Göcek’te bir ortak akıl mümkün mü?

Göcek alarm veriyor, kirlilik ve kalabalık had safhada. Bir çözüm arayışı ve farklı bir yönetim için kolları sıvayan Çevre Bakanlığı’nın düzenlediği ihale, eksikler ve hatalar nedeniyle iptal edildi. Ama doğru çözüm ne? Göcekliler ne istiyor, ne diyor? Bir ortak akıl oluşturulabilir mi? Bilim insanları, uzmanlar, yerel yönetimler ve bölgedeki tüm sivil toplum kuruluşlarının buluştuğu Fethiye Körfezi Göcek / Dalaman Koyları’nın Korunması ve Yönetimi Çalıştayı’nda bu sorulara yanıt arandı.

Göcek’te sezon açıldı. Denizcilerin çoğu koylarda keyif sürmeye devam ediyor. Ama Göcekliler tedirgin. Koyların ihale edilme girişimi şimdilik durmakla birlikte, kamu yönetiminin koyların profesyonel yönetime ve ücretli konaklamaya geçişi için arayışı bitmiş değil. Bahar aylarında düzenlenen ihalelerin şartnamesi, önümüzdeki dönemde Türkiye Çevre Ajansı tarafından sunulacak yönetim planında, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın önceliklerinin neler olabileceği konusunda yeterince ipucu veriyor. Öte yandan Göcek’te sivil toplum da bir çözüm yolu arıyor. Bir ortak akıl oluşturma hedefiyle 18-19 Haziran tarihlerinde 30’a yakın uzman ve bilim insanın katıldığı “Fethiye Körfezi Göcek /Dalaman Koyları’nın Korunması ve Yönetimi” isimli bir çalıştay düzenlendi. Göcek Halk Meclisi, Muğla ve Fethiye Ticaret – Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odası Fethiye Şubesi, TÜRSAB Batı Akdeniz Bölge Temsilciliği ve ilgili tüm yerel yönetimlerin, yani Muğla Büyükşehir, Dalaman ve Fethiye Belediyeler’inin katıldığı, desteklediği çalıştayın sonuç raporu önümüzdeki günlerde yazılacak ve bu toplantıya katılmaya gerek duymayan tüm kamu yönetimi görevlileriyle de paylaşılacak. Ben şimdiden çalıştayda genel kabul gören görüşleri ana hatlarıyla sizlerle paylaşmak istiyorum.  

“Deniz kirliliği ve ıvır zıvır”

Çalıştayın ikinci oturumu çevre sorunlarına ayrılmıştı. Sunum yapan hocalarımızdan biri, toplantı öncesi kapının önünde beklerken yoldan geçen iki Göcekli arasındaki konuşmaya şahit olmuş. “Bu ne toplantısıymış?”, “Deniz kirliliği ve bir iki ıvır zıvır konu daha”…

Yani tablo şu: Deniz kirliliği konusunda kimsenin bir şüphesi yok. Sorun herkesin dilinde, ciddiye alınıyor. Ancak diğer konular biraz belirsiz, umutsuz…  

Hocalarımızın sunumları harika idi… Bana göre en ilginci ise Göcek hakkında bugüne kadar yapılmış en önemli çalışmanın (Göcek kapasite araştırması) mimarı ODTÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Yalçınar’ın yaptığı “2008-2022: 15 yıl sonra Göcek” başlıklı sunumdu. Bu sunumda, Göcek’teki su sirkülasyonunun günde sadece toplam suyun yüzde 3’ü kadar olduğunu öğrendik. Göcek’in diğer körfezlerimize göre daha hızlı bir şekilde kirliliğe teslim olmasının en önemli nedeni bu. Neredeyse bir göl kadar kapalı bir deniz. Bu açıdan sık sık dile getirilen bir proje, Hamam Koyu’ndan 200 metre uzunluğunda bir tünel ile Marmaris Körfez’ine bir bağlantı yapılması. Ayvalık Körfezi’nde kısmen başarılı sonuç alınan bu metodun yaratacağı etkiyi de Ahmet Hoca’nın bir öğrencisi tez olarak incelemiş. Göcek’i Marmaris Körfezi’ne bağlayan 30×5 metre genişliğinde bir tünel açılması durumunda bile yapılan simülasyonlarda, yüzde 3’lük sirkülasyonu ancak iki katına çıkartabilecek bir etki elde edilebileceği ortaya çıkmış.

Bir de kirletenler var… 

Göcek kent dibindeki suların acıklı durumundan hiç söz etmiyorum. Benim açımdan sorun, kentsel bölgeden uzak küçük koyların durumu. Bu çalıştay öncesinde 10 güne yakın Göcek koylarını dolaştım. Kille’de, Sarsala’da bile deniz içi vizibilite felaket. Ama bir de mesela Boynuzbükü’nde denize girin, gözünüzde maskeyle teknenin merdivenini tırmanırken pervaneyi asla göremiyorsunuz, dümen palası ise loş bir gölgeden ibaret. Boynuzbükü’nde alargadaydık. Sertçe bir hava vardı, sabaha kadar iki-üç tur zincirin etrafında dönmüşüzdür. Sabah demir alırken, bizim demirle birlikte dipten biri 50 kilo üstü olmak üzere iki Admiralti, bir Rocna çıpa, 8-10 metre onluk zincir ve 5-10 metre kalın halat geldi. Sağ olsunlar yat mola noktasının iskele sorumlusu Ferhat ve arkadaşları yardıma koştular, iskele dibinde bir saat uğraşıp bu hediyelerden kurtulabildik. Göcek’te koyların dibi kirliliğin ötesinde muazzam bir çöplüğe dönmüş durumda. Çalıştaya katılan hocalarımızdan Doç. Dr. Murat Yabanlı deniz kirliliğine nano, mikro ve makro plastikler açısından baktı. Konuşmasına “Modern insan artık haftada bir kredi kartı hacminde mikroplastik yiyor” sözleriyle başlayan Yabanlı, çalıştay öncesi yapılan Göcek koyları gezisinde üşenmemiş, bir de mikro araştırma yapmış. Sunumu sonrasında Büyük Yassıca Adası kumsalında çektiği dört kare fotoğraf gösterdi. Kumun içinde denizden karaya vurmuş belki 50-60 mikro-makro plastik parçası var. Her şeyi özetliyor.  

Kıyı yönetimi, ama nasıl?

Göcek’i kaplayan korkunç bir tekne yığını ve giderek artan, engellenemeyen bir deniz ve hatta kara kirliliği var. Bu nedenle “tekne trafiğine bir sınırlama getirilmeli, bir özel yönetim modeli oluşturulmalı” görüşü, neredeyse tartışmasız kabul görüyor. Çalıştayın benim de konuşmacı olduğum dördüncü oturumun konusu da çözüm arayışları; sivil toplumun görüş ve önerileri oldu. Dünya gezgini, usta denizcimiz Ekrem İnözü, Fransız Polinezyası’ndan Hırvatistan’a hassas bölgelerin korunması için nasıl sınırlamalar getirildiğine, kullanım kurallarının nasıl belirlendiğine ilişkin örneklerle oturumu açtı. Sonra söz alan DTO Yönetim Kurulu eski üyelerinden Faruk Okuyucu Göcek’te çözüm için hayli çalışma yapmış bir isim. Göcek’in bir doğa mirası olduğunu belirttikten sonra lafı uzatmadan “Nasıl Topkapı Sarayı’nın kullanım hakkı en yüksek kirayı verene devredilemezse, Göcek’i de ihale edemezsiniz. Göcek’in yönetimi doğrudan kamu yönetiminin yetki ve sorumluluğu olmalıdır” diyerek çalıştaya katılanların çoğunluğunun hislerine tercüman oldu. Hukuki çerçevenin ele alındığı birinci oturumda toplantının ilk konuşmacısı olan Prof. Dr. Bahtiyar Akyılmaz’ın da vurguladığı gibi “Anayasa Md. 43: Kıyılar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyıların kullanımında kamu yararı gözetilir” cümleleri bütün konunun özetiydi. Kıyıların kullanımında kamu yararı değil, kâr miktarı gözetilirse, bu işin sonu AİHM’ye kadar gider. 

Yeni düzen, yeni şartname istiyor

Çalıştayda pek çok ayrıntıya değinildi. Örneğin, 2008 tarihli Göcek ve Dalaman Koyları’nın Korunma ve Kullanım esasları isimli yasal düzenlemenin nasıl güncellenebileceği ele alındı. Bu düzenlemedeki bir koyda en fazla üç gün, tüm Göcek’te en fazla 11 gün kalma ilkesinin çok önemi olduğu ancak güncelleme, denetim ve yaptırım açılarından bir ek çalışmaya ihtiyaç duyulduğu dile getirildi.

Bahar aylarında alelacele yapılan ve ortaya çıkan tartışmalar nedeniyle iptal edilen koy ihalelerinin teknik şartnamesinde eksiklerin nasıl giderilebileceği konuşuldu. Örnek, şartnamede öngörülen tonoz ve mapalar en fazla 21 metre büyüklüğündeki teknelere hizmet verebilecek nitelikte. Peki daha büyük tekneler ne olacak? Göcek’e giremeyecekler mi? Deniz çayırları bulunan yerlere tonoz atılacak. Ama şartname beton tonoz diyor. Tüm dünya ise doğa dostu vida tonozlar, kaya anele tonoz bağlantılarını uyguluyor. Biraz bu konuda da çağdaşlaşsak!

Şartnamede kiracının ihtiyaç duyması ve imar planının uygun olması durumunda koylarda bina tesis yapılabileceğine ilişkin bir madde bulunuyordu. Doğal olarak çalıştaya katılan herkes buna şiddetle karşıydı. Şartname koylardan adil bir şekilde yararlanma için hiçbir düzenleme öngörmemişti. Ücret belirlemesini kiracıya bırakmıştı. Peki 10 metrelik mütevazı bir tekne ile devasa bir megayat arasındaki ücret dengesi nasıl kurulacaktı?

Belki de en önemlisi şu: Diyelim ki Göcek koyları ücretli yapıldı, koylarda konaklayacak tekne sayısına bir sınır getirildi. Temel sorun bu teknelerden kaynaklı kirlenme ise bu bir çözüm mü? Daha az tekne, daha az kirlilik mi hedefliyoruz? Asıl hedef teknelerden kaynaklı kirliliği sıfıra indirecek bir denetim sistemi kurulması değil mi?

Göcekliler…

Üçüncü oturum, Göcek’te turizmin sorunları ve geleceğiydi. DTO Fethiye Şube Başkanı Şaban Arıkan, konuşmasında Fethiye ve Göcek’te faaliyet gösteren 181 günübirlik gezi teknesinden söz etti. Eskiden günlük tur tekneleri ufak tefekti, 15-20 yolcu taşırlardı. Şimdi ise jumbo jet misali 350-400 kişi taşıyorlar. Her gün binlerce insan günübirlik turlarla Göcek koylarını geziyor. Bölgede 480 de ticari yat var, yani guletler… Bu yatlar da Göcek koylarında konaklamalı turlar düzenliyorlar. Peki bu tekneler yeni düzende koylardan nasıl yararlanacaklar? Şartnamede bu küçük ayrıntının gözden kaçması tuhaf değil miydi?!?

D-Marin Marinaları eski koordinatörü ve Göcek Halk Meclisi Başkan Yardımcısı Onur Ugan bir diğer konuya dikkat çekti. Bu koylardan yıllardır evlerinin önündeki bir doğa olarak yararlanan Dalamanlı ve Göceklilerin yeni sistemde bir ayrıcalığı olmayacak mı? Çocukluğu o koyda geçmiş, akşamüstü işinden döndüğünde 5 metrelik sandalına binip balık avlamaya ya da yüzmeye bir koya gitmiş. Ve bir gün sandalına biniyor koya gidiyor, karşısında bir bekçi, “Dur kardeşim buraya ancak 100 euro ücret verirsen girebilirsin” diyor. Bu, MUÇEV Marina’nın Göcek kordon boyunda yaptığı işgal gibi bir durum. Kentsel yerleşimin tam ortasında deniz kıyısına 300 metre dikenli tel çekiyor, binlerce kişinin deniz kıyısına erişimini kapatıyor, engelliyorsunuz. Hem de yasa dışı bir hamleyle, mahkeme kararlarını çiğneyerek… 

Bir zamanlar huzur ve mutluluğun adresi olan Göcek’in yerlileri son yıllarda yaşanan büyük dönüşüm nedeniyle şaşkın, kırgın ve tepkililer. Bu çalıştay, bu samimi tepkinin bir ifadesiydi. Öyle içten bir tepki ki, iktidar partisine üye Dalaman; muhalefet partisine üye Muğla Büyükşehir ve Fethiye belediye başkanlarını da omuz omuza çalıştayın en ön sırasındaki iskemleler üstünde gördük. Onur Ugan, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Adem Sözüer, Göcek’in en eski deniz turizmcilerinden Hasan Şimşek ve Halk Meclisi Başkanı Yeşim Mukan’ın yoğun çabalarıyla ve bölgedeki istisnasız tüm sivil toplum örgütlerinin katkılarıyla düzenlenen bu çalıştay Dalaman, Fethiye ve Göcek’in söyleyecek sözü olduğunu; bölgede yapılmak istenen düzenlemelerin bir ortak akıla dayanması gerektiğini gösterdi. Hepsine teşekkür borçluyuz. Bakalım yasa koyucu ve kamu yönetimi bu mesajı nasıl değerlendirecek?

Çalıştayın düzenleyicileri ilk gün beş-altı saatlik hızlı bir Göcek turu düzenlemişlerdi. Necdet Kaptan’ın dev tur teknesi Akdeniz 2 ile yaptığımız bu gezi benim için çok farklı oldu. Fark bütüncül bir Göcek gezisi olmasında. Tekne rıhtımdan ayrılınca ben koylara gideceğiz sandım ama tekne batıya döndü, önce liman bölgesini ardından tüm koyları baştan aşağı dolaştık. Tüm Göcek’i böyle baştan sona gezince ilk izleniminiz, “Burası artık bir başka dünya haline gelmiş, acaba geri dönüş mümkün mü?” oluyor. 

Beyaz plastik kıyılar: Bu izlenimin en önemli sebebi, liman bölgesinde İnce Burun’a kadar tüm kıyı şeridinin artık bir beyaz tekne yığını haline dönüşmüş olması. Burada çok önemli iki yeni faktör var. Birincisi bu sezon Port Azure Göcek olan eski SEKA rıhtımı. Burada aralarında Amazon ve Microsoft’un 100 metre üstü gemilerinin bulunduğu çok büyük tekneler sıralı. İkincisi, mahkeme yürütmeyi durdurmasına rağmen kaçak bir şekilde yapılan 250 büyük teknelik MUÇEV Marina. Zaten limanda 2 bin yat kapasiteli altı marina vardı. Bir de bu yeni yük. Liman bölgesi tamamen beyaz fiber ile kaplanmış durumda. Şahikası da Göcek’in tam girişindeki Abramoviç’in 160 metrelik Eclipse yatı…

Sonra koylara yöneliyorsunuz. Doğuda Domuz Adası’na, batıda Sarsala’ya kadar neredeyse 10 metrede bir, koca bir beyaz tekne. Evet, bundan 10 yıl önceyle karşılaştırdığınızda bir yeni boyut da bu kocamanlık. Eskiden Göcek’teki teknelerin yüzde 90’ı 15 metre altıydı. Bugün en aşağı yüzde 20’si 20 metre üstü. Dolayısıyla eskiden maksimum günlerde koylarda bağlı bin ya da 2 bin teknenin oluşturduğu plastik kütle ile bugünkü arasında en az iki misli artış var. Bu deniz üstü kütle, yani yaşam alanı artışının doğal sonucu da deniz üstü insan sayısı ve deniz kirliliği baskısında ciddi bir artış.

Kaçak yapılar: İkinci önemli konu… Üç-dört saatte Göcek koylarını ve tarihini çok iyi bilen bir grupla gezince kalabalıklaşmanın sadece deniz üstünde değil, kıyıda da yaşandığını hemen görüyorsunuz. Bir ara Çevre Bakanlığı, Göcek’teki 300 kaçak yapı yıkılacak, diye açıklama yapmış ve bir iki tanesi salla götürülen kepçe-dozer vs ile dümdüz edilmişti. Çalıştay gezimizde tüm koyları baştan sona dolaşınca gayet net bir şekilde 300 tane olmasa da Göcek koylarında iki-üç yıldır gördüğümüz 10-12 kaçak yapıyı gözlerimizle yeniden gördük. Ve bu yapılara hiçbir işlem yapılmadığına da tanık olduk. Son olarak işlem yapılan tek bir yapı vardı. Onun da yeniden inşa edilmekte olduğunu gördük. Yakında bu koylarda ve tepelerde el değiştiren 2B arazilerinde büyük bir tinyhouse patlaması yaşanırsa şaşırmayacağım. Üzüleceğim.

Keseli böcek ve asırlık çamlar: Üçüncü önemli konu, Göcek ve Dalaman koylarının tepelerinde üç-beş yıldır yaşanan korkunç bir gelişme. Keseli böcek isimli bir illet yamaçlardaki asırlık çam ağaçlarını bir yangın gibi yok ediyor. Bu gezide şimdiye kadar fark etmediğim birçok koydaki çam ağaçlarında korkunç bir keseli böcek tahribatı gördüm. Mesela eskiden Göbün ve Merdivenli Koy yamaçlarında yoğun bir şekilde görülen tahribat, Yavansu tepelerini neredeyse tamamen kaplamış. Orman Bakanlığı’nın biyolojik mücadele yöntemini tercih ettiğini biliyorum. Ancak bu metodun yetersiz kaldığı çok açık. Neden daha etkili bir yönteme başvurulmadığını anlamakta güçlük çekiyorum.

Kille Koyu sıvı atık alım salı: Haydi, size bir de iyi haber vereyim. Gezi devam ediyor. Kille Koyu’na girdik ve bizim tekne koyun kıyısında bir yıldır test çalışması devam eden sıvı atık alım salına yanaştı. Baktım teknenin burnunda gazeteci ve denizci büyüklerim Can Pulak ile Meriç Köyatası bir genç arkadaşla heyecan içinde konuşuyorlar, Meriç arıtma ünitesinin fotoğraflarını çekiyor. “Ne oluyor orada?” diye teknenin burnuna gittim. 

Meğer genç arkadaş bu teknolojinin mimarı imiş. Bir yıldır benim de takip ettiğim bu sistemin çok ciddi bir sorunu vardı. Kurucuları ile konuşuyorduk; bu arıtma ünitesi tuzlu su ile karışık pis suyu arıtamıyordu. Ben bilmiş bilmiş sistemin mimarı çevre mühendisi Doç. Dr. Çağdaş Gönen’e “Türkiye’deki teknelerin yüzde 90’ı pis suyu tuzlu su ile proses eder. Sizin bu teknoloji maalesef işe yaramıyor” diye derdimi anlatmaya başlayınca Çağdaş Bey hızla “Ali Bey, bu sene İsveçli bilim insanları bu sorunu çözdüler ve biz de artık tuzlu su ile karışık pis suyu da içilecek kıvamda bu tesiste arıtabiliyoruz” dedi. Çok sevindim. İşte harika bir teknoloji. Maliyet biraz yüksek olsa da, kıyılarımızdaki sıvı atık alım sorununa bir çözüm olabilir. (Şu anda 250 TL. alıyorlarmış. Ortalamanın biraz üstü, ama daha yüksek fiyatlamalar da var.)☸

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.