Etiket: Keyifliyim

  • Amatör denizciler için YUNAN ADALARI REHBERİ

    Amatör denizciler için YUNAN ADALARI REHBERİ

    Bu yazımda size sorunlar yerine pozitif şeylerden bahsetmek istiyorum. Ne de olsa işimiz “keyifliyim” demek ve okuyanların içinde bir nebze olsun güzel hisler uyandırabilmek. Bu yüzden size bizim için müthiş keyifli bir rotadan, sarı yazda, Eylül ayında yaptığımız Yunan Adaları seyrinden bahsedeceğim.

    Masmavi sularda en sevdiğimiz ayı, Eylül’ü geride bıraktık. Ekim ayı ile artık sezonu tamamlayıp, kışlama için planları hazır olanlar tekneleri boşaltıyor. Deniz üzerinde yaşayanlar ise güneye doğru devam ederek, suyun henüz sıcaklığını koruduğu bölgelere seyre başladı. 

    Keyifliyim teknesi olarak biz de henüz kızımızı bırakmaya hazır değiliz bu yüzden rotamızı güneye çevirdik. Türkiye’deki marinaların durumu hepimiz için malum. Bakalım hangi alternatif yöntemlere başvuracağız. Şimdilik gözlemlerim marinalarda yer bulamayanların üzerinde kalmaya devam ettiği ve şehre dönüşlerinde geçici olarak birkaç tekneyi bir arada güvenli bir yerde, başlarında bir kaptan ile bıraktığı yönünde. 

    Bir aydır her adada, iki gün denen yerlerde bile en az üç ya da dört gün geçirerek, on adayı doya doya yaşadık. Adaların limanlarına da bağlandık, koylarında da kaldık. Adalarda yaşayanlarla da buluştuk, restoran ya da otel sahipleri ile de arkadaşlık yaptık. Bu yazımda, “bir gün ben de Yunan adalarına kendi teknem ile gitmek isterim” diyorsanız, “neden bu adalara gitmeliyim?”den, rota planlamasına, maliyetlerden, adaların öne çıkan özelliklerine, bağlanabileceğiniz koylara kadar tüm detayları anlatan büyük bir tablo çizmeye çalışacağım.  Ve en önemlisi bizim gibi amatör denizciler için Yunan Adaları rotası, kolay mı zor mu diye anlatacağım.

    Bu sayıyı alıp, bu yazımı okuyanlar bir yerde arşivlesin mutlaka. Usta denizcilere de sorup onların fikirlerini alarak, deneyimlerinden faydalanarak oluşturduğumuz rotamız ve gerçek deneyimlerimizi derlediğimiz bölüm başlıyor: Öne çıkan tüm özellikleri ile Türkiye’ye yakın Yunan Adaları, bizim deyişimizle 2 yaşındaki oğlumuz Deniz ile birlikte Deniz Yıldızı Rotası. Devamı Ekim 2023 sayımızda…

  • Teknede yaşam BEKLENTİLER VE GERÇEKLER

    Teknede yaşam BEKLENTİLER VE GERÇEKLER

    Eylül ayının gelmesiyle birlikte herkes sezon sonunun geldiğini düşünse de aslında en güzel dönemlerden biri sarı yaz. Yazın bitişi ve sonbaharın gelişini kutladığımız bu ay deniz sıcaklığı tam kıvamında, hava bunaltmayacak kadar sıcakken; denizin, rüzgârın, teknenin tadını doyasıya damaklarımızda hissettiğimiz dönem. 

    Mayıs sonunda yeni teknemizle ilk suya çıktığımızdan beri edindiğimiz tecrübe sonrasında, biraz daha alıştık diyebiliriz. Bir yandan denizin keyfini çıkarmaya çalışırken, bir yandan da edindiğimiz tecrübelerle en merak edilenlerden birini yanıtlayacağım bu yazımda. Hem sosyal medyada “Keyifliyim” hesabımızdan bize ulaşan dostlarımıza, hem de yakın çevremize sorduk neler merak ediyorsunuz diye. Bu yola çıkmadan önce neler bekliyorduk, yaşayıp gördükten sonra neler bulduk, yani “ne umduk ne bulduk” çok sorulanlardan biriydi. Bu sorular üç yıl önce denizde yaşamaya ilk başladığımızda da vardı, üç ay önce çocuğumuzla teknede yaşama başladığımızda da. 

    Belki birkaç günlük ya da haftalık bir mavi yolculuk seyahatinden sonra, ah burada yaşamak nasıl güzel olurdu dediniz, belki de siz de teknede yaşamaya başlayacaksınız. İşte tam da bu noktada, “beklentiler ve gerçekler” diyerek, tüm gerçekliğiyle başlıyorum yazmaya.

    HEP RÜZGÂRIN GÜCÜYLE Mİ SEYİR YAPILIYOR?

    Bundan üç sene önce yelkenlimizle denize açıldığımızda ilk gerçekle yüzleşmiştim. Deniz tutkusuyla yanıp tutuşan amatör bir denizci olarak, her günüm rüzgârın peşinde yelkenimi açmış seyrederek geçecek sanıyorken, günün belirli bir yarısı haricinde havanın yelken açmak için uygun olmadığını görmüştüm. Yelkenli seyir yapmak için belirli bir hava olması gerekiyor. Rüzgârın şiddeti sizin yelkenlerinizi doldurup sizi ileriye taşıyacak kuvvetle ve belirli yönlerde esmeli, bu olmadığında motor gücüyle ilerliyorsunuz. Hava çok şiddetli estiğinde de yelken yapmak için elverişli olmuyor. Bu defa da ya yelkeninizi çok fazla kısmanız ve tecrübenizi konuşturmanız gerekiyor ya da daha amatör bir denizci iseniz, yelkeni kapatıp motor ile devam ediyorsunuz ve hatta yüksek havalarda en doğru olanı yapıp güvenli bir limana sığınıyorsunuz. 

    Hâl böyle olunca ve üstelik işin içinde küçük bir çocuğun da güvenliği olunca, biz de seyirlerimizi sabah erken saatlerde yapıyoruz. O saatlerde hava düşük, deniz sakin ve dalga boyu küçük oluyor. Hem de erken saatte koylara girdiğinizde yer bulmanız daha rahat. Bu havada da yelken açsanız bile rüzgâr yelkeninizi götürmeyeceği için, motorların gücünden faydalanıyorsunuz. Ortalama 10-15 knot rüzgârlarda ise, bizim için bebekle yelkeni kolaylaştıran katamaranımızla keyifle seyirler yapmaya devam ediyoruz.

    YAKIT NE KADAR HARCARIZ?

    İlk teknemizde günün çoğunda bir yarış içerisinde gibi yelken açacağımı düşünürken seyirlerinin yarısı yelkenle yarısı motorla geçen bir grafik çizmiş olduk. Motoryatlardan duymaya alışık olduğumuz yüksek rakamlar herkesin dilinde. Koyun bir ucundan diğer ucuna on bin liralık yakıt harcanıyor gibi cümleleri sıklıkla duymuşsunuzdur. 

    Yakıt grafiğimize baktığımızda gerçeklerden çıkardığımız ise şu oldu: Teknenin boyutu önemli olsa da kullanım alışkanlıkları ve motor verimliliği de büyük rol oynuyor. Hızlı seyir ve ani hız artışları daha fazla yakıt tüketimine sebep oluyor. Motorun düzenli bakımı ve temizliği yakıt tüketimini optimize edebilme konusunda büyük rol oynuyor.

    Yaz boyu Datça’dan Bodrum’a, Bodrum’dan Göcek’e, Marmaris’e, Bozburun’a derken birkaç defa Göcek-Gökova arasını gidecek kadar seyir yaptık. Sonuca baktığımızda, biz bu yolları araba ile yapsak bundan daha fazla harcayacağımızı düşünenlerdeniz. Yani burada beklentilerimiz doğru çıktı ve yelkenli tekne ile seyir daha uyguna geldi diyebilirim.

    Merak edenler için bizim teknemizde iskele ve sancak olarak 30 beygir motorlarımız var ve bu motorlar saatte ortalama 2-3 litre yakıt tüketiyorlar. Denizde saatte ortalama 6-7 deniz mili seyir yaptığımızı düşünürsek, rotaya ve ne kadar sıklıkla hareket ettiğimize göre bir hesaplama yapılabilir. 

    TEKNENİN MALİYETLERİ ÇOK MU YÜKSEK?

    Yakıt konusunun ardından mutlaka bu konuyu açmak gerek çünkü “Türkiye’de denizcilik neden yavaş gelişiyor?” derken bir sebebinin de herkesin gözündeki yüksek bakım ve özellikle marina maliyetleri olduğu aşikâr. 

    İlk teknemizde, yani küçük, ahşap ve yaşı da olan bir yelkenlide yaşamaya başladığımızda her an bir sorun çıkabilme ihtimaline kendimizi çok hazırlamıştık. Bir aksilik çıkar ve planda olmayan harcamalar yapmamız gerekebilir düşüncesindeydik. Neyse ki, tahminimizdeki gibi maliyetli herhangi bir sorun yaşamadan aylarımızı geçirdik. 

    Ailece teknede yaşamaya karar verip şu anki teknemizi, katamaranı aldığımızda, yelkenlimizle olan tecrübelerimize güvenerek çok daha rahattık. Fakat katamaranda çocukla teknede yaşamak, ilk defa denizin üstünde yaşamaya başlamak gibiydi. Her şeye yeniden alışmamız gerekti. Kendimi yürümeyi yeniden öğreniyor gibi hissettiğim bu günlerde yeni teknenin ihtiyaçlarını anlamak ve bunları gidermek de ilk teknemizin aksine beklentilerimden daha uzun bir süreçte gerçekleşti. 

    Eski ahşap teknemizde hiç olmayan elektrik sorunu bu aralar en çok yaşadığımız sorun. Ve usta maliyetleri de küçük bir ahşap tekne ile nispeten daha büyük bir teknede ya da küçük bile olsa adı katamaran olunca, aynı işi yapsa bile değişebiliyor. Bu konuda evet bekliyorduk ve beklediğimiz de gerçekleşti diyebiliriz.

    TEKNEDE TÜKETİM İHTİYACININ PERDE ARKASI

    Karayla bağınızı kesip, denizle baş başa kaldığınızda kafanızın içinde dönen tek şey; burada ihtiyaçlarımı karşılayabilecek miyim? sorusu oluyor. Bu ihtiyaçlar temel olarak; elektrik, su ve beslenme olarak ayrılıyor diyebiliriz. 

    Elektrik tüketiminde beklenmeyen Destekçi: Aküler

    Bizim denize açılmadan önce en çok merak ettiğimiz konulardan biri elektrik konusuydu. Çocukla teknede olduğunuz zaman ihtiyaçlarınız biraz değişiyor ve elektrik kullanımı daha çok artıyor. Bu teknemizde, ek olarak Thermomix ve Airfryer gibi çocuklu hayatın yemek yapmada işleri kolaylaştıran en önemli iki elektronik ev aleti olunca, onlar için harcadığımız enerji de nispeten fazla. Küçük bir yelkenlimiz varken olduğu gibi bugün de sürdürülebilir bir tekne için güneş panellerimizden yararlanıyoruz ve ürettiğimiz enerjimizi de 3KW gücündeki invertör yani enerji dönüştürücü ile 220V cihazlarımıza aktarıyoruz.

    Güneş enerjisi teknedeki ihtiyaçlarımızda beklentilerimizi fazlasıyla karşıladı. Jeneratör desteği düşünürken enerjiyi günün geri kalanında kullanabilmek adına akülerde depolayarak elektrik ihtiyacımızı beklediğimizden çok daha kolay halletmiş olduk. 

    Su tüketiminde su yapıcı desteği

    En trajik tezatlardan biri olarak gördüğüm uçsuz bucaksız suların ortasında, temel ihtiyaçlardan birinin su olması sanırım. Ama söz konusu temiz su ihtiyacı olunca ya teknedeki su tankınızı ihtiyacınıza göre bir marinada doldurmanız ya da kendi suyunuzu kendiniz üretmeniz gerekiyor. 

    Biz iki gezgin ilk yelkenlimizle seyrederken su ihtiyacımızı 250 litrelik su tankımızla gideriyorduk. Bunun ilk başta yeterli olmayacağını düşünsem de suyumuz bize fazlasıyla yetiyordu. Ama işin içine bir çocuk girdikten sonra hem beklentimiz hem de gerçekliğimiz değişti. 

    Bulaşık, çamaşır, duş ihtiyaçları artınca su ihtiyacımız bu yeni tekne koşullarında beklentimizin daha üstünde bir tablo oluşturdu. Çözümü tekneye su yapıcı takarak bulduk. Halihazırda 12V ile çalışan, sessiz modüler ve memnun olduğumuz Eltesan Mobil’in Türkiye’ye getirdiği Schenker Zen 30 ile temiz koylardan tatlı su elde ederek su ihtiyaçlarımızı karşılıyoruz. Suyumuzu idareli kullanıp israf etmeyerek de çok az karaya bağlanma ihtiyacı duyuyoruz. 

    Besin tüketiminde teknenin gerçekliği

    Henüz iki yaşında bir çocukla tekneye adapte olmaya çalışırken en hassas olduğumuz konu, beslenme. Hem fazla tüketimden kaçınan hem de çocuğum için sağlıklı öğünler çizmeye çalışan bir anne olarak planlamanın ne kadar önemli olduğunu burada anladım. Ürünlerin saklanması, tüketim süresi ve teknede hazırlamak için ne kadar elverişli olduğunu önceden görebilmek ve buna göre bir rutin planlamak çok önemli. 

    Teknede kendi yemeğinizi hazırlıyorsanız düzgün bir planlama yapmasanız bile olanaklar sizi oraya itiyor. Belirli miktarda ürün depolama kapasiteniz olması ve tüketim süresinin kısıtlı olması sebebiyle ihtiyacınıza yönelik alışveriş yapmak zorunda kalıyorsunuz. 

    Çocuğumuz beslenme konusunda yaşayabileceğini düşündüğüm aksaklıkları yaşamadı bu da benim beklediğimden çok daha rahat bir süreç geçirmemizi sağladı. Evde hazırladığımız sağlıklı öğünleri tekneye hızla adapte edebildik. Gün sonunda, mutfağımızda ne pişerse pişsin, teknede olunca ailece hayatımızda görebileceğimiz en güzel manzarada yemek yemiş oluyorduk. 

    ÇOCUKLA TEKNEDE ALAN YARATIRKEN BEKLENTİ VE GERÇEKLER

    Ev hayatından tekneye geçerken, aklıma gelen ilk kural: “Daha küçük alan, daha az eşya” olmuştu. Minimalist bir yaşam tarzını benimsemenin en mantıklısı olacağını beklerken, çocuğumuz için tekneye küçük bir havuz kurduğumuz anlar oldu. Alan yaratmanın beklediğim gibi küçük ve dekore edilmiş sabit planlamalarla oluşmadığını, çocuğun o an gelişen ihtiyacına ya da isteğine göre şekillenebildiğini gördüm. 

    Çocukların oyun oynayabildiği yerleri ev sıcaklığında gördüklerine inanıyorum. Bu nedenle gereksiz yer kaplayan eşyaları ayırıp, aktivite alanları yaratmak çok önemli. Hayati önem taşıyan eşyaların düzeni tabii ki de çok önemli. Ama teknede çocukla yaşamanın verdiği özgürlüğü tekneye yansıtmak için minimum alanlara kaçmak yerine hayal gücümüzün sınırlarına kendimizi bırakmanın ne kadar kıymetli anlar yarattığını gördük. 

    Oğlum Deniz’in en sevdiği iki alan, havuzlukla kaptan köşkü arasına kurduğumuz salıncak ve ön kısımdaki havuzu. Havuzun içinde suyla oynayabileceği sualtı minyatürleri ve bir süzgeç olta olduğunda ondan mutlusu yok.

    MARİNA GERÇEKLERİ

    Daha yolun başındayken, her teknenin bir marinaya bağlı olması gerektiğini sanırdım. Her ay mutlaka bir hafta tekneyi bırakıp karada vakit geçireceğimi, yapamazsam otellerde kalacağımı düşünürdüm. Bu konu da beklediğimden oldukça farklı çıktı. 

    Eğer üzerinde yaşayacaksanız ve kısa süreli bırakıp gidecekseniz sabit bir marinaya üzerinde yaşadığınız dönem için bir bedel ödemenize gerek kalmıyor. Birkaç günlüğüne tekneden ayrılacaksanız da sigorta kuralları gereği marinaya bağlıyorsunuz ancak bizdeki deniz tutkusu ile zaruri durumlar dışında bırakıp gitmedik. Onda da en fazla bir haftalık olacak şekilde tekneyi marinaya götürdük. 

    Türkiye’deki marina sayısı artan denizcilik taleplerinin ihtiyaçlarını karşılayamadığı ve talep arzdan büyük olduğu için temel bir ekonomi bilgisi ile fiyatlar yukarı çıkıyor. 

    Buna çözümü, tanıdık restorana bağlayanlarda, birkaç tekneyi birbirine bağlayıp başına kaptan koyanlarla çözenleri gördüm. Bir de daha güneyde daha uyguna yer bulanlar da var. Alternatif çözümleriniz varsa keyifliyim Instagram sayfasından bize yazın, birlikte değerlendirelim ve ben de sonraki yazımda memnuniyetle paylaşayım. 

    Biz şimdilik tekne üzerinde yaşamaya devam etmeyi düşündüğümüz için henüz bu konuya bir netlik getirmedik. Ki bağlanmaya beklentimizden çok daha az ihtiyaç duyduk. Sadece çocuğumuzun isteklerini dinleyerek karaya çıktık ve burada kısa molalar vererek uzun süre tekneyi bağlamadan devam edebildik. Burada temel ihtiyaç suyu ve elektriği üretmenin önemini bir kez daha yazmak istiyorum.

    Bizim için artık bağlanmak ve karaya çıkmak farklı iki kavram oldu. Tekneyi alargada ya da kıçtankara bir yere bağlayıp, botla karaya çıkıyoruz. Bu sayede bizim minik Deniz en fazla günaşırı ya da üç günde bir olacak şekilde Ege koylarının hemen hemen tüm çocuk parklarını gezip, her koyda yeni arkadaşlıklar ediniyor. Dondurmasını yerken, dondurmacı abileriyle sohbet edebiliyor. Bu konuda çok büyük endişelerim varken, en rahat ettiğim alanlardan biri oldu. 

    SEYİR MACERALARININ GERÇEK YÜZÜ

    Denizde yaşamaya geri dönünce içimde sanki karada geçirdiğim her anın acısını çıkarmak isteyen bir deniz kâşifi vardı. Bu sebeple tekneye adapte olur olmaz seyirlere başlayıp ailece koy koy gezmeyi bekliyordum. Gerçeklere döndüğümüzde beklediğim sayıda ve hızda seyirler gerçekleştiremedik. Ama bunun çok güzel bir sebebi vardı, gittiğimiz koyları kolayca bırakıp gidemedik. Bozburun’a ilk ziyaretimizde birkaç gün kalmayı planlarken bir aydan fazla kaldığımız zamanlar bu durumun en büyük örneği. Sadece koyların güzelliği değil, tahmin ettiğimizden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bir şey vardı; dinlenmek. Bu sebeple hızlı hareket etmek yerine çocuğun getirmiş olduğu tempoda daha sakin ilerlemeyi tercih ettik. 

    Özellikle uzun soluklu bir deniz tatili planlayan aileler için sakin koylarda bizim gibi vakit geçirmelerini tavsiye etsem de zamanı kısıtlı olan kişiler için her koyu ziyaret edebilmek adına konaklama sürelerini planlamalarını tavsiye ederim. 

    Bizim için, denizde yaşamanın en güzel yanlarından biri en yakınınızdaki tekneyle bile aranızda en az şehir hayatındaki dört sokak kadar mesafe olması. Kendinizi dinlediğiniz dingin bir hayatın kıymetini teknede anlıyorsunuz. Son birkaç ayda ilk defa tam da beklediğimiz gibi, hayallerimizde canlandırdığımız gibi olan bir şey yaşadık, her gece yıldızların altında uyuyoruz ve her gün keçilerle günaydınlaşıyoruz. 

    Tabii manzaranın güzelliği yine de beklediğimizden çok daha büyüleyici. Teknede yaşam romantik beklentiler ve gerçek dünya arasında bazen sıkışsa da işte böyle anlarda ne kadar keyifli bir yolda olduğunuzu fark ediyorsunuz. Dalgaların boyu, rüzgârın yönü gibi, deniz üzerinde planlar yaparken, bizi büyüleyen yine o masmavi deniz oluyor. Bu işin keyifli yanı da elimizden gelen hazırlıkları yapıp, günün sonunda bu bilinmezliğin karşısında kendimizi özgür bırakmak.

    Pruvanız neta, hayat kolayınıza olsun. Sevgiler…☸

  • Denizde yaşam ve ailecek seyahat rotası önerileri

    Denizde yaşam ve ailecek seyahat rotası önerileri

    Bu yıl sezon biraz geç başladı ama tam başladı. Yükselen sıcaklıkla birlikte, marinalar boşaldı, herkes denizlerde. Palamarını çözen kimi denizciler Yunanistan’a doğru seyretti, kimisi Ege koylarını keşfediyor. Yazlık gibi tekneyi kullananlar da var, bizim gibi teknede yaşamaya başlayanlar da. Mavi turlar tatilcilerin her geçen gün daha çok ilgisini çekiyor. Son dönemde gözlemlerim bunlar…

    Fotoğraflar Miray Süleymanoğlu Öncü ARŞİVİ

    Biz de bu yaz iki yeniliği birden yaşıyoruz. Hem ilk defa katamaran deneyimi ile denizlerdeyiz, hem de 2 yaşına bu yaz başında basmış oğlumuz Deniz’le evimizi deniz üstüne taşıdığımız ilk yaz.

    Sezon başından beri yaklaşık bir buçuk-iki ay içerisinde ailecek yüzlerce deniz mili seyir yaparak Göcek’ten Bozburun’a, Bozukkale’den Gökova’ya kadar birçok koyu, Ege’nin eşsiz köşelerini keşfetme ve ailecek deneyimleme fırsatı bulduk. Deniz her yerde denizdir desek de her bir maviliğin haritamızda bıraktığı his farklı. Her koy ve limanda bambaşka tecrübeler edindik. Bu başlangıç ve varış noktaları arasında, yeni bir teknede bir çocukla farklı yerlerde farklı seyir tipleri deneyimledik. Ailecek denizde yaşamanın kolaylıklarını ve zorluklarını aynı anda yaşadık. Bu ay bana ayrılan sayfalarda size bir yandan her koyun bizde bıraktığı hissi anlatırken bir yandan da bu yolculuktan edindiğimiz tecrübeyle ailecek çizebileceğiniz rotalara rehberlik etmeye çalışacağım. Yazımın devamında ise, hemen herkesin merak ettiği bir sorunun yanıtını bulacaksınız: “Hayatınızın merkezini denizin ortasına taşımak, ayağınızı karadan kesip keşfettiğiniz her koy, liman, sahil kasabasına evim diyebilmek, teknede ailecek bir hayatı sürdürmek nasıl mümkün?” 

    Sadece bu yaşam stilinin getirdiği güzelliklerin yanında çok iyi bir planlama ve düzen de gerekli. İşin içinde küçük bir çocuk olduğunda, evdeki konforu kısmi olarak tekneye de taşıyabilmek aslında önemli olan. Bu konforu sağlamak için tekneyi yaşanabilir bir yer haline getirmek ve çizeceğiniz rotaları doğru planlamak önemli. İşte ailecek seyirde gittiğimiz koylar, bağlandığımız iskeleler ve deneyimlerimizle bizde iz bırakan yerler:

    Ulaşılabilir, güvenli yelken cenneti: Göcek

    Muğla’nın ve dünyanın en popüler deniz turizmi destinasyonlarından biri olan Göcek, teknecilerin de en sevdiği koyları barındırıyor. Koylarının güzelliğinin yanında Göcek’in çocukla ziyaret edilmeye değer en büyük avantajı, her an her şeye ulaşımın kolay olması. Son anda unuttuğunuz bir şey olsa bile karaya çıkmanıza gerek kalmadan her şey size geliyor. Migros ve Carrefoursa’nın teknelerinden günlük alışverişlerinizi (fiyatları karadakiyle aynı) yapabiliyorsunuz. Bunun dışında dondurma, midye dolma, kokoreç tekneleri hatta ve hatta spa teknesi bile geliyor. Kirli su için TURMEPA teknesi dolaşıyor. Ve siz neredeyseniz oraya gelip teknenizdeki kirli suyu alıyor. Siz bir yere gitmek isterseniz de her yere 15 dakika içerisinde ulaşmanız mümkün. Karaya ulaşım da kolay olduğu için çocuğumla denizdeyken acil bir durum olsa ne yaparım diye düşünmenize gerek kalmıyor. Bu da Göcek’i sağlık ve güvenlik söz konusu olunca ulaşılabilirlik açısından tercih edilebilir bir yer yapıyor. Tek bir telefonla yarım saatte doktorundan ambulansa kadar ulaşabiliyorsunuz. 

    Deniz’le burada yaşadığımız bir anı, bunun en büyük örneği: 

    Geçen yaz Saysail’dan kiraladığımız Hanse 40 ile Bedri Rahmi Koyu’ndayken, çocuğumuz rahatsızlandı ve hemen koyda güvenle tekneyi tanıdıklarımıza bırakıp, taksi ile en yakın hastaneye gidebildik.  Bedri Rahmi Koyu’ndan bahsetmişken, burada denize yakın restoranlar ile hem su hem de kara aktiviteleri bir arada yapılabiliyor. Özellikle SUP ve kano çocukla keyifli vakit geçirmek için ideal. Çocukla en rahat vakit geçirdiğimiz yer Bedri Rahmi’deki Olive (Zeytin) restoran oldu. Ulaşmak isteyenler için telefon numarası: 0533.692 01 24

    Kuzey-güney seyirlerinin olmazsa olmazı: Bozukkale

    Bozukkale adını koyun hemen üzerinde yükselen ve eski kale kalıntılarından almış. Tarih boyunca, Bozukkale birkaç kez farklı medeniyetler arasında el değiştirmiş; Persler, Atinalılar, Spartalılar ve daha sonra Romalılar gibi. Antik kent, bölgedeki ticaret yollarını ve denizcilik faaliyetlerini kontrol etmek için stratejik bir öneme sahipmiş. Bizim için önemi ise bu kadar eskiye dayanmasa da 2020 yazında ahşap küçük teknemizle fırtınadan sığındığımız kurtarıcımız olmasına dayanıyor. En keyif aldığımız an ise bu sezon Sailor’s House’da minik Deniz’in kendinden birkaç yaş büyük iki çocukla saatlerce top oynayıp, birlikte balık tutmasıydı. Hangi fırtınadan çıkarsanız çıkın sanırım bu tarz zamanı unutturan anlar size o fırtınaların etkisini de unutturmayı başarıyor. Bozukkale dışarıdan bakıldığında daha çok antik kent kalıntılarıyla dolu ve yetişkinlere hitap eden bir yer gibi gözükse de Sailor’s House’un sıcaklığı sayesinde çocuğumuzun en keyif aldığı ve yeni deneyimler kazandığı bir yer oldu. Eğer yolunuz buraya düşerse bizim için bu fırtınalı günün sonunu misafirperverliğiyle unutulmaz keyifli bir anıya çeviren Murat Bey ve Sailors House ekibine bizden selam söylemeyi unutmayın. Gitmeden aramak isterseniz telefon no: 0536.448 63 39

    Aile samimiyeti tadında: Bozburun

    Ailecek en samimi bulduğumuz bir durak Bozburun. Buranın bizdeki yeri hep ayrı olmuştur. Bu sefer uğrayamazsak da Bozburun Yacht Club’da Tanem, Edhem ve Zeynep Anne burada biriktirdiğimiz keyifli anların en büyük mimarlarından. Sabrina’s House’taki misafirperverlik hâlâ aklımızın bir köşesinde. “Bozburun halkı samimiyeti” diye bir şey var bence. Her başımız sıkıştığında yanımızda olan Aslan Abi bunun bizim hayatımızdaki en büyük örneği. Bu taraflarda tekne kiralamak isterseniz, Aslan Abi tekne malzemeleri tedarik etmenin yanı sıra, charter tekneleriyle de sizi evinizde hissettirecek bir deneyim sunuyor. Telefon: 0530.175 01 02

    Bu yıl bir çay içip market alışverişi yaparak, kısa süreliğine burada vakit geçirmiş olsak da Bozburun Belediyesi’ne ait marinada ikmalleri tamamlamış olduk. Ege koylarının bizim için gözbebeği Bozburun, biraz eğleneyim ama bolca huzur bulayım diyenler için tercih edilebilir bir yer. Hemen yakınındaki Söğüt, Adaboğazı, Dirsekbükü ve Selimiye koyları da cabası. 

    Renklerinde huzuru saklayan cennet: Gökova

    Rahmetli üstadımız Sadun Boro’nun cennet diyerek tasvir ettiği Gökova, en huzur bulduğumuz yerlerden biri. Gökova’da sizi karşılayan irili ufaklı birçok koy var. Doğayla en çok bütünleştiğimiz, Deniz’e doğanın renklerini burasının yeşiliyle, mavisiyle öğrettiğimiz, bulutlara bakıp hayaller kurduğumuz huzurun adresi Gökova. Özellikle sıcakların bastırdığı zamanlarda rüzgârın her daim misafiriniz olduğu bu yerde bir nefes almak için kesinlikle mola vermenizi öneririz. Bizim en huzurlu olduğum koy İngiliz Limanı oldu. Burada üç dört gün geçirdik ama bir ay bile kalsanız güzelliğine doyamayacağınız bir yer. Dağlarla ve yeşilliklerle çevrili koyun tertemiz sularında sabah kalkıp yüzünüzü suda yıkamak paha biçilemez. Koya giderseniz, eğer teknenizin salma boyu buna uygunsa en dibe kadar gidin, en korunaklı ve en harika kısmı burası olabilir. Sonraki gün Karacasöğüt’e geçtik. Yücel Restoran’ın iskelesine bağlanabilir ya da Muçev’e girebilirsiniz. Burada yediğimiz en lezzetli mezelerin adresi Yücel Restoran oldu. Giderseniz sizi karşılayacak Aytekin Bey’e “keyifliyim” teknesinin selamını iletin. Telefon: 0532.450 49 09

    Burayı çocukla gideceğimiz bir rota yapan en büyük sebep; Global Sailing Academy. Karaya çıktığımız durakların da çocuğumuz için keyifli vakit geçirebileceği yerler olması bu seyirde önceliğimizdi. Burada geçirdiğimiz güzel vakitlerde sevgili Deniz ve Mahmut’un payı büyük. Azur ve Atlas adında birbirinden tatlı çocukları var. Bizim minik Deniz böylelikle burada da arkadaşsız kalmamış oldu. Geçen yıl dünya turuna başlayan bu tatlı aile Karayipler’e kadar tekneleri Deriska’yı götürdüler. Global Sailing aynı zamanda Gökova Yelken Kulübü olarak uluslararası düzeyde bir yelken eğitim merkezi. Bizim minik bir an önce büyüyüp, eğer isterse tabii, burada bir yaz okuluna gelsin diye sabırsızlanıyorum. Bakalım o da bizim gibi yelkenin havasını, denizin tuzunu sevecek mi? Bu şahane yeri ziyaret etmek isterseniz telefon numarası: 0252.465 51 47

    Ege’nin metropolü Bodrum

    Tekne ve yelken için ilk akla gelen yerlerden olmasa da her ihtiyacınızı tedarik edebileceğiniz, hem çocuklar hem ebeveynler için birçok seçenek barındıran ve bize İstanbul’u özletmeyen Bodrum bir diğer durağımızdı. Çocuğunuzun sosyalleşebileceği, aynı zamanda sizin her türlü ihtiyacınızı giderebileceğiniz bu hareketli yerde sakin bir tatilden çok, canlı bir atmosfer sizi karşılıyor. Özellikle çocuğunuzu oyun gruplarına vermek istediğinizde burası sizler için seçenekler dolusu bir cennet haline geliyor. Bodrum, bir ayağı kara yaşamında diğer ayağı teknede olmayı sevenler için ideal bir adres. Bizim için zorlayıcı tarafı çok kalabalık olması oldu. Bizim gibi doğayla iç içe olmayı sevenler için tatmin edici olmayabilir bu açıdan. Hemen şuraya bağlanıp sakince doğanın tadını çıkarayım diyebileceğiniz alanlar kısıtlı olsa da sosyalleşme olarak tatmin olarak dönebileceğinize eminim. 

    Gözleri üzerine toplayan Datça 

    Ve bizler için en vazgeçilmez yerlerden biri son durağımız, Datça. Çocukla gelmeden önce her seferinde bizi büyüleyen bu yer, ailecek de keyif aldığımız yerlerden oldu. Hisarönü Körfezi ve Gökova tarafındaki en sevdiğimiz iki yer; Palamutbükü ve Mersincik Koyu.

    Datça merkeze karadan 20 km, denizden 15-20 deniz mili uzaklıkta olan Palamutbükü, doğasını bir kez görenin, suyuna bir kez girenin bir daha aklından çıkaramayacağı güzellikte karşılıyor her geleni. Minik Deniz burada girebileceği en güzel sulardan birinde buldu kendini. Buranın denizi sanki yüzmek için tasarlanmış. Kıyıdan çıktığınız anda su birden derinleşiyor. Bu yüzden hem güvenliği elden bırakmadan hem de Deniz’in özgürlüğünü kısıtlamadan suda bol bol vakit geçirdik. Karaya çıktığımız zamanlarda en sevdiğimiz yer Mavi Beyaz Otel oldu. Serdar Bey, Özlem Hanım ve Mehmet Bey’in gerek samimiyetleri gerek tadı damağımızda kalan yurt dışından gelen özel pizzaları bambaşka bir deneyim yaşamamızı sağladı. Eğer Mavi Beyaz Otel’e giderseniz bizden selam söyleyin. Telefon: 0252.725 55 55

    Gelelim Dirsekbükü’nden sonra suyunun dibini en net gördüğüm yer olan Mersincik Koyu’na. Herhangi bir yerleşim yeri olmadığı için şehir gürültüsü ve ışıklarından uzak, sadece dalga sesleri ve gece sizi aydınlatan yıldızlar misafiriniz oluyor burada. Ailecek huzurlu anları paylaşmak için listenize burayı ekleyebilirsiniz. 

    Siz de denizde yaşam, çalışma, çocukla tekneyi bir ev haline getirme ve aklınızdaki tüm soruları Yacht Türkiye Instagram sayfaları, @keyifliyim Instagram ve Youtube hesaplarımız üzerinden sorabilirsiniz.

    Ailecek Sürdürülebilir Deniz Yaşamı İçin 5 Temel Adım

    Tüm bu rota boyunca olabildiğince az karaya bağlandık. Bizce başarımızın sırrı, önceden yaptığımız planlamaydı. Bu yolculukta, çıktığımız onca karada, gittiğimiz her restoranda ve uğradığımız her limanda birçok deneyim kazandık. Çocukla teknede yaşamı kolaylaştırmak ve bunu sürdürülebilir bir yaşam tarzına haline getirmek birkaç temel adım ile mümkün. 

    Uygun seyirler planlayın: Seyir planı yaparken çocuğunuzun dinlenebileceği ve gerekirse park, oyun alanı gibi yerlerde keyif alabileceği molalardan oluşan bir rota belirleyin. Gün içerisindeki hava durumuna bağlı olarak sabah erken saatlerde seyre başlayın. Olabildiğince erken saatlerde demirleyeceğiniz yere varmak, günün devamında çocuğunuzun daha huzurlu olmasını sağlayabilir. 

    Çocuğunuzun ihtiyaçlarını dinleyin: Çocuğunuz her zaman sizin kadar isteklerini belirtemeyebiliyor. Bu yeni düzene adapte olurken çocuğunuzun ihtiyaçlarını fark etmek onu gözlemlemekten geçiyor. Deneyimlediğiniz her yeni durumda çocuğunuzun hal ve tavırlarına bakarak doğru analiz etmeniz bu uyum sürecinde büyük önem taşıyor. 

    Oyun alanları yaratın: Her çocuğun gidilen yeni bir yerde aradığı ilk şey eğlenceli vakit geçirebileceği oyun alanlarıdır. Bu yüzden özellikle yaşamı sürekli kılmak istiyorsanız teknede alan açmanız ve oyun alanları oluşturmanız çok önemli. Bunun için yanınızda bulunduracağınız küçük boy bir su havuzu ya da birkaç renkli oyuncak bazen hayat kurtarabiliyor. Bizim teknedeki salıncak da çoğu zaman hayat kurtarıcı oluyor.

    Yemek planlaması yapın: Çocuğunuzun bir beslenme düzeni olması çok önemli. Evde sahip olduğunuz yeme düzenini teknede de haftalık hazırlıklar ve planlamalarla devam ettirmeye çalışın. Pratik ve sağlıklı tarifleri araştırıp haftalık hazırlayabilirsiniz. Sağlıklı atıştırmalıkları önden planlamak da faydalı olabilir.

    Kendi kendine yeten tekne: Olabildiğince karaya çıkmaya gerek kalmadan teknede ihtiyaçlarınızı giderebileceğiniz kaynaklar tercih edin. Böylece, daha az marinaya daha çok doğaya bağlı bir yaşam tarzı oluşturabilirsiniz. Eksiklikleri nasıl gidereceğinize odaklanmak yerine, keyif anlarını artırmaya vakit ayırabilirsiniz.

    Teknede yaşamı çocukla sürdürülebilir kılarken, çevre ile dost tercihler yaparak denizcilik anlayışınızı sürdürülebilirlik bakış açısıyla oluşturabilirsiniz. Bunun da yolu çok basit birkaç adımdan geçiyor.

    – Enerji üretirken yenilenebilir enerji kaynaklarını seçerek ilk adımı atabilirsiniz. Elde edilen enerjinin saklanması ve kullanılabilirliğinin arttırılması da büyük ölçüde önem taşıyor. Enerjiyi tüketim ihtiyaçlarımıza göre analiz ederek tercih ettiğimiz akülerde depolayabilirsiniz.

    – Teknede temiz su erişimini sürdürülebilir yollardan kendiniz sağlayabilmek için su yapıcılar hayat kurtarıcı rol oynuyor. Tuzlu suyu arındırarak kullanılabilir hale getirip bağlanma gereği olmadan temiz bir koydan kendi tatlı kullanım suyunuzu temin edebilirsiniz. 

    – Sürdürülebilirlik için her tekne sahibinin kendine uygun bir atık yönetimi planı oluşturması gerekir. Bu konuda öncelik atık miktarının olabildiğince azaltılmasıdır. Daha az kutu/plastik ürün tercih edebilirsiniz. 

    – Gıda ihtiyacınızı da sürdürülebilir yollarla karşılamanız mümkün. Akla gelen ilk yöntem balıkçılık. Biz henüz balıkçılığı tam öğrenemesek de gittiğimiz koylarda yerel balıkçı tekneleriyle karşılaşıp yardım aldık. Alanınız müsaade ederse bir başka seçeneğin, “topraksız sulu tarım” olarak bilinen akuaponik sistemi olduğunu duydum. Bu sürdürülebilir gıda üretim sistemiyle kendi bitkinizi yetiştirmeniz bile mümkün.

    Denizde çocukla yaşamı sürdürülebilir kılmak basit birkaç gereklilik içerse de burada asıl odak noktamız birlikte biriktireceğimiz güzel anılar olmalı. Ailecek en sevdiğimiz yerde, masmavi denizin orta yerinde eşsiz geçen iki ayın sonunda öğrendiğimiz ilk şey, biz içinde bulunduğumuz andan ne kadar keyif alırsak çocuğumuz da bizimle aynı hissi yaşadı. Hem bu huzur dolu hislerin sürekli olması için hem de bizim gibi bir gün güneşini bu berrak suların ortasında batırmayı bekleyen her bir deniz tutkunu için sürdürülebilir olmak da göz ardı edilmemeli. Denizler bizim, hepimizin.

    Pruvanız neta, hayat kolayınıza olsun! Sevgiler… ☸

  • Merhaba! Bu bir tanışma yazısı.

    Merhaba! Bu bir tanışma yazısı.

    Daha önce profesyonel denizcilerden, uzun yıllar bu işe emek verenlerden hem denizlerin keyfini hem de sorunlarını bilgiler ışığında görüp, okuyup dinlediniz. Bana ayrılan satırlarda baş ıstralya, borda, yelkenli tekne hızları ile birlikte rüzgârın sesi, mavinin rengi ve ufuk çizgisinin gizemi yani amatör denizcilik ruhunun tutkusu da yazılarımın kaynağı olacak.

    Yıllar önce üniversite zamanlarında keyif amaçlı yelken kulüp ve yarışlarına katılmış olsam da, bu konuda bilgim birçok denizciden azdı. 2020 yılında pandemi döneminde alternatif seyahat yöntemleri araştırırken, bir ilan sitesinde gördüğümüz uygun, küçük ve yönetilebilir bir tekne ile başladı bugün kopamadığımız macera.

    Sıfırdan eğitimler alıp rüzgâr yönlerinden, bağlara kadar baştan çalışıp öğrendik. Bir yandan da hobi amaçlı aldığımız tekneyi refite yakın şekilde yeniledik. Türkiye’de her yıl artan yat turizmiyle her 2 bin kişiye bir tekne düşüyor. Bizimki de bunlardan biriydi.

    Dünyada ve Türkiye’de profesyonel denizcilik ilgi görüyor ama belirli bir zümreye hitap ediyor. Biz bu kalıpların biraz dışında, hiç bilgisi olmayana, daha önce tekne kullanmamış olana da tekneyi ve en önemlisi denizi sevdirmeyi amaçladık.

    Sevdiğinizi önemsersiniz, sevdiğinizle bağ kurar ve onu korursunuz. Denizi önemsemeyi, denizle bağ kurmayı ve en önemlisi denizi korumayı amaçlamıştık biz de.

    Henüz yolun başında olduğumuz için hatamız da çoktur, katkılarımız da diye düşünerek, bütün yaşadıklarımızı dijital mecralarda anlatmaya başladık. Hikâyemiz sevilmiş olacak ki bugün gittiğimiz koylarda sıcacık selamını gösteren, kahve ikram eden, sizden görüp ben de aldım diyen arkadaşlarımız çok. Bundan büyük bir keyif alarak “keyifliyim” teknemiz ile yollara devam ediyoruz.

    Tanışma yazımız madem bu, o zaman önce biraz kendimi tanıtayım ve “keyifliyim” teknemizin diğer iki kaptanını da sizlere tanıtayım isterim.

    BİZ KİMİZ?

    Ben Miray Süleymanoğlu Öncü. Henüz 30’lu yaşlarımdayım. (Özellikle yaş belirtiyorum çünkü denizcilik hep emeklilik hayali olmuş bizde, halbuki ne kadar erken o kadar güzel.) Alman Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi mezunuyum. Yaklaşık on yıl boyunca kurumsal hayatta pazarlama ekiplerinde yöneticilik yaptım. Eşim Tolga ile yine bir kurumsal şirkette yan yana masalarda otururken tanıştık. 

    Evliliğimiz ve vakit, nakit buldukça yaptığımız seyahatlerimiz bizi başka bir noktaya taşıdı. Fotoğraf, video çekmeye, hikâye anlatmaya olan merakımız, önce yakın çevremizi etkiledi ve onlar da bizimle birlikte gezilere katılmaya başladılar. Daha sonra etki alanımız, günümüz “influencer” tabiriyle genişledi ve dijital medyada bir yer edinip binlerce, yüzbinlerce kişiye öncülük etme şansına sahip olduk.

    Bir noktada kurumsal kariyerimizle kendi işimizi kurmak arasında kalıp hayatımızın rotasını hayallerimize çevirdik. Altı ay sonra yapamazsak geri döneriz diye anlaşmalar yapıp istifa ettik. Tayland’a tek yön bilet aldık. 

    “Sen yola çık yol sana görünür” sözü bizim hayatımıza tesir etti ve yollar yolları, kapılar kapıları açtı. Kendimizi Türkiye’nin ve dünyanın en büyük şirketlerine içerik üretirken bulduk. Otellerin içerik üreten yüzü ve ajansı, dünyanın en büyük cruise şirketlerinin elçileri olduk. “Miray ve Tolga ile ROTA” adında dünyanın farklı köşelerini anlatan televizyon programımız ile daha geniş kitlelere bu defa ana akım medya üzerinden ulaştık. Tam yeni bir programın hazırlığındayken, tüm dünyada seyahati engelleyen pandemi ilan edildi. Biz de bu süreyi ailemizin evinde dinlenerek geçirdik. Ama “Nasıl ‘keyifliyim’ deriz?” diye yollar göstermekten vazgeçmedik. 

    Siz odağınızı nereye yönlendirirseniz, enerji oraya yönlenirmiş. Bu defa da seyahat enerjimiz, pandemi şartlarındaki en uygun koşulları aradı. Alternatifler arasından kendimizi en iyi hissettiğimiz yerde olmayı, deniz üzerinde yaşamayı seçtik. 32 feet küçük bir tekne alıp renove ettik, ardından burada yaşamaya başladık.

    Tam tekneyi satılığa çıkarıp kışı da geçirebileceğimiz bir büyük boy tekne ararken, güzel bir haber hayatımızın rotasını bir kez daha değiştirdi. Bir bebeğimiz olacaktı. Kız mı erkek mi henüz bilmezken, denizin bize getirdiğine inandığımız bebeğimizin adını Deniz koymaya karar verdik.

    Yapımız gereği, planlayan, çabasız analitik, strateji seven insanlarız. Her yönüyle düşünüp riskleri belirleyip, risk durumlarında ne yapacağımızı netleştirdikten sonra odağımızı keyfe yöneltiriz. Bu sayede çoğu zaman “keyifliyim” diyebiliriz. Bu son gelişmede de içerisinde çocukla “keyifliyim” diyebileceğimiz bir tekne aramaya başladık. 

    Bu arada rahmetle andığımız üstadımız Sadun Boro’nun Fora Yelken kitabının son sayfasında kızının gözünden yazılmış bir yazı çıktı karşımıza. Bir çocuğun gözünden tekneyle dünya turunda neler yaşadığını anlatıyordu. Bu kitap bizde birçok çağrışım yaptı ve sonunda ne istediğimizi belirledik. 

    Deniz’in, üzerinde hareket edebileceği, oyunlarını oynayıp aktiviteler yapabileceği, kaslarını çalıştırabileceği, kendini birey olarak hissedebileceği ve büyürken ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir tekne ve tekne yaşamı olmalıydı.

    Bu sebeplerle bizim için en uygunu, kendimizin yönetebileceği büyüklükte (yani çok da büyük olmayan) bir katamaran bulmaktı. Bir buçuk yıl boyunca Ege, Akdeniz ve İyon Denizi sularının farklı kıyılarında tekneler aradık. Türkiye sınırlarının dışına çıkıp Preveza’ya ya da Hırvatistan’a kadar baktık. 2022 yazının başında tam bir tekne oldu derken, o dönemde fiyat artışları sebebiyle tekne sahibi satmaktan vazgeçti. 

    Ve biz o yazı teknesiz, deniz üzerinde değilse de deniz kenarında, “yapabilir miyiz, nasıl olacak?” soruları eşliğinde ve kiraladığımız charter teknelerinde geçirdik.

    2023’ün başlarında içimizdeki denizde olma sevdası daha da perçinlendi. Hevesimiz kırılmadan, birinde ikisinde olmadı yapamıyoruz demeden, aramaya devam ettik. Bir Datça seyahatimiz sırasında marinada gördük bugünkü kızımızı. Fountaine Pajot, Mahe 36, Caretta isimli katamaranı görmeye gittik. Tekne üzerine çıktığımızda henüz bir buçuk yaşında olan Deniz oradan oraya koşmaya, kendine baştan kıça yollarda parkur yaparak oynamaya başladı. Çocuk olunca kararları ona göre verirsin derler, o mutlu olduğunda sen de mutlusundur. Madem sevmişti kardeşini, biz de mutluyduk. Anlaşmalar, konuşmalar, surveyler derken, havalar tam da kıştan bahara dönerken, teknemize, yeni kızımıza kavuştuk. Adını yeniden “keyifliyim” koyduk. Kendini keyifli hisseden kızımız bize de keyifli anlar yaşatsın diye.

    Üç amatör denizci, ikisi 35’li yaşlarda biri henüz iki yaşında, keyifliyim teknemizle seyirler yapmaya, anı kumbaramızı doldurmaya başladık. Burada da bundan sonra size, bu maceralarımızı, teknede çocuk yetiştirmeyi, aynı anda annelik-denizcilik-yelken-yemek-çocuk büyütme nasıl yapılıyor onu anlatacağım.

    Bir kadın olarak, Türkiye’de denizciliğin gelişimini, daha yeni Başak Mireli’nin Atlantik okyanusunu yelkenliyle tek başına geçmesinden de ilham alarak, bizim gözümüzden soruları, sorunları ve denizde yaşamın keyfini elimden geldiğince paylaşacağım.

    Siz de denizde yaşam, çalışma, çocukla tekneyi bir ev haline getirme ve aklınızdaki tüm soruları Yacht Türkiye Instagram sayfaları, @keyifliyim Instagram ve Youtube hesaplarımız üzerinden sorabilirsiniz. 

    Ben de her ay Yacht Türkiye özel yazılarımda ve dijital mecralarda sorularınıza yanıt vererek, içinizdeki deniz aşkını büyütmeye yardımcı olmaktan keyif alacağım.

    Denizler hepimizin. Önce korumak, kollamak sonra da doğa ile uyum içinde yaşamak hedefimiz.

    Pruvamız neta, hayat hep kolayımıza olsun!☸