Etiket: Keyifliyim

  • BEDRİ RAHMİ KOYU: Yaz geliyor, rüzgâr dönüyor ve yelkenler vuslata hazır

    BEDRİ RAHMİ KOYU: Yaz geliyor, rüzgâr dönüyor ve yelkenler vuslata hazır

    Biliyorum ki kimileri için bugünler tüm senenin yorgunluğunu atmanın kimi için de tüm kış planladığı seyahatlere, maceralara koşma zamanları. Senenin bu zamanlarının bendeki karşılığı ise “kavuşma” demek. Yazılarımda hep değindiğim bir yeri, bu sefer üstünkörü değil de en az benim kadar sevin, tanıyın diye detaylı bir şekilde paylaşmak istedim sizlerle: Bedri Rahmi Koyu…

    Baharın vedasını ve yaz sıcaklarının başlangıcını bir arada hissettiğimiz Haziran ayına hoş geldiniz! Mayıs ayı yer yer sonbahara kaçıp, bizim yaza olan özlemimizi gitgide artırsa da yine çiçeklerin açtığı, güneşin ışıltısını tüm güne cömertçe yaydığı günlere, ailece teknedeki hayatımıza, yeni rotalara, en çok de ikinci evimiz dediğimiz Göcek’e döndük. Ve işte Bedri Rahmi Koyu’ndayız. Bedri Rahmi’ye hayran olmak için manzarasına bir kez bakmanız yetiyor. Ama buranın ruhunu anlamanız için hikâyesini bilmelisiniz. Yazının sonuna geldiğinizde aklınızda bu koyla ilgili hiçbir soru kalmasın diye, tüm soruları sorarak ilerleyeceğim. İşte hikâyesiyle Bedri Rahmi Koyu. 

    BEDRİ RAHMİ KOYU’NUN HİKÂYESİ NEDİR?

    Sanırım araştırmaktan, öğrenmekten, dinlemekten ve şimdi de sizinle paylaşmaktan en keyif aldığım soru bu. Bedri Rahmi’nin hikâyesi… Burası Göcek Körfezi’nin en popüler cennet köşelerinden biri. Asıl adı Taşkaya Koyu. Ve asıl hikâye de Bedri Rahmi adına kavuşmasında saklı. Zamanda uzun bir yolculuk yapıp 1974’e gideceğiz. Koya ismini veren ressam ve şair Bedri Rahmi’nin mavi yolculuğundayız. Burası yalnızca maviyle yeşilin buluştuğu bir doğa harikası değil, aynı zamanda sanatçının kalbini bıraktığı yer. Bedri Rahmi teknesiyle Göcek kıyılarında demir attığında, o eşsiz manzaranın büyüsüne kapılmış. Koyun yamacındaki bir kayanın yüzeyini boş bir tuval gibi kullanarak kendine özgü stilinde büyük bir balık resmi çizmiş. Bu çiziminde balık tasviri aslında içinde altı hayvanı barındıran bir şaheser. Kaya üzerindeki bu çizim, sadece bir desen değil; sanatçının doğayla kurduğu bağı, Akdeniz’e duyduğu sevgiyi ve hayatın sade güzelliğini simgeliyor. O günden sonra, bu koy “Bedri Rahmi Koyu” olarak anılmaya başlamış. Bugün hâlâ o balık resmi yerinde durur. Tıpkı koyun yıllara meydan okuyan güzelliği gibi, zamansızdır. Tekneler gelir geçer, bu çizimi görenler fotoğraflar, merak edenlere hikâyeler anlatılır. Ve sanki o kaya üzerindeki balık, Bedri Rahmi’nin bu koya bıraktığı mühür gibi, sessizce izler her şeyi. 

    Kimi buraya sadece denize girmek için gelir.

    Kimi bu koyda geçmişle bugünü aynı anda hisseder.

    Ama herkes, bir şekilde o balığın gözlerinde durup düşünür. 

    İşte Bedri Rahmi Koyu’nun ismi onun güzelliğine kayıtsız kalamayan bir çift gözün ellerinden, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun anılarından çıkmadır.

    Sanatçılara ilham veren Bedri Rahmi Koyu benim gözümde nedir diye soracak olursanız birkaç cevabım var bu soruya;

    √ Teknemi demirleyip müjdeli haberi, hamilelik haberini almaya gittiğim yer.

    √ Onca sert havadaki korunağımız.

    √ Minik Deniz’in ilk kez yüzdüğü koy.

    √ Kış aylarında havalimanından hemen ulaştığımız, kaçamak noktası.

    NEREDE?

    Bedri Rahmi Koyu, Muğla’nın Fethiye ilçesine bağlı Göcek beldesinde yer alıyor. Daha net tarif etmek gerekirse; Göcek Körfezi’nin güneybatısında, Kille Koyu’nun güneybatısında ve Sıralıbük Koyu’nun kuzeyinde konumlanıyor. Göcek merkezine yaklaşık 5-6 deniz mili (yaklaşık 9-10 km) uzaklıkta. Bedri Rahmi Koyu’nda vakit su gibi akacak ve muhtemelen buradan kopup başka bir yere geçmeyi kolay kolay aklınızdan geçirmeyeceksiniz. Yine de koya yakın, seyir yapabileceğiniz, ziyaret edebileceğiniz yerleri de sizin için derlemek istedim.

    YAKININDA GÖRÜLEBİLECEK YERLER

    n Kille Koyu: Koyun hemen güneybatısında yer alıyor. Sakin ve temiz denizi ile meşhur.

    n S›ral›bük Koyu: Koyun kuzeyinde bulunan bu koy, doğal güzelliğiyle sevebileceğiniz bir seçenek.

    n Sarsala Koyu: Yaklaşık 3,7 km uzaklıkta bulunan bu koy berrak denizi ve doğal yapısıyla ziyaret edebileceğiniz bir başka yer.

    n Domuz Adas›: Yakın çevrede gidebileceğiniz adalardan biri. Doğal kalabilmeyi başarmış, sakin bir ada.

    n Antik Likya Kaya Mezarlar›: Bedri Rahmi Koyu’nun ününe ün katan kısaca geçmek istemediğim bir maddeye geldim. Sanırım seçenekler arasında en “görülebilir” olan bu mezarlar. Denizden rahatlıkla tepede çam ağaçları ile kaplı yemyeşil yamaçların arasından bu kaya mezarlarını görebiliyorsunuz. Ulaşmak için dik patika yoldan yürümeniz gerekiyor. Bu mezarlar aynı zamanda, Likya uygarlığının ölüme bakışını ve yaşamdan sonraki yolculuğa duyduğu saygıyı da simgeliyor. Bu etkileyici kaya mezarları, bir dönem soyluların ve kralların sonsuz uykusuna hazırlanan kutsal alanlarıydı. Doğayla neredeyse iç içe geçmiş bu mezarlar, insan eliyle yaratılmış en zarif dokunuşlardan biri olarak kabul ediliyor. Likya Kral Mezarları, Bedri Rahmi Koyu’nun sadece bir doğa harikası değil, aynı zamanda kültürel bir hazine olduğunun da kanıtlıyor. Tabii bu kaya mezarları ilk defa gören herkesin aklında bir soru kalıyor: O zaman insanlar bu kadar yüksek kayalara mezar oymayı nasıl başarmışlar?

    BEDRİ RAHMİ KOYU’NA NE ZAMAN GİTMELİSİNİZ?

    Bu soruya doğru bir yanıt vermek için öncesinde kendinize başka bir soru sormanız gerekli: Ne arıyorum? Bolca yüzmek, güneşlenmek, sosyalleşmek istiyorsanız bu Mayıs-Eylül arası Bedri Rahmi Koyu’nu ziyaret edebilirsiniz. Özellikle Haziran ayı itibarıyla Bedri Rahmi’de sıcaklıklar oldukça artıyor ve denize girmeden duramıyorsunuz. Güneşlenme ve deniz tatili için bu tarihleri önerebilirim. Yaz aylarında bu koyda tekne trafiği artar, sosyalleşebileceğiniz güzel bir ortam oluşur. Mavi yolculuk sevenler için altın sezon bu zamanlar olabilir. 

    Denizin ve havanın hâlâ ılık olduğu, daha sakin bir Bedri Rahmi için sonbaharı önerebilirim. Eylül-Ekim ayları burada hem kafa dinleyebileceğiniz hem de denize girebileceğiniz çok güzel zamanlar oluyor. Yani soru ne aradığınız. Sezonun canlı, sıcakların kavurucu olduğu bir tatil mi? Daha sakin, deşarj olabileceğiniz bir tatil mi?

    Son olarak, yeri geldiğinde kışı da burada geçirmiş biri olarak size gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim ki, senenin hangi zamanı giderseniz gidin Bedri Rahmi sizi mutlu etmeyi başarıyor. Her zaman, buraya uğramak için doğru zaman. 

    KOYA ULAŞIM

    Gelelim bu büyülü koya nasıl ulaşım sağlayacağınıza. Karayolu ile doğrudan erişim yaygın değil. Bu nedenle koya ulaşım genellikle tekne turlarıyla sağlanıyor. Teknesiyle uğramak isteyenler için konum vermem gerekirse; yazının başında da değindiğim gibi, Göcek Körfezi’nin güneydoğusunda, Sıralıbük Koyu’nun hemen yanında yer alıyor.

    Göcek Limanı’ndan ulaşmak isterseniz, çıktıktan sonra rotanızı güneydoğuya çevirerek yaklaşık 5-6 deniz mili (yaklaşık 9-10  km) mesafe katetmeniz gerekiyor.

    n Koy girişine yaklaştığınızda, bahsettiğim kaya mezarlarını ve sağ taraftaki Bedri Rahmi’nin kayaya çizdiği meşhur balık resmini görüyorsanız, doğru yerdesiniz demektir. 

    Demirleme için,

    √ Koyun içi oldukça korunaklı. Poyraz ve lodos rüzgârlarından kolay kolay etkilenmiyorsunuz.

    √ Demir atmak için ideal derinlikler mevcut.

    √ Teknenin altı için kayalık yerlerden kaçınmanızı tavsiye ederim. Dalış için ekipmanınız varsa ilk seferde kontrol etmek faydalı olabilir.

    √ Koyda özel restoranların iskeleleri var. Dilerseniz iskeleye yanaşabilirsiniz. 

    √ Atık ve çevre koruma konusunda dikkatli olunmasını hatırlatmadan geçmek istemiyorum. Göcek koyları özel çevre koruma alanı ve özellikle biz deniz severlerin, her zaman özenle atık kontrolü yapmamız gerektiğinin altını çizmiş olayım. 

    NEDEN BU KADAR ÖZEL?

    Benim ikinci evim dediğim, her yaz kavuşmayı iple çektiğim bu yer, bende apayrı bir yere sahip. Küçük denizin bizimle denizde geçirdiği en güzel zamanlara şahitlik etmiş bu koy, çok uzun yıllardır bize kucak açıyor. Bugün hayatımızda olan birçok dostu, hâlâ güldüğümüz birçok anı ve hâlâ öğrendiğimiz birçok deneyimi paylaşıyoruz Bedri Rahmi Koyu ile… Tabii bunlar çok kişisel bağlar. Gelelim daha genel bir cevap vermeye…

    Ne kadar doğru bir bakış açısı olduğu tartışılır ama insanlar olarak daha “niş” daha “saklı, gizli”, bir başka deyişle “özel” olan her şeyi sevmeye meyilliyiz. Bedri Rahmi Koyu da popüler bir destinasyon içinde “özel” kalabilmeyi sürdüren, diğer yandan da çoğu deneyime kapı açan bir koy. 

    √ Hem kültürel hem sanatsal olarak deneyim elde edebileceğiniz hazineleri olan, 

    √ Çam, zeytin ağaçlarıyla çevrili, doğallığını korumuş, berrak sularıyla denizden çıkmak istemediğiniz bir manzaraya sahip olan,

    √ Mavi yolculuk yapan herkesin uğradığı, korunaklı bir durak olan,

    √ Tekneden inip kıyıya ayak bastığınız anda zamanı durduran, Özellikle yazmak, düşünmek, üretmek isteyenler için eşsiz bir atmosfer sunan şahane bir kaçış noktasıdır Bedri Rahmi Koyu.

    KİMLER GİTMELİ?

    Henüz 4 yaşında olan çocuğum ve eşimle ailece de geldim, arkadaşlarımla da… İşlerim çok yoğun olduğunda toparlamak için de buraya kaçtım, işleri bir kenara bırakıp tamamen dinlenmek için de… Bedri Rahmi Koyu’na tek başınıza, ailenizle, arkadaşlarınızla, bana kalırsa çoğu koşulda gidebilirsiniz. 

    Bahar aylarında doğa fotoğrafı çekmek isteyen, kitabını bitirmek için zaman arayan, özetle sanatı için ilham arayan herkes de gelebilir, dalış yapmak, bolca yüzmek, mavi tura çıkmak isteyen herkes de… Doğa yürüyüşleri, temiz deniz havası ile aileler için çok ideal bir lokasyon. Çocuklar ve yetişkinler için birlikte deneyimlenecek unutulmaz anılar yaratılabilir burada. Üstelik koyun korunaklı yapısı, çocuklu aileler için güvenli bir ortam da sunuyor.

    Bedri Rahmi günün her saati değişen, kocaman bir resim galerisini aratmayan doğası ile romantik tatiller için de ideal bir seçenek olabilir. Tabii kendiyle baş başa kalmak isteyenler için de bu koy şahane bir sığınak. Sessizlik arayanlar, meditasyon ya da yoga yapmak isteyenler için doğayla bütünleşmenin doyasıya yaşanabileceği bir yer burası. Kısacası; Bedri Rahmi Koyu yalnız kalıp düşünmek isteyenlerden, sevdikleriyle vakit geçirmek, sanat ve doğanın tadını çıkarmak isteyen herkese kucak açan eşsiz bir yer.

    Koyu daha iyi tanımak için soruları tükettik diye düşünebilirsiniz. Ama bana kalırsa bir yeri tanımak için mutfağına da girmek gerekir. O yüzden buraya bir de şu soruyu eklemek istiyorum: Yemek? 

    Bedri Rahmi Koyu’nda 

    Ne Yenir?

    Bu sorunun cevabı için hem açılış heyecanını paylaştığım hem de lezzetlerine bayıldığım çok taze bir mekân önerim var. Bu yeri ilk benden duyacaksınız: Miori Göcek!

    Bu ay açılışı olacak Miori, Göcek’te Bedri Rahmi Koyu’nda, bu bahsettiğim manzaranın tadını daha fazla çıkaralım diye titizlikle tasarlanmış şahane bir gastro destinasyon.

    Sadece güzel lezzetler de değil, güzel bir “mood” vadediyor. Mottoları da tam bu yüzden “Good Food. Good Mood.”

    Manzarası, menüsü, konsepti tam da bu vaadin karşılığını verecek potansiyelde. Yeteneğini, tecrübesini ve vizyonunu, aynı zamanda da dostluğunu çok sevdiğimiz Kemal Demirasal markanın gastronomi danışmanı. Executive Chef Nihat Doğtürk ve ekibi burada gelen misafirlere unutulmaz bir deneyim yaşatmak için oldukça profesyonel bir ekiple çalışıyor. Herkes güler yüzlü, ilgili ve en önemlisi özenli. Söz konusu bu kadar ince düşünülmüş bir “konsept” olunca, size daha fazla detay vermek istiyorum. 

    MIORI: Türkiye’nin İlk Gastro-Destinasyonu, Göcek’te hayat buluyor

    Göcek’in en özel koylarından biri olan Bedri Rahmi Koyu’nun kıvrımında, çam ve zeytin ağaçlarının gölgesinde… Türkiye’nin ilk “gastro-destinasyonu” olma vizyonuyla yola çıkan Miori, yalnızca bir mekân değil, ziyaret eden herkese, duyulara dokunan bir deneyim ve bunun da ötesinde bir yaşam tarzı sunuyor.

    Altı farklı yeme-içme deneyimi, özel deneyim alanları ve Türkiye’de ilk kez açılan Riva Lounge ile Miori, gastronomiyi sanatla buluşturan bir dünya kuruyor.

    Her alanı bir sahne gibi düşünülmüş bu dünyada; sabahın ilk ışığından, gece yükselen müziğe kadar, her an gastronomik, senfonik ve estetik bir deneyim yaratılıyor.

    Rotasını denize çevirenlere açılan bir dünya

    Miori yalnızca yolu Göcek’e düşen denizcilere unutulmaz bir lezzet deneyimi sunmakla kalmıyor; aynı zamanda sizi Bedri Rahmi Koyu’nun büyüleyici güzelliğine rota çizmeye davet ediyor. Bunu sadece zengin menüsüyle değil, misafirlerine sunduğu ayrıcalıklı atmosfer ve vaat ettiği bambaşka bir “ruh hali” ile gerçekleştiriyor.

    Altı mekân, altı ritim

    Her biri farklı bir hissi, farklı bir zamanı anlatıyor. Miori’de her köşe, başka bir yolculuk daveti. Tam altı ayrı mekânda altı ayrı deneyim yaşayabiliyorsunuz. 

    MIORI by the Sea

    Denizin tam kıyısında… Gün batımının altın saatleriyle, Ege’nin taptaze malzemeleri burada buluşuyor. Miori’nin ana restoranı, sade ama iddialı bir hedefle yola çıkıyor: Ege’nin ve Türkiye’nin en iyi yemeklerini sunmak.

    Isabel’s

    Kuzeyden güneye, İtalya’nın o kendine has zarafeti sofralara taşınıyor.

    Riva Lounge Göcek

    Miori’nin en özgün köşelerinden biri: Riva Lounge. Adını, zarafetiyle efsaneleşmiş Riva yatlarından alıyor. Birçok filme tanıklık eden bu özel tekneler, artık burada görülüp deneyimlenebilecek. Gün batımında müziğin, kokteylin ve bu şıklığın bir araya gelecek olması şimdiden beni heyecanlandırıyor. 

    OKO

    Japon omakase kültürünün Miori dokunuşuyla yorumlandığı özel bir deneyim için OKO sizler için doğru mekan olacak.

    The Bakery

    Miori’nin sabaha merhaba dediği yer. Fırından yeni çıkmış kruvasanlar, ekşi mayalı ekmekler, kişler… Kokuların günün ilk ışıklarına eşlik ettiği, tatların günün geri kalanındaki ruh halinizi belirlediği eşsiz bir deneyim sizi bekliyor. 

    The Kitchen

    Günün her saati açık olan, rahatlığı ve şıklığı bir araya getiren iç mekân. Beach alanına açılan bu yer, aynı zamanda kendine özel bir ritme sahip. Gündüzleri sakin bir kaçış noktası; akşamları ise ritmini artıran bir gastro-eğlence alanına dönüşüyor. Müzik, sohbet ve paylaşım tam da burada bir araya geliyor.

    Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, Göcek’in en keyifli köşelerinden biri Bedri Rahmi Koyu’ysa, Miori de bu yaz gastronomi sahnesinin yıldızı olacak gibi görünüyor. Eğer yolunuz buraya düşerse Kemal Şef’e selamımızı söylemeyi ve manzaranın tadını çıkarmayı unutmayın. 

    Rezervasyon için iletişim bilgilerini de bırakıyorum: 0549 646 1212 ve 0549 646 1213 

    Sanırım artık Bedri Rahmi Koyu’na dair soru işaretimiz kalmadı. Her ne kadar bunca soruyu sizler için cevaplasam da biliyorum ki bu soruların hepsi Bedri Rahmi’ye gidene kadar. Çünkü o manzarayı gördüğünüzde aklınızda canlanan tek soru “Bu nasıl bir manzara?” oluyor.

    Sizinle çok sevdiğim, benim için çok özel bir lokasyonu paylaştım. Umuyorum ki bu sezon birilerine ilham olmayı başarır, en az bizim kadar güzel anılar biriktirmelerine vesile olabilirim. Çok güzel bir sezon geçirmeniz dileğiyle. 

    Pruvanız neta, hayat kolayınıza olsun.☸ 

    Bu yaz bizim rotamızı yakından takip etmek isterseniz ve tüm sorularınız için, keyifliyim 

    Instagram hesabından bize ulaşabilirsiniz. 

  • Denizcilikte yeni bir rota: SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ

    Denizcilikte yeni bir rota: SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ

    Bu ayki yazımda beni mutlu eden yeni rotaları ve yelken açacağım suları sizlerle paylaşmaya hazırlanmıştım. Ancak fark ettim ki, altını çizmem gereken daha önemli bir konu var: Sürdürülebilir denizcilik. 

    Kışın ardından gelen sıcak bir nefese, doğanın uyanışını temsil eden yeni bir aya hoş geldik! Bazen Şubat ve Mart aylarının birbirlerine birkaç gün mesafede olduklarına şaşırıyorum. Biri lapa lapa kar eşliğinde kış mevsimini iliklerimize kadar hissettirirken, bir diğeri geldiğinde içimizi kaplayan heyecanla sanki evlere sığamıyoruz. Sadece doğada değil, bizde de filizleniyor birçok şey… Belki de bu his sebebiyle Mart ayı yeni başlangıçların, umutların ayı olarak da biliniyor. Seyir planları için harekete geçildiği, rotaların konuşulduğu, teknelerin hazırlandığı şahane bir süreç başlar denizciler için de… Dile kolay, bu zamanlar bizim için denize, yuvaya dönüş demek. Sert rüzgârlardan sonra özlem giderme vakti gelmiştir. Bu yazımda beni mutlu eden yeni rotalarımı ve yelken açacağım suları sizlerle paylaşmaya hazırlanmıştım. Ama fark ettim ki, altını çizmem gereken daha önemli bir konu var: Sürdürülebilir denizcilik. 

    Evimiz dediğimiz maviliklerin karşı karşıya olduğu tehlike, iklim değişikliğiyle denizlerde yaşanan değişime karşı önlem alabilmek… Her Mart ayında bu güzel heyecanı tadabilmek için biliyorum ki el ele vererek belirli önlemler almamız gerekli. Ben de elimden geldiğince, sizinle bunları paylaşacağım. Eğer yazılarımı uzun bir süredir okuyorsanız, bu konuya daha önce de değindiğimi hatırlayabilirsiniz. Şimdi gelin, neden bu derece önemli gördüğümü de konuşarak çözüm üretmenin yollarına bakalım. 

    NEDİR “SÜRDÜRÜLEBİLİR DENİZCİLİK”?

    Sürdürülebilir denizcilik, deniz kaynaklarının ve ekosistemlerinin gelecek nesillerin ihtiyaçlarını da karşılayacak şekilde kullanılmasını ifade eder. Sadece “denizlere çöp atmamak” değildir. Bu kavram bundan çok daha fazlasını, bana göre evine, yuvana sahip çıkmayı anlatır. Çevresel, ekonomik ve sosyal boyutları içerir. Sürdürülebilir denizcilik, sadece denizlerin korunmasını değil, aynı zamanda denizcilik sektörünün ekonomik olarak canlı kalmasını ve sosyal refahı da hedefler.

    NE DURUMDAYIZ?

    Neden bu konuda tekrar yazma gereği hissettiğimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Senenin neredeyse yarısını denizde geçiren bir denizci olmam değil, bu topraklarda yaşayan bir insan olmam bu konudaki hassasiyetimin temel nedeni. Bugün göz ardı edilirse, her birimiz için uzun vadeli sonuçlar yaratacak ve çözümü zor sorunlar çıkarabilecek kritik bir konu da şu: İklim değişikliği. Dünyanın değişimi, kentleşmenin ve nüfusun artışıyla ortaya çıkan çok doğal bir durum bu. Bir diğer yandan da kontrol altına almanın hayati önem taşıdığı bir başlık aslında. 

    Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak, bu konu başlığının etkisi altında olan ülkelerden. Denizlerimiz, küresel ısınmanın etkisiyle büyük bir değişim sürecinden geçiyor. Bilim insanları bu değişimin ne kadar süreceği, hangi canlı türlerinin etkileneceği ve biyoçeşitliliğin nasıl bir hal alacağı konusunda araştırmalar yapsa da bu konuda kesin bir bilgiye ulaşamıyoruz. Yani, bu değişimin ayak seslerini duysak da net olarak şiddetini ve sonuçlarını kestiremiyoruz. Bu sürecin bariz sonuçlarından “deniz seviyesi yükselişi” kendini göstermeye başlamıştı. İklim değişikliğiyle, geçen yüzyılda küresel ölçekte deniz seviyesi 10-20 cm yükseldi. Öngörüler, deniz seviyesinin bu yüzyılda neredeyse 60 cm daha yükseleceği yönünde. Özellikle Maldivler gibi küçük ada devletlerinin adını bu tehlike ile yan yana duymuşsunuzdur. Bu sadece iklim değişikliğinin etkilerinden bir tanesi ve en yaygını. Bu ve bunun gibi birçok risk ile karşı karşıyayız. Ama benim bakış açıma göre, hayatta her zaman risk vardır ve riskler farkında olup strateji geliştirmek içindir. Bu nedenle geleceğimizi, denizlerimizi korumak için bugünümüze dikkat etmemiz gerekiyor. 

    PEKİ NELER YAPABİLİRİZ? 

    Sıklıkla araştırdığım, denizci dostlarımla konuştuğum, birçok kaynak karıştırdığım bu konu ile ilgili neler yapabiliriz bunu paylaşmaya geldi sıra. Öncelikle kendi alışkanlıklarımızda yapacağız çok küçük değişimlerin, tahmin edebileceğimizden çok daha uzun ömürlü faydalara katkı sağlayabileceğini unutmayalım. “Ne değişir ki?” demeden, kendi alanımızda daha bilinçli davranarak, ilham olacağımız bir başkasının da bu faydalı harekete katılmasını sağlayabiliriz en başta. Özetle, sıralayacağım bu çözüm yöntemlerinden birini bile uygulayabilirsek, birey olarak denizlerimiz için birden çok faydaya vesile olabiliriz.

    1) Fosil yakıt kullanımını azaltmak

    Enerji kaynağımızı yavaş yavaş değiştirmek, aynı zamanda iklim krizinin ilerleyişini de değiştirebilir. Petrol, karbon, doğalgaz gibi fosil yakıtları kullanmayı azaltıp, yenilenebilir ve temiz enerji kaynaklarına yönelebiliriz. Elimizdeki veriler bize enerjiyi daha verimli kullanarak önümüzdeki on yıl içinde karbondioksit salınımını yüzde 45 oranında azaltmamız gerektiğini söylüyor. Peki, bireysel olarak bunu nasıl değiştirebiliriz? Öncelikle otomobil ve uçak kullanımını azaltabiliriz. Ben de uçakla seyahat eden, otomobil kullanan biriyim. Ama özellikle otomobil kullanımını elimden geldiğince azaltmaya çalışıyorum. En başta da söylediğim gibi, küçük değişiklikler bile emin olun genel tabloda büyük faydalar sağlayabiliyor. Özellikle yaz aylarında yakın mesafedeki yerlere, bisiklet, scooter ya da yürüyüş yaparak gitmeyi tercih edebilirsiniz. 

    2) Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmenin maliyeti

    Enerji kaynaklarından bahsederken, hepinizin bildiği üzere yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek doğayı koruma açısından çok kıymetli. Ama burada doğru bilinen bir yanlış var. Yenilenebilir enerji kaynaklarının çok pahalı olduğu düşüncesi… Tam aksine, rüzgâr ve güneş enerjisinin maliyeti tüm dünyada giderek azalıyor. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın son raporuna göre, güneş, jeotermal, biyoenerji, hidroenerji ve rüzgâr enerjisi 2020 itibariyle fosil yakıtlarla aynı maliyet seviyesine, hatta daha ucuza gelebilir. Konutlarda kullanılan güneş enerjisinin maliyeti yüzde 73 oranında azaldı ve Latin Amerika, Asya ve Afrika’da en ucuz, elektrik enerjisi kaynağı haline geldi. İngiltere’de ise rüzgâr ve güneş enerjisinin 2025 itibarıyla en ucuz elektrik enerjisi kaynağı olması bekleniyor. Maliyetinden korkmadan, araştırarak yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek birey olarak alabileceğimiz en güzel önlemlerden biri.

    Güneş panelleriyle kendi elektriğinizi üretin

    Güneş panelleri, denizdeyken elektrik ihtiyacımızı karşılamak için harika bir seçenek. Güneşin sınırsız enerjisini kullanarak, akülerinizi şarj edebilir, aydınlatma, navigasyon cihazları ve diğer elektronik ekipmanlarınızı çalıştırabilirsiniz. Üstelik, güneş panelleri sayesinde, jeneratör kullanımını azaltarak hem gürültü kirliliğini önleyebilir hem de yakıt tasarrufu yapabilirsiniz. Modern tekneler artık fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltmak için güneş panelleriyle donatılıyor. Güneşli bir günde, iyi yerleştirilmiş panellerle akülerinizi rahatlıkla doldurabilirsiniz. Üstelik, gece boyunca ihtiyaç duyduğunuz enerjiye de sahip olabilirsiniz. Bunun yanı sıra, rüzgâr jeneratörleri de hareket halindeyken ya da demirdeyken kesintisiz enerji sağlayarak sistemlerinizi besleyebilir.

    Akülerinizi akıllıca yönetin

    Enerjiyi üretmek kadar onu verimli kullanmak da çok önemli! Gelişmiş lityum akü sistemleri, daha uzun ömürlü ve hızlı şarj olabilen yapılarıyla fosil yakıt kullanımını minimuma indiriyor. Akü yönetim sistemleri sayesinde, enerji tüketiminizi anlık olarak takip edebilir, ihtiyacınıza göre düzenlemeler yapabilirsiniz.

    3) Sürdürülebilir malzeme seçiminin rolü ne?

    Güverte ve tekne malzemelerinde çevre dostu seçenekler

    Geleneksel ahşap ve plastik bazlı kaplamaların yerine, sürdürülebilir kaynaklardan elde edilen veya geri dönüştürülebilir malzemeler tercih etmek önemli bir adım. Örneğin, bambu ve mantar gibi yenilenebilir kaynaklar hem dayanıklı hem de çevre dostu seçenekler sunuyor. Ayrıca, geri dönüştürülmüş karbon fiber ve kompozit malzemeler de tekne yapımında giderek daha fazla kullanılıyor.

    Zehirsiz boyalar ve temizlik ürünleri Kullanımı

    Denizcilik sektöründe kullanılan birçok boya ve temizlik ürünü, içerdikleri kimyasallar nedeniyle deniz canlıları için zararlı olabiliyor. Ancak artık biyolojik olarak parçalanabilen ve su ekosistemine zarar vermeyen ürünler mevcut. Özellikle kurşun ve bakır içermeyen boyalar kullanarak, teknenizi korurken doğayı da koruyabilirsiniz.

    4) Beslenmemizi değiştirmek ne kadar etkili?

    Beslenme alışkanlıklarımızı değiştirerek iklim değişikliğiyle mücadeleye katkıda bulunabileceğimizi biliyor muydunuz? Evet, yanlış duymadınız! Fosil yakıtların yanı sıra, gıda sektörü de iklim değişikliğine önemli ölçüde etki ediyor. Özellikle et ve süt ürünleri, bu konuda başı çekiyor. Et üretimi, küresel ısınmaya farklı şekillerde etkiliyor:

    n Sığır yetiştirmek, çok fazla su tüketimi, sera gazı salan gübre kullanımı ve geniş otlak alanlarına ihtiyaç duyulması anlamına geliyor. Bu otlakların bir kısmı ise ormanların yok edilmesiyle elde ediliyor.

    n Sığırların otları sindirirken çıkardığı metan gazı, güçlü bir sera gazı.

    n İnsanların beslenmesi için kullanılabilecek mısır ve soya gibi ürünler, sığırları beslemek için harcanıyor.

    Peki, bu konuda nasıl bir fark yaratabiliriz? Vejetaryen veya vegan olmamız gerekmiyor. Et tüketimini azaltmak bile karbon ayak izimizi yüzde 40 oranında azaltabilir.

    5) Daha az tüket, dünyayı değiştir

    Tasarruf etmenin faydasını büyüklerimizden, atasözlerine kadar duyarız. Belki artık klişe bir söz haline geldi “tasarruflu olmak”. Ancak inanın daha az tüketmenin, bilinçli harcamanın önemi tahmin ettiğimizden daha fazla. Gitgide artan tüketim çılgınlığı, biz fark edemesek de doğal kaynaklarımızın tükenmesine, çevre kirliliğine ve iklim değişikliğine yol açıyor. İhtiyacımız olmayan ürünleri alarak doğaya gereksiz yük bindiriyoruz. Daha az tüketerek, bu olumsuz etkileri azaltabilir, gelecek nesiller için daha yaşanabilir bir dünya bırakabiliriz. Unutmayalım ki daha az tüketmek atık miktarını azaltmak demek. 

    Nasıl daha az tüketebiliriz?

    n İhtiyaçlarımızı belirleyelim: Gerçekten ihtiyacımız olan ürünleri belirleyerek, dürtüsel alışverişlerden kaçınabiliriz.

    n Planlı alışveriş yapalım: Alışverişe gitmeden önce bir liste hazırlayarak, sadece ihtiyacımız olan ürünleri alabiliriz.

    n Kıyafet dolabımızı gözden geçirelim: Dolabımızdaki kıyafetleri inceleyerek, ihtiyacımız olmayanları bağışlayabiliriz.

    n Tamir etmeye öncelik verelim: Bozulan eşyalarımızı tamir ederek, yenilerini almak yerine kullanmaya devam edebiliriz.

    n Minimalist yaşam tarzını benimseyelim: Daha az eşya ile yaşayarak, tüketim alışkanlıklarımızı değiştirebiliriz.

    Ne tür ürünleri tercih etmeliyiz?

    n Geri dönüştürülmüş ürünler: Kâğıt, plastik, cam gibi malzemelerden üretilmiş geri dönüştürülmüş ürünleri tercih edebiliriz.

    n Organik ürünler: Tarım ilaçları ve kimyasallar kullanılmadan üretilmiş organik ürünleri tercih edebiliriz.

    n Yerel ürünler: Yerel üreticilerden ürünler alarak hem yerel ekonomiye destek olabilir hem de nakliye kaynaklı karbon emisyonlarını azaltabiliriz.

    n Doğal içerikli ürünler: Kimyasal içerikli ürünler yerine, doğal içerikli temizlik malzemeleri ve kozmetik ürünleri tercih edebiliriz.

    n Uzun ömürlü ürünler: Daha dayanıklı ve uzun ömürlü ürünler alarak, sık sık ürün değiştirmekten kaçınabiliriz.

    6) Su kullanımının önemi

    Denizlerde su tasarrufu, tatlı su kaynaklarının korunması ve deniz ekosistemlerinin sürdürülebilirliği için hayati önem taşıyor. Teknede kullandığımız suyun birçoğu tatlı sudur ve bu suyun denizlere karışması, tatlı su kaynaklarının azalmasına neden olabilir. Ayrıca, denizlerdeki kirlilik de su kaynaklarını olumsuz etkiler. Su yapıcı kullanmak bu açıdan çok faydalı. Su tüketiminizi bu sayede yönetebilirsiniz. Aynı zamanda su tasarruflu armatürler kullanabilirsiniz. Su tasarruflu musluk ve duş başlıkları kullanarak su tüketiminizi azaltabilirsiniz. Daha kısa duş almak, çamaşır ve bulaşık yıkarken su tüketimine dikkat etmek ve israftan kaçınmamak sadece teknede değil, karada da edinmemiz gereken alışkanlıklardan. 

    7) Plastik kirliliği tehlikesi

    Plastik atıkların denizlere karışması, sadece görsel bir kirlilik yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda ciddi çevresel sorunlara da yol açıyor. Deniz canlıları, plastik atıkları yiyecek zannederek yutuyor ve bu durum, onların sindirim sistemlerine zarar veriyor, hatta ölümlerine neden oluyor. Plastikler, parçalanarak mikroplastiklere dönüşüyor ve bu mikroplastikler, besin zinciri yoluyla insanlara kadar ulaşıyor. 

    Neyse ki, plastik kirliliğiyle mücadele etmek için hepimizin yapabileceği bir şeyler var:

    n Plastik poşetlere veda edin: Alışverişe giderken yanınızda bez çanta, file çanta veya sırt çantası bulundurun. Plastik poşet kullanımını azaltarak, doğaya büyük bir iyilik yapmış olursunuz.

    n Tek kullanımlık plastiklere dur deyin: Pipet, tabak, çatal, bıçak gibi tek kullanımlık plastik ürünler yerine, tekrar kullanılabilir alternatiflerini tercih edin.

    n Su şişenizi yanınızda taşıyın: Pet şişe su yerine, yanınızda tekrar doldurulabilir bir su şişesi bulundurun.

    n Kahvenizi yanınızda götürün: Kahve alırken, karton bardak yerine kendi termosunuzu veya bardağınızı kullanın.

    n Yiyeceklerinizi cam kaplarda saklayın: Plastik saklama kapları yerine, cam kapları tercih edin.

    n Geri dönüşüme önem verin: Plastik atıklarınızı geri dönüşüm kutularına atarak, geri dönüşüme katkıda bulunun.

    Gelelim, bizim gibi ailece seyir halinde olan ebeveynlere tavsiye vermeye. Biliyorum ki küçük Deniz’imiz gibi en hareketli, meraklı zamanlarında, rotalar arasında büyüyen bir çocukla teknede olmak birtakım ihtiyaçları gerektirebiliyor. Her şeye hazırlıklı olmaya çalışmak, korumacı bir bakış açısıyla her detayı düşünmek, minimalist bir düzeni benimseyen tekne hayatıyla çatışabiliyor. Bu zıt gibi görünen kavramlar arasındayken, üstüne bir de bilinçli bir denizci olabilmek, bu çabaya girerek deniz tatili yapmak kolay gibi görünmeyebilir. Ama ailece tekneyle seyahat ederken çevreyi koruyarak, deniz ekosistemine zarar vermeden bir yaşam sürmek de mümkün. 

    Motor kullanımınızı minimize edin  

    Yelken kullanımı, motorlu seyre kıyasla daha çevre dostudur. Mümkün olduğunca rüzgârdan faydalanarak yol almak hem doğayı korumanıza hem de daha sessiz ve keyifli bir seyir yapmanıza olanak tanıyor. Rüzgârın sizden yana olduğunu gördüğünüzde, kendinizi ona bırakın, ailece yelkenli seyrin tadını hem kendiniz hem doğanın iyiliği için tercih edin!

    Bilinçlendirme ve eğitim  

    Mürettebatınızın en sevimli üyesi çocuğunuzun, sürdürülebilir denizcilik konusunda bilinçlenmesini sağlamak da hepiniz için çok keyifli ve değerli bir yaklaşım olacaktır. Onlara deniz ekosistemini anlatın, doğayı koruma konusunda küçük sorumluluklar verin ve birlikte çevre dostu alışkanlıklar geliştirin. Seyir süresince, dikkat etmemiz gereken ne varsa, onların da bunu görmesini, anlamasını sağlayabilirsiniz. 

    SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR DENİZCİ YETİŞTİREBİLMEK

    Unutmayın, denizle iç içe büyüyen bir çocuk, doğaya karşı duyarlı olmayı en iyi şekilde öğrenebilir. Ona sürdürülebilir bir denizci olmayı öğretmek için günlük alışkanlıklarınıza küçük ama etkili değişiklikler ekleyebilirsiniz.

    Deniz yaşamını tanıtın, çocuğunuzu deniz canlılarıyla tanıştırın. Balıklar, mercanlar, merak ettiği, seyir boyunca gördüğünüz tüm canlılar hakkında hikayeler anlatın. Onunla sualtını gözlemleyebileceği aktiviteler yapın. Dalış yapmak hem onlar için eğlenceli hem de bilgilendirici bir etkinlik oluyor. Çocuklar gördükleri ve öğrendikleriyle bağ kurmaya küçük yaştan itibaren başlıyorlar, bunu hep birlikte ailece değerlendirebilirsiniz!

    Sorumluluklar verin. Su tasarrufu yapmak, çöpleri ayrıştırmak, doğada zararlı olmayan temizlik ürünleri kullanmak gibi basit görevler vererek çocuğunuzu sürece dahil edin. Küçük yaşta bu alışkanlıkları kazanması, gelecekte doğaya daha duyarlı bir birey olmasını sağlayacaktır. Rutininizi, çocuğunuzdan bağımsız yaşamayın, bırakın kendini hem dahil hissetsin hem de sizin sayenizde pratik ederek öğrensin.

    Örnek olun. Belki de en önemlisi işte bu! Çocuklar en çok ebeveynlerini taklit eder. Siz sürdürülebilir bir denizci gibi davrandıkça, çocuğunuz da sizi takip edecektir. Çöpleri ayrıştırmanız, denizi kirletmemeniz, yerel ekosisteme zarar vermeyen ürünler kullanmanız, denizleri korumak için bir çaba içinde olduğunuzu göstermeniz, onun için en etkili ders olacaktır. Unutmayın siz onlar için bir aynasınız, ne kadar hassas olursanız, çocuğunuz da bu tavrı bunu benimseyecektir. 

    TAHMİN ETTİĞİNİZDEN ÇOK DAHA KOLAY

    Soluğunuzun yarısından fazlası… Evet soluduğunuz havadaki oksijenin yüzde 50’sinden fazlasını denizler sağlıyor. Keşke aldığımız her nefeste aklımıza gelebilse, her nefeste bunun ne kadar kıymetli olduğunu hatırlayabilsek. Günlük hayatın koşturması, çevrenin etkisi, kentleşmenin sonucu… Ne dersek diyelim karşısında kaybetme eşiğinde olduğumuz şey çok net, denizlerimiz. İçimiz sıkıldığında koşarak bir kıyıya kendimizi attığımız, havalar ısınır ısınmaz kollarına atladığımız, en huzurlu anlarımızı paylaştığımız mavilikler… İnanın tahmin ettiğimizden çok daha kolay önlem almak. Alışverişe giderken poşet tercihinizi değiştirmek, bir gün yürüyüş yaparak ulaşım sağlamayı tercih etmek, su şişenizi yanınıza almak. İşte bu saydıklarımla bile doğa için büyük bir fayda sağladınız. Sürdürülebilir denizcilik sadece tekne sahiplerini, profesyonel denizcileri değil, yolunun sonu denize varan, bir deniz manzarasında mutlu olan herkesi ilgilendiren kıymetli bir kavram. Kendimiz için, çocuklarımız için, varoluşuyla bize güzellikler sunan bu dünya için harekete geçmeliyiz. Denizler sizin, denizler bizim, hepimizin. Umarım hepimiz için çok güzel bir sezon olur. Nice güzel manzaralarda, nice güzel sularda karşılaşmak dileğiyle. Pruvanız neta, hayat kolayınıza olsun.☸

  • Sıcacık hikâyeleriyle DENİZCİ DOSTLAR

    Sıcacık hikâyeleriyle DENİZCİ DOSTLAR

    Burada sizinle aylardır kendi yolculuğumu paylaşsam da denizin öyle bir büyüsü var ki, sadece sualtında yaşayan sayısız canlıya ya da dalgalarına ortak ettiği ılık rüzgârlara değil, birbirinden farklı birçok hikâyeye de kucak açıyor. İşte bu yazıda sizinle yolumuz maviliklerde kesişmiş, çok sevdiğim denizci arkadaşlarımın mavi yaşam öykülerine yakından bakma zamanı. 

    Kışın son misafiri, şubat ayından hepinize merhaba! Bu sayıya değişiklik yapıp çok sevdiğim bir soruyla başlamak istedim: “Hikâyeniz olmasa kim olurdunuz?” Byron Katie’nin, uzun süre kapağına bakıp düşünmenize sebep olan kitabının adı bu. Bizi biz yapan her şey hikâyemizin bir parçası aslında. Benim hikâyemin de başrolü bildiğiniz üzere masmavi denizler. Hayatımın kırılma noktası, hikâye dilinde konuşmaya devam edersem, çatışması ya da “en güzel” gelişmesi, radikal bir kararla ailece hayatımızı yelkene taşımaktı. 

    Burada sizinle aylardır kendi yolculuğumu paylaşsam da denizin öyle bir büyüsü var ki sadece sualtında yaşayan sayısız canlıya ya da dalgalarına ortak ettiği ılık rüzgârlara değil, birbirinden farklı birçok hikâyeye de kucak açıyor. İşte bu yazıda sizinle yolumuz maviliklerde kesişmiş, çok sevdiğim denizci arkadaşlarımın hikâyelerine yakından bakma zamanı. Kimi köpeğiyle, kimi iki çocuğuyla yelken açıyor denizde, kimi tek başına kendi hikâyesini yazarken, kimi alıp başını Karayipler’e gidiyor. Her biri aynı denizi paylaşsa da bambaşka dalgalarla yol alıyor. Gelin yüzünüzü gülümsetecek belki de ilham alacağınız bu sıcacık hikâyelere konuk olalım. 

    SAILING ROM

    Bu ismi tanıyanlarınız oldu mu? Sailing Rom adıyla biliniyor Dilan ve Cihad çifti sosyal medyada. Tabii en sevimli detayı atlamadan başlayamam: Minik miçoları, dünya tatlısı köpekleri Rom! Rom ile tam zamanlı teknede birlikte yaşıyorlar. Hatta yedinci yaşını teknede birlikte kutladılar. Dilan ve Cihad’ın motivasyonu aslında kendini denize bırakan çoğu kişiyle benzer. Doğanın içinde geçen onca zamandan sonra karaya sığamayıp ilk yelkenlileriyle 2023’te tam zamanlı olarak teknede yaşamaya başladılar. Geçen sene yılbaşına bizim de çok sevdiğimiz Göcek koylarında girdiler, kışı orada geçirdiler, bu sene de birbirinden güzel manzaralara ev sahipliği yapan Karadağ’ın rüzgârında kışı geçiriyorlar. Yolumuz Göcek’te kesiştiğinde teknelerine misafir olup zamanı unutturan sohbetler etmiştik. Siz de bu tatlı sohbetlerine Instagram’da ortak olabilir aynı zamanda aktif olarak rotalarını takip edebilirsiniz. Uzun formattaki videolarını da YouTube’da bulabilirsiniz. Teknede tam zamanlı yaşamın hem keyifli, eğlenceli hem de zorlu yanlarını şeffaf bir şekilde sizinle paylaşıyorlar. Eğer bu sene Karadağ’da Dilan ve Cihad’a rastlarsanız, selamımızı götürmeyi, artık bir denizci olan Rom’u sevmeyi unutmayın!

    SAILING DERISKA

    Gelelim bizim gibi çocukla sezonda teknede yaşayan Deniz ve Mahmut’un hikâyesine. Atlas ve Azur’la, yelkenli tekneleri Deriska’yla 2021’den beri sayısız rota çizdiler. Onların hikâyeleri tabii çok özel. Bir gün Karacasöğüt’e yolunuz düştüğünde, nesilden nesle nasıl denizci bir aile olduklarını dinlemenizi öneririz. 

    Çocukları bizim Atlas Deniz gibi, teknede maceranın içinde büyüdü. Benim de çok sevdiğim bir sözle “Her şey başlayana kadar” diyerek, Deriska ile dünya turuna çıktılar. Çoğunlukla kışın tekneyle dünya turunda, yazın sıcağında ise Türkiye sularındalar. Çocukla birlikte özgürce denizde olmak, doğanın içinde bir aile olarak yaşamak ve bunun tüm katkılarını her detayıyla, samimi bir şekilde de paylaşıyorlar. Çocukla seyahatin, ailece dünyayı keşfetmenin mümkün olduğunu savunan bir aile olarak tahmin edersiniz ki Deriska’nın dört kişilik ekibi bizim favorilerimizden. “Sailing Deriska” özellikle ailece seyir yapmayı düşünen ama nasıl yapacağını bilemeyenler için çok güzel bir rehber. YouTube’da Mahmut Saral’ın kanalından dünya seyahati videolarını da izleyebilirsiniz. Eğer ihtiyacınız olan cesaret edebilmekse, bence çok güzel bir örneği bu aile. 

    SAILING ELEVEN

    Gelelim “Eleven”a! “Eleven” yani on bir. Ömre Kaptan’ın anlatımıyla: “11 rakamı, evrenin kusursuz birliğini ve sonsuz döngüsünü temsil ederken, kuantum fiziği her şeyin enerjiyle birbirine bağlandığını ortaya koyar. Bu bağlamda, her birimiz, görünmez ipliklerle örülmüş büyük bir kozmik dokunun hem parçası hem de yansımasıyız; ayrı gibi görünsek de aslında bir bütünün farklı ifadeleriyiz.”

    Bu bütünlüğü hatırlatıcı olarak teknemizin adını “Eleven” koyduk der Ömre Kaptan! Eleven, hem teknenin adı hem de bu güzel çiftin deniz macerasına verdiği isim. Ömre ve Olcay Engin, deniz tutkusuyla yanıp tutuşan iki maceraperest aynı zamanda. Adriyatik Denizi’nden Ege’ye, Akdeniz’den Karadeniz’e kadar birçok bölgede uzak yol keşif yapıyorlar. Yani her bir limandan yeni bir hikâye, yeni bir deneyimle dönüyorlar. Bu deneyimleri de sosyal medya hesapları üzerinden takipçileriyle paylaşıyorlar. Yalnızca seyahatleri değil, tekne kullanımına dair aklınıza gelebilecek birçok teknik detayı da deniz tutkunu takipçilerine anlatıyorlar. Bosa tutmanın inceliklerinden, sert havalarda teknede nasıl eşyaları devirmediklerine kadar birçok konuyu konuşuyorlar. Yani hem eğlenceli, sıcak bir eğitim almak hem de aklınızda bir gün tekne sahibi olmak varsa bilgi edinmek için göz atabilirsiniz Eleven ekibine! Ömre ve Olcay’ın bir çift olarak denizin üstünde kurdukları bu alternatif yaşam, tekneyle uzun bir seyre çıkmaya sizi özendirmeye yetiyor. 

    BAŞKA TÜRLÜ YAŞAMAK

    İsimleri yaşam tarzlarını ve hayata bakışlarını daha iyi anlatamazdı değil mi? Özkan ve Özlem çifti 2013’ten beri teknede yaşıyor. Buna karar vermeleri de hayatlarında dönüm noktası olmuş aslında. İşi gücü bırakıp-bu bizim hikâyemizden de tanıdık gelmiştir- tüm hayatlarını değiştiriyorlar. Gerçekten yaşamak nedir? Başka türlü nasıl yaşanır? diyerek kendilerini denizde kurdukları bu huzurlu hayata atıyorlar. Katamaranları Ozi ile dünya turuna çıkıyorlar ve bunu da YouTube kanallarından paylaşıyorlar. Yeni hayatlarında denizleri aşıp her seneyi dünyanın bambaşka yerinde karşılıyorlar artık. 

    Bu yazıyı hazırlarken aldığımız üzücü bir haberle uyandık. OZI teknesi, Karayipler’de yaşadığı bir talihsizlik sonrası artık derin sularda. Özlem ve Özkan’a çok geçmiş olsun diyoruz ve yeni yolculuklarında yeni kızlarıyla harika hikayeler yaratmaları için güzen enerjilerimizi gönderiyoruz. Neyse ki ekipten herkes sağsalim tekneyi tahliye etmeyi başardı! Yeniden denizlerde buluşacağımız güzel günlere.

    USTURMAÇALI KIZ

    Gelelim rotalarını takip etmesi inanılmaz keyifli Nilay Koçman’a, yani sosyal medyada bilinen adıyla “Usturmaçlı Kız”a! Nilay ve eşi Onur Koçman deniz tutkusuyla seyirler yapan, hayatlarını tekneye taşımış genç bir çift. Nilay’ın hikâyesi çocukluğundan gelen derin bir deniz aşkıyla başlamış. Bu tutku zamanla Onur’u da etkileyerek, ikilinin hayatını kökünden değiştirmeye yetti tabii. Başlangıçta küçük bir sandal hayal ederken, bu hayal adım adım büyüyerek 35 feetlik bir tekneye dönüştü ve şimdi o tekneyle koy koy geziyorlar. Teknede yaşamak bir yaşam tarzı diyorum her seferinde, Nilay da aslında özgürlüğün karşılığı olarak gördüğü deniz yaşamına böyle adım atan kişilerden. 

    Yazının başından beri değinmek istediğim bu alternatif hikâyelerin belki de en güzel tanımlarından birini yapmış Nilay: “Köksüzlük”. Sanırım denizde yaşam için en güzel ifadelerden biri bu. Pusulanı ruhuna, dümenini tutkuna bağlamak, nereye yol almak istersen, bir yere bağlı kalmadan oraya yelken açabilmek. Usturmaçalı Kız, bize tam da bunu anlatmaya çalışan bir hayat tarzına sahip. Hem YouTube’da hem de İnstagram’da hikâyesine ortak olabilir, belki de tutkunuzun peşinden gitmek için sizi durduran sebebe, Nilay’dan ilham alarak son verebilirsiniz. Kalbinizin sesini dinlemek, kendi hayatınızın kontrolünü elinize alabilmek, mutluluğunuz için verebileceğiniz en güzel karar değil mi? Umarım Nilay ve Onur ile yollarınız kesişir ve “her yere ev diyebilmenin” verdiği huzura, onların güzel sohbetiyle yakından tanıklık edebilirsiniz. Tabii bizden de selam götürmeyi unutmayın. 

    Nasıl? Deniz üzerinde birbirinden farklı bunca hayata yakından bakmak insana cesaret vermiyor mu? Biliyorsunuz ki biz de “keyifliyim” olarak zamanında birçok kararsızlıklar içerisinde, hayatımızı kökünden değiştiren o kararı vermiştik. Bu uçsuz bucaksız deniz, hayallerime de ev sahipliği yaptı, hayal bile edemeyeceğimiz müjdelere de. Küçük Deniz yıldızımızın aramıza katılacağı o günü öğrendiğimde de teknedeydim, onun büyüyüp bizimle yol arkadaşı olurken attığı ilk adımlara tanıklık ederken de… Deniz tıpkı içinde barındırdığı sayısız canlı gibi üstünde de kendini ona adamış, ona olan aşkı yüzünden hayatını değiştirmiş sayısız hikâyeyi de kucaklıyor. “Neden bir teknede yaşamalıyım?” diye sorarsanız bence bunun cevabı da sayısız. Herkesin hayattan beklentisi ve hayatında kurduğu denge farklı olsa da ben denizde yaşam sürmek isteyen ama emin olamayanlar için birkaç sebep sıralamak istedim.

    Bana kalırsa, denizde yaşamak için sebep çok. Başta büyük bir risk gibi görünse de karar verdiğiniz andan itibaren, aslında gözünüzde büyüyen hiçbir şeyin sandığınız kadar zor olmadığını, zorlukların sonunda sizi bekleyen lütufları görüyorsunuz. Eğer karar verdiyseniz, kendimden biliyorum ki, bir noktada o yola girmiş ve artık hayatınızı değiştirmeye, yazıda bahsettiğim tüm denizci arkadaşlarım gibi kendinize yeni bir yol çizmeye başladınız demektir. Denizde yaşarken, ufak tefek sorunlarla karşılaşsanız bile günün sonunda tatmin olmamanıza ihtimal olmuyor. Sanırım bu mavi suların hâlâ büyülendiğim yanı da bu. 

    Sizi mutlu etmeyi, ne kadar sert bir rüzgâr verse de güvenli bir limana atmayı biliyor. Bu yüzden de bugün yaşadığımız bu güzel hislere, en önemlisi de geleceğimize sahip çıkmak için bize de bazı sorumluluklar düşüyor. En önemlisi de “sürdürülebilir” yaşam sürebilmek. Bunun için de yazıda bazı önerilerde de bulunmaya çalıştım.

    Sanırım elimden geldiğince atabileceğiniz bu ilk adım için size bildiklerimi söylemiş oldum. Herkesin kendi yolu ve hikâyesi ayrı. Ama isteğim eğer ki aklınızda, hayalinizde denizde olmak varsa bir gün karşılaşabilmek. Hayat bir anlam arayışı ise, bugün baktığımda, ben onu bir palmiye ağacının gölgesinde, koydaki dalga seslerinde aramaktan çok memnunum. Hikâyeler de tıpkı parmak izleri gibi eşsiz ve özel iken, bu maviliklerde ailece bıraktığımız ize minnettarım. Hepinizin yolculuğuna, en az benimki kadar güzel manzaralar eşlik etsin. Pruvanız neta, hayat kolayınıza olsun.☸

  • RODOS ADASI: Şövalyeler diyarına yelken açalım

    RODOS ADASI: Şövalyeler diyarına yelken açalım

    Bu zamana kadar sizler için On İki Adalar’a olan seyirlerimden rotalar oluşturdum, en sevdiğim adaları her açıdan değerlendirdim. Şimdi sıra On İki Adalar’ın en büyüğü, başkenti, yüzyılların hikâyelerini barındırmasıyla gözümde bir açık hava müzesinden farksız Şövalyeler Adası’na geldi.

    Siz seyahatlerinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Benim için yelken açarak gittiğim ve diğerleri olarak ikiye ayrılıyor. Rodos’a olan ziyaretim de buna en güzel örneklerden. Yakın zamanda ailece katamaranımızla ve yıllar önce feribotla gittiğim iki farklı deneyim benim için Rodos. Sanırım bende denizde geçen anıların, karada geçenlere göre gözle görülür bir üstünlüğü var. Bu yazımda, benim gibi deniz havası almaya, seyre çıkmaya doyamayanları, rüzgârıma ortak edip Rodos Adası’na götürmeye geldim.

    Bu zamana kadar sizler için On İki Adalar’a olan seyirlerimden rotalar oluşturdum, en sevdiğim adaları her açıdan değerlendirdim. Şimdi sıra, On İki Adalar’ın en büyüğü, başkenti, yüzyılların hikâyelerini barındırmasıyla gözümde bir açık hava müzesinden farksız Şövalyeler Adası’na geldi. 

    Çocukken yaptığımız kumdan kaleleri, bugün izlediğimiz tarihi filmlerin stüdyolarını aratmayacak bir ambiyansı var Rodos Adası’nın. Sadece kendinin değil, tüm On İki Adalar’ın geçmişini üzerine giymiş ve bu giysi ona muazzam bir görüntü katmış desem yeridir. 

    TARİHİ VE DOĞASIYLA RODOS ADASI

    Rodos, sadece bir ada değil, aynı zamanda binlerce yıllık bir medeniyetin kalbi. Adını, Yunan mitolojisindeki Güneş Tanrısı Helios’tan alan ada, antik çağlardan beri stratejik konumu nedeniyle de göz önünde olan yerlerden. M.Ö. 3500’lere dayanan yerleşim izleri, buranın ne kadar eski çağlardan beri medeniyetlere ev sahipliği yaptığını bize gösteriyor. Mısırlılar, Fenikeliler, Yunanlılar, Romalılar, Bizanslılar, Şövalyeler ve Osmanlılar gibi birçok medeniyetin izlerini taşıması, bugün Rodos’un sahip olduğu karşı konulamaz cazibesinin en büyük nedenleri arasında. Eğer bir yeri kıymetli yapan onun yaşanmışlığıysa, Rodos Adası’na ne kadar kıymet verilse de az kalacak diyebilirim. 

    Farklı birçok hikâyeye ev sahipliği yapan bir ada olarak, Rodos değişik isimlerle anılıyor. Bunlardan en yaygın olanı “Şövalyeler Adası”. Özellikle Orta Çağ’da Şövalyeler Hospitalier’in hâkimiyetinde olan Rodos, bu zamanların mirasını hâlâ kendi içinde taşıyor. Surlarla çevrili eski şehriyle Orta Çağ atmosferini gerçek olacağından şüphe edeceğiniz bir güzellikte size sunuyor. Bu surlar UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde de yer alıyor. Surlar içindeki şövalyelerin kaleleri, kiliseleri ve sarayları, adanın neden “şövalye” ismini aldığı konusunda ziyaret eden herkesi ikna edebilecek bir cazibeye sahip. 

    RODOS’A GİDİŞ

    Rodos Adası’na Türkiye’den feribotla ya da tekneyle ulaşım sağlayabilirsiniz. Benim adayı her iki şekilde de ziyaret etme şansım oldu. Bundan yaklaşık beş sene önce feribotla bu sene ise Göcek’ten yola çıkarak yaklaşık altı saatlik bir seyir sonrası Rodos’a ayak bastık. Göcek-Rodos arası seyrimizde hava uygun koşullarda olmadığı için yelken açamadık. İlk iki saati dalgalı sonrası ise çok rahat geçti. Seyir öncesi rüzgârın ve dalganın durumuna bakarak, Göcek’in şahane sularından Rodos’un görkemli atmosferine keyifli bir yolculuk yapabilirsiniz. Eğer feribot ile ulaşım sağlamak isterseniz, Fethiye veya Marmaris’ten kalkan feribotlara binebilirsiniz. Rodos Adası kapıda vize uygulamasının dahil olduğu adalardan biri. En az 6 ay geçerliliği bulunan bordo pasaport, gidiş-dönüş feribot bileti, otel rezervasyonu, seyahat sağlık sigortası, vize başvuru formuyla başvurunuzu yaparak kapıda vize uygulamasıyla adayı ziyaret edebiliyorsunuz. Vize uygulamaları değişkenlik gösterebildiğinden gitmeden önce tekrar kontrol etmenizi öneririm.

    Tekneyle çıkış için gerekli işlemler:

    ∗ Türkiye çıkış ve Yunanistan giriş işlemlerini tamamlamanız gerekiyor. 

    ∗ Pasaport kontrolü, gümrük ofisinde evrak, Transitlog teslimi ve TEPAI ödemesi gibi işlemleri yerine getirip, liman polisi kontrollerinden geçerek adaya giriş yapabilirsiniz. 

    ∗ Bu işlemler tarihe göre değişebilir. Gerekli evraklarınızı, kontrolleri sağlayarak yanınızda bulundurmanızı öneririm. 

    ∗ İşlemlerin detaylarını daha önceki yazılarımda anlatmıştım. Bunun için Yacht Türkiye web sitesine bakabilir ya da keyifliyim instagram hesabım üzerinden dilediğinizi sorabilirsiniz.

    RODOS SULARINI KEŞFEDELİM

    Rodos Adası deniz tatili düşünen herkes için çok zengin bir destinasyon. Adada plajlara, koylara giden birçok otobüs bulunuyor. Bu açıdan çoğu Yunan Adası’na göre büyük bir ulaşım kolaylığına sahip. Yemyeşil diyebileceğim bir ada olmasa da temiz plajları ve koylarına uğramanızı tavsiye ederim. Dilerseniz bizim yaptığımız gibi araba kiralayarak dilerseniz tekne turlarıyla Rodos’un meşhur sularını görebilir, suyun tadını çıkarabilirsiniz. 

    EN SEVDİĞİM ÜÇ KOY

    n Anthony Quinn Koyu, kayalarla çevrili turkuaz deniziyle Rodos Adası’nda kendinizi doğayla baş başa hissedeceğiniz en ideal yerlerden. Anthony Quinn’in başrolünde oynadığı “The Guns of Navorone” filminin sahneleri burada çekilmiş ve söylenene göre kendisinin buraya hayran kalması üzerine bu isim verilmiş. Güzelliğiyle dünyaca ünlü bu koya kesinlikle uğramanızı tavsiye ederim. 

    n Afandou, Rodos’un en eski köylerinden biri aynı zamanda. Köyün adı Yunanca’da “görünmez” anlamına gelen “afando” kelimesinden geliyor. Bu isim, köyün denizden görünmemesi ve böylece korsan saldırılarından korunması amacıyla üç tepenin ortasındaki doğal bir boşlukta kurulmuş olmasından kaynaklanıyor. Bugünse kristal berraklıkta suyu ve uzun sahiliyle sakin bir gün geçirmek için Rodos’un en keyifli yerlerinden.

    n Kalithea, 20. yüzyıl başlarında inşa edilen neoklasik tarzındaki kaplıca binalarıyla ünlü. Kalithea’nın şöhreti, 1929 yılında İtalyanlar tarafından yaptırılan kaplıca tesislerine kadar uzanıyor. Kaplıcaların çevresindeki yemyeşil bahçeler, mermer havuzlar sıradan bir koydan ziyade farklı bir dünyaya ışınlıyor sizi. Aynı zamanda tertemiz suyuyla yüzmenin keyfini çıkarmanız için tavsiye edebileceğim Rodos destinasyonlarından. 

    Tekneyle bağlanırken: Bölgedeki üç doğal limandan biri olan Mandraki tekne ile geleceklerin en çok tercih ettiği yer. Yalnızca bir liman olarak bakmazsak burası Antik Çağ’da askeri üs olarak kullanılan ve Orta Çağ’da tersane olarak hizmet vermiş bir lokasyon. Limanın doğu ucunda 17. yüzyıldan kalma üç yel değirmeni görebilirsiniz. 1460’lı yıllarda inşa edilen Aziz Nicholas Kalesi ise limanda dikkatinizi çekecek bir başka yapı. Mandraki Limanı, sığlık olarak bağlanma için çok uygun. Eğer sezonda fazla kalabalık bir döneme denk gelmezseniz teknenizle buraya gelmenizi tavsiye ederim. Mandraki Limanı’nda yer bulamazsanız diğer bir seçenek Rodos Marina olabilir. Yeni bir alternatif olan bu liman da tekneyle ziyaret edenlerin bağlanmak için tercih ettiği alternatiflerden. Rodos Marina’da tekne boyutuna göre günlük bağlanma ücretleri değişiyor. Teknenizi bu marinada bırakarak da Rodos Adası’nı keşfedebilirsiniz. Biz Rodos’ta geçirdiğimiz sürenin içerisinde iki gece buraya bağladık ve yepyeni bu marinaya hayran kaldık. 

    ADADA GEZİLECEK YERLER

    Benim için Rodos bugün sahip olduğu şöhreti Orta Çağ’ı yaşatan Old Town (Eski Şehir) bölgesine borçlu. Denizi, yemekleri, doğası neredeyse çoğu Yunan Adası gibi göz kamaştırıcı. Ama Rodos’un sizde başka hiçbir Yunan seyrinde hissedemeyeceğiniz hisleri, kesinlikle geçmişine dayanıyor. Bu yüzden Rodos’u Rodos yapan, Old Town, bu adada görmeniz gereken ilk yerlerden. 14. ve 15. yüzyıllarda Saint Jean Şövalyeleri tarafından inşa edilen bu tarihi şehir, dar sokakları, taş evleri, şövalye sarayları ve kiliseleriyle tüm tarihi ayaklarınıza seriyor. 

    Rodos Şövalyeleri yani Hospitalier Şövalyeleri tam 200 yıl adada ve çevre adalarda hüküm süren bir dini oluşum aslında. Hayır kuruluşu olarak kendini tanımlayan şövalyeler zaman içinde güç kazandıkça ticaretten devlet yönetimine, hatta savaş meydanlarına kadar alanlarını genişletmiş. Bugün baktığımızda ise herkesin hayran kaldığı bir kent oluşturmuşlar. 

    Rodos Kalesi, Şövalyeler Sokağı, Büyük Üstatlar Sarayı ve Arkeoloji Müzesi özellikle ziyaret etmeniz gereken yerlerden. Osmanlı döneminde inşa edilen cami, Süleymaniye Camii ve sinagoglar, tarihi evlerle dikkat çeken Yahudi Mahallesi de Old Town bölgesinde en ilgi çekici yerlerden. 

    Rodos Adası keşfetmek için dört beş gün harcamanız gereken bir yer. Günübirlik bir ziyaret için gelirseniz, aklınızda kalacak birçok yer ile içiniz buruk dönüş yapabilirsiniz. Planlamanızı ve ayıracağınız vakti seçerken bunu göz önünde bulundurmanızı öneririm. 

    GÖRMEDEN DÖNMEMENİZ GEREKEN YERLER LİSTESİ

    ∗ Rodos Akvaryum

    ∗ Elli Beach

    ∗ Evangelismos Kilisesi

    ∗ Mandraki Liman› ve Yel De€irmenleri

    ∗ Rodos Heykeli

    ∗ Rodos Kalesi

    ∗ Grand Masters Palace 

    ∗ Dekoratif Sanatlar Koleksiyonu

    ∗ Arkeoloji müzesi

    ∗ Our Lady of the Castle

    ∗ Street of the Knights 

    ∗ Medieval Clock Tower 

    ∗ Süleymaniye Camii

    ∗ Hipokrat Meydanı

    ADADA NE YEMELİ?

    Rodos büyüleyici atmosferi, tarihi dokusu ve eşsiz doğal güzellikleri kadar, lezzetli mutfağıyla da ünlü. Adada birbirinden farklı tatları deneyimleyebileceğiniz birçok restoran bulunuyor. Bu restoranlardan ikisi Rodos’a gelenlerin mutlaka uğraması gereken, tadı hâlâ damağımda kalan yerleri arasında: Tamam Restoran ve Romeo Restoran.

    Tamam Restaurant: Tavsiye üzerine gittiğim ve deneyimledikten sonra aldığım en iyi tavsiyeler listesinde yerini alan bir yer oldu. Ben de şimdi bilmeyenlere gönül rahatlığıyla öneriyorum. Dışarıdan sevimli bir aile işletmesi olarak görünse de yemeklerin tadına baktığınızda dünyaca ünlü şeflerin elinden çıkmış bir lezzet deneyimliyor gibi hissediyorsunuz. Yediğimiz her şeye hayran kaldığımız Tamam Restaurant’ta deniz mahsullerini tatmadan dönmeyin! 

    Tel: +30 694 804 2154

    Romeo Restaurant: En az Tamam Restaurant kadar hayran kaldığım, çocukla gidecekler için ayrıca önerdiğim Romeo Restaurant diğer tavsiyem. Küçük Deniz’le girer girmez onun için boya kalemleri ve kâğıtlar getirdiler. Küçük bir çocukla seyahat eden ebeveynler bilir ki bu tarz anlar derin bir nefes alıp keyifle yemeğin tadını çıkarabileceğiniz akşamların habercisidir. Ve gerçekten de gece böyle ilerledi. Boy boy erkek çocukları olan bir aile işletmesi olması, halimden hemen anlamalarının en büyük sebebiydi. İşletmecilerden Heidi Danimarka’dan buraya taşınmış ve George ile evlenmiş. Bugün ise ailece her akşam restoranda çalışıyorlar. İkisini de çok sevdik. Canlı müzikle Yunan eğlencesine şahit olmak da ayrıca paha biçilmez bir deneyimdi. Sevdiğimiz diğer şey ise avokado soslu karides oldu. Denemenizi tavsiye ederim. Tel: +30 2241 074402

    KİMLER RODOS ADASI’NA GİTMELİ

    Eğer bir doğa severseniz: Adanın doğal güzelliklerden, büyülü yerlerinden Kelebekler Vadisi ziyaret etmeniz için başlı başına bir neden. Yaz aylarında burada yaşayan binlerce kelebek buraya ismini vermiş. Özellikle Panaxia quadripunctaria türü kelebekler, güneş ışığında parıldayan yeşil ve mavi tonlarında kanatlarıyla sizi kendine hayran bırakıyor. Sadece bu da değil Rodos Adası’ndaki Seven Springs de bir diğer doğa mucizesi. Burası, yüzebileceğiniz, yakınındaki patikalarda yürüyüş yapabileceğiniz, bolca fotoğraf çekebileceğiniz, yedi ayrı kaynaktan beslenen ve bir araya gelerek küçük bir göl oluşturan şelalelerden oluşuyor. 

    Su sporlarına meraklıysanız: Rodos, sörf, dalış ve tekne turları gibi birçok su sporu aktivitesi için çok elverişli. Özellikle Prasonisi, sörfçüler için dünyaca ünlü destinasyonlardan. Tekneyle ziyaret edecekler, koyları keşfederek dalış yapmadan dönmesin derim. 

    Tarihe ilginiz varsa: Çok kültürlü bir yapısı olan Rodos Adası’nı kesinlikle listenize eklemelisiniz. Orta Çağ’ın izlerini Old Town bölgesinde bulurken, adada Antik Yunan dönemine ait kalıntılara da rastlayabiliyorsunuz. Bizans dönemine ait birçok kilise ve manastırı ziyaret edebilir, Osmanlı dönemine dair yapıları da görebilirsiniz. Kısacası tek bir ada sizi farklı medeniyetleri eşlikçiniz yaparak, tarihte yolculuğa çıkarabilir. Bu adalardan biri de şüphesiz Rodos Adası. 

    Çocukla seyahat edeceksiniz: Faliraki, Kalithea ve Ixia gibi çocukların güvenle vakit geçirebileceği plajlar bir yana, Rodos’un güvenli atmosferi, sıcacık yerlileriyle içiniz rahat bir şekilde vakit geçirebiliyorsunuz. En önemlisi Rodos Adası, tarihi dokularıyla çocuğunuza kocaman bir oyun parkında maceranın içinde gibi hissettiriyor. Görkemli kaleler, kitaplarda gördüğü şövalyeler, tarihi sokaklar, çocukların ilk andan itibaren büyük bir merakla keşfettikleri kocaman bir masal dünyasına dönüşüyor. 

    “Seyahat etmek önce sizi suskun bırakır, sonra bir hikâye anlatıcısına dönüştürür” demiş İbn Battuta. Ne zaman bir yeri sizinle paylaşmak istesem bu cümle aklıma gelir. Ve anlarım ki o yer bana size anlatmak için can attığım bir hikâye fısıldamış. Rodos Adası, ailemle gittiğimde de bundan seneler önce yolum düştüğünde de bir şeyler anlatmış bana. Kimisi bugün sizinle paylaşmak için can attığım kimisi de hep yüzümü gülümsetecek anılarımın arasına kattığım birçok şey… Ailemle ilk kez gidip, küçük Deniz’in yüzündeki heyecanı gördüğüm için Rodos’a ayrıca âşık oldum bu ziyaretimde. Bugün bir boyama kitabında büyük bir kale gördüğümüzde Rodos Adası’nı anar, orada geçirdiğimiz zamana döneriz. Bence seyahat etmenin en güzel yanı, o andan ziyade, sonraki tüm anlara yaptığı güzel dokunuşlar. Rodos Adası aklınızda kalacağını düşündüğüm, bu nedenle tavsiye etmek istediğim destinasyonlardan bir tanesiydi. Ama size asıl tavsiyem, hayatınızı güzelleştirecek, içinizde merak, heyecan uyandıracak yerlere tereddüt etmeden adım atma cesareti gösterebilmeniz. Hayatımızın başladığımız yollar ve bu yollardaki anılardan ibaret olduğuna inanıyorum. Gideceğiniz yol neresi olursa olsun, Ppruvanız neta, hayat kolayınıza olsun. 

    Yolculuklarımıza ortak olmak isterseniz ve tüm sorularınız için, “keyifliyim” instagram hesabından bize ulaşabilirsiniz. ☸