Etiket: Yacht

  • Cesur Türk VIRTUS

    Cesur Türk VIRTUS

    Türk yat üreticisi Mengi Yay, filosunun ikinci büyük yatı 44 metrelik Virtus’u İstanbul’da suyla buluşturdu. Mühendisliğini Hollandalı Ginton Naval Architects’in üstlendiği megayatın iç ve dış yaşam alanlarının tasarımını ise İtalyan VYD Design tamamladı.

    Türkiye’nin önde gelen tersanelerinden Mengi Yay, 50 yılı aşkın süredir yat üretmeye devam ediyor. Temmuz ayında suyla buluşan 44 metrelik Virtus, İstanbul Tuzla merkezli tersanenin bugüne kadar ürettiği en büyük ikinci yat olma özelliği taşıyor. Dünya çapında birçok tasarım ödülü kazanan 45 metrelik Aquarius’un kız kardeşi olan Virtus da onun yolundan gidiyor. Geçen yaz dünyanın prestijli tasarım ödüllerinden Design Et Al The International Yacht&Aviation 2019’da “40 metre üzeri konsept” kategorisinde ödüle layık görüldü.

    Virtus, Roma Mitolojisi’nde cesaret ve savaş gücünün tanrısı, Latince karşılığı da “güç”. Yatın tasarım felsefesini incelediğimizde ve performans karnesini gördüğümüzde, adını layıkıyla taşıdığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Üç güverteli Vitrus, uzak denizleri keşfetmeye hazır. Devamı Aralık 2019 sayımızda…

  • Usturmaça görgüsüzlüğü devam ederken…

    Usturmaça görgüsüzlüğü devam ederken…

    Usturmaça kültürü denizde görgünün bir uzantısıdır. Başka bir deyişle, usturmaça ile seyretmek denizde görgü ve kural tanımamazlığın bir sembolü. Marina müdürlerini, kaptanları, amatör denizcileri, tekne sahiplerini denizde görgü seferberliğine davet ediyorum. 

    Bu konu hakkında dergimizin 2017 Eylül sayısında “Denizde Görgü ve Usturmaça Kültürü” başlığı altında bir yazı yazmıştım. Türkiye’de amatör denizciliğin ciddi bir deniz kültürü sorununa sahip olduğuna ve bu kültürün olmazsa olmazı denizde görgünün neredeyse yok sayıldığına dikkat çeken bir yazıydı. Bu noktada denizde gürültü ve çevre kirliliği kadar, göz kirliliğinin de önemli rol oynadığına vurgu yaparak usturmaça görgüsüzlüğünden bahsetmiştim. Aradan tam iki yıl geçti. İstanbul’da her hafta sonu yelkene çıktığım Fenerbahçe ve yaşadığım Sarıyer kıyılarında gördüğüm manzara şöyle: Seyir halindeki her 10 amatör denizci teknesinin sekizi usturmaçaları dışarıda seyrediyor; salkım saçak, çoğu suya değerek, adeta göbek atarak. En komiği de, tekne sahipleri teknelerinin dışarıdan bu kadar sakil göründüğünün farkında bile değiller. Çoğu farkında olsa bile, bunun tekne görgüsü ve evrensel denizcilik kültüründeki yerinden habersiz olduklarından önemsemiyor, zira bilmiyorlar.

    DENİZDEKİ HEDONİST VE KÜLTÜRSÜZ İKLİM

    Cumhuriyetin başlangıç dönemindeki İstanbul fotoğraflarına bakıyorum. Hiçbirinde seyir halinde usturmaçalı tekne yok. Ama o dönemde boat show’lar da yok, marinalar da. Arsız neoliberalizmin yarattığı görgüsüz, hedonist, kültürsüz zengin iklimi de yok. Egosunun şişkinliği ile doğru orantılı, görgüsünün karekökü ile ters orantılı “horse power” büyüklüğünde motora sahip yatıyla etrafa gösteriş yapan “nouveau riche”ler de yok. Aslında usturmaçayla seyir yeni zengin, kültürsüz ve görgüsüz refah toplumuna ait olmanın denizdeki bir manifestosu. Yanında bir de halka 1 milyon amatör denizci belgesini kazandırmayı denizcileşme sayan düşünceyi koyun. İdare, denizcileşmeyi basit bir sınavla kazanılan amatör denizci belgesine indirger ise, denizcilik görgüsü henüz oluşmayan tekne sahibi de “Ne var canım! Usturmaçalar dışarda seyretsek ne olur?” diyebilir. Usturmaça ile seyretmek aslında bir sembol, denizde görgü ve kural tanımamazlığın sembolü. Denizde görgü kolay kazanılamaz, para ile satın alınamaz. Denizcilik örf ve adetleri yüzyıllar içinde oluşmuştur. Yazılı ve yazılı olmayan kuralları vardır. Dar sularda seyrin, demirlemenin, yanaşmanın, şamandıraya bağlamanın, kıçtankara olmanın, fırtınalı havada yardımlaşmanın, yedekleme veya yedeklenmenin, siste seyretmenin, başka bir gemiye misafir gitmenin, savaş gemisini selamlamanın, kısacası denizdeki her türlü manevra, sosyal faaliyet ve acil durumun kendine has kuralları, örf ve adeti vardır.

    ACİL İKAZ İHTİYACI

    Usturmaça kültüründe örneklenen denizde görgü son 40 yılda neden kayboldu? 60’lı hatta 70’li yıllara kadar dikkat edilen bir konu, amatör denizcilikte tekne ve marina sayısı artarken niçin yitirildi? 80’ler sonrası neoliberalizmin üretmeden tüketen, köşeyi dönme kavramını ortaya çıkaran, finans ekonomisini üretim ekonomisi önüne koyan ve bunun sonucunda paradan para kazanan yeni zengin sınıfları için kültür ve görgü artık önem arz etmiyor. Sahip olmak materyal ve somut bir ölçüt olarak öne çıkıyor. Bedensel maddi refah, ruhsal ve kültürel refahın önüne geçiyor. Tekne sahibi olmak diğer yandan bir statü sembolü olmaya dönüşüyor. Tekne fiyatı ve mürettebat sayısı arttıkça prestijin arttığı kabulleniliyor. Teknenin denizcilik özelliği bile güç gösterisine dönüşüyor. Yani tekneye sahip olmak, teknenin temsil ettiği, yazılı tarih kadar eski denizcilik kültürüne sahip olmaktan çok, bir güç sembolüne sahip olmaya dönüşüyor.

    Usturmaça kültürü denizde görgünün bir uzantısıdır. Usturmaça ile seyreden bir tekneyi gördüğümde içindekiler ne kadar gelişmiş kişiler olsa da ilk izlenimim son derece kötü oluyor. Bazen yanlarından geçerken “Usturmaçalar içeri!” diye sesleniyorum. Görünüşte son derece modern ve eğitimli görünen kişiler, anlamsız gözlerle boş boş bakıyorlar. Ne kadar üzücü… O zaman buradan Sahil Güvenlik ve marina idarecilerine seslenelim. Sahil Güvenlik usturmaçaları dışarıda gezen teknelere “Usturmaçalarınızı güverteye alın” ikazını yapsa ne olur? Marinalardaki manevra botları son halatı fora edip tekneyi kendi manevrasına terk ederken “Usturmaçaları içeri alır mısınız?’” uyarısında bulunsa… Ve benzer şekilde her marinadan çıkışa konulan büyük bir ikaz panosuna “Usturmaçaları güverteye aldınız mı?” yazılsa keşke.Marina müdürlerini, kaptanları, amatör denizcileri, tekne sahiplerini denizde görgü seferberliğine davet ediyorum. 21. yüzyıl Türkiye’sinde son 60 yılda oluşmaya başlayan milli burjuvazinin denizde hormonlu büyümesine izin vermeyelim. Türk huyunun asaletini denize hep birlikte yansıtalım, öğretelim. Zira öğretidiği halde bilmemekte ısrar etmenin kimseye faydası yok.☸

  • TRIPLE DEUCE’UN SAHTE GİZEMİ

    TRIPLE DEUCE’UN SAHTE GİZEMİ

    Yaz geldi! Ve hepimiz buna bayılıyoruz, en çok da suya yakın olanlar. Suya yakın olmak, illa ki milyon dolarlık yatı olmak demek değil. Küçücük teknesi, hatta kayığı olan da suya yakın, sahil kasabalarında oturan da. Çok şiirsel oldu değil mi? Biz yine yatlara dönelim. Kim bir “Million Dollar Baby”si olsun istemez ki.

    Bana en çok sorulan sorulardan biridir: “Head şefi olduğunuz en büyük yat kaç metre?” Benim şefi olduğum en büyük yat 82 metreydi. Kariyer seçimlerime göre en büyük 90 metreye dek çalışma sözü verdim kendime çünkü 90’dan büyük megayatlar daha çok cruise gemi gibi çalışır ve 30 ila 50 kişi arası mürettebatı vardır, benim tarzım değildir. Yine de 82 metre deyince gözünüzde canlanmıyorsa, bir futbol sahasnını 90 metre olduğu hesabıyla gözünüzde canlandırabilirsiniz.

    90 METRELİK YAT EN BÜYÜK YAT MIDIR?

    Hayır. Günümüzde 590 feet-180,65 metre uzunluğu ile Azzam, dünyanın en büyük yatı unvanına sahiptir. Dünyanın ikinci büyük yatı unvanına ise, hepimizin bildiği Chelsea takımının sahibi milyarder işadamı Roman Abromoviç’e ait 162,50 metre boyuyla Eclipse sahiptir. Bu devasa yatları yine 100 metreyi aşan boyları Dilbar, Al Said, Al Mirqap, Topaz, Ocean Victory gibi onlarca, aklın hayalin ermeyeceği rakamlar ile dönen megayatlar vardır. Hatta bazılarının milyonlarını artık sayamaz hale geldik. Yapımı 300-400 milyon dolara mal olan yat da var, yapımı 1 milyar doları geçmiş, suya indiğinde dünyanın en büyük yatı unvanına sahip olacağı iddia edilen, 222 metre uzunluğundaki Triple Deuce adlı yat da var. İşin ilginç yanı, yat dünyası Triple Deuce isimli bu yat projesinin tamamen fantezi olduğunu konuşuyor.

    NEDİR, KİMİNDİR BU TRIPLE DEUCE?

    Triple Deuce, uzun zamandır bir muamma! Bu devasa projeyi ilk olarak 4Yacht Inc. basına duyurdu. 4yacht, 2002 yılında kurulmuş bir brokerage şirketi olup, 2014 yılının Ekim ayında, 222 metre, yani 728 feet uzunluğu ile dünyanın en büyük yatı unvanına sahip olacak Triple Deuce isimli yatın projesine imza atıldığını açıkladı. 4Yacht’tan broker Craig Timm, Triple Deuce projesinin dünyanın en büyük yatı olmasının yanı sıra, 1.1 milyar dolarlık bütçesi ile dünyanın en pahalı yatı unvanına da sahip olacağını bildirdi. Dünyaca tanınmış brokerlar ise, Triple Deuce projesinin tamamen bir reklam fiyaskosu olduğu konusunda hemfikir. Yatın hangi tersane tarafından yaptırıldığı, hangi tasarımcının elinden çıkacağı gibi önemli bilgilerin kesinlikle gizlenmesine rağmen(!) fiyatı, büyüklüğü hatta ismine dek bilgilerin nedense(!) bir aracı kurum tarafından açıklanması şaibeyi artırdı. Yatın bir “Kuzey Avrupa tersanesi’ tarafından yapıldığının söylenmesine karşın, Kuzey Avrupa tersanelerinin hiçbirinde bu büyüklükte bir yatın yapıldığına dair bir kanıt yok. Triple Deuce, 180 metrelik Azzam’a 40 metre fark atarak, Abromoviç ve Arap şeyhleri arasında yıllardır metre metre süren “daha büyüğünü yaptırma” yarışının da önüne geçeceği iddia edildi. Yani 1-1.5 metre daha büyüğünü yaptırmak kolaydı, ancak 40 metre daha büyüğünü yaptırmak, dünyanın en büyük yatı unvanına atılan bir gol olacaktı. İsmi gizlenen ultra milyarder yat sahibi, 40 metre gibi yüksek bir metre farkı nedeniyle, hemen üzerine bir milyarderin kolları sıvayıp bir başka yat yaptıramayacağına ve Triple Deuce’un dünyanın en büyük yatı olarak uzun süre kalacağına emindi.

    FANTEZİ Mİ GERÇEK Mİ?

    Triple Deuce projesi, gerçekte var olduğuna dair kanıt olmayıp sadece basın açıklamalarında yer alan bir proje olmasına rağmen, bu basın bültenlerinin de çok gerçekçi olduğu aşikâr. 2014’ten beri yapılan açıklamalar, yatın boyu ve uçuk fiyatı ile sınırlı kalmadı. Basın açıklamaları, 4Yacht Inc tarafından ince ince işlenmeye devam etti. Tersanede çalışan yüzlerce adam sayısı, muazzam boyutuna rağmen sürati konusunda da hiçbir fedakârlıktan kaçınılmayıp 100 binden fazla beygir gücü ile 30 knot hız yapabileceği, 7 katlık tasarımında tekne sahibinin kamarasının 275 metrekare olacağı, bu kamaradan helikopter pistine özel geçit yapıldığı, diğer misafir kabinlerinin 90’ar ve 60’ar metrekare devasa kamaralar olduğu gibi detay detay onlarca havalı bilginin çeşitli aralıklarla basına sızdırılmasına rağmen, yatın nasıl sadece üç yıl içinde bitirileceğine dair soru cevaplanamadı. Her şeyin ötesinde, 2018 yılında suya indirileceği açıklanan yat hâlâ ortada yok! Sanal mı, gerçek mi? Böyle bir yat var mı, yok mu? Bir şirket neden böyle bir fantezi uydurur? Bunlar bilinmiyor. Bazen zenginin malı züğürdün çenesini yormuyor da, belki de züğürt

    firmalar kendileri hakkında konuşturmak için olmayan zenginlerin olmayan mallarını yaratıyor! Kim bilir… ☸

  • Yeni denizcinin rüyası PERSHING 8X

    Yeni denizcinin rüyası PERSHING 8X

    İtalyan Pershing Yachts’ın 25,55 metre uzunluğundaki karbon fiberden üretilen yeni modeli Pershing 8X, zarif ve sportif çizgileri ile dikkat çekiyor. Daha az yakıtla daha yüksek performans kaydeden yatın, gövdesi kadar yaşam alanları da stil ve işlevselliği bir arada sunuyor. 

    Yazı AYÇA GÜÇLÜTEN, [email protected] Fotoğraflar  PERSHING YACHT ARŞİVİ

    Bugünün denizcisinin hayalleri ve beklentileri farklı. Kimi üst düzeyde konfor, kimi hız talep ediyor. Lüksü de bunlarla birlikte isteyenler, gerçekleşmesi imkânsız bir hayal peşinde koşmadıklarının da bilincindeler çünkü yeni nesil tasarım ve teknoloji çözümleri sayesinde heyecan verici modeller suyla buluşturuluyor.

    Dünyanın en büyük yat üreticileri Ocak ayında düzenlenen Boot Düsseldorf’ta yılın en çok konuşulacak ilk modellerini lanse etmişlerdi. Pershing 8X’in dünya prömiyeri de Düsseldorf’ta yapıldı. Üreticinin benimsediği inovatif tasarım anlayışı Pershing filosunun her yeni modelinde bir üst basamağa taşınıyor. Pershing 8X, 30 metrenin altındaki pazar segmentinde stilistik-işlevsel yönler ve performans açısından gerçek bir evrimi temsil eden yenilikçi bir ürün olarak konumlandırılıyor.

    1985’te kurulan tersanenin çağdaş estetik anlayışıyla ürettiği yeni 8X’de de selefi 9X gibi, karbon fiber malzeme tercih edildi. Karbon fiberin sunduğu birçok avantaj var. Mesela sadece daha hafif ağırlık, daha yüksek hız ve daha düşük yakıt tüketimi değil, aynı zamanda daha geniş ve daha konforlu alanlar tasarlama kabiliyeti de sağlıyor. Ve böylelikle daha fazla hacim sunuluyor. Devamı Nisan 2019 sayımızda…