Etiket: Ege

  • İlahların adası DELOS

    İlahların adası DELOS

    Harabeleri bile akıl durduracak bu yerleşimi, parlak devrinde hayal etmeye çalışıyorum. Mabetler, amfi tiyatrolar ve saraylardaki mermer mozaik işçiliğine hayran olduğum kadar adanın lojistiği de aklımı meşgul ediyor. Bu devasa mermer bloklar nasıl taşındı? Kamçı altında çalışan esirleri görüyorum… Kaç gemi bu seferlerde tayfalarıyla beraber, kızdı mı oldukça hırçın olan Ege’nin sularına gömüldü? Aslanlı yolda Delos’un hazinesini Atina’ya götüren Perikles’i görüyorum… Daha hangi imparatorlar yürüdü? İlah Dionysos’un oturduğu yerde ne zevki sefa âlemleri yapıldı?

    Tanrılar, yarı tanrılar, titanların insanlarla karışıp eski Yunan’da cirit attığı mitolojik yıllarda Zeus’un eşlerinden biri, Leto hamile. Doğum yapacak yer arayışında Delos’u seçiyor ve Apollo ile ikiz kız kardeşi Artemis’i burada doğuruyor. (Artemis’in Delos’un hemen batısındaki bizim demirlediğimiz Rinia Adası’nda doğduğu da düşünülüyor.)

    Homer’in şiirinde Leto, Delos Adası’na “senin toprakların küçük ve verimsiz, eğer Apollo’m için zengin gösterişli bir tapınak inşa edersen, dört bir yandan gelenler sana adaklar getirip kurbanlar kesecekler ve sen halkını iyi besleyen zengin bir ada olacaksın” diyor. (O zamanlar ilahlar, insanlar, canlı cansız her şeyle konuşuyorlarmış.) Mitolojik doğumun tarihini tam olarak bilinmiyorsa da Homer’in Odysseia’sında bu adadan, Apollo ve Artemis’in doğum yeri ve dini merkez olarak bahsediliyor. Bilinen tarihi M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzanıyor.

    Delos

    Sabahı zor bekledik, güneşin doğmasıyla demir alıp güney burnunun arkasındaki Delos’a geçiyoruz. Burnu dönüp küçük limana yaklaştıkça antik kalıntılar şekillenip önümüze bir zamanın muhteşem Delos’unun kalıntılarını sergiliyor. Turistler gelip hayallerimizi dağıtmadan adayı gezmek istiyoruz. Knidos’taki gibi iki limandan daha büyüğü olan ticari limanda demirliyiz. Müze girişindeki rıhtım Mikonos’tan, Naxos’tan ve diğer adalardan gelen tur teknelerine ayrılmış, onlara dönecek yer bırakıp demirledim, bizim 2 beygir doğru dürüst çalışmıyor, yakın demirlemek zorundayım. Diğer yatlar iki ada arasındaki boğazda demirliyor. Kuzeydeki, o günün savaş gemileri “trireme”lere ayrılmış küçük liman şimdi boş. Devamı KAsım 2015 sayımızda…

    Delos'un aslanları kaleden Naxos limanı Naxos limanda küçük yelkenciler

  • ZEUS’UN ADASINA YOLCULUK-1  Seyyale Girit yolunda

    ZEUS’UN ADASINA YOLCULUK-1 Seyyale Girit yolunda

    Rotamız Olimpos’un büyük tanrısı Zeus’un adası, mitolojinin en keyifli öykülerinin geçtiği, Batı uygarlığının temeli olan Minos Ülkesi ve yüzyıllardır Akdeniz’i kateden denizcilerin uğrak noktası Girit Adası… Bu sayıda Kos, Astipalaia ve İos Adası’nı okuyacaksınız. Santorini, Girit, Karpathos ve dönüş yolu ise bir dahaki aya.

    Başucu kitapları candır. Çocukluğumdan beri yatağımın yanında bir sehpanın, bir komodinin üzerinde giderek yükselen ve neredeyse düşecek bir kitap kulesi olur. İlkokul yıllarındayken Hayvanlar Ansiklopedisi, Gökkuşağı, Resimli Bilgi kulenin temellerini oluştururdu. Resimli Bilgi’de büyük kâşiflerin maceralarını resimli roman tadında okur, kendimi mesela Amundsen’in gemisi Fram’ın güvertesinde bulurdum, ya da Magellan’la Pasifik Okyanusu’na açılırdım. Kitapların türleri değişti ama alışkanlığım hiç değişmedi. Ortaokul, lisede önce klasikler, sonra şiir kitapları ve sol yayınları külliyatı, sonra Latin Amerika edebiyatı ve yavaş yavaş onlara eklenen nöroşirürjinin esasları.

    Uzun zamandır ama başka kitaplar değişse de hiç değişmeyen başucumun kutsal kitabı Moby Dick. Bazen yatmadan önce, bazen sabah kalkar kalkmaz, canım sıkıldığında, bahar geldiğinde, hele de ufukta bir deniz yolculuğu göründüyse mutlaka; Moby Dick’ten bir ya da birkaç bölüm okurum. Moby Dick gerçek yaşam koçudur. İnsanın hırslarını terbiye eder, gezegen kardeşliğini geliştirir, macera ruhunu ateşler, hayalleri canlı tutar. Bazen de tak diye bir cümleyle yol gösterir, örneğin 82. Bölümün ilk cümlesi: “Kimi işlerde en doğru yöntem düzenli bir düzensizliktir”. Emin olun yıldız falı okumaktan iyidir. O haftayı düzenli bir düzensizliğin prensipleriyle yaşayabilirsiniz.

    Bir sabah, bu yaz Seyyale’yle nereye gitsek diyerek uyandığımda, koşa koşa hazırlanıp hastaneye yollarına düşmem gerekirken, bir bölüm okuyasım geldi Moby Dick’ten. Her zamanki gibi rastlantısal olarak açtım kalın kitabı, 133. Bölüm. “Kovalama, Birinci Gün”. Burada sonun başlangıcı anlatılır, hırslarının kurbanı olan her insanın bir gün tadacağı çöküşün başlangıcı -anlayana tabii-. Bölümde şöyle bir cümle:  “Tatlı bir sevinç, güçlü bir huzur sarar gibiydi hızla ilerleyen Beyaz Balina’yı. Ak bir boğa biçimini alıp kaçırdığı genç kıza, boynuzlarına tutunan Europa’ya, o güzel gözleriyle yan yan bakan Zeus bile, Girit kıyılarındaki düğün yatağına, büyülü bir hızla giderken, daha haşmetli, daha görkemli olamazdı o tanrılar gibi yüzen Beyaz Balina’dan.”

    Seyir hazırlıkları

    Evet, rotamız belli olmuştu. Olimpos’un büyük tanrısı Zeus’un adası Girit’e gidecektik. Mitolojinin en keyifli öykülerinin geçtiği, Batı uygarlığının temeli olan Minos Ülkesi ve yüzyıllardır Akdeniz’i kateden denizcilerin uğrak noktası Girit Adası’na. Hazırlıklar başladı, öncelikle Kaptanella İrem’in onayı alındı, başucu kitapları arasına Girit Rehberleri, mitoloji kitapları ve Rod Heikell’ın pilot kitabı katıldı. Bu yıl da ağustosta Kikladlar’ın sert hava mevsiminde çıkacağımız için fırtına, rüzgâr durumlarına göre A, B, C planları yapıldı.  Yaz başında Seyyale ile birkaç Leros, Kalimnos seferi eda edildi. Kızımızın ufak tefek bakımı yapıldı ve yolculuğa hazır hale geldi. Bu seferde bize Seyyale’nin babası Tanju Kalaycıoğlu da eşlik edecekti. Onun programı, İrem’in üniversiteden ayrılabileceği zaman, benim hastane durumları derken 8 Ağustos’ta Turgutreis’te buluştuk. Bir hafta önce tekneyi Didim’den Turgutreis’e getirmiş, Yorulmaz Yat Servisi’ne emanet etmiştik. Remzi ve Özgür Bey’le tekneyi ve yapılanları gözden geçirdik. Her şey yerli yerindeydi bir tek buzdolabında bir sorun var gibiydi, ama biz uğraşırken birdenbire kendi kendine çalıştı (yol boyunca da bunu adet edindi, bir durdu, bir çalıştı). Akşam Antarktika arkadaşım Fuat Yıldırım’a uğradık, gideceğimiz rota üzerine sohbet ettik. Santorini’de tekne bırakmanın zorluğundan söz edip, İos’a bağlanmamızı, oradan feribotla gidip adayı gezmemizi önerdi. Ertesi sabah küçük bir alışverişi takiben Ata Yatçılık’tan arkadaşlarla birlikte çıkış işlemlerimizi tamamlayarak 12.30’da palamarları bıraktık. Çatal Ada’da yüzme, kahvaltı molası verdik. Uzun zamandır zinciri atarken, bazen de çekerken gam yapıp takılıyor, uğraşıp duruyoruz. Yakın zamanda hastam olan Data Hidrolik’in kurucusu
    Orhan Bey’e sorunu söylemiş fikrini sormuştum. Problemin zinciri toplarken, zincir kütlesinin kule haline gelip yana devrilmesinden, sonra atarken zincirin alttan zorlanarak gelmesinden kaynaklanabileceğini, bir tahta parçasıyla düzgünce istiflenirse bu ihtimalin azalacağını belirtmişti. Çatal Ada’da İrem yüzerken, biz Tanju’yla 100 metre zinciri atıp, Turgutreis’te nalburdan aldığım bir balta sapıyla zinciri güzelce istifledik ve Orhan Bey haklı çıktı. Yolculuk boyunca iki yıldır sürekli yaşadığımız sorun nadiren karşımıza çıktı. Devamı KAsım 2015 sayımızda…

    astipalaia2 iosyolunda maltezanakoyu maltezanakoyu2

  • Ege’nin Karayipler’i ve denizin ortasındaki gizli göl

    Ege’nin Karayipler’i ve denizin ortasındaki gizli göl

    Ne kıştı be! Mayıs ayının yarısını kış, diğer yarısını direkt yaza geçiş olarak yaşadık. Nisanda denize çıkamadık, kar bile yağdı! Kıştan mı korktum, canım biraz Güney Ege mi istedi, yoksa Dalaman Havalimanı’na daha yakın olduğu için daha sık kaçarım mı diye düşündüm nedir, bu yaz ‘‘Aydın’’ı Göcek’te tutmaya karar verdim.

    Nisan sonunda bir haftalık Alaçatı’dan Göcek’e gidiş, Ekim başında da bir haftalık Göcek’ten Alaçatı’ya dönüş rotası hazırladım. Zaten küçücük oldukları için ana limanları bile yeterince kafa dinlendirici olan Türkiye’ye yakın adalardaki gezintilerime ‘‘level’’ atlatarak, daha bilinmedik ‘‘nokta vuruşlara’ dersimi çalıştım. Tabii, hava müsaade ederse!

    Öyle bir kış yaşadık ve özellikle kuzey Ege’de teknelere yıldırım düşmesi dâhil başımıza gelmeyen kalmadı ki, normalde denizin en sevdiğim zamanları olan nisan sonunda kıyılarımıza yakın Yunan Adaları’nı geze geze, Göcek’e gitme zamanı geldiğinde bile her gün panik
    içinde Poseidon’a baktım. Deniz, kılımı kılımına, tam yola çıkacağım gün çıkmama izin verdi.

    Ama çizdiğim rota ‘‘hava durumu’’ndan ilk darbeyi yedi. Alaçatı’dan ilk durak Furni’ye gitme hevesim, Ege’nin ortasını sapsarı gösteren Poseidon yüzünden kursağımda kaldı. Mecburen kıyıdan kıyıdan, Samos’a (Sisam) doğru yollandık.

    Samos-Pithagoria

    Ege, nisan sonunda hâlâ melteme dönmediğinden,
    aşağı inerken bir türlü uygun rüzgâr yakalayamadık. Rüzgârüstüne karşı bastık motora. Kalın montlarla dümen tutmama rağmen; Dilek Yarımadası’nın tam karşısına denk gelen Samos’un Pithagoria limanının hemen dışındaki turkuaz sularda alarga ve denize girme hayali kuruyordum ki, yalan oldu!

    Her yolum düştüğünde tek teknelik yer bulamadığım Pithagorio limanında, kardan kıştan bir türlü açılamayan yelken sezonu münasebetiyle yer bulup, Sığacık’tan ‘‘bekarlığa veda partisi yapmaya gelmiş’’ Türk yelkenlileri arasına kıçtankara olduk. Çok da kaliteli yelkenciler arasına düşüp, bir kez daha her gittiğimiz limanda bizi ‘‘kaliteli yeni dostlarla’’ buluşturan yelkenciliğimize dua ettik.

    Pithagorio yani Pisagor, malum olduğu üzere ünlü düşünür ve matematikçinin doğduğu liman kasabası. Henüz sezon başlamadığından her yer bomboş ama umurumda değil. Zaten sabah erkenden yola çıkacağım. Bir gece öncesinden ‘‘akşamdan kalmayım’’ ve tekne
    ahalisinin tersine canım ‘‘hamur işi’’ çekiyor. Bizim Türkler limana inen kasabanın ana caddesinden yukarı çıkarken soldan ikinci sokaktaki, pizzacıyı tavsiye
    ediyorlar. Valla, ‘‘La Strada’’ tam dedikleri gibi çıktı. Odun fırınında pişen sebzeli-peynirli pizzam on numara! Midem kendisini toparladı. Devamı Haziran 2015 sayımızda…

    IMG_6414 IMG_6788 tiganakia

  • Ege’nin batı yakası: Kiklad Adaları, Kitnos-Sifnos-Despotiko

    Ege’nin batı yakası: Kiklad Adaları, Kitnos-Sifnos-Despotiko

    Kiklad Adaları’nda bir yaz gezisi pek kolay değil. Tatiliniz, ünlü rüzgârlarıyla bir anda her türlü planınızın altüst olduğu bir kâbusa dönüşebiliyor. Ama rüzgârsız dönemini yakalayabilirseniz denizi, insanları, yemekleri, tabiatı harika bu adaların keyfine doyum olmuyor. Ege’nin hippileri de bu adalarda, Avrupa jet-set’i de… Bizim tatile gelince… Kısaca, “cenneti de, cehennemi de yaşadık” diyebilirim. Bu sayıda, rüzgârlı günleri geçirdiğimiz Kitnos, Sifnos ve Despotiko adalarını yazıyorum. Gelecek ay, çarşaf gibi denizi ve cenneti bulduğumuz Paros ve Anti Paros izlenimlerimi aktaracağım…

    Bu yılın ilk uzak rotasını Ege’nin batı yakasında Kuzey ve Merkez Kiklad Adaları’nda; Lavrion-Paros hattında, kabaca 200 millik bir parkurda yaptık.

    Bardağın bir boş tarafı varsa, ille de bir de dolu tarafı oluyor. Yolculuğumuzun ilk yarısında 50 knot rüzgâr ve 4-5 metrelik dalgalar arasında minik çaplı bir cehennem yaşadık. Ama ikinci yarısında, huzur dolu sakin bir deniz, hafif yelken keyfi, kısa mesafelerde zig-zag seyirler, ihtişamlı ada yaşamları, yani tam anlamıyla cenneti gördük… Dolayısıyla mutlu anılarla geri döndüğümüzü söyleyebilirim.  Tersi olsaydı… Yani yolculuğumuzun ilk yarısı huzur, ikinci yarısı fırtına; “Allah yazdıysa bozsun, o denizlere gitmeyin. Kazara gittiyseniz de bir an önce çıkın, kaçın” der işin içinden çıkardım.

    kitnos kolones 2 kitnos mariaka liman paros livadhi liman