıp ağaç altına bıraktığını gören var mıdır? Elbette bazı istisnalar olabilir, ama kimsenin bu soruya “Evet, amatör denizciler çöplerini sağa sola bırakır” diyeceğini sanmam. Gelgelelim yeni DAU Genelgesi’nde amatör denizcilerin katı atıklarının da belgelendirme yükümlülüğü getirildi.

    Bu konuda kamu yönetiminin farkında olduğuna kuşku duyabileceğimiz bazı gerçekler var:

    1- Özellikle iç hacmi küçük (13-14 metre ve altı) özel teknelerde çöp depolama alanı son derece kısıtlıdır. Bu tür bir teknede iki-dört kişi seyir halinde olan aileler bile günde ortalama iki torba çöp üretirler. En fazla iki-üç günde bir bu çöplerini belediye çöp kutusu bulunan herhangi bir iskele, rıhtım, köyde bırakmak zorundadırlar. Ancak bu tesislerin belgelendirme yetkisi yoktur.

    2- Örneğin; yaz aylarında 5-6 bin özel teknenin seyir halinde olduğu Muğla kıyılarımızda bile, Katı Atık Kabul Tesisi sayısı (kent merkezleri hariç) sadece 6’dır (Ören Marina, Körmen Marina, Datça Liman, Selimiye Ticari Rıhtımı, Bozburun Balıkçı Barınağı ve Ekincik My Marina).

    3- Genelge’de söz edilen Katı Atık Alma tekneleri sadece Göcek Körfezi’nde faaliyet gösteriyorlar. Diğer körfezlerdeki atık alım gemileri sadece sıvı atık kabul ederler. Katı atık kabul kapasiteleri yoktur.

    4- Bu arada, söz konusu bölgedeki katı atık kabul tesislerinin fahiş ücretlendirmeler yapabildiğini de hatırlatmamız gerekiyor: Geçtiğimiz aylarda bazı marinaların ayrıştırılmış çöpler için 4 x Çöp Torbası her biri 5 Euro; bazılarının ise atık alım tesisine bağlanma bedeli olarak 1000 TL’yi aşan ücret talep ettiğini işittik.

    Diyelim ki; katı atıkların limandan limana seyir yapan koca gemilerde olduğu gibi, özel teknelerde de belgeli olarak verilmesi, bir kayıt sistemi geliştirilmesi hedefleniyor. Elbette olabilir, ama… Bunun için öncelikle atık belgesi de verebilecek katı alım tesisleri kurulması gerekmiyor mu? En azından bu konuda yerel yönetimler sağlıklı bir dijital kayıt altyapısı kurana kadar bir geçiş süresi tanımlanması gerekmez mi?

    YASAMA-YÜRÜTME-YARGI CEPHESİNDE DURUM

    Yasayı düzenleyenler, son aylarda denizcilerden gelen çeşitli sorular karşısında sessizliklerini koruyorlar. Kamu idaresi, yani denetimle yetkilendirilmiş Sahil Güvenlik birimleri, yasayı uygulamak için yanıtlanması gereken sorulara kendi bünyesinde samimiyet ve ciddiyet ile bir yanıt bulmaya çalışıyor. Ve yargı da, açılan davalara bir karar vermek için düşünme aşamasında.

    SONUNDA DENİZCİLER DE İSYAN ETTİ

    2020/21 DAU Genelgesi’ni okuyunca ben de kayda geçirmiştim. (Yacht Türkiye Ekim 2020):

    “Denizcilere düşen Cimer aracılığı ile genelgenin çelişkilerini, uygulama hatalarını, atık alım kapasitesinin yetersizliğini kamu yönetimine bildirmektir. Bu Genelge çerçevesinde bir amatör denizciye ceza yazılırsa ve eğer herhangi bir eksiği yoksa, derhal idari yargıda ceza iptal davası açılmalıdır.”

    Geçen üç-dört ayda denizci dostlarımızın bu belirsizlikler karşısında bir isyanı oldu.

    Cimer’e belki yüzlerce başvuru yapıldığına tanık olduk. Kimi arkadaşlar kapasite yetersizliğini, kimileri uluslararası sözleşmelerle uygunsuzluğu, kimileri de 12 kişi kapasitesinin neye göre belirlendiğini ya da seyrüsefer tanımını sordular. Bir yanıt aradılar. Anlaşılan o ki, kamu yönetimi de bu çelişkilere bir yanıt bulamıyor. Top taca atılıyor… Örnek: DAU hakkındaki bir Cimer başvurusunda şöyle bir yanıt sorumluluğu sevkiyatı izleniyor:

    26 Ocak: Cimer’e başvuru yapılıyor.

    27 Ocak: Başvuru Çevre ve Şehircilik Bakanlığına sevk ediliyor.

    10 Şubat: ÇŞB, başvuruyu İzmir Valiliği’ne sevk ediyor.

    11 Şubat: İzmir Valiliği başvuruyu Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na sevk ediyor.

    Bu Cimer başvurusuna, tıpkı diğer yüzlercesinde olduğu gibi hâlâ bir yanıt yok.

    Herhalde kamu yönetimi cephesinde, ateşteki kestaneyi kimse ellemek istemiyor. Başvurular pinpon topu gibi o merciden bir diğerine yollanıyor.

    BİTMEDİ

    Çoğunluğu hukukçu, altı denizci dostumuz 2020/21 DAU Genelgesi yayınlandıktan sonra Danıştay’da yürütmenin durdurulması davası açtı. Danıştay 6’ncı Dairesi’nde toplanan bu yürütmeyi durdurma dilekçelerine birkaç ay içinde “uğrayacağınız zararı ve itirazınızı, talebinizi somutlaştırın” şeklinde biçimsel bir gerekçe ile “ret” yanıtı geldi. Şubat ayı ortasında bu arkadaşlarımız, yargının talebi doğrultusunda gerekçelerini somutlaştırarak yeniden başvuruda bulundular.

    Ben bir hukukçu değilim, Danıştay’a sunulan yeni dilekçelerdeki talepleri müsaadenizle biraz basit bir dille aktarmak istiyorum:

    – Uğrayacağı zarar:

    n “Çevre Kanunu 20’nci madde, G Bendi’ne göre, tam olarak anlaşılamayan bir şekilde denizde seyir halinde her an, her amatör denizciye 24 bin küsur TL (24.123 TL) ceza verilebilir. Bu meblağ, bir emekli vatandaşımızın bir yıllık gelirinin üstündedir.”

    – İtiraz ve gerekçeler:

    n “Amatör denizciler bir deniz ve doğa sevdalısı olarak, ülkemizin “sıfır atık-mavi” programını sonuna kadar desteklerler. Ancak kamu yönetimimizin, kıyılarımızda atık alım kolaylıklarını geliştirmesini de bekliyorlar. Maalesef kıyılarımızda atıklarımızı verememenin acısını en çok amatör denizciler yaşıyor. Sayın Mahkeme Heyeti’nin kıyılarımızdaki yetersiz atık alım kapasitesi ve iptidai koşulları hakkında objektif bilgi edinmesini, bu koşullar kabul edilebilir seviyeye kadar yürütmenin durdurulmasını arz ediyoruz.”

    n “2020/21 sayılı DAU Genelgesi’nde, ‘seyrüsefer süresi’ ve ‘faaliyetini bitirip limana dönme’ şeklinde hâlihazır yasal düzenlemelerimize göre belirsizlik içeren, bir resmi kayıt bulunmayan sınırlamalar yer almaktadır. Bu tanımlar netleştirilene kadar yürütmenin durdurulmasını arz ediyoruz.”

    n “2020/21 sayılı DAU Genelgesi’nde ‘12 kişi altı ve 12 kişi ve üstü yolcu kapasitesindeki tekneler’ şeklinde bir tanım yapılmıştır. Bu ayrım 2008 tarihli Özel Tekneler Donatımı Yönetmeliği ile açıkça çelişen bir tanımdır. Söz konusu yönetmeliğe göre genelgenin değiştirilmesini arz ediyoruz.”

    n “12 kişi altı ve üstü kapasitedeki tekneler arasındaki yükümlülük farkı, aynı kategorideki teknelerle denize açılan vatandaşlarımız arasında bariz bir eşitsizlik yaratmaktadır. Bu nedenle ilgili genelgenin yürütmesinin durdurulmasını arz ediyoruz.”

    Bakalım Danıştay 6’ncı Daire’de sürmekte olan bu davalar ne sonuç verecek? Ve bu sonucun ardından, yasa koyucu cephesinde neler yaşayacağız? İzleyeceğiz…

    SON SÖZ: SÖZÜN BİTTİĞİ YER

    Kişisel olarak, 2016 yılından bu yana Mavi Kart konusunda dergimizde pek çok yazı yazdım. KÜDENFOR ve DADD platformlarında deniz ustalarımız ve arkadaşlarımızla birlikte paneller, çalıştaylar düzenledik. Kamu yönetimi ile resmi – gayri resmi temaslarda bulunduk, sayısız kez kamu yönetimi ile bir ortak akıl oluşturulması için girişimde bulunduk. Bu girişimlere, konunun birinci derece sahibi olması gereken DTO ve TURMEPA yöneticilerini de davet edildiler. Maalesef bu çevrelerden katılım pek az oldu.

    Ve nihayette, bu çabaların dip yekûnuna bakıyoruz: Sıfır! Daha doğrusu, sonuç: Önemli çelişkiler içeren yeni bir genelge: DAU (Denizcilik Atıkları Uygulaması).

    Kamu yönetimi cephesinde bu işin asli sorumluları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü ve Deniz ve Kıyı Yönetimi Şube Müdürü’ne samimiyetle bir çağrıda bulunmak istiyorum: Bu konuda bir ortak akıl, ortak çözüm oluşturmak için amatör denizcilerin temsilcisi olmaya en yakın kurumlar; DADD (Denizlerdeyiz Amatör Denizcilik Derneği) ve tüm ulusal / bölgesel yelken kulüpleri ile bir toplantı düzenlenebilir. Emin olunuz ki, bu kurumların yöneticileri ülkemizi seven, denizlerimizi kirlilikten korumak için her çabaya katılacak insanlardır. Belki, sonuç odaklı bir ortak çalışmayla, herkesin gönül vereceği bir ortak akıl da ortaya çıkar…

    Bu konuda Amatör Denizcilik Federasyonu kurucularından ve eski Başkanı Teoman Arsay’ın bir uyarısını da sunmak istiyorum. Bu konuda son… Ya da belki de, ilk söz olması gerekiyor:

    “Kanımca öncelikle düzeltilecek bir husus, DAU kısaltmasının başında yer alan ve denizciliği ifade eden “D” harfinin kaldırılması / değiştirilmesi olmalıdır. Denizcilik, atık üreten bir faaliyet değildir. Atık, denizcilikten üremez. Deniz ve hava araçlarının, kentlerin, sanayi ve ticaretin faaliyetlerinden ürer. Denizcilik, deniz / tekne / insan üçlüsünün varoluş nedenidir ve hedefidir. Çöple, pislikle, çevrenin kirliliğiyle / kirletilmesiyle hiçbir ilgisi yoktur.” ☸

    Environmental issue of plastic pollution problem. Sea Turtles can eat plastic bags mistaking them for jellyfish
    FILE – Fires burn around the site of the BP Deepwater Horizon rig site in the Gulf of Mexico, June 19, 2010. Interior Secretary Ken Salazar’s flight to the Development Driller II earlier this month was in many ways a dramatization of the challenges facing the Obama administration as it responds to the worst oil spill in U.S. history. (Carolyn Cole/Los Angeles Times) ORG XMIT: 1090437 ORG XMIT: CHI1006222223462079
  • 2020 sezon sloganı: “Denizdeyim, Özgürüm”

    2020 sezon sloganı: “Denizdeyim, Özgürüm”

    2020 sezonuna Göcek’te adım attık. Üç aylık korona tahditleri sonrası deniz harika ama Göcek’te her koy, her kuytu daha haziran başında parsellenmiş. Denize ulaşanlarda sınırsız bir özgür ruh hali var. Nasıl mı? Bir tekneden kasap havası, diğerinden rap, öbüründen Türkçe pop… Limitsiz bir gürültü… Jeneratörler ve bulaşık makineleri alabildiğine çalışıyor… Haziranın ilk günlerinde deniz hâlâ temizdi ama bu tempoyla uzun sürmez, hızla kirlenir! Bu yıl Güney Ege kıyılarımızda denize açılacaklara “Allah kolaylık versin” diyeceğim. Ve Göcek’teki bu “özgürlük âşığı” teknelerin çoğunun temmuzda Hisarönü’ne geçeceğini göz önünde bulundurmakta da fayda var…

    2020, deniz yaşamına 3 Haziran’da adım attık. İlk durak sıcak denizleri, sakin havası ve mevsimsel hava sürprizlerine korunaklı sayısız koyuyla ünlü Göcek. Tatlı bir batı rüzgârıyla Marmaris’ten Göcek’e yelkenleri açtık. Üç aylık endişe ve karantina döneminin ardından denizde bir başımıza olmak büyük bir huzur ve mutluluk oldu.

    Şimdi bu noktada öykümüze bir ara verelim ve hemen hayaller ile gerçekler arasındaki farka girelim…

    Hayaller ya da beklentiler: Kent dışı seyahat kısıtlamaları yeni kalktı. Göcek’e varacağız, aylardır kimse gitmediği için tertemiz sularda, her gün canımızın çektiği eşsiz bir koyda-kuytuda demir atıp, aylardır biriktirdiğimiz stresi atacağız. Göbün, Tersane, Bedri Rahmi, Sarsala gibi yat mola noktalarında; hatta bir iki gün de Fethiye Körfezi içinde güzel yelken yapıp Turunçpınarı’na uğrayacağız. Kumanyamızı da tamı tamına hesaplamışız; 15 günlük yolculuğumuzun dört beş akşamını sakin kıyı tesislerinde, geri kalan günlerini teknemizde geçireceğiz.

    Gerçekler: Kapıdağı Yarımadası ile Domuz Adası arasındaki Dargeçit’ten Göcek Körfezi içine girdiğimiz anda, tüm kıyı şeridinin beyaz noktalarla kaplı olduğunu gördük. Büyük çoğunluğu motoryat, belki 1000 tane. Göcek’in bağlama kapasitesi iskeleler dahil 900 civarı. Her şey bir yana, bu kadar tekne ne zaman toparlandı, ne zaman market alışverişi yaptı, ne zaman denize çıktı, ne zaman tüm koyların, tüm kuytuların parselasyonunu yaptı? Kafam karıştı. Anlaşılan biz, şehirlerarası yolculuk kısıtlamalarının kaldırılması için gün sayan şanssız (saf) azınlığın üyeleri olmuşuz.

    GÖCEK’TEN İLK İZLENİMLER

    İlk gün yol yorgunluğu ile “Burası bugün sakin Ali Abi” diyen Yeşim ve Yıldıray’ın tesisi Tersane Koyu’na gittik. İskele içine aborda olduk. İskele oldukça boştu. Ortam ve deniz gerçekten güzeldi. Yeşim’le biraz sohbet ettik, “Bir aydır belli olmuyor, bazen koy tıka basa doluyor, bazen de bomboş oluyor. Yabancı tekne hiç yok. Bu sezon biraz sıkıntılı geçecek” diyor.

    Ertesi gün de kalalım, dedik. Ama… 50 tonluk bir motoryat geldi, bomboş iskelede tam karşımıza bağlandı. İçinde iki çocuklu bir aile. İskeleye yanaşırken izin almadılar. Bütün gece jeneratörlerini çalıştırdılar. Yemeğe de çıkmadılar. O zaman neden iskeleye bağlandılar?

    Sabah kalktık jeneratör yine çalışıyor, apar topar bir kahvaltı edip Göcek’in her zaman en ıssız köşelerinden biri olan Kuyrucak (Binlik) Koyu’na geçtik. Biz geçtiğimizde koy sahiden boş, sakin ve deniz harikaydı. Birazdan yanımıza bir yelkenli yanaştı. İçinde altı-yedi genç arkadaş. Tüm öğleden sonra saatlerinde 15 dakika yüksek (yani çok çok yüksek) volümde müzik ve eller havaya modu, 45 dakika denizde çığlık çığlığa su sporları gibi bir ritim içinde eğlendiler.

    Akşamüstü diğer yanımıza bir motoryat yanaştı. Birazdan “tısss” diye bir vınlamayla arkasındaki platform denize indi ve buradan hareket eden jetski ile orta yaş üstü fit bir beyefendi önümüzde vızıldamaya başladı. Kardeşim, jetski yapacaksan biraz uzaklaş, doğanın tadını çıkar, di mi? Yooo! Bizim teknenin önünde 8 çiziyor, daireler yapıyor ve biz beşikteki bebek gibi sallanıyoruz.

    Neyse yakın teknelerden o akşamın ilerleyen saatlerinde müzik yayını olmadı. Bu öğleden sonra azabı Göcek normallerinde bir hiçmiş, onu da deneyimleyeceğiz!

    GÖBÜN

    Gürültücü arkadaşlardan biraz uzak kalalım diye, birkaç gün Atbükü’nden Yavansu’ya kadar tüm koyları gezip sakin bir köşe aradık kendimize. Rahat etmek için rüzgâr alan biraz çırpıntılı da olsa yalnız kalabileceğimiz koylarda konakladık.

    Sonunda da kendi kendimize “Bari bir Turunçpınarı’na geçelim, iskelesi sessizdir, rüzgâr güneyli, koy sakindir, güzel yemek de yeriz” deyip yelkenleri açmaya hazırlanırken, içime bir kurt düştü. Önce Osman’ın oğlu Deniz Aydın’ı aradım, yanıt vermeyince de Göbün’den Muammer’i. Muammer dedi ki, “Ali Abi sen buraya gel bu gün sakiniz, Turunç da bir türlü açamadı, galiba bu sezon kapalı.”

    Haydaaa… Neyse, yapacak şey yok. “Sakin Göbün”e gittik. Yine öğleden sonra ve yine yanımıza ittir kaktır koca bir motoryat yanaştı. İçinde dört zarif küçük hanım, makyaj tazelemekteler. “Vay canına Göbün Restaurant’a herhalde makyajsız inilmiyor artık” diye düşünüyoruz ama… Bu küçük hanımlar, tekne yanaştıktan sonra derhal başüstüne koşup selfie olayına başladılar. Anlaşılan artık Instagram ve benzeri e-mecralarda “Göbün’de olmak” diye bir konu var ve biz bunu yakalayamamışız.

    Bu küçük hanımlar Göbün’de yemeğe inmediler. Motoryatın jeneratörü tüm uyarılarımıza rağmen gece yarısına kadar çalıştı, çünkü önce fırında yemek pişti, sonra tabii ki bulaşık makinede yıkanacak… Birkaç uyarıda bulunduk, kibarca itiraz ettik. Ama elektrik şartmış, müşterilerin beklentileri çokmuş, sistem çökermiş…

    SAHİLDEN MANZARALAR

    Masalar arası mesafe yasal sınırlara göre açılmış. Göbün ahalisi beyaz maskelerle, şikâyet etmeden, masalar arası vızır vızır çalışıyor. Karada yemeğe inen deniz turizmcileri ise genellikle maskesiz. Açıktaki büyücek teknelere böcek, karavida ısmarlayan ahali hayli yoğun. Öğrendiğimize göre bu ilkbaharda Göbün ailesinin mekânı Kapıkargın’da hiç Covid-19 çıkmamış, ama yaz sonu nasıl biter, bir soru işareti…

    Neyse, Göbün’de güzel iki gün geçirdik (bu arada iskeledeki teknelerin jeneratörleri de bir türlü susmadı).

    Turunçpınarı da bu yıl sahiden kapalıymış. Çevreden öğrendiğimize göre, Osman’ın oğlu Deniz ve ekibi hem korona sıkıntıları hem de mal sahibi Timur Savcı’nın bitmeyen tadilatları nedeniyle bu yıl restoranı açmama kararı vermişler. Dolayısıyla gidemedik, mutlak koruma altındaki Turunçpınarı’nda ne tür bir inşaat faaliyeti sürdüğünü de görememiş olduk. Ama haberler tedirgin edici. Üzülmemek elde değil!

    GÖCEK’TEN ACI İZLENİMLER

    Göbün çıkışında tüm Göcek Körfezi’ni kuzeyden güneye bir kez daha gezdik. Kıyılar yine beyaz, beyaz, beyaz… Koca koca, bembeyaz tekneler tüm kuytulara iki yandan geniiiiş koltuk halatlarıyla park etmişler. (Bu kuytularda 10 günlük duraklama sınırını kollamakla yükümlü SG bot komutanlarına kolaylıklar diliyorum.)

    Bu arada, SG’nin işi sahiden zor. Mesela geçenlerde başka bir körfezimizde bir koyda demirli üç aborda irice teknede gece yarısı partisi düzenlendiği ihbarı gelmiş. Mecbur gelmiş denetim yapmışlar. Ortadaki teknenin 10 metrekarelik flybridge’inde demini tutmuş 20-30 arkadaş dans ediyor. Sosyal mesafe, maske, pandemi hak getire. Bir türlü anlatamamışlar kısıtlamaları. Ceza yazmışlar, ama arkadaşların demlenme seviyesi o kadar güçlü ki, kimse TC kimlik no’sunu bile hatırlamıyor. Dert çok…

    Göbün’den çıktık, uzun aramalardan sonra, akşamüstü Bedri Rahmi’de kral mezarlarının köşesinde bir de baktık ki genişçe bir boşluk var. Hemen o köşeye koltuk halatıyla kıçtankara yerleştik.

    Bulunduğumuz noktada tek dert, koyda uzun süreli teknelerin kaptanlarının patron transferi, taze ekmek alma, restorandan yemek alma, gazete alma nedeniyle hayli güçlü motora sahip tender’larıyla çılgın bir süratle sağa sola seyahatleri sırasında yarattıkları koca dalgalar.

    (Nitekim ayın 21’inde bu motorlardan biri Bedri Rahmi girişindeki adacığa tam yol bindirmiş. Maalesef iki kişi kayalara uçup hastanelik olmuş.)

    Sükûnet kısa sürdü. Bir saat geçmeden yanımıza 10’ar metre arayla üç motoryat demirledi. Kıçtankara kıyıya yanaştılar. Bize en yakın pozisyondaki teknenin kaptanı büyük bir rahatlıkla bizim koltuk halatının üstüne kendi 30-40 tonluk teknesinin koltuk halatını kayaya sardırdı. Bizim gariban halat ezildi, ezilecek… Gemiciye “Sabah erken çıkacağız, çapariz olmasın” diye seslendim. “Sıkıntı yok, bakarız” dedi, bir daha da görünmedi.

    Aradan yarım saat geçti geçmedi. Birinci motoryatta iki aile ve çocukları var, sanırım çocuklardan birinin doğum günü. Müzik sonuna kadar açıldı. Tepede tüm çocuklar ve büyükler zıplıyor Bilemiyorum, herhalde rap, hip hop filan çalıyor. Derken bir ötesine yerleşen motordaki geçkin yaştaki arkadaşlar eskilerden sazlı sözlü sosyal içerikli bir müzik patlattılar, bir ötesindeki de Alpay, Sezen, Candan karışık bir Türkçe popu sonuna kadar kulağımıza dayadı… Sanırım ancak komşu tekneden daha yüksek ses volümü ile kendi şarkılarını işitebiliyorlar.

    Anlayacağınız, Likya kral mezarları altındaki şahane gecenin büyüsü hayal oluverdi. İnanın, motoryat, yelkenli, bir ayrımcılığım yok. Hepimiz denizciyiz ama… Koylarda 50-500 beygirlik dingileri, tender’larıyla tam yol giden; yanaştıkları bir ıssız koyda-iskelede jeneratör çalıştıran, ıssızlığı bozan, sabah gireceğimiz denize bulaşığını boşaltan, koyları-kuytuları parselleyip dingileriyle yaşadıkları kente gidip gelen ve teknelerine yeniden adım attıkları anda “Özgürüm, burada bana kimse karışamaz” ruh haliyle yüksek volümlü müzik saplantısına giren bu arkadaşları, denizcilik örf ve adetleriyle bağdaştırabilmekte zorluk çekiyorum.

    Bu insanları, dergi yazar arkadaşım, motoryat ve tekne yaşamı adabı uzmanı sevgili Emir Kunt’a havale etmeyi, onun latif nitelemeleriyle okuyabilmeyi çok isterdim. Maalesef bir kaza geçirdi, bacağını kırdı, şu haliyle Göcek’i göremedi. Onun yerine gördüklerimi ben yazmak zorunda kaldım, bilesiniz.

    Ama gördüklerim hiç hoş değil. Büyükşehirdeki evinin balkonunda komşularına yapamayacağı zulmü, 10 metre ötesindeki demirli tekneye reva görenler korona bahanesiyle bu yıl denizlerde terör estirecek gibi görünüyor.

    NETİCE VE ÇİFTLİK…

    Netice: Havanın biraz güneyli olmasını bekleyip Göcek’ten Marmaris’e doğru yıldırım gibi uzadık.

    Korona ile birlikte iklimler de şaşmış, hava esiyor ve esiyor. Bir akşam Marmaris Kumlubük’te alargada kaldıktan sonra batıdan esen sert havanın yarattığı solugana pes edip, Çiftlik Koyu’nda Azmak Restaurant’ın iskele ucuna aborda olduk. Yaşar ve Engin’in işlettiği tesis bu koyda bizim favorimiz. Her zaman güzel deniz ürünleri ve harika bir lezzet. Üstelik iskelemizde tek bir motoryat yok. Jeneratör yok ve müzik de yok. Marmaris Kaymakamı Ertuğ Bey’in denizde müzik yayınını yasaklama çabasının farkı da olabilir…

    Gerçekten anlamıyorum, bu gürültüler, tacizler bir deniz cezası mı? Örnek; Göcek Tersane’de, iskeledeyken son derece kibar motoryat kaptanına soruyorum, “Kardeşim bu gürültüye ne zaman son vereceksin?” Diyor ki, “Abi, valla ben de eski yelkenciyim, çok haklısın, ama jeneratörü çalıştırmazsam teknenin sistemi çökecek. Patrona anlatamıyorum. ‘Şu iskeleye yanaşalım, yarın arkadaşlarımız da gelecek, buluşacağız’ dedi. Beni dinlemiyor, anlarsın sen…”

    Peki, patron kardeş, o zaman git, tekneni koyun uzak bir köşesine bağla ve jeneratörünü istediğin kadar ve istediğin devirde çalıştır. Ama öyle değil herhalde… Ve sahiden korkuyorum… Bu yıl… Gökova’dan Kekova’ya harika küçük koylarımızın tümünde, galiba korona bahanesiyle bir deniz gürültüsü veya daha net söyleyelim “terörü” olacak!

    Anlaşılan o ki, tekneye binen, “Denizdeyim, sonsuz özgürüm!” de diyebiliyor. Üzülmemek elde değil! ☸

    SG DENETİMLERİ: SALGIN, AĞAÇLAR VE DAU

    Son günlerde denizci gruplarında SG denetimlerine ilişkin sıkça gündeme getirilen bazı sorular var.

    En çok merak edilen konu: Salgın kısıtlamaları ne oldu? Pandemi çerçevesinde tekne istiap haddi ne olacak? Yani teknelerde kaç kişi seyir yapabilir?

    Yanıt: Ticari teknelerde kısıtlamalar merkezi olarak kaldırıldı, sterilizasyon gibi sağlık önlemleri getirildi. Özel tekneler içinse bu konuda mülki amir karar verici. Ama mavi gezi bölgelerimizde, tüm kısıtlamalara son veren Güllük Limanı haricinde kaymakamlıklardan yeni bir açıklama yapılmadı. Dolayısıyla her bölgede farklı uygulamalar hâlâ sürüyor. Ancak genel teamül “tekne yatak kapasitesi” kadar diyebiliriz. Yine de, seyre başladıktan sonra başınızın derde girmemesi için öncesinde bölgesel uygulama farkları açısından bağlı olduğunuz Liman Başkanlığı ya da SG ile temas kurmanızı öneririm. (Bu arada, SG aynı aile ve çocuklar için genellikle bir limit gözetmiyor.)

    Bir diğer yeni konu: SG botlarının özellikle Datça Yarımadası’nda Bencik ve benzeri koylarda ağaçlara koltuk halatı ile bağlanılması durumunda uyguladıkları idari cezalar. İşte bu, 2020’nin önemli bir konusu olacağa benziyor.

    Yanıt: Bildiğiniz gibi, 6831 sayılı Orman Kanunu 14’üncü madde A bendi uyarınca “yaş ağaçları boğmak” (ağaçlara bağlanan koltuk halatı) yasaktır ve idari cezaya neden teşkil etmektedir. Bu konuda idari ceza 2020 yılı için alt sınır 639 TL, üst sınır 5167 TL olarak belirlenmiştir. Ceza uygulaması Orman Rejimi altındaki bölgelerde, Milli Parklar’da ve Muhafaza Ormanları’nda alt sınırın iki katından az olamaz. OGM 2020 Yılı İdari Para Cezalı Tebliği, madde 68, bend 8’de kamu denetçisi alt-üst sınır idari ceza miktarı takdiri şöyle tarif edilmektedir: “…İdari para cezasının miktarı belirlenirken işlenen kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusuru ve ekonomik durumu birlikte göz önünde bulundurulur.” 2020 sezonunda ağaçlara koltuk halatı yasağı konusunda ciddi takip var. Zaruri ihtiyaç olmadıkça doğasever denizciler de doğal olarak(!) bu denetimi ve uygulamayı destekliyor.

    Bitmeyen konu; Mavi Kart: Geçtiğimiz ay yeni bir kavram ortaya çıktı: DAU, yani Denizcilik Atıkları Uygulaması. Peki, bu ne demek? Bizim Mavi Kart’a ne oldu?

    Yanıt: Uygulamada hiçbir değişiklik olmadı. Sadece yeni başvuranlara artık bir plastik kart verilmeyecek. Onun yerine her teknenin bir DAU no’su olacak. Eski Mavi Kart’ı olanların no’su da geçerli. Bu numara üstünden atıklarımız bundan böyle DAU sistemine kaydedilecek. Gemi Atık Takip Sistemi (GATS) ve 24 metre altı özel ve profesyonel tekneler için kullanılan Mavi Kart Uygulaması tek sistem üstünde birleştirildi. Hepsi bu. Öte yandan, siyah su atıkları denetimleri konusunda belirsizlik devam ediyor. Hâlâ idari ceza uygulamalarında bir keyfiyet sorunu yaşanma potansiyeli var. Ancak Muğla İdare Mahkemesi ve İzmir Bölge İdare Mahkemesi kararları denizcileri hayli rahatlatmış durumda. (Denizci dostlarımız bu konuda Yacht Türkiye Aralık 2018 tarihli yazımızı inceleyebilir.) SG bot komutanları da mavi yolculuk parkurlarında Mavi Kart konusunda tüm teknelere artık oldukça anlayışlı davranıyorlar. Bölgedeki denizcilerin sorunlarına sağlıklı bir diyalog ile ortak çözümler geliştirilmesi konusunda geçtiğimiz günlerde Akdeniz Bölgesi’ne atanan SG Güney Ege Grup Komutanı Yarbay Oğuz Eryılmaz’ın önemli çaba ve katkıları oldu. Kendisine teşekkür ediyor, yeni görevinde başarılar diliyoruz. Eryılmaz Yarbay’ın yerine atanan Bodrum SG Karakol Komutanı Binbaşı Süleyman Ercan da bölgeyi ve amatör denizcilerin sorunlarını yakından bilen bir yönetici. Hayırlı olsun diyor, yeni görevinde başarılar diliyoruz.

  • Korona günlerinde mavi yolculuk – Körfezlerde durum ve favori duraklarımız

    Korona günlerinde mavi yolculuk – Körfezlerde durum ve favori duraklarımız

    2020 sezonuna bilinmeyenlerle adım atıyoruz: Seyahat yasakları kalkarsa mavi gezginleri nasıl bir hayat bekliyor? Kıyı tesisleri açılırsa hangi koşullar altında hizmet verecekler? Mavi yolcular lojistik gereksinimlerini nerelerde daha kolay karşılayabilirler? Pandemi koşullarında hangi körfezlerde yaşam daha kolay? Lojistik gereksinimlerin karşılanması için özel nitelikleri olan koylar hangileri? Bazı öngörülerimiz var. Ama yaz aylarında ne gibi koşullarla karşı karşıya olacağımızı hep birlikte yaşayıp göreceğiz.

    Haziran ayı itibarıyla seyahat yasaklı kentlerde kademeli özgürleşme bekleniyor. Buna bağlı olarak deniz tutkunları da teknelerine kavuşabilecekler. Bazı bilinmeyenle birlikte. Örneğin…

    -Seyahat yasağı olan kentten Muğla’daki teknesine giden kişi 14 gün marinada karantinada kalmak zorunda bırakılabilir mi? Örneğin, Marmaris Kaymakamlığı kendi evine gidenlere 14 gün karantina uyguluyor.

    -65+ ve 20- yaş grupları için kısıtlamalar kaldırılacak mı? Ek tedbirler olacak mı?

    -Körfezlerde hizmet veren sıvı atık alım tekneleri çalışacak mı? Hangi koşullarda çalışacaklar?

    -“Ticari yat” olarak değerlendirilen mürettebatlı ya da mürettebatsız kiralık teknelerin ve guletlerin seyir yasağı kalkacak mı? Nasıl kurallar gelecek?

    -Yelken ve denizcilik eğitimi veren kurumlar 2020 sezonunda çalışmaya devam edebilecekler mi? Hangi koşullarda?

    -Uluslararası deniz turizmi açılacak mı? 

    Yunanistan’ın Ege Adaları limanlarına özel teknelerin giriş yapmasına yazın ilk günlerinde izin vermesine kesin olarak bakılıyor. Peki, Türkiye çıkışlara izin verecek mi? Adalara giriş-dönüşlerde 14 gün karantina uygulanacak mı? Bu bilinmeyenler kamu yönetiminin yanıtlayacağı konular. Bir de denizcilerin yanıt bulması gereken konular var. Seyre çıkan özel tekneleri korona günlerinde nasıl bir hayat bekliyor?  İlk konu aşağı yukarı belli: Seyre çıkan özel teknelerde muhtemelen sahibi ve sınırlı sayıda yolcu (büyüklüğüne göre 2-4 kişi) bulunmasına izin verilecek.

    İKİNCİ KONU LOJİSTİK GÜÇLÜKLER

    Rahatlıkla şu söylenebilir: Bugüne kadar rahat ve tembellik odaklı mavi yolculuk yapanlar, korona günlerinde bir dünya turu yapıyormuşçasına “denizci” olacaklar; denizde kendi kendine yeten şekilde yaşamayı öğrenecekler. Demir kayaya takılırsa çağır limandan dalgıcı çıkarsın, impeller yırtılırsa çağır bir motor ustası, wc’nin check valfı yıpranmış “imdat tekneyi sarı su bastı” dönemi kesinlikle zorlaşacak. Kıyılarımızdaki ustalar eğer ceplerinde aylık harçlıkları varsa, Yunan meslektaşları gibi biraz ağırdan almaya başlayabilirler. Çünkü girdikleri her tekneyi bir hastalık riski olarak görür hale gelecekler. Daha da önemlisi (paranoya gibi görünmesin ama) denizde kayığıyla gezip ekmek-yumurta satan yerel girişimcilerin azaldığını göreceğiz. Bugüne kadar her yaklaşan tekneye gel gel yapan kıyı tesislerinin bazı caydırıcı önlemler aldığını göreceğiz. İskelelerde teknelerin sosyal mesafesi olacak, bedava elektrik-su imkânları azalacak. Öyle ki; sezon ortasında teknesine yedek su deposu, jeneratör veya su yapıcı taktırmak isteyenler, yüksek talep nedeniyle astronomik fiyatlarla karşı karşıya kalacaklar. (Stoklar şimdiden azalmış.)

    Muhtemelen bazı bölgelerde “kurumsal” tedarikçiler artacak. Örneğin Göcek’te zaten var olan tekne marketler tıpkı büyük kentlerde kuryeli satışların artması gibi çok daha organize alışveriş imkânı sunar hale gelecekler. Ayrıca bugüne kadar bu tür hizmetler bulunmayan körfezlerde bu tür girişimler (örneğin Bozburun, Selimiye, Datça, Karacasöğüt, Kekova-Üçağız gibi merkezlerden) ortaya çakarsa da şaşmamak lazım. 

    TESİSLERDE KORONA KOŞULLARI

    Denizcilerin kıyılardaki dostları, yani koy tesisleri, restoranlar için büyük bir belirsizlik söz konusu. Birincisi, deniz turizmi okulların tatil olmasıyla canlanır. Bu tarih haziran sonuna ertelendi ve yaygın deniz turizmi fiilen Temmuz’a ötelenmiş oldu. Sezon kısalıp, müşteri potansiyeli de düşünce tüm tesisler daha az personelle hizmet vermeyi düşünmek zorunda kalacaklar. Bunun, kıyılarımızda yeni yeni oturan hizmet kalitesi üzerinde olumsuz bir etkisi olacağını düşünebiliriz. İkinci bir konu, bu tesislerin yüksek kaliteye meraklı olanları bahar aylarında sezon için yerli deniz ürünü stoklar ve dondururlar. Örneğin mart ayı ikinci yarısında ahtapot avı mevsimidir, nisan kalamar toplanır. Mayıstan itibaren balıkçılardan yerli balıklar alınır ve bunların tümü şoklanıp derin donduruculara, soğuk hava depolarına istiflenir. Bu yıl belirsizlik nedeniyle kimse mal depolamadı. Bu çerçevede eğer tesisler açılırsa bile daha kısıtlı bir mönü ile hizmet vermek durumundalar. Her şey bir yana… Geçtiğimiz günlerde turizm belgeli oteller için 30-40 sayfalık bir “yeni düzen” yönetmeliği yayınlandı. Her koridorda bir sterilizasyon kutusu, bir kişinin kullandığı masaya ikinci müşteri dezenfeksiyon işlemi sonrası oturacak. Güneşlenenler arasında bilmem kaç metre mesafe, havuza denize giren izole şekilde yüzecek. Açık büfe yok. Tesis içinde koruyucu maske ile gezilecek. 132 maddelik bir kurallar listesi…  Benzer kuralları denizcilerin ünlü uğrak noktalarından birinde 45 derece sıcaklık altında hayal edebiliyor musunuz? Ben etmeye kalkıştım ve hem tesis çalışanları hem de müşteriler cephesinden aklımda inanılmaz fantastik görüntüler beliriverdi. Hemen hayal kurmayı bıraktım. Sanırım bu yıl her şey hayli farklı olacak…

    GÖZDE ROTALAR – ÖZEL KOYLAR

    Bu koşullarda denize açılacaklar mavi gezi parkurlarını belirlerken kendine yeterli olabilmeyi ve gerektiğinde temel alışveriş gereksinimlerine daha kolay ulaşabilecekleri rotaları tercih etmek isteyecekler. Peki, pandemi koşulları açısından körfezlerimizi kaba hatlarıyla değerlendirsek tablo nasıl? İkincisi özel yaşam imkânları sunan koylarımız var. Nispeten iyi alışveriş imkânı olan, kısmen uzun süreli konaklamaya müsait, bazen iskelelerde mesafeli şekilde soluklanma şansı sunan koylar. Bunların bazılarında su ve elektrik ikmali olanağı da olabiliyor. Bu özel koylar uzun süreli seyre çıkma düşüncesindeki denizciler için özellikle önem taşıyor. Peki, bu özel nitelikteki koylarımız hangileri?

    Gökova

    51 mil derinliğinde bir kocaman körfez. Kuzey kıyıları Bodrum Liman Sahası, güney kıyıları Datça Liman Sahası ve Tuzla Burnu’ndan doğusu de Marmaris Liman Sahası’na bağlı. Bu nedenle bakir doğa alanı Gökova’da seyir yapacak teknelerin öncelikle limanlar arası kısıtlamalara dikkat etmesi gerekecek. İkincisi Gökova eşsiz doğal yapısına karşın pek az “medeniyet noktası”na sahip. Yiyecek-içecek ikmal olanakları Çökertme ve Akbük’te az, Karacasöğüt’te nispeten daha iyi. Ören ve Akyaka da zorlu ikmal noktaları olarak listeye eklenebilir. Akyaka’da çarşamba, Mazı’da cuma sabahı semt pazarı kurulur. Su ve elektrik Karacasöğüt’teki marinetlerde var. Akbük ve Çökertme iskele ve tesislerinde de kısmen elektrik ve su temin edilebilir. Çamlı Liman ve Karacasöğüt zorunlu koşullarda Marmaris’e karayolu ulaşımı için en elverişli duraklar.

    Gökova’da en önemli ikmal noktası oldum olası Karacasöğüt’tür. Marketler ve ekmek fırını bir yana ilkyaz günlerinde bulunabilecek nefis tarla domatesi bile hayli kışkırtıcı bir fikir. Mayıs ayında bile burada alargada konaklayan 4-5 tekne mevcuttu. Raca Restaurant paket servis yapıyor. Ama yaz aylarında sorun kısıtlı iskelelerinde yer bulmak olacaktır. En büyük kapasiteye sahip olan MUÇEV İskelesi sonbaharda boşaltıldı. Haziran’da yeniden hizmet vermeye başlaması bekleniyor. Hâlâ net değil. Öte yandan MUÇEV İskelesi’nin batı kıyısında hâlâ kıçtankara demirlenecek yer de bulunabilir. Gökova’nın en yüksek lojistik imkânlara sahip durağı olan Gökova Yelken Kulübü için de henüz belirsizlikler sürüyor. Eğitimler için Spor Bakanlığı’nın düzenlemeleri bekleniyor. Keyifli restoranı açılacak mı? Halen belirsiz. Kışlayan teknelerin pek çoğu bu yıl hareket etmeyecek gibi görünüyor. Bu durumda yaz aylarında kısa süreli konuklar için yer bulunabilecek mi? Bunlar henüz yanıtsız sorular. Gökova’nın özellikle Longöz, Tuzla, Yediadalar, Bördübet, Balıkaşıran, Büyük-Küçük Çatı, Gölyeri doğa cenneti parkurunda mavi geziye çıkmak isteyenler, kendilerini her zaman olduğu gibi vahşi doğa ile baş başa koşullarına hazırlamak zorundalar. Yediadalar Küfre Koyu’nda tesis açık olursa su ikmali de biraz iptidai koşullarda mümkün olabilir. Amazon’da ekmek ve zaruri ihtiyaçlar orman içindeki tesisin koşulları müsait olursa edinilebilir. Okluk müdavimleri artık büyük ölçüde Büyük Çatı’da konaklıyorlar. Bu korunaklı limanımız biraz kalabalık. Ama buradan 20 dakikalık bir yürüyüşle Datça-Marmaris karayoluna ulaşılabilir ve toplu ulaşım ile ilçe merkezlerinde alışveriş imkânı denenebilir. Çökertme, Akbük, Akyaka, Çamlı Liman ve Karacasöğüt’teki marketler açık, restoranların akıbeti henüz belirsiz. Ama muhtemelen bu merkezlerde ilk fırsatta yeme-içme servisi başlar.

    Gökova için son bir not: Fazla ihtimal yok ama eğer temmuzdan sonra denizlerdeki yoğunluk hoşunuza gitmeyecek bir seviyeye çıkarsa, bu yıl Güllük (Mandalya) Körfezi de kısa bir mavi gezi seçeneği olabilir. Hem yaz sıcağında serin olur. Hem de bu yıl nüfus hareketliliği ve sınai-tarımsal üretimdeki azalma nedeniyle bu eşsiz güzellikteki kıyılarımızda deniz biraz temizlenmiş olabilir. İassos (Kıyıkışlacık) ve Kazıklı Limanları, Güllük Körfezi’nin favori duraklarıdır.

    Hisarönü-Yeşilova Körfezleri

    Datça Yarımadası güney kıyıları… Zor ve doğa severler için güzel bir parkur. Market imkânı da olan Kurucabük’te Aktur yerel pazarı pazartesi, çarşamba, cuma günleri kuruluyordu. Bu yıl belki iki gün kurulacak, henüz belli değil. Pazar günleri de Palamutbükü yerel pazarı var. Onun dışında Datça Limanı’nda her türlü imkân bulunuyor; su takviyesi, çarşı-market. Çarşamba ve Cuma günleri Datça merkezde semt pazarı kuruluyor. Datça Limanı mayıs ayında pandemi limanı olarak hizmet vermiyordu. Ama yurtdışı seferlerin açılması halinde, ilçe merkezinde bir devlet hastanesi de bulunduğu için yeniden işlemlerin başlaması mümkün görünüyor. Palamutbükü’nde barınağa girerseniz su-elektrik-yakıt ikmali mevcut. Güvenilir havalarda köy önünde alargada kalıp botla sahile çıkıldığında da açık restoranlara ve marketlere ulaşılabilir. Hisarönü Körfezi’nin dip noktalarında Selimiye ve Orhaniye temel ikmal noktaları olarak öne çıkıyor. Özellikle Orhaniye (Cumartesi) yerel pazarı çok güzel bir alışveriş merkezi. Pazar günü Turgut’ta, Çarşamba günü Selimiye’de yerel pazar kuruluyor. Selimiye’nin güzel restoranları Mayıs ayında tadilattaydı. Haziranda paket servis mi yapacaklar, yoksa “yeni normal”e göre masada oturarak servis mi yapacaklar şu anda belli değil. Bu bölgede su ikmali için Selimiye’ye kıtlık olmadığı müddetçe bel bağlanabilir. Ya sonrası… Bir soru işareti. Körfezde her türlü lojistik servisi bulunan Orhaniye Marina dışında su ve elektrik için tek garantili adres Turgut ve Orhaniye’deki küçük iskeleler. Kocabahçe, Dirsek ve Kuzbükü tesislerini işleten aileler Nisan ayında koylara gittiler. Tamirat ve sezona hazırlık yapıyorlar. Ama deniz turizmine yeşil ışık yanarsa ne yapacakları konusunda tam bir belirsizlik var. Kara ulaşımı olmayan bu koylar deniz trafiğine göre mutfaklarını açıp açmamaya karar verecekler. Stabil olmayan bir deniz hareketliliği bu küçük işletmeler için büyük malzeme zaiyatı anlamına gelebilir. Aksi taktirde de mutfakta donmuş gıdalar ön plana çıkmak zorunda kalabilir. Bunu da hiçbiri istemiyor. Yeşilova Körfezi’nde Bozburun temel ikmal merkezi. Sağlık kontrolü imkânı bulunmadığı için bu yıl muhtemelen sınır kapısı açılmayacak. Su ikmali ve elektrik desteği için eskiden olduğu gibi Bozburun Barınağı ve Söğüt-Octopus iskelesi kullanılabilir. Her iki merkezde de randevulaşmak kaydıyla tankerden yakıt ikmali de yapılabilir. Bozburun ve Söğüt’te yiyecek içecek ikmali yapılabilir. Pazartesi günleri Söğüt’te, Salı günleri Bozburun’da yerel pazar kuruluyor. Dikkatinize. 

    Bozburun’da Adaboğazı, Dat Bükü, Kerti Bükü, Burgaz Koyu gibi uzun süreli konaklamaya müsait çok sayıda küçük koy var. Buralara deniz market servisi başlayabilir. Bozburun’un tek kurumsal konaklama noktası olan Bozburun Yacht Club ise hem eğitim programları, hem tesis hizmetleri için resmi izinleri bekliyor. Bozburun Yacht Club çok sayıda denizcinin uğrak noktası olmasına karşın metrekare olarak oldukça dar bir alan. Bu nedenle pandemi koşullarının gerektirdiği hijyen sınırlamaları uygulanınca 2020’de oldukça sınırlı kişiyi ağırlayabilecek gibi görünüyor. 

    Marmaris Körfezi

    Oldukça zorlu bir alan. Birincisi Marmaris koca bir şehir. Marinalarda bağlı olduğunuz süre içinde risk açısından ha İstanbul’dasınız, ha güneyde pek bir fark yok. Tek çare olarak merkezde alışveriş yapacaksanız bir büyük şehre girmek zorundasınız. Marmaris’ten tekneye binecekler eminim yaz boyunca hızla kendilerini açık denize atma gayreti içinde olacaklar. Tıpkı Fethiye’de olduğu gibi kent kıyılarında elektrik ve su ikmali olanağı ancak ücretli marinalar da var. Turunç’ta pazartesi, İçmeler’de çarşamba günleri semt pazarı kuruluyor. İçmeler Barınağı kentten kısa süreli lojistik takviye için kullanışlı bir seçenek olabilir.

    Bu arada… Marmaris Limanı bir pandemi limanı, yani burada uluslararası giriş çıkış yapılabiliyor. Marmaris Körfezi’nde kapsamlı alışveriş ve su-elektrik imkânı sunan en önemli koyumuz Çiftlik. Dört adet büyücek iskelesinde konaklamak mümkün. Restoranlar açılırsa her birinin geniş bahçesi var. Masalar kolaylıkla seyrek nizamda yerleştirilebilir. Birkaç market var, restoranlar da her zaman denizcilere malzeme tedarik ederler.

    Körfezin uç noktalarında Serçe şu anda açık. Ama restoranı kapalı. Bozukkale’deki üç tesisimizde de sezon hazırlıkları yapılıyor. Her şey yolunda giderse Haziran’da yeni kurallara göre açmayı planlıyorlar. Bu arada tanıyanlar için bir de müjde vereyim. Ali Baba’ya güleç yüzlü Dursun bu sezon geri dönüyor. Kayınbiraderi Can ve mutfakta Nedim Usta ile birlikte denizcileri ağırlamaya devam edecekler. Körfezin batı yakasında Kumlubük Yacht Club alışveriş imkânı olmasa da elektrik-su takviye edilebilecek bir tesis. Rahmetli Ahmet Özkal’ın eşi Şirin Hanım’ın yönetimindeki restoran da gastronomi meraklıları için açık denizde bir vaha olarak nitelendirilebilir. Şirin Hanım “Bu yıl kimsenin Çin’in Ç’sini duymaya mecali yok” diyor ve Çin mutfağı yerine küçük ama farklı bir deniz ürünleri mönüsü hazırlayacağını söylüyor. Marmaris bölgesinde benzer özelliklere sahip, yani su-elektrik ve gastronomi durağı olabilecek ikinci durak, körfezin doğu yakasındaki Ekincik My Marina. My Marina’da oldukça gelişkin bir market de mevcuttur.  Ayrıca Ekincik Balıkçı Barınağı’nda konaklayıp ya da koy dibinde alargada kalıp köyden market alışverişi yapmak da mümkün. Marmaris’te limana yakın gezenler için bir diğer gastronomik seçenek de Yıldız Adası kuzey kıyılarında Küçük Kargı Koyu’nda Cook’s Club (Adaköy Marina) olabilir. Restoran müşterileri için iskeleyi kullanmak serbest. Gastronomik duraklardan bu kadar söz ettik ama özellikle My Marina ve Kumlubük Yacht Club gibi turizm belgesine sahip özel tesislerin açılıp açılmayacağı, hangi birimlerin, ne koşullarda hizmet vereceği kamu yönetiminin özel kurallarına bağlı olacak.

    Fethiye-Göcek

    Göcek pandemi koşullarında deniz tutkunları için kesinlikle en kolay rota. Hem deniz marketleri, yat mola noktalarında hazır yemek imkânları; hem de Göcek’te limana ve marinalara çok kısa mesafelerde mükellef alışveriş merkezleri, yaygın teknik servis ağı imkânlarıyla denizciler için en rahat seyir alanı burası. Korona koşullarına adapte olan ilk kıyı tesisleri de Göcek’te Göbün ve Bedri Rahmi Yat Mola Noktaları oldular. Dalaman Kaymakamlığı’ndan aldıkları izinle daha Nisan ayında bu tesislerimiz paket servise başladılar. Göcek’te pazar, Fethiye’de salı-cuma günleri semt pazarları kurulur. Marinalarda yeri olmayan tekneler için elektrik takviyesi güçtür. Ancak su ikmali artık Göbün, Bedri Rahmi, Manastır gibi pek çok yat mola noktasında da sağlanabiliyor. Fethiye Merkez bu bölgede seyir yapacaklar için “kalabalık” bir lojistik merkez olabilir. İlçe merkezinde alışveriş imkânı sonsuz. Ancak Akdenizli halkın sosyal mesafe kurallarını ne kadar umursayacağı ciddi bir soru işareti. Ayrıca Fethiye bölgesinde su ve elektrik ikmali için ücretli marinalar ve marinetler dışında sadece Turunçpınarı seçeneği var. Turunçpınarı’nda işin başında halen Balıkçı Osman Aydın’ın oğlu Deniz ve eşi Adile var. Duyduğuma göre 15 Haziran’da açılacak olan tesis bu kış biraz yenilenmiş. Hatta tadilat hâlâ sürüyormuş. Kıyılarımızda “yenilik” kelimesi beni hep korkutur. Ne kadar yenilendi, bilmiyorum. Gidip göreceğiz artık… Neyse ki, bu eşsiz koyumuzdaki tesiste 40 yıldır tüm yenilikler hep ölçülü ve doğa dostu yapılmıştır. Umudumu koruyorum! Göcek-Fethiye parkurunda içinden tesis bulunan pek çok koy var ama denizcilerin domates, üç-beş sebze, peynir su, gibi acil ihtiyaçlarına yanıt veren tek tesis Karacaören Koyu’nda. Eh o da iyi bir seçenek. Çünkü ‘biraz yol yapayım’ deyip Ölüdeniz tarafına geçenler de deniz üstünde acil gereksinimlerini böylelikle karşılayabilecekler. Aksi takdirde tek seçenek, Belcekız Kumsalı ya da Kabak Koyu önünde kaba dalgalı sularda tekneyi alargada bırakıp uzunca bir yürüyüşle her ürüne ulaşabileceğiniz marketlere yollanmak olacaktır. 

    Fethiye’den doğuya Kekova…

    Herhalde kuralların en az değişeceği bölge. Zaten zor bir parkurdu; pandemi koşullarında da zorlu bir mahrumiyet alanı olarak deniz severlerin huzurunda. Kalkan-Kekova yollarında sıcak iklim koşullarında taze bir kıvırcık salata bulmak her zaman şansa kalmıştır. Bu yaz da değişen bir şey yok. Denizden gelen ziyaretçi her zaman az olduğundan, gelenler geçmiş yıllarda ne için geliyorlarsa 2020’de de aynı amaçla gelecekler: Tarih-doğa-deniz! Ve kendi kendilerine yeterli olmaya çalışacaklar. Kalkan ve Kaş Limanları’nda her türlü lojistik imkân var. Tabii biraz kalabalık alanlar. Üstelik limanlar kentin tam ortasında hayli konforsuz beton kütleler. Buralarda konaklamak zaruret dışında biraz zevksiz. Ama Kalkan’da perşembe, Kaş’ta da cuma günleri yerel pazar kurulur. Kaş çevresi kısa geziler için elverişli. Açıktaki adalarda Çukurbağ Yarımadası kıyılarında harika bir deniz var. Bayındır Limanı’nda birkaç iskelede de su ikmali yapılabilir. Uzun süre konaklamaya elverişlidir.

    Kaş-Kekova yolu tamamen bakir bir parkur. Doğa ile baş başasınız. Sadece Fakdere ve Sıçak koylarında küçük restoranlar var. Yazın muhtemelen hizmet verecekler. Üçağız su-elektrik tedariki ve market açısından iyi sayılabilecek olanaklar sunar. Kekova Bölgesi’nde gezen teknelerin küçük market alışverişi açısından bir uğrağı da tarih kokulu Simena-Kaleköy olacaktır. Kaleköy iskele-restoranları hizmet vermeye başlayınca bölgedeki en hoş deniz ürünleri sürprizlerini sunabilirler.

    Korona günlerinde mavi yolculuk rotalarımızın genel panoraması böyle. Tekneye binerken maskelerimizi ve kolonya şişelerimizi unutmayacağız.☸

  • Gökova’da sezon açılışı ve 10 eşsiz-ıssız küçük koyumuz

    Gökova’da sezon açılışı ve 10 eşsiz-ıssız küçük koyumuz

    2019 sezon açılışını Gökova’da Yacht Türkiye ekibi ve yazarlarıyla birlikte yaptık. Üç günlük kısa bir gezide mavi yolculuğun başladığı bu güzel körfezimizin ana duraklarındaki son gelişmeleri izleme fırsatı da bulduk. Bu yazıda hem “Gökova’da bu yıl neler olup bitiyor” sorusuna kısa yanıtlar var. Hem de, yaz aylarının yoğun trafiğinde 1000’e yakın teknenin cirit attığı Gökova’da kalabalıklardan uzak kalabileceğiniz küçük ıssız koylardan kısa bir özet…

    Malum, hayli stresli ve gergin günlerden geçiyoruz. Böyle zamanlarda ıssız denizler insana ilaç gibi geliyor. Biz de Yacht Türkiye ekibi ve yazarları bir araya geldik ve sezonu Mayıs ayının ilk günlerinde Gökova’da açtık. “Hem yaza merhaba hem de Gökova’da neler olup bitiyor” temalı üç günlük bir buluşma… Buz gibi denizlere girdik, denizden sabah çıkmış hayal gibi balıklar tattık, tabii bu arada bol bol da kaynattık… Ne yalan söyleyeyim; her şey çok güzel oldu! Gökova sakin ve bomboştu. Üç günlük keyifli gezimizde denizin üstünde sadece bir katamaran, bir yelkenli, bir de gulet görebildik. Siz bir de Temmuz ayında görün bu güzel körfezimizi. Bağdat Caddesi gibi kayıklar bir yakadan diğerine koşturup duracaklar. Artık deniz hayli kalabalık, Gökova gibi kocaman ve ıssız bir körfezde bile kalabalık sezonda güzel saklı koylarda yer bulabilmek şansa kalmış durumda. Bu nedenle dergimizin bu sayısında Gökova’nın güzel-saklı ve az bilinen koylarına değinmek istiyorum.

    AMA ÖNCE… GÖKOVA’DAN SON HABERLER!

    Dergimiz yazarlarından Talat Kırış’ın 40 feet özel yapım yelkenlisi Seyyale geçen yıldan bu yana Ören’de konaklıyor.  Ben de bu yolculukta Seyyale’ye misafir oldum. Bu vesileyle Ören Marina’dan ilk kez denize çıkma fırsatım oldu. Ören Marina, dört dörtlük bir konumda, uçakla ya da karayolu ile ulaşım gayet rahat ve tüm hizmetler çok iyi. Zaten Ören, tertemiz ve sakin bir yerleşim merkezi. Çevre yemyeşil. Market var. Yerel pazar ve ürünler var. Denize açılınca Akbük ya da Tuzla Koyları bir saat, İngiliz Limanı bir buçuk saat mesafede. Marina içinde özellikle bahar aylarında denize girebileceğiniz kadar temiz bir su var. Ören Marina, Gökova için muhteşem bir denizcilik üssü haline geliyor. Kısacık yolculuğumuzun ilk durağımız Çökertme, imar affından nasibini bir hayli almış. Bunun iyi tarafları da var tatsız tarafları da. İyi tarafı, Gökova gezginleri için iyi bir ara durak noktası olan Çökertme’deki dört iskeleden üçü önceki yıl keyfi bir kararla yıkılmıştı ve burada duraklayan tekneler kıyıdaki dört güzel, klasikleşmiş restorana alargada kalıp botla ulaşmak durumunda kalıyorlardı. Bu işletmeciler (İhtiyar Balıkçı, Orhan’ın Yeri ve Korsan Mahir) imar barışına başvurmuşlar ve bu yıl iskelelerini yeniden kuracaklarmış. Tatsız tarafı, kıyıdaki bir sürü yeni betonarme yapı. Çökertme sahilinin batısında Limanbükü ve Arpa Bükü isimli iki muhteşem küçük koy var. Bu koylarda bile istinat duvarları yükselmiş. Henüz bina inşaatları görülmüyor ama muhtemelen bir temel yapıp imar başvuruları yapılmıştır.

    Mandıra Filozofu filminin çekildiği Limanbükü’nde yelken kulübü kurulacağı söylentisi var. Yelken öğrencilerinin kalacağı “tesisler” de yapılacak mı acaba? 

    Hiç bu küçük ayrıntıdan bahseden yok!

    İyi hoş da, bu aşırı yapılaşmaların kısa sürede Orhaniye, Selimiye, Bozburun gibi harika mola noktalarımızın denize girilemeyecek kadar kirlenmesine neden olduğunun çoktan tanığı olduk. Çökertme’ye de yazık olacak bu gidişle. Aynı sorun ikinci günkü durak noktamız Akbük’te daha da vahim noktalarda. İmar barışı ile Muğla kıyılarında 3650 kaçak yapı inşa edildiği Çevre Bakanlığı tarafından tespit edilmiş durumda. Bunların 200’ü Akbük’teymiş. Örnek: Bir cesur girişimci, koyun çam ormanıyla kaplı kuzey yamacına 10 adet “doğayla uyumlu” turistik bungalov kondurmuş. Derhal mühürlenmiş ve 50 bin TL ceza gelmiş. Ee, sonra ne olacak? Cesur girişimcimiz bu cezayı ödeyecek ve bu yapılar kalıcı hale gelecek herhalde…

    Bir diğer gözü kara turizmcimiz de bir gece kolostoru çalıştırıp Akbük’ün alametifarikası asırlık Menengiç ağaçlarını kökünden biçti. Sebep? Derme çatma büfesinin önündeki arazinin deniz manzarasını kapatıyorlarmış. Büyük protestolar oldu, ağaç cellatları hapse girdi, Orman Bakanlığı o araziye derhal yeni ağaçlandırma yaptı. Olan asırlık Menengiç ağaçlarına oldu. Güzel ülkemizde kentleşme ve imar affı manzaralarımız işte bu kıvamda ilerliyor.

    Okluk’a bir ziyaret…

    Çökertme ve Akbük ziyaretlerimizden sonra 10 kişilik yazarlar ekibimiz dört bir yana dağıldı. Biz de Talat Hocam ile birlikte son gecemizi geçirmek üzere Okluk’a geçtik.

    Yeşilin ve mavinin her tonunu yaşayan Okluk biraz hüzünlü. İskeleler bomboş. Daha doğrusu Okluk’ta kışlayan 10-15 tekne iskelelerde bağlı, ama gelen giden pek az. Nitekim 1 Mayıs akşamı Denizkızı’nın terasında bir başımıza yemek yedik. Sosyal medyada bir resim paylaştım. Tüm tanıdıklar “bu yaz Okluk açık olacak mı?” diye sormaya başladılar. Umuyoruz…

    Kamulaştırma bedellerinde anlaşma sağlanamadı. İlk aşaması tamamlanan yargı süreci İzmir İstinaf Mahkemesi’ne intikal etmiş durumda. İlk duruşma da Eylül’de yapılacakmış. Dolayısıyla 2019 sezonunda da Okluk ile diğer Değirmenbükü koylarında (İngiliz Limanı, Hırsız Koyu ve Defnelibük) geçen yıl olduğu gibi denizciler için “kısmi kullanım” söz konusu olacak gibi görünüyor. Aynı şekilde Okluk’taki iki restoranın bu sezon hizmete devam etmesi de yüksek olasılık.

    30 yıldır denizcilerle etle-tırnak kadar yakın ilişkiler, dostluklar kurmuş bu iki restoranın işletmecileri aylardır hem hukuk mücadelesi veriyorlar, hem de Gökova’da kendilerine yeni bir yer arıyorlar. Bunun için izin alabilmeleri de kolay değil tabii. Çünkü Gökova’da denizcilerin konaklayabileceği korunaklı koyların büyük çoğunluğu koruma altında. Bodrum’a yakın Tavşanbükü, Adalıyalı gibi koylarda mega yatırım projeleriyle sit alanı kısıtlamaları göz ardı edilebiliyor, ama bu kıyılarda hakkı olan sıradan vatandaşa yasalar geçit vermiyor…

    Mesela Göcek’te yıllardır kamu yönetimi tarafından düzenlenmiş yat mola noktaları var. Fena mı? Hem yöre insanı doğayı da koruyarak kendine geçim imkânı elde ediyor, hem de deniz turizmine, denizciliğe önemli bir hizmet sunuluyor. Önümüzde böyle başarılı bir örnek de olmasına rağmen yıllardır Gökova’da bu tür yat mola noktaları belirlenmesi düşünülmedi. Okluk işletmecileri gibi işinin ehli, dürüst insanlara örneğin Yediadalar Çamlı Koy’da ya da başka bir müsait alanda tesis kurma izni verilse fena mı olur?  Evet Gökova’nın yerleşim bölgelerinden haberler şimdilik bu kadar.

    GÖKOVA’NIN GİZLİ-SAKLI BÜKLERİ

    Gelelim, yaz kalabalığında amatör denizcilerin rotalarına almalarında fayda olan az bilinen duraklara… Dergimizin bu sayısında Yacht Türkiye okurları için 10 güzel ve ıssız durak noktamızı seçtim. Mutlaka bu ıssız, sessiz duraklara benzer Gökova’da daha onlarca saklı koy var. Bunların bir kısmına Nisan ayında yayınlanan “Mavi Yolculuk Rehberi: Gökova’dan Kekova’ya Türkiye Kıyıları ve 12 Adalar”  isimli kitabımda yer verdim. Bir kısmını ise henüz ben de keşfetmiş, duymuş değilim. Bu konu açıldığında aklıma hep Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir’in şu sözleri geliyor:

    “Girinti ve çıkıntılarıyla akıl erdirilemeyecek sırlar ve sürprizler saklayan Gökova Körfezi’nin şu ünlü ‘altmış altı bükü’… Büklerin sayısı sözüm ona 66 idi. Ama her koyun içindeki daha küçük koylar ve onların koynunda gizlenen bir sürü yavru bükler hesaba katılacak olursa… Bükler değil altmış altı, altı yüzü bile geçiyordu…” Gözbebeğimiz gibi korumamız gerektiğine tüm kalbimle inandığım mavi yolculuk kıyılarımızda inanılmaz bir doğa ve kültür mirasımız var. Şimdiye dek yazılmış 31 kılavuz ve rehber kitabı inceleyerek hazırladığım Mavi Yolculuk Rehberi’nde 450 koy ve mola noktası belirleyebildim. Denizdeki kalabalık arttıkça, tüm koruma çabalarına rağmen kıyılarımızda kentleşme yayıldıkça, denizciler daha nice gizli-saklı koyu keşfedecekler.

    Devamı Haziran 2019 sayımızda…

    Scenic view of Datca Peninsula near Kormen, Marmaris Turkey; Shutterstock ID 1240956961; Purchase Order: Yacht Türkiye; Job: konu