Etiket: Sailing

  • Usturmaçalı Kız’ın öyküsü

    Usturmaçalı Kız’ın öyküsü

    Gezgin ruha sahip genç bir çift olan Nilay ve Onur Koçman’ı isimleriyle değil, daha çok “Usturmaçalı Kız” olarak Nilay Koçman’ın sosyal medya hesabından tanıyoruz. Hayatları küçük bir sandal hayali kurarken, birkaç sene içinde teknede yaşama evrilmiş. İşte Koçman çiftinin hiçbir yere ait olmama hissiyle Balıkesir’den denizlere açılan yeni hayat hikâyesi…

    Röportaj ÇİĞDEM YURTSEVER Fotoğraflar KOÇMAN ÇİFTİ ARŞİVİ

    Nilay’ın deniz sevgisi erken yaşlarda başlamış ve bu tutkusu deniz yaşamından uzak büyüyen eşinin de maviliklere bağlanmasına vesile olmuş. Genç çiftin zaten tekne yaşamından önce de deniz ve doğa sporlarıyla uğraşan ve çok seyahat eden bir hayatı varmış. Tekne yaşamına geçişleri ise adım adım olmuş. 5 metre boyunda sandaldan hallice bir tekne düşünürken, fikir adım adım gelişmiş ve 35 feetlik bir tekne almışlar. Bu yaşam tarzını deneyimledikçe de o kadar sevmişler ki eğitim alıp, tüm odaklarını tekne yaşamına çevirmişler. Bu işin sonu da daha büyük ve konforlu bir tekneye geçip denizde yaşama dönüşmüş. Şu an Marmaris’teler ve eğitim almaya devam ediyorlar. Hikâyenin detaylarını ve bu yeni yaşama geçiş süreçlerini çiftten öğrendik.  

    “TEMEL ANLAYIŞIMIZ, KÖKSÜZLÜK”

    Sizleri tanıyabilir miyiz?

    Nilay Koçman: 1991 İzmir doğumluyum. Esas mesleğim endüstri mühendisliği ama hep söylediğim gibi ben artık deniz mühendisiyim. Küçüklüğümden beri su kuşu gibiydim, beni denizden çıkarmak çok ama çok zordu. Denizin üstünde pek gözükmezdim, beni en çok cezbeden suyun altı oldu her zaman. Amatör denizci belgemi 15 yaşımda aldım sanki bu günlerimi hissetmişim gibi. Şu anki en büyük tutkum da yelken. 

    Onur Koçman: 1985 Balıkesir doğumluyum. İşletme mezunuyum ve ticaretle uğraşıyorum. Kendi işimi yapıyorum ve tekneden çalışmaya devam ediyorum. Denizi olmayan bir bölgede büyümeme rağmen Nilay’ın içindeki deniz sevgisi benim de tutkuyla denize bağlanmama vesile oldu. Çok da güzel oldu. İşim gereği olsa da doğru kararlar almak ve emin adımlar atmak benim için çok önemli. Denize Nilay ile attığımız adım ise hayatımın en doğru kararı bence.

    Yelkenli hayatına geçmeden evvel hayatınız nasıldı?

    N.K.: Çok aktiftik aslında. Yüzme, dalış, bisiklet, doğa yürüyüşü, yurtiçi ve yurtdışı seyahatlerimiz hep vardı. Temel anlayışımız, bulunduğumuz konuma olan aidiyetsizliğimiz. Aslında köksüzlük diyebiliriz buna.

    Tekne alma fikri nasıl çıktı ortaya? 

    N.K.: Çıkış noktamız deniz sevgimizdi. İlk başlarda sandaldan hallice, 5 metre boylarında bir tekne bakıyorduk. Amacımız adalara ve koylara gidip kamp yapmak, balık tutmaktı. Sonra güneşliği olsun, bir kamarası olsun derken baktığımız tekne türleri değişti. Marmaris, Selimiye tatilimizde koydaki yelkenli tekne manzarası bizi çok etkiledi ve o yaz yelkenli teknelerin uğrak noktası olan koylara karadan gidip gözlem yaptık. Hatta demirde kalan insanların yanlarına yüzüp sorular sorduk ve o yaz bitiminde yelken eğitimi almaya karar verdik sonrası malum… Motor kapandıktan sonraki sessizliğin tadını aldık ve aradığımız yelkenli bir tekne dedik. 

    “DENİZCİLER HAYATIN SIRRINI BULMUŞ”

    İlk teknenizi ne zaman aldınız, neler yaptınız? 

    N.K.: 35 feetlik bir Dufour’u Aralık 2019’da almıştık. Yaz kış demeden seyirler yaptık. Ayvalık-Kekova arasında kalan denizlerimizi keşfetme şansımız oldu. Teknemizde dizel ısıtıcımız olmamasına rağmen şubat ve mart aylarında koyda kaldık. Termal kıyafetler, kat kat battaniye ve sıcak su torbası ile gecelerimizi geçiriyorduk ki, zaten tekne de küçük olunca ocakta yaptığın yemek kırıyordu soğuğu. Her zorluğuna rağmen mutluyduk, kış aylarında kimsenin olmadığı koylarda sadece biz vardık.

    İz bırakan ilk tecrübelerinizden birini anlatabilir misiniz?

    N.K.: İlk alargamızı hiç unutmuyoruz. Sessiz, ıssız ve dolunaysız bir gece, yıldızlar ışıl ışıl ve net. Güverteye uzandık gökyüzüne bakıyoruz, tekneyle birlikte gökyüzü de dönüyo. Allahım! Yok böyle bir şey ve o gün dedik ki “Bu denizciler hayatın sırrını bulmuş ve bizim haberimiz yok!”

    Peki teknede yaşama fikri nasıl çıktı ortaya?

    N.K.: İlk teknemizi içinde yaşama düşüncesiyle almadık. Fakat denizciliğin bir kültür olduğunu ve tam da gezgin hayatımıza uygun bir araç olduğunu gösterdi bize. Ev hayatımıza bakıyoruz; gereksiz bir sürü mutfak eşyası, mobilya, kıyafet… Teknedeki hayatımıza bakıyoruz; sadece ihtiyacımızın olduğu eşyalar var ve gayet de yaşanabiliyor, hatta yaşam kaliten artıyor. Eşyaya hizmet etmek yerine daha dışa dönük bir hayatın oluyor. Sonra teknemizdeki konforu biraz daha artırabilirsek evi kapatıp tam zamanlı teknede yaşayabiliriz aslında dedik. Böylece teknede yaşama fikrine çok sıcak bakmaya başladık. 

    RAFİNE ÇÖZÜMLER İÇİN DAHA BÜYÜK BİR TEKNEYE GEÇİŞ

    İkinci tekneye geçme sürecinizden bahsedebilir misiniz? 

    N.K.: Tamamen beklentilerimizle ilgili ve her anlamda konforumuzu biraz daha artırabilmek adınaydı bu karar. Daha büyük bir tekne daha geniş bir yelken alanı demek, bir yelkenci olarak hızla çok işimiz olmasa da gideceğimiz mesafeleri kısaltmak hiç de fena olmaz diye düşündük. Yaşam alanındaki konfor ise çamaşır makinesi olabilir. Pandemi döneminde bunun zorluğunu yaşadık. Çamaşırlarımızı dışarıda yıkatmak istemedik; elde yıkamaya çalıştık ama bir yere kadar. Bir kere de yıkatalım bari dedik, çamaşırhaneler kapandı. Kısacası İlk teknemizde karşılaştığımız problemler ve deneyimler sonucunda kendimizce rafine edilmiş çözümler bulduk ve daha büyük bir tekneye geçiş yapıp bunları uyguladık.

    Tekneye nasıl karar verdiniz?

    N.K.: Arayışa girdiğimiz dönemde, istediğimiz opsiyonların hepsini ikinci el bir teknede bulmanın çok zor olacağını gördük. Eksikleri kendimiz eklettiğimizde ise ikinci el tekne sıfır fiyatına yaklaşmaya başladı. O yüzden sıfır bir tekne tercih ettik. Tekne fuarlarına gidip 60 feet tek gövdelerden katamarana kadar her marka ve boyda tekneyi gezerek fikir sahibi olduk.

    Ne zaman aldınız ve tam zamanlı yaşama nasıl geçtiniz?

    N.K.: Tekne hayatımıza girdiğinden beri çok fazla eve gitmiyorduk zaten. Evi kapatıp maddi anlamda yeni tekneye yönelmek çok daha mantıklı geldi. 2020 Kasım ayında yeni teknemizin siparişini verdik. Yaptığımız planlar pandemi nedeniyle tutmadı ve teknede altı aylık bir gecikme oldu. Diğer teknemizi de artık satmak durumundaydık ve teknesiz geçen bu altı ay bizim sudan çıkmış balığa dönmemize sebep oldu. Yine iyi tarafından bakarsak, bu süreçte yavaş yavaş evi kapatıp yeni hayatımıza hazırlandık. İki teknemiz arasında bir boy olan 42 feet bir tekne kiralayarak da kendimizi 45 feet bir tekneye hazırladık. Teknemiz geldi, evi tamamen kapattık ve deniz yaşamı gerçek anlamda başlamış oldu.

    Ne zaman teknede tam zamanlı yaşamaya başladınız?

    N.K.: 22.02.22 tarihinde ama tamamen tesadüf. Diğer teknemizde de yaşıyor gibiydik ama karadaki evi kapattıktan sonra “evet şimdi başlıyoruz” dedik.

    LYKIA IŞIKLAR ÜLKESİ’NDE GÜÇLÜ DENİZCİLER

    Yelkenli teknede yaşamaya başladığınızda eğitim aldınız mı? 

    N.K.: Tekne almadan önce temel yelken eğitimi almıştık fakat bunu yeterli görmedik. Daha sonra kendi teknemizle de eğitim aldık.

    Teknede yaşamanın iyi ve kötü tarafları nedir?

    N.K.: İyi tarafı şu: Tekneyle birlikte olduğun her yerde evindesin. Karadan sadece deniz manzarası görüyorsun ama teknede çevrene 360 derece hâkimsin. Her gün başka bir dünyaya uyanabiliyorsun. Kötü tarafı, tekne hayatında bir sürü olasılık var ve bazen öngöremediğimiz olaylar yaşanabiliyor. Ani bir hava patlaması veya açıkta iken olabilecek teknik bir arıza… Bu yüzden B hatta C planınız her zaman olmak zorunda.

    Nasıl bir teknede yaşıyorsunuz? 

    N.K.: Teknemiz 2021 model Bavaria C45. Seyirlerimizde aldığımız notlar sayesinde istek ve ihtiyaç listesi oluşturmuştuk. Teknedeki opsiyonları da bu listeye göre seçtik. Su yapıcı, jeneratör, çamaşır makinesi bu opsiyonlardan bazıları. Teknemizin adı LYKIA Işıklar Ülkesi. Yeni tekneye karar verdiğimiz dönemde tam da Likya uygarlığının var olduğu bölgede seyir yapıyorduk, aynı zamanda da Likyalılar gibi güçlü bir denizcilik kimliği olmasını umut ederek tercih ettik.

    UCU AÇIK BİR ROTA

    Şimdi nerede bağlısınız?

    N.K.: Marmaris Netsel Marina’dayız. Hem tekneyi hem de kendimizi açık denizlere hazırlayabileceğimiz mükemmel bir konumdayız aslında. Dalış, gemicilik, farklı yelken türleri üzerine eğitim alıyoruz. Hatta Onur bu kış sanayide tekne motoru servisinde çıraklık yapmayı bile düşünüyor.  

    Yakın ve uzun vadedeki planlarınız veya hedefleriniz neler?

    N.K.: Bir o kadar planlı, bir o kadar da plansızız. Dünya seyahati yapmak çok istiyoruz ama bu çıkalım klasik bir rotayı tamamlayıp geri gelelim şeklinde değil. Sevdiğimiz, beğendiğimiz bir yerde belki altı ay, belki bir yıl da kalabiliriz hiç belli olmaz ucu açık bir rota diyebiliriz.

    Tekne yaşamı size neler kattı, yeni hayatınız nasıl geçiyor?

    N.K.: Ruhumuza ve bedenimize özgürlük kattı. İsteyerek seçtiğimiz bir yaşamdı, deneyimledik ve bu yaşam şekli ile daha huzurlu ve mutlu olduğumuza karar verdik. Aynı zamanda hiç bilmediğimiz mesleki konularda bile bilgi sahibi olduk. Sürekli araştırıyor, öğrenmeye çalışıyoruz. Düzen ve disiplin konusunda da daha dikkatli olmayı öğrendik.

    Teknede yaşamak isteyenlere neler tavsiye edebilirsiniz?

    N.K.: Öncelikle bu yaşam cesaret, tedbir ve çaba istiyor. Alışılagelmiş konforu bırakmaya hazırlar mı? Öğrenmek istiyorlar mı? Çünkü teknede yaşamak, başkasının kullandığı teknede tatil yapıp “harika bir olay” demenin çok dışında. Tekneyi nerede konumlandırdıkları da çok önemli. Mesela biz kışlığım olsun, güzel bir arabam olsun, üstüne yazlığım olsun, e sıra teknede düşüncesinin dışındayız. Maddi ve manevi anlamda tamamen teknemize ve teknedeki hayatımıza odaklanmış durumdayız.☸

  • Denizde boat show zamanı

    Denizde boat show zamanı

    Yatçılık dünyası bugünlerde çok hareketli. Geçen ay Cannes, Monaco, Southampton ve Cenova’da birbiri ardına boat show’lar düzenlendi. İki yıl aranın ardından gelen fuarlar, sektörün parlak geleceğinin de göstergesiydi. Pandemiye rağmen yeni modellerin fazlalığı dikkat çekerken, firmalar da peşi sıra aldıkları yeni siparişleri açıkladılar. Üreticiler siparişlere yetişemezken tekne almak isteyenlerin iki yıl sonrasına sıra bekledikleri görüldü…

    Avrupa’nın önemli şehirlerindeki bu maratonun ardından sıra İstanbul’da. Türkiye’nin deniz üzerindeki en büyük tekne fuarı olan “Uluslararası Boat Show Tuzla Deniz Fuarı”, 2-10 Ekim’de Viaport Marina’da 200’ün üzerinde firmanın katılımıyla gerçekleştirilecek. Gelecek sene bizi hangi modellerin beklediğini görmek için iyi bir fırsat. Çünkü birçoğu Türkiye’de ilk kez sergilenecek 200 civarında tekne bir arada olacak. Boat show’a gitmeden önce, en yeni modellerden 25’ini derlediğimiz fuar dosyamıza mutlaka göz atın. Fuar davetiyesi de dergimizin armağanı…

    Kapağına İtalyan Tankoa’nın 50 metrelik maskülen yatı Olokun’ı taşıdığımız Ekim sayımızda; 38 metrelik Azimut Grande Trideck’i, 60 metrelik klasik yelkenli Germania Nova’yı, STS Bodrum’un sıra dışı mavi yolculuğunu, parkurlarda heyecan yaratan Aegean Link Regatta’yı, 20’nci yılını kutlayan Bosphorus Cup’ı ve daha fazlasını bulacaksınız…

    İyi bir Ekim geçirmeniz dileğiyle, iyi fuarlar, keyifli okumalar…

  • Bosphorus Cup Corporate’la şirket yarışları dönemi başlatıldı

    Bosphorus Cup Corporate’la şirket yarışları dönemi başlatıldı

    Bosphorus Cup’ın 20. yıldönümü öncesinde Bosphorus Cup Corporate’la beraber şirket yarışları dönemi başlatıldı. Gelenekselleştirilmesi ve senede dört kez düzenlenmesi planlanan BC Corporate, şirketler için iyi bir takım ruhu oluşturma etkinliği alternatifi…

    Orhan Gorbon’un kurduğu ORG Sports’un 2002’de hayata geçirdiği, Türkiye’nin en uzun soluklu yat yarışlarından Bosphorus Cup, yabancı yelkencilerin de katılımıyla İstanbul Boğazı’nın dünyaya tanıtımına büyük katkı sağlıyor. Bu sene 23-26 Eylül’de düzenlenecek yarışın 20. yıldönümü şerefine ise Vira Yatçılık’la işbirliğinde özel bir girişimde bulunuldu. Yeri, yine İstanbul’un simgelerinden seçilen -Vira Yatçılık’ın da konumlandığı- Haliç’teki “Bosphorus Cup Corporate” kapsamında şirketlere 24 feet’lik eş Delphia tekneler verildi ve çalışanları 4-5 Eylül’de eğlence dolu rekabete doydu. Herkesin çok mutlu ayrıldığı, gelenekselleştirilmesi planlanan ilk BC Corporate sonrası Gorbon’la konuşma fırsatı yakaladık.

    Röportaj Pelin ÖZCANLI, Fotoğraflar Bosphorus Cup arşivi

    BC Corporate’ın ortaya çıkışını anlatır mısınız?

    Bosphorus Cup’ın yılda birle sınırlı kalmamasını, tüm seneye yayılmasını istiyorduk. Daha küçük etkinlikler de düzenleyip paydaşlarla daha sık bir araya gelelim, diyorduk. 2020 Bosphorus Cup için Vira Yatçılık bize organizasyonda yardım etmişti. Sonra geçen kış tekrar buluştuk ve 20. yıldönümü özelinde birlikte başka neler yapabileceğimizi düşündük. Özellikle pandemide uzaktan çalışanların açık havada beraber eğlenmelerini hedefledik. Böylece Bosphorus Cup’a ısınma etkinliği de sayılabilecek Bosphorus Cup Corporate doğdu. Bu da bir 20 yıl sürer bence.

    Yelken açısından Haliç’i değerlendirebilir misiniz?

    Haliç’in dümdüz sularında yelken yapmak keyifli, dalga yok, fırtına yok… Yelkene yeni başlayanlar için ideal bir yer. Profesyonel bir yelkenci de zaten her yerde zevk alabilir, rüzgâr olduğu sürece her yerde bir yarış çıkar ona. Biz Bosphorus Cup Corporate’ı buna göre ileride ikiye de ayırabiliriz, başlangıç ve ileri seviye şeklinde kategorilendirebiliriz, ikisi farklı parkurlarda yarışabilir. İlk deneyimimiz çok başarılıydı, artık buna göre kurgularız.

    TÜM ŞİRKETLER KATILABİLİR

    Halihazırda yelken takımı bulunmayan bir şirket de katılabilir mi BC Corporate’a?

    Evet ve kapasitede sınır yok, herkesi alabiliriz. BC Corporate yelkene başlamak isteyen kurumlar için de, kişiler için de harika bir fırsat. Biz tekneleri veriyoruz; onlar kendi markaları adına, çalışanlarından oluşan takım veya takımlar kuruyorlar. Ayrıca dileyene eğitmen de sağlıyoruz. Haftalar süren antrenmanların ardından eğitmenleriyle yarışa girebiliyorlar. Bir şirketin yelkene ilgisi yöneticileriyle ilgili. Mesela pazarlama müdürünün merakı varsa şirket yelkene yönelebiliyor. BC Corporate bu yönden de faydalı çünkü sayesinde hiç bilmeyenler de gelip görerek fikir edinebilecek. Şimdi BC Corporate’a katılanlar seneye Bosphorus Cup’ta da yarışmak istediklerini söylüyorlar.

    Peki 20’sinden sonra Bosphorus Cup için hedefleriniz neler?

    Bosphorus Cup’ın farkı kalitesi bence. Organizasyonumuz Avrupa’dakine yakın. Romanya’dan ORC dünya şampiyonu olmuş bir takım geliyor şimdi. Swan 43, Soto 41 gibi muazzam tekneler de öyle. İstanbul Boğazı’nın etrafındaki yeni projelere katkı sunabilecek bir yarış bu. Dolayısıyla yurt dışındaki tanıtımını artırmak istiyoruz. Yurt dışında tanınmak isteyen sponsorlar ve medya kuruluşlarıyla işbirlikleri yapabiliriz. Geçen sene Turizm Bakanlığı Instagram sayfasından start’ı canlı yayınlamıştı, tanıtım açısından o da çok güzeldi.

    Son olarak, yat yarışçılığında bizi Avrupa’yla kıyaslamak gerekirse…

    Türkiye’de zorlanılan bir şey var: federasyonların ve devletin çok aktif olması. Özel sektör etkinliğine dönüşemiyor. Yurt dışında bir yelken yarışının tarihi beş yıl öncesinden belirleniyor. Bizde ise resmi kurumlar, daha çok var, diyor. Yabancı yarışçılar üç sene sonra hangi yarışlara gireceğini planlıyor; otelinden, uçak biletine erkenden ayarlıyorlar. Bizim hep son dakika. Hakemler yarışa bir hafta kala netleşiyor, tekneler bir hafta kala kayıt yapıyor. Örneğin Bosphorus Cup’a yabancılar çoktan kayıt verdiler ama Türkler daha yok. Bir eleştiri değil fakat daha Alman kafasıyla ilerlesek güzel olur.

    Not: Birinci Bosphorus Cup Corporate’ta; Nestle Türkiye, Glass House, Future Bright, ING ve Gorbon Seramik için, her biri üç asil ve bir yedek yarışçıdan oluşan sekiz takım kuruldu. Final yarışını ise Nestle Türkiye’den Nescafe Xpress ekibi kazandı.

  • Açık denizlerin güçlü kızı SUISHIN

    Açık denizlerin güçlü kızı SUISHIN

    Sema Çağlar ve Barış Aktınmaz’ın dünya turu yapmak için aldıkları 42 yaşındaki Suishin, refit görmeden sudaki hayatını sürdüren özel bir yelkenli. Eski sahiplerinden çifte kalan emsalsiz bir deniz ve kültür mirası da cabası. Yazı Çiğdem Yurtsever, Fotoğraflar SEMA ÇAĞLAR-BARIŞ AKTINMAZ ARŞİVİ

    Bu ay sayfalarımıza konuk olan tekne, Suishin isimli 1979 yapımı bir Tayana Vancouver 42. Bugün üretimi devam etmese de döneminin iyi teknelerinden. Tayana Yachts, açık deniz seyahatleri için konforlu ve güvenli seyir yapabilen gezi tekneleri olarak biliniyor. Ta Yang Building tarafından 1973 yılında kurulan tersane, Tayvan menşeili. Tasarımcısı ise Robert Harris. Bugüne kadar 37-72 feet arası 1400’den fazla fiberglas yelkenli tekne üretmiş. Önceki sahipleri tarafından çok iyi bakılmış olan Suishin’i, yeni olan muadillerinden çok daha fazla avantajı olduğu için Sema Çağlar ve Barış Aktınmaz çifti 2017 yılında almış ve refit yaptırmaya ihtiyaç duymadan içinde yaşamaya başlamış. Kano tip kıç, cutter arma, uzun salma, büyük depolama alanları ve ferah kabiliyet alanıyla, ortalama olarak 45 feet altındaki teknelere göre çok daha kullanışlı bir tekne. Uzun pasajları geçmek için tasarlanmış. Sema ve Barış da zaten dünya turu yapma niyetiyle Sushin’i almış ancak pandemi dolayısıyla bu planlarını ertelemişler. Tayana Vancouver 42’nin özelliklerinin dışında Suishin’in kendine has özelliklerinin de avantajını yaşayan çift, teknenin bir önceki sahiplerinden de çok şey öğrenmiş. Suishin’in hikâyesini bize Sema Çağlar anlatıyor.

    FOTOĞRAFÇILAR YELKENCİ OLUYOR

    Sema, seni ve Barış’ı biraz tanıyabilir miyiz?

    İkimiz de fotografçıyız. Barış moda fotoğrafçısı, ben de life style ve düğün fotoğrafları çekiyorum.

    Daha önce yelken geçmişiniz var mıydı?

    Ben Ankaralıyım, ailemin denizle olan ilişkisi çok zayıf. Benim için deniz, sadece 10 günlük tatiller demekti. Barış İzmirli, hayatı su kenarlarında geçmiş. Fakat yelkenli tekne sahibi olma fikri son yıllara dayanıyor. En yakın arkadaşlarıyla çıktığı seyirler, onların tekne yaşamları, Gökova Körfezi’nin güzelliği Barış’ı içine alıyor. Sonra da tekne alıp satan arkadaşlarından biri, tam sana göre bir tekne buldum diyor. Barış da gidiyor, görüyor ve alıyor. Pek bir kriteri ve bilgisi olmadan yani. 1982 model, 36 feet bir Comet 1000.

    Ne kadar süre, nerelerde kullandınız?

    Bu tekneyi aldığımızda ilk zamanlar İstanbul’da yaşıyorduk. Sadece küçük kaçamaklar halinde tekneye gidip geliyorduk. Ben teknede geçirdiğim günleri, denizi ve yelken yapmayı çok sevdim. Hızlı adapte oldum. Sonra tekneye daha sık aralıklarla gidip, daha uzun vakit geçirmeye başladık. Mesleklerimiz buna izin verdiği için çok şanslıyız. Böyle böyle derken dört yıl sonra Comet’i satıp içinde yaşaması daha konforlu ve her yere gidebileceğimiz türden bir tekne almaya karar verdik. O da ismi Suishin olan, Tayana Vancouver 42 oldu. Devamı Nisan 2021 sayımızda…