Etiket: Yelken

  • AİLE TEKNESİ SATIN ALMA REHBERİ: Katamaran mı tek gövdeli mi?

    AİLE TEKNESİ SATIN ALMA REHBERİ: Katamaran mı tek gövdeli mi?

    Yatçılık dünyasını ikiye bölen bir soru bu: Katamaran mı, tek gövdeli yelkenli mi? Sanırım bu konuda kendi deneyimlerimi aktarmadan önce, ki her iki tekneyi de hayatımın en güzel zamanlarına yol arkadaşı yapmış biri olarak, kendi hikâyemin nasıl başladığına değinsem daha iyi olur. 

    Her şey oğlumuz Atlas Deniz daha 3 aylıkken Bodrum Cup’a katıldığımız dönemde başladı. 

    Bodrum’un keyifle esen melteminde, bir akşam ekipten ayrılıp Sadun Abi’nin son yıllarda yaşadığı evinde, yeni haliyle “Müdavim”de yemek yedikten sonra, odaları dolaşırken “Fora Yelken” kitabına denk geldim. Kitabı şöyle bir inceledikten sonra satın aldım. Eve gelip satır satır üzerinden geçerken en sonda kızı Deniz’in mektubunu gördüm. 

    Denizde yaşamın güzellikleriyle beraber, çocukluğunu teknede geçirmiş ve büyüdüğünde bunları kaleme döken “bir çocuğun” üzerinde tekne hayatının etkilerini anlatıyordu. Bunun üzerine bütün bakış açımız değişti. Bir sene önce bıraktığımız yelkenli hayatına başka bir boyutta devam edecektik. Evet, çocuk sahibi olmak hayatımızı değiştirdi. Ama nasıl değiştirdi?

    Daha önce defalarca tek gövdeli bir yelkenli ile katamaran karşılaştırması görmüşsünüzdür. Bu yeni bir tartışma değil. Hatta bu konuda takım tutar gibi taraf tutanlar da mevcut. Ancak son dönemde gelişen teknoloji, hayat standartlarının farklılaşması ve dünyanın gidişatıyla birlikte beklentiler ve bakış açıları da oldukça değişti. Birçok alanda kendini kısıtlayan insanoğlunun, deniz üzerinde daha rahat etme peşinde olduğu da denizcilikte son dönemde gördüğümüz bir gerçek.

    Ben bu karşılaştırmayı; 2020’de tüm cesaretiyle tek gövdeli klasik bir yelkenlide, çift olarak mavi yolculuk yapan amatör deniz tutkunu ve bugün katamaranında çekirdek ailesiyle çocuklu deniz hayatı deneyimleyen bir anne bakışıyla yapacağım.

    Cesaret edip aile olarak yaşayabileceğimiz bir tekne sahibi olduktan sonra bazı soruların muhatabı olduk. “Tekne seçerken nelere dikkat ettiniz?”, “Memnun musunuz?”, “Ailece teknede rahat edebiliyor musunuz?” gibi birçok soruya kişisel olarak cevap verdik. Burada da tüm yönleriyle “Aile olarak tekne seçmenin ve en önemlisi tek gövdeli bir yelkenli ile katamaranın” hayatınızda yarattığı farkları diğer deniz aşıklarıyla paylaşmak istedim. 

    FARKLI YÖNLERİYLE TEK VE ÇİFT GÖVDE 

    Çocuk sahibi olmadan önce, en heyecanlı zamanlarımıza şahitlik etmiş, hatta bizimle sayısız yer keşfetmiş, ilk göz ağrımız tek gövdeli yelkenlimiz bir yana, oğlumuz Deniz hayatımıza girdikten sonra adı gibi küçük bir denizci yetiştirmenin mutluluğuna şahitlik eden, tekrar bizim evimizi masmavi sulara taşıyan yeni yoldaşımız, kızımız, katamaranımız başka bir yana, eşsiz tecrübeler biriktirdik. 

    İkisinin ortak özellikleri boyutlarının küçük, bizim tarafımızdan ekip olmadan kolay idare edilebilir olması ve taze denizciliğimize basitliği ile yardım edecek kadar yalın olmasıydı. 

    Yelkenlimiz ile Ege ve Akdeniz’in en güzel koylarını bütün bir bahar ve yaz boyunca keşfetmiştik. Katamaranımız ile yeni bir rotaya yelken açarak; Ege’nin karşı kıyılarını, Yunan Adaları’nı da keşfederek hem çift hem de çocuklu bir aile olarak her iki güzel teknenin de farklı ve ortak yanlarını deneyimledik.

    Eğer siz profesyonel bir yarışçı ya da dünya turu yapmaya niyetli biri iseniz bakış açınız elbette daha farklı olabilir. Rüzgâr açıları ve teknik bilgiler bu yazıda benim de bahsedeceğim kriterlerden olsa da ailece yaşamı devam ettirmek için gerekli olan yemek yapma, yeri geldiğinde üzerinde oyun oynayarak eğlenme rahatlığı göz önüne aldığım başlıca konulardan. 

    Bu yüzden benim bu kıyaslamada önceliğim olan soru ile başlıyorum.

    HANGİSİNDE AİLECE DAHA RAHAT YAŞARIZ? 

    Sanırım bu konuya değinirken daha en başta bu rahatlığın herkes için ne kadar değişken olabileceğinin altını çizmeliyim. Sadece metrekare olarak rahat edebileceğimiz bir açıdan mı değerlendirmek lazım? Yoksa rüzgâra kapılıp yüzlerce deniz mili seyir yapma cesaretini veren bir tekne mi aradığımız rahatlık anlayışı? Rahatlığa bakış açınız tabii ki de ruhunuzun hangi durumda ait hissettiğine göre değişebilir. İki ayrı teknede de geçirdiğim zamana baktığımda bizim için katamaran ve tek gövdeli yelkenliler arasında ciddi bir yaşam alanı farkı vardı. 

    Katamaranlar; özellikle bugün çocukla yaptığımız seyahatlerde, teknede de uzun uzun vakit geçirmenin zevkini yaşamımızı sağladı. Denizin ortasında, teknemizde, yeri geldi ailece mutfakta karidesli makarna yaptık, yeri geldi küçük Deniz’in şişme havuzunda oyunlar oynadık, yeri geldi güvertede uzanıp yıldızları izledik. 

    Katamaranlar iki gövdeli geniş bir alana sahip olduğu için size bu imkânları sunabiliyor. Aynı zamanda daha düşük draft’a (su çekimine) sahip olan katamaranlar, sığ sularda demirlemeyi ve kıyıya yaklaşmayı daha kolay hale getiriyor. 

    Geniş iç mekânı, rahat hareket edebileceğiniz oturma alanı ve tuttuğunuz taze balıklarla mis gibi kokuların süzüleceği o mutfak bu teknelerde çoğunlukla mevcut anlayacağınız. 36-40 feet bir katamaranda aldığınız ferahlık ve “alan” hissi çoğu zaman 45-55 feet bir tek gövdeli yelkenliden daha büyük oluyor desek herhalde yanlış olmaz. Hele ki yeni tip katamaranlardaki, “flybridge, oturma grupları” gibi farklı alanları da kattığımızda; bir yelkenli ile kıyaslamaktan ziyade, motoryat ile karşılaştırmak daha doğru olmaya başlıyor.

    Aileler için en büyük avantajlarını da atlamayalım; katamaranlarda, salonun geniş ve düz ayak olması ile birlikte seyirlerdeki stabilitesi büyük bir avantaj. Rüzgârın ve yelken seyrinizin yönünden bağımsız olarak; özellikle uzun bir seyirdeyken, çocuğunuzun beslenme saatleri geldiğinde yemek yapmak, ısıtmak gibi mutfak hazırlıklarınıza tekne seyrine yatarak devam etmediği için rahatça devam edebiliyorsunuz. 

    Salon kısmına erişiminiz de rahat olduğundan, havuzlukta çocuğunuz oynarken siz içeride onun kıkırdamaları eşliğinde yemeğinizi yapabiliyorsunuz. Bizce, bir katamaranın herhangi bir boyuttaki bir yelkenli tekneden en önemli avantajlarından birisi bu. Mutfağa inmek için, merdiven inmenize gerek yok. Tabii ki “deck saloon” olarak tabir edilen teknelerde bu iniş çıkışlar daha az sayıda ve daha az açılı merdivenler ile kolaylaştırılsa da; genel olarak katamaran sahiplerinin daha rahat ve keyifle mutfak – havuzluk arasında bağlantıda olduğunu söyleyebiliriz.

    Özetle; hangi teknenin alanının sizin için yeterli olduğu da beklentilerinize ve seyahat sürenize ya da aile büyüklüğünüze göre değişebilir. Biz uzun süredir ailece katamaranda rahat bir yaşam sürsek de tek gövdeli bir teknede yaşadığımız o ilk heyecanları ve maceraları sıklıkla anarak özlemiyoruz diyemem.

    ÇOCUK HANGİSİNDE DAHA RAHAT EDER?

    Çocuk sahibi olduktan sonra attığımız her adımın altında yatan bu soru, vereceğimiz bu kararda da büyük ölçüde önemli oldu. Teknemizi almadan önce arayıştayken, her birine bakmaya ailece gittik. Bazen kilometrelerce yol, uçuş, araba yolculuğu yapmamız gerekse de bu kararı birlikte vermek bize en doğrusu gibi geliyordu. Birçok tek gövdeli yelkenli tekneyi de inceledik, farklı boylarda katamaranları da. 

    Tekne bakarken ilk yaptığım şey, Deniz’i o teknenin üzerinde özgür bırakmak oluyordu. İlk nereye gidiyor, neyle oynamaya çalışıyor, diye gözlemliyordum. 

    Tek gövdeli yelkenli teknelerde koltuklardan yukarı tırmanıp baş kısma doğru ulaşmaya çalışıyor, ancak alan dar olduğu için yardımsız bunu yapamıyordu. Kendi teknemize karar vermede en önemli unsurlardan biri bu oldu. Deniz, daha ilk buluşmada dahi çift gövdeli katamaran üzerinde kendine bir parkur oluşturdu.

    Yandan geçiyor, öndeki trambolin üzerinde zıplıyor sonra geri dönüp havuzluğa gelebiliyordu. Bu hareket özgürlüğü bizim tercihimizi en çok etkileyen faktör oldu. Bir de üzerine “güvenlik ağı” ile tekneyi örüp, can yeleği gibi önlemleri aldığımızda, bir bebeğin özgürce koşma, oynama, eğlenme ihtiyaçlarına yanıt vermiş olduk. En sevdiği şeylerden birisi olan salıncağı da tekneye bağlayınca, artık yapmamız gereken onu minik oyun parkında izlemek oldu.

    Katamaranda; çocuğunuzun koşup oynaması, güneşin tadını çıkarması veya akşam yemeği için bir araya gelmek istediğinizde sahip olduğunuz bolca alan var. Çocuklarınızın denge sorunu olmadan güvende dolaşabileceği bir ortam olabilmesi de çok önemli. 

    Bolca depolama alanı olduğu için, oyuncaklarını da rahatça tekneye sığdırabildik. Havuzluktaki geniş alanda top havuzundan parça birleştirme oyunlarına kadar birçok oyunu güvenle oynaması bizi tüm sezon boyunca en mutlu eden şeylerden birisiydi. 

    Çocuğun kendisini denizin ortasında bile özgür hissetmesini sağlamak için alanını ve aktivite seçeneklerini olabildiğince kısıtlamamak ve artan ihtiyaçlar için de daha fazla alana sahip olmak ebeveynler için büyük bir rahatlık sağlıyor. 

    Tek gövdeli yelkenli teknede; çocukla yaşamamış olsak da o günlerimizde Deniz’in de bizimle olduğunu düşündüğümüzde aklımızda canlanan tablo her ne kadar çok samimi ve macera dolu olsa da çocuğun rahatı açısından katamaranın avantajları gözle görülür düzeyde daha fazla. Tabii hiç avantajı yok diyemeyiz, tek gövdeli bir yelkenli ile seyir yaparken, dümen hemen havuzlukta olduğu için çocuğunuz her an gözünüzün önünde oluyor.

    Katamaranda, kaptan köşküne çıkması gerekiyor. Bu durumda iki seçeneğiniz var: Ya çocuğunuz sizinle birlikte kaptan köşkünde vakit geçirecek ya da havuzluk, salon gibi bir yerde bir yetişkin gözetiminde olacak. Biz uzun seyirlerin yarı zamanında kaptan köşkünde hep birlikte olurken, geri kalan zamanlarda birimiz Deniz ile oynarken, diğerimiz dümende vakit geçirdik.

    HANGİSİ DAHA GÜVENLİ?

    Gelelim ister ailece ister tek başınıza olun asla atlamamanız gereken önemli bir konuya: Güvenlik. Güvenlik tekne seçiminde ilk bakmanız gereken şeylerden. Bu konu oldukça hassas olduğu için seçim yaparken ve önlem alırken titiz davranmanız gerektiğinin altını çizmek istiyorum. 

    Katamaranlar; enlerinin daha geniş olmasından, her ne kadar salmaları daha küçük olsa da yatma (cap size) ihtimali daha az olan tekneler aslında. İki paralel gövdesi olduğu için fiziksel olarak dengede kalması daha kolay. Tabii denizde garanti hiçbir şeyin olmadığını çok iyi bilmeliyiz. 

    Hava durumunu, dalga boylarını ya da teknede oluşabilecek hasarları hep göz önünde bulundurmamız gerekse de hiçbir zaman kesin kanılarla konuşmamamız gerektiğini de düşünüyorum. 

    Tek gövdeli yelkenli tekneler; rüzgârın en iyi arkadaşı, geleneksel denizcilik anlayışının simgesi bu teknelerde dalgalarla ve rüzgârla hareket etmek daha kolay.

    Ama bunun için dalgalarla ve rüzgârla tanışmak, huyunu bilmek yeri geldiğinde en hararetli zamanlarında bile nasıl konuşacağını anlamak lazım. Aksi durumda gerek katamaran gerek tek gövdeli yelkenli olsun hiç fark etmez, güvenliğimiz için tehlike oluşturabilir. Her türlü durumda hava nasıl olursa olsun çocukla, bebekle ve dört ayaklı dostlarımızla seyahatte can yeleği kesinlikle eksik etmememiz gereken ekipmanlardan. 

    RÜZGÂRLA DANS!

    Denizcilik en başta özgürlük demek. Denizde özgürlüğü de kulağınıza rüzgâr fısıldar. En azından benim yelkenli aşkım buradan geldi. Yelken açıp dalgaları aşarak saçlarımı özgürce savurmak en özgür hissettiğim anlardan oldu. Bu hissi iki tekne için de değerlendirmeden de duramadım hiçbir zaman. 

    Katamaranların rüzgâra yakın açılarda seyir yapmaları, tek gövdeli yelkenlilere göre her zaman daha sınırlıdır. Biz de bunu katamaran teknemizde; 90 derece yani rüzgârı bordadan aldığımız apaz seyirleri ve kıçtan aldığımız geniş apaz, pupa seyirlerinde çok rahat tecrübe ettik. 

    Apaz, geniş apaz ve pupa seyirlerinde çok konforlu, güvenli ve süratli seyirler yapmanıza imkân veren katamaranlar ile mümkün olduğunca baştan gelen rüzgâr ve dalgalarda açık denizde olmamanız tercih sebebi olur.

    İki gövdesiyle su yüzeyine daha az temasta bulunur. Doğal olarak da daha az sürtünme yaşanır. Düz yelken alanlarının olması ve hafif yapısı, rüzgârı hızla yakalama yeteneklerini de arttırıyor. İki gövdeli olması, katamaranları daha dengeli ve dalgalı denizde daha istikrarlı hale getiriyor. Tabii yine fiziksel olarak değerlendirdiğimde, katamaranlar rüzgâr yönünü tek gövdeye göre çok daha geniş açılarda takip ediyor. Yani sert manevralar, dar açılarda bir seyir için katamaran sizin maceracı ruhunuzu bir tek gövdeli kadar tatmin etmeyebiliyor. 

    Tercihimiz hangi tekne tipi olursa olsun, rüzgârın hissettirdiği o özgürlük hissini hiç unutmamak lazım. 

    HANGİSİ DAHA ÇOK SALLANIR?

    Hızdan, rüzgârdan bahsetmişken ilk akla gelenler; teknenin çok sallanıp sallanmadığı. Benim deniz tutması (mide bulantısı oluşturması) ile ilgili büyük bir sorunum olmasa da gerek tek gövdeli yelkenlimiz varken gerek de şimdi çocukla yaşadığımız katamaranı aldığımızda, bu soruyla oldukça fazla karşılaştım. 

    Anne olduktan sonra “Ya bebeğimizi deniz tutar ve denizle seyahat etmeye büyüdükçe önyargılı olursa?” diye sıklıkla ben de bu soruyu gündemim yaptım. Şimdi de sıra deneyimlerimi aktarmaya geldi. 

    Katamaran; yapısı gereği dalgalı denizlerde sallanma hissini minimize edebiliyor. Dengeli bir yapısı olduğu için deniz tutması yaşama riskiniz çok az oluyor. Katamaranı ben denizin üzerindeki sabit bir platforma benzetiyorum. Deniz de bunun aksini düşünmüyor olacak ki çoğu zaman teknede karada bir oyun parkında oynuyormuş gibi rahat davranıyor. Buradaki en büyük istisna rüzgârın ve dalgaların baştan geldiği seyirlerde ortaya çıkıyor. Katamaranlar, boyundan bağımsız, yapıları ve gövdeleri gereği orsa seyirlerinde biraz daha salınım yapıyor dersek yanlış olmaz.

    Bize göre, katamaranla denizde olduğunuzu unutturacak kadar rahat bir deneyim yaşamanız mümkün. Ancak yine de şiddetli rüzgâr olduğunda ya da yüksek bir dalga boyu ile karşılaştığınızda tekne tabii ki sallanıyor. Hiç deniz tutmadı diyemesek de tek gövdeli yelkenli tekneye göre çok daha az bunu yaşadığımız kesin. Özellikle koylar arası seyirlerde elimiz titretmeden Deniz’le çizim yapıp, dolu bardağımızdan bir damla bile su dökmeden seyahat ettiğimiz oldu.

    Anlayacağınız en büyük korkularımdan biri olan Deniz’in, tutkunu olduğumuz denizle anlaşamaması ihtimali gündemimizden kalktı. Bu rahatlığı ve merakıyla bizden daha iyi bir denizci olacağına eminim hatta. 

    Tek gövdeli yelkenli tekne; daha dar yapısı olduğu için dalgalı denizde, özellikle yandan gelen dalgalarda daha fazla sallanır. Yüksek dalgalar olmadığı sürece denizi de hissetmeyi sevdiğim için bu durumdan rahatsız olan bir yapım olmadı. Hatta tek gövdeli bir yelkenlide hızla birlikte dalgaları aştığım anlar gerçek anlamda masmavi suların tadını çıkardığım anlar olmuştur. 

    Ama bu histen hoşlanmayanlar için dikkat etmeleri gereken önemli bir faktörü de es geçmemek istiyorum ki, teknenin tasarımı ve deneyimli bir kaptan. 

    MALİYETLER NE KADAR FARK EDER?

    Söz konusu iki ayrı teknede karar kılmak olunca hemen hemen herkesin düşündüğü bir başka konu; maliyetler oluyor. İkisi de oldukça gözde olan bu iki tekne için de maliyetler ile alakalı fark karar verme aşamasında kimi zaman belirleyici olabiliyor.

    Katamaran; ilk bakışta aynı boyda bir tek gövdeli yelkenli ile kıyaslandığında daha yüksek fiyatlı görülebiliyor. Ancak buna sadece boy olarak bakmamak gerekir. Boy ve eni çarparak kabaca bir metrekare hesabı yaptığınızda, yüzey alanı tam olmasa da yaklaşık bir buçuk katı boyda bir tekneye eş değerde. 

    Hatta bir örnekle bakarsak, 42 feet Fountain Pajot Astréa 12.58 metre boya, 7.20 metre genişliğe sahip (en x boy = 90 metrekare), 58 feet tek gövdeli yelkenli 17.78 metre boya, 5 metre genişliğe sahip (en x boy = 89 metrekare). Bu sebeple fiyatları karşılaştırırken aynı boyda değil, aynı “en x boy”da teknelere bakarak karşılaştırmak daha doğru olacaktır. 

    Tabii maliyet hesabına sadece satın alma dahil değil. Aynı zamanda marina, yakıt, bakım-onarım ve hatta kışlama gibi birçok alt başlık da düşünülebilir. Eğer bizim gibi daha küçük bir tek gövdeli yelkenli tekneden, boyut olarak daha büyük bir katamarana geçiyorsanız bu gibi masrafların da büyüyen metrekare ile arttığını görebilirsiniz. 

    Tek gövdeli yelkenli tekne; bakım ve satın alma açısından aynı boydaki çift gövdeli bir tekneye kıyasla çoğunlukla daha düşük maliyetli olabiliyor. Aynı zamanda bulunurluk açısından daha kolay olduğunu söyleyebiliriz. 

    Örneğin; bizim kendimize uygun bir katamaran bulmamız bir yıldan uzun bir vakit aldı. Eğer yelkenciliğin keyfini çıkarmak için daha kısıtlı bir bütçeniz varsa ya da alış ve satış süreci daha hızlı olsun diyorsanız tek gövdeli bir yelkenli daha uygun bir seçim olabilir. 

    Tüm bu seyahatlerimiz boyunca yalnızca boya bakılan, metrekare esas alınmayan iki yer oldu. Biri Yunanistan’a giriş yaparken, TEPAI ücretinde (yalnızca boya göre maliyet oluyor) diğeri ise yine adalarda belediye marinasına bağlanırken oldu. 

    BAKIM AÇISINDAN HANGİSİ DAHA RAHAT?

    Hangi tekneyi seçmiş olursak olalım hem uzun ömürlü olması hem de içinde kendimizi güvende hissetmemiz için bakımları düzenli yapmamız gerekiyor. Küçük Deniz’in rutin doktor kontrolü ve biricik keyifliyim katamaranının bakım ve kontrolleri bu yaz seyahate çıkmadan önce ince ince üstünde durduğumuz iki konuydu. Teknemizi de artık ailemizin bir parçası olarak görecek kadar çok alıştık. Bu yaz olduğu gibi daha nice yazlar bambaşka koyları birlikte keşfedebilmek için de teknemize olabildiğince iyi bakmaya çalışıyoruz.

    Elbette katamaran demek, çift motor, çift gövde her kritik parçadan neredeyse bir yerine iki defa olması demek. Bu da bakım maliyetleri noktasında katamaranların, tek gövdeli yelkenlilere karşı zayıf olduğu alanlardan diyebiliriz

    Yine bakım maliyetleri açısından, aynı işi yapmaya gelen ustaların bile katamaran olunca hem Türkiye’de hem de yurt dışında daha fazla servis ücreti aldığına şahitlik ettiğimizi söylemeliyim.

    Tekne sahibi olduktan sonra çoğu unutulmaz hatıra için ilk adımı atmış oluyorsunuz. Bu sebeple bu hatıraların ana kahramanını seçerken bizim burada sıraladığımız başlıkların yanı sıra kendi iç sesinizi ve kendi hikayenizi düşünmenizi kesinlikle tavsiye ederim. 

    Biz keyifliyim teknemizle olan hikâyemizi bugün anlatmaktan mutluluk duyuyorsak en büyük sebebi ilk karar anında içimizdeki o heyecanı dinlememizdir. Teknede yaşam ve bizim hikâyemize dair daha fazlasını öğrenmek ve satın alma konusunda başka sorularınız olursa iletmek için keyifliyim Instagram sayfasından bize ulaşabilirsiniz. Biz de memnuniyetle sorularınızı cevaplarız. 

    Denizcilik dünyası, birçok farklı seçeneğin karşılaştırmasıyla dolu. Kimi yelken açıp seyir yapmayı severken kimi motorlu yatlara ilgili. Kimi için geniş bir yaşam alanı kurmak konfor iken kimi için güneşi selamlayacağı küçük bir tekne konforun ta kendisi olabiliyor. 

    Kendi tutkularınızın, ailenizin ihtiyaçlarıyla kesiştiği noktalarda hangi tekneyi seçerseniz seçin sanki ailenize yeni bir üye katılmış, hayatınızın çok daha heyecanlı bir dönemine bu yeni güzel kız ile geçiyor gibi hissediyorsunuz. 

    Barry S Strauss, tekneleri insan figürlerine çok benzetmiş, biz de tam olarak böyle hissediyoruz. Bir yandan tekne seçmek önemliyken, bir yandan da zaten teknenin sizi seçtiğine inanıyoruz. 

    Siz de seçiminizi hangi yönde yaparsanız yapın, masmavi sulara karşı tutkunuzu hiç kaybetmeyin. George Sand’in dediği gibi, “Tutku, insanın kendine güvenmesinden doğar.” Kendimizi denizin kollarına bırakacak güveni içimizde büyütmekten vazgeçmeyelim. 

    Pruvanız neta, hayat kolayınıza olsun…☸

  • Dragon Dünya Şampiyonası Bodrum’da 

    Dragon Dünya Şampiyonası Bodrum’da 

    Türk Dragon Birliği’nin (TDA) uzun yıllar emek verip Bodrum’da organize etmek için hak kazandığı Dragon Turkish Grand Prix Bodrum (GP) ve Dragon Dünya Şampiyonası için geri sayım başladı. 26-29 Nisan tarihleri arasında yapılacak ilk yarış GP için heyecan dorukta, hazırlıklar ise tam hızda.

    Yazı ve Fotoğraflar ÇİĞDEM YURTSEVER 

    Türk Dragon Birliği (TDA) ve Bodrum Açıkdeniz Yelken Kulübü ortak organizasyonuyla, Milta Bodrum Marina’nın ev sahipliğinde, Arar Enerji ’nin ana sponsorluğunda düzenlenecek uluslararası dragon yarışları için hazırlıklar tüm hızıyla devam ediyor. İki elin parmaklarını geçmeyen sayıdaki dragon yelkencisinin hayalleriyle başlayan ve 2017 yılından bu yana emek vererek gelinen bugünlerde heyecan dorukta. 

    Ülkemizde ve dünyada yaşanan tüm zorluklara rağmen Bodrum dünyadaki en önemli dragon ekiplerini ağırlayacak. Şimdilik Avustralya, İngiltere, İsviçre, Macaristan, Portekiz, Almanya ve Belçika’dan 30 ekip katılım için başvurdu. Yunanistan’dan da ekipler bekleniyor. Bize süreci ve son hazırlıkları TDA Başkanı ve aynı zamanda dragon yarışçısı olan Arkun Demircan anlattı, Milta Bodrum Marina Genel Müdürü Seher Çalı ise marinadaki çalışmalarla ilgili bilgiler verdi. 

    TDA ULUSLARARASI YARIŞLARA HAZIR 

    Türk Dragon Birliği nisan ve mayıs aylarında Dragon Grand Prix Bodrum ve Dragon Dünya Şampiyonası Bodrum gibi iki uluslararası organizasyona ev sahipliği yapacak. Bize hazırlık sürecinden bahsedebilir misiniz?

    Hazırlık süreci 2017’den itibaren devam ediyor. O dönemin Uluslararası Dragon Birliği (IDA) Başkanı Vasily Senatorov’a bu isteğimizden bahsettiğimizde “Uluslararası yarışlarda yer almanız lazım, ondan sonra olabilir” demişti. Sporcumuz Azat Baykal 1998’lerden beri zaten yurt dışında bizi temsilen yarışıyordu. Bunlara ilaveten Ergin İmre arkadaşımızın sponsorluğunda kurulan Provezza D ekibi hem 2017 hem de 2019’da Dünya Şampiyonluğu’nu iki kere kazanmıştı. Ayrıca 2019’da birçok yarışa katılarak Türk Dragon camiasının IDA’da isimlerini duyurdular. 

    Başka hangi ekipler yurt dışında yarıştı?

    Can Akbaşoğlu 2014’te Regattes Royales Cannes; Ali Doğaner ve ekibi hem 2014 Regattes Royale hem de 2015’te ve 2016’da Yunanistan Şampiyonası’na katıldılar ve 2016’daki Yunanistan Şampiyonası’nı birincilikle tamamladılar Biz Arkun Demircan ekibi olarak 2015’te Yunanistan ikincisi olduk, 2016’da Regattes Royales’e, 2019’da İngiltere Şampiyonası ile Regattes Royales’e ve 2019’da ise San Remo 90. yıl yarışlarına katıldık. 

    Tüm bu katılımlar ve ülkemiz adına yapılan tanıtımların ardından başarı da geldi zaten. 

    Evet, 2019’da San Remo’da yapılan IDA Genel Kurulu’nda Türk Dragon Birliği 27 oydan 24’ünü alarak 2023 Dragon Dünya Şampiyonası’nın Bodrum’da yapılması hakkını almıştır. O günden itibaren çalışmalara başlandı, Covid-19 pandemisine rağmen ara verilen yarışlara 2021’den itibaren devam edildi. Ayrıca Bodrum’da organize edilen yarışlarda İsviçre, Avustralya, İngiliz ekiplerini misafir ederek şampiyonayı ve Bodrum’u tanıtmaya devam ettik.

    “BODRUM DÜNYA YELKENCİLİĞİNDE BİR MARKA” 

    En önemli konulardan biri olan lojistikten bahseder misiniz? 

    Avrupa’dan gelecek olan dragonlar treylerleri üzerinde İtalya’nın Trieste veya Sete Limanı’nda yetkili lojistik firmamız Aker Logistics’e teslim ediliyor. Her türlü gümrük ve yükleme işlemleri bu firma tarafından yapılarak, Çeşme veya Yalova’ya gelen Ro-Ro gemilerinden alınarak kara yolu ile Bodrum’da geliş tarihlerine göre ya Ağanlar Tersanesi’ne ya da Milta Bodrum Marina’ya getiriliyor. Geri dönüşler de aynı güzergâh üzerinden yapılacaktır. Yani dragonunu Avrupa limanlarından teslim eden katılımcılar, Bodrum’a geldiklerinde dragonlarını kendilerini bekler halde buluyor. Uzun yıllardır dragon yarışlarına katılan bir dragoncu olarak bu kadar mükemmel bir servisi başka hiçbir ülkenin organize etmediğini belirtmek isterim.

    Bodrum’a yelken yapmaya gelecek olan sporcular için beldenin avantajları nelerdir?

    Bodrum dünya yelkenciliğinde bir marka olduğunu zaten çok öncelerden tescillemiş ve çeşitli centerboard dünya şampiyonalarına da ev sahipliği yapmıştır. Zaten 2012 yılından beri Bodrum’da düzenlediğimiz Açık Türkiye Dragon Şampiyonaları’na katılan uluslararası dragoncular beldemizi “yelkenciliğin cenneti” olarak tanımlıyorlar. Rüzgâr durumu, denizimizde gelgit olmaması, dalga boyu, iklimin ılıman olması Avrupa’daki birçok yelken merkezinden daha avantajlı bir parkur olmamızı sağlıyor.

    30 DRAGON EKİBİ KATILIYOR

    Yurt dışındaki ekiplerin gösterdiği ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? 

    Maalesef deprem felaketi bazı katılımcıları etkiledi ve kayıtlarda bir kısım iptaller oldu. Ayrıca bu dünya şampiyonası olduğundan her ülkenin bir katılım kotası mevcut. Şu anda Avustralya, İngiltere, İsviçre, Macaristan, Portekiz, Almanya ve Belçika’dan gelen yarışmacılar ile 30 dragon ekibi katılıyor. Yunanistan’dan da iki dragon ekibi bekliyoruz. Ukrayna- Rusya Savaşı da katılımı olumsuz yönde etkiledi ve çok kuvvetli olan Rus Dragon filosu da IDA kararı gereğince yarışlara kabul edilmiyor. Ancak son Dünya Şampiyonu Klaus Diedrich ile son Avrupa Şampiyonu Wolf Waschkuhn’un içinde olduğu en önemli yarışçılar katılımlarını teyit ettiler ve böylece yüksek kaliteli bir şampiyonanın olmasını sağladılar.

    Organizasyonu kimler destekliyor? 

    Ana sponsorumuz Arar Enerji A.Ş. Alt sponsorlarımız ise Milta Bodrum Marina, Ağanlar Group, Bodrum Belediyesi, Bodrum Cruise Port, Süperpar, Aktif Bank ve CASA Mobilya oldu. Bodrum Belediyesi bütün kaynaklarını depremde ve sel felaketinde hasar gören illerimize yönlendirmesine rağmen, gerek BIOR gerekse Bodrum Cup yarışlarından dolayı bu hususlarda çok tecrübeli olduğu için kalan imkânları dahilinde bizlere gerek deniz üzerindeki lojistik gerekse tanıtım yönünden çok oluyor. Çok uzun zamandır gerçekleştirmek için uğraş verdiğimiz bu şampiyonanın TYF, BAYK ve Bodrum’a hayırlı olmasını diliyorum.☸

    MİLTA BODRUM MARİNA’NIN HAZIRLIKLARI Genel Müdür Seher Çalı:

    “Milta Bodrum Marina hem karapark alanında hem de deniz alanında bağlama için Dragon teknelerine özel alanlar hazırladı, yeni ilave tonozlar yapıldı, ponton yerleşim planları tamamlandı. Yeni gelecek ilave Dragon tekneleri için ponton kablolama sistemleri, Hakem Heyeti ve Özel Jüri odaları hazır hale getirildi. Marina Fener Club Dragon yarışları için tahsis edildi ve yelken ölçüm alanları belirlendi. Dragonların daha hızlı ve seri olarak çekme-atma işlemlerinin tamamlanabilmesi için ek vinç alımı da yapılmakta. Bununla birlikte, açılış kokteyli ve özel sürpriz hediyeler ile de farkındalık yaratmaya devam edeceğiz.

    Milta Bodrum Marina’da 25-27 Mayıs tarihleri arasında yarışacak teknelerin ölçü ve kayıt işlemleri sürüyor. 3 Haziran tarihine kadar sürecek Dünya Dragon Şampiyonası’na ev sahipliği yapmaya hazırız. Süreç içinde Bodrum Kaymakamlığı, Bodrum Liman Başkanlığı, Bodrum Ticaret Odası ve Bodrum Deniz Ticaret Odası destekleri de alınıyor.”

  • Schüco BAYK Kış Trofesi; 5. Ayak  tamamlandı

    Schüco BAYK Kış Trofesi; 5. Ayak tamamlandı

    Bodrum Açıkdeniz Yelken Kulübü’nün organize ettiği ve Milta Bodrum Marina’nın ev sahipliğini üstlendiği Schüco BAYK Kış Trofesi’nin 5. ayak yarışları, 9-10 Nisan tarihlerinde yapıldı. 

    Güney ve güneybatıdan esen orta ve hafif şiddetteki rüzgârlar eşliğinde 28 teknenin mücadelesine sahne olan BAYK Kış Trofesi’nin 5. ayağı sonunda Space Mad X (IRC A-1), Joy Lemon (IRC A-2), Jasmin Quattro (IRC B-1), Liquid Sky (IRC B-2), Omani Windy Yachting (IRC B-3) ve Minx (IRC B-4) kendi gruplarında birincilik elde etti. Yazı ve Fotoğraflar ÇİĞDEM YURTSEVER

     

  • TRANSQUADRA İkinci etap günlüğü

    TRANSQUADRA İkinci etap günlüğü

    Alize Ocean Racing olarak, Transquadra’nın Madeira-Martinik rotalı ikinci etabını 17 gün kesintisiz yarışarak beşinci sırada tamamladık. Tolga Pamir’le beraber teknede yaşadıklarımızı ve sürekli değişen kararlarımızı aşama aşama yazdım.  

    Transquadra’nın Madeira-Martinik rotalı 2. etabı 29 Ocak’ta start aldı. Planımız 24 Ocak’ta Madeira’ya uçmak, 25-27’si arası hazırlıkları tamamlamak, 28’inde biraz dinlenmekti. Yine covid vaka sayılarının arttığı bir dönemdi ve PCR testi yaptırmam gerekiyordu. Neyse ki sonuç negatif çıktı. Ama bu kez de uçuş gününe son yılların en büyük kar fırtınasının geleceği uyarıları başladı. 23’ünde akşamüzeri kar başladı. Uçuşum 24’ünde sabah 08.00’deydi. Yatmaya hazırlanıyordum ki, bir arkadaşım aradı ve sabah 04.00’ten sonra yolların kapaması ihtimalinden bahsetti, beni geceden alana bırakmayı önerdi. Gece yarısı yeni yoldan tipi eşliğinde alana gittik. Sabah pistler beyazdı ama uçaklar inip kalkıyordu. Madeira 20 derece ılık bir havada, hatta harika bir gökkuşağıyla selamladı beni. Ertesi gün benimkinden sonra birkaç uçağın daha kalktığını fakat diğerlerinin iptal edildiğini öğrendim. 

    SON HAZIRLIKLAR VE START 

    Dört gün tekne hazırlıkları, kumanya alışverişi ve yerleştirmelerle geçti. Starta bir gün kala tekneyi denize indirip, kısa bir seyirle Madeira limanına vardık. Tekneyi beş ayın ardından test etmek için iyi bir fırsat oldu. Elektronik cihazların son kontrol ve kalibrasyonunu yaptık. Meteoroloji koçumuzla son üç gün hava raporu ve olası rotalar üzerine çalıştık. Tüm simülasyonlar direkt rotayı imkânsız öngörüyordu. Ya iyice kuzeye çıkmalı ya da iyice güneye inmeliydik. Her iki senaryoda da yolumuz üzerinde kaçmamız gereken büyük ve hareket halinde havasız alanlar vardı. Son güne kadar kuzey rotası daha avantajlı görünüyordu. Fakat hocamız, start gününe kadar güney rotasıyla ilgili kapıyı da kapatmamamızı söyledi. Biraz daha az belirsizlik daha iyi olurdu diye geçirdim içimden. Start günü sabahı karar verildi; kuzeyden gidecektik, güney rotası kazanma ihtimali çok düşüktü. Kuzey rotasında da iki seçenek vardı: Ya iyice kuzeye tırmanacaktık ya da bir miktar daha az tırmanıp, parkurun ortasında hedef rotaya girecektik. Buna da yarış esnasında güncellenen raporlara bakarak karar verecektik. Tek problem, kuzey rotasının biraz üzerinde tropik bir fırtına olmasıydı. Hocamız bizim için hayati tehlike yaşatmayacağını ancak biraz zorlayabileceğini söyledi. Start, yerel saatle 16.00’daydı. Hatta 80 tekne vardı; görkemli bir manzaraydı. İki kişilik Duo sınıfında 16 takım Akdeniz grubu, 44 takım Lorient grubu, 20 tekne de solo grubuydu. İlk startı Solo grubu aldı. Yaklaşık 20 dakika sonra da biz start almaya hazırlanıyorduk. Hava orta kuvvetteydi, geniş bir hat üzerinde pupa start için yer kapma savaşına girdik. Start sonrası 2 mil kadar mesafede bir şamandıra ilk hedefimizdi. Devamında kendimizi okyanusun açık sularına bırakıp 2 bin 700 deniz mili sürecek Martinik Adası’na dümen tutacaktık. Böylesine uzun bir yarışta start çok belirleyici değildi ama her startın kendisi çok heyecanlı bir sekans her zaman. Harika bir start aldık ve ilk şamandıraya grubumuzda burun farkıyla ikinci vardık. İlk meydan okumayı başarıyla tamamlamıştık ama daha işin çok başındaydık.

    BROŞ ÜSTÜNE BROŞ

    İkinci gün hava orta şeker kıvamında devam ediyordu. Tekneler gittikçe çok geniş bir alana doğru yayıldı ve yavaş yavaş filoyu görüş hâkimiyetini kaybediyorduk. Artık rakiplerden aldığımız tek haber, dört saatte bir gelen pozisyon bilgisiydi. Akşama doğru hava arttı. İlk etapta olduğu gibi, rakip tekneler hemen balon küçülttü, biz aynı şekilde büyük balonla devam ettik. Gün kararınca hava 30 knot sınırına dayandı, bu sefer görüş alanımızdaki teknelerin birer ikişer balon indirdiklerini gördük. Biz yine büyük balonla devam ettik. Süratimiz ve stabilitemiz gayet iyiydi ama aklıma “Enzo” filminden bir replik takıldı: “Hiçbir yarış ilk virajda kazanılmadı ama birçok yarış ilk virajda kaybedildi.” İkinci gece bu yarış için ilk viraj gibiydi. Gün battı, bir süre sonra karanlık çöktü. Ay olmadığı için simsiyah bir boşlukta ilerliyorduk. Ne dalga, ne ufuk çizgisi ne de başka bir şey… Bir tek elektronik göstergelerin ışığı… Diğer teknelerle farkı iyice açtık ama gidişimiz ışıksızlık ve dalgalar yüzünden bizi tedirgin etmeye başladı. Uyku için uzandıktan kısa süre sonra sert bir broş yedik, kalkıp teknenin doğrulmasına yardımcı oldum. Kısa sürede bir daha, sonra bir daha derken balonu indirmeye karar verdik. Fazladan balonla gittiğimiz süre bizi iyice öne atsa da, vücudumu bir üşüme sardı. Göstergeye baktım: 19 derece. Sonra ilk defa teknede midem bulandı. Madeira’daki son gece yemeğinin midemizi bozması, üzerine ikinci gece yaptığımız hazır soslu makarna ve broşlar yüzünden vücudum dengesini kaybetti. Kusmaya başladım. Ardından da fena bir titreme… Böyle olmaz, daha 15 gün yol var. İlk defa başıma geldiğinden ucunun nereye varacağını da kestiremiyordum. Teknede iki kişiydik ve vardiyam geldiğinde nöbet beni bekliyordu. Çok zor bir geceydi.

    HİÇBİR KARAR KESİN DEĞİL

    Sabah dalgaların boyu ikimizi de tedirgin etti. 4-5 metre yüksekliğinde dalgalar ve gri bir gökyüzü hâkimdi. Madeira alışverişinde şans eseri bulduğum beyaz peynirler hayatımı kurtardı; peynir ekmek beni biraz kendime getirdi. Tüm gün, gece ve ertesi gün, devasa dalgalar ve 30 knot rüzgâr eşliğinde balonsuz seyir yaptık. Bu esnada bizimle aynı rotada giden bir teknenin direk kırdığı, bir yarışçının da düşüp omur kemiklerinden bazılarını kırdığını öğrendik. Güncel hava raporu bu rotada havanın daha da artarak devam edeceğini söylüyordu. Biz de çok enerji kaybetmiştik. Yine bir karar anı geldi. Güneye kavança atıp bu zorlu şartlardan biraz kurtulabilirdik. Hava biraz yumuşayınca balon basabilir ve o ankine benzer süratlere erişebilirdik. Riski, havasız alana yaklaşmak ve istemeden de olsa içine düşmekti. Avantajı ise hem biraz dinlenmek hem de yolu kısaltmaktı. Kavança attık ve sonra gerçekten hava yumuşadı, dalgalar küçüldü. Dördüncü gün tekrar balonumuzu bastık. Beşinci gün uyandığımızda 3. pozisyonda olduğumuzu öğrenmek ve güneş moralimizi yerine getirdi. Kahvaltı sonrası eşyaları kurutma ve perişan tekneyi kendine getirme işlerine giriştik. Şıkır havada balon seyri yapıyorduk ki yine bir endişe belirdi. Güncellenen rapora göre önümüzde çok büyük havasız bir alan vardı ama sadece bizi değil, neredeyse filonun tamamını etkisi altına alacak gibiydi. Dört saatte bir gelen her rapor birbirinden farklıydı. O esnada hava iyice azaldı ve bitti. Tahminimizden erken olmuştu. Gece çöktüğünde yerimizde sallanıyorduk, ayrıca hava da epey soğudu. Bu delikten çıkış olarak umduğumuz güneye doğru otopilotla teknenin rotasını ayarladık ve uyuduk. Saat başı güverteye çıkıp rüzgâr durumunu kontrol ettik. Dördüncü kontrolde hafif bir rüzgârın geldiğini anladık, yelkenlerimizi trim edip ilerlemeye başladık.

    10. SIRAYA KADAR GERİLEDİK

    Altıncı günün sabahı, 8-9 knot’lık bir havayla balonumuzu bastık. Amacımız güneye doğru kaçarak hedefe olan mesafeyi kısaltmaktı. Zira hemen her yer rüzgârsız çukurlarla dolu görünüyordu. Günün ilk yarısı, tahminlerden güzel bir rüzgârla ilerledik, gün batımına doğru ise koca okyanus bir anda hareketsiz devasa bir göle dönüştü. Balonu indirip cenovaya geçtik; sıfır hava, okyanus dalgalarıyla sallanarak çok hafif bir süratle ilerledik. Acaba göremediğimiz rakipler nasıl bir havadaydı? Gün batınca hiç beklemediğimiz bir esinti geldi, balonumuzu basıp 4-5 knot süratlere ulaştık. Güncel tekne konum bilgileri geldiğinde ise herkesin benzer bir hava durumunda olduğunu görüp rahatladık.  Yedinci günün sabahı hava koşulları aynı, rakip konumları ise ilginçti. Güneyden kuzeye geniş bir alana yayılmış tüm teknelerde iyi rüzgâr görünüyordu. Biz filonun ortasındaydık ve herkes liderliğe aday konumdaydı. Bu, bizim gibi yarışın ilk bölümünü önde götüren bir tekne için çok hoş bir haber değildi. Gece de korktuğumuz haberi aldık: Güneyimizdeki ve kuzeyimizdeki tüm tekneler bir süre bizden daha iyi bir havayla ilerlemiş, bu nedenle 10. sıraya gerilemiştik. Tüm geceyi az rüzgâr, çok dalga ve moralsiz bir şekilde geçirdik. Ertesi sabah rakiplerdeki rüzgâr sonunda bize de ulaştı. Biraz tempo yaparak, kendimizi ön gruba atmak konusunda umutlanmaya başladık. Rüzgâr beklediğimiz şekilde arttı ve gece bastırırken gücünü göstermeye başladı. Raporlar gecenin ilerleyen saatlerinde 15-20 knot veriyordu ama kısa sürede 25 knot’ı aştı. Okyanusun karmaşık dalgaları da işin içine girince yine broşlar gelmeye başladı. Hasar görmemek için balonu indirdik ve cenovayla devam ettik. Tüm gece bu şekildeydik, bir türlü öne hamle yapacak süratlere gelemiyorduk.

    RAKİPLERLE FARK AZALIYOR

    Dokuzuncu günün sabahı gün ağarır ağarmaz yana dönen rüzgârla asimetrik balonu basıp süratimizi artırmayı planlıyorduk. Görüş aydınlanır aydınlanmaz A3 balonumuzu bastık ama maalesef donatmada hata yapınca gerisin geriye indirmek zorunda kaldık. Mevcut deniz şartları ve bu basma, geri indirme işi, enerjimizin kalanını da tüketti. Sonra da tekrar hazırlayıp basamadık. Bir yandan öne hamle yapmak isterken bir yandan da ciddi bir hata yapmamak için azami çaba içindeydik. Ama bu nefeslenme işimize yaradı, çünkü kısa sürede hava 30 knot ve üzerine çıktı ve tam yandan gelmeye başladı. Balonu basmakta başarılı olsaydık ya zor anlar yaşayacaktık ya da tekrar indirmek zorunda kalacaktık. Gücünü artıran rüzgâr kesmedi, iyice yana döndü. Cenova apazıyla tüm gece, devasa dalgaların da yardımıyla 15-16 knot’lara eriştik. Gece boyunca dalgalar, yağmur ve ekstra kaçak geçişleriyle perişan olduk. Her şeye rağmen iyi yol katedip ön grupla aramızdaki farkı biraz erittik. Sonra tüm hengâmede 10.’luktan 7.’liğe çıktığımızı öğrendik ve biraz moral bulduk.10. günün doğmasına kısa süre kala hava sakinleşti ve arkaya döndü. Henüz karanlıkken, balon basıp iyice öne atak yapmak istedik. Hesaplarımıza göre bu aşamadan sonrası, alçak basınç bölgesi bizi teğet geçerek finişe kadar götürecek, stabil bir pupa seyriyle geçecekti. Hava soğuk, biz ıslaktık ama moralimiz iyiydi. Güneş hayali kurarken üzerimizden iki çok sert yağmur ve rüzgâr sağanağı geçti. Alçak basınç sistemi kaydı ve teğet geçmek yerine bizi içine mi çekiyor acaba diye düşündük. Sıkı bir sabah dayağı yedikten sonra nihayet beklediğimiz güneş ve kolayına rüzgâra kavuştuk. Balonumuzu bastık ve komple ıslanan kıyafetlerimizi kurutmak için teknede bulduğumuz her yere astık. Güverte pazar yeri gibi bir hâl aldı. 

    SIRT SPAZMI 

    Rotanın kalanında finişe kadar güneşli ve kolayına bir pupa seyriyle gitmeyi hayal ederken, gece birkaç yağmur geçişi daha oldu. Rüzgâr 30 knot civarına çıkınca bu kez erken davranıp büyük balonumuzu indirdik. Hedefimiz küçük balona geçmekti; tam hazırlığını yaparken Tolga’nın sırtında ciddi bir spazm oluştu. Bir saat kadar balonsuz gidip nefeslendik. Ardından 25 knot hava ve devasa dalgalar arasında küçük balonumuzu bastık. Bu esnada Tolga’nın sırtındaki problem hareket etmesini engelleyecek boyuta gelmeye başladı. Gece vardiyalarımızı iptal edip, geceyi güvertede geçirerek sabahı zor ettik. Sabah güneşle toparlanıp sırayla birer saat uyuma imkânı yakaladık. Güneşin ısısıyla Tolga’nın sırtı da biraz çözülmeye başladı ama hareketi hâlâ çok kısıtlıydı. Yine de gelen son raporda gece boyunca en çok yol kat eden tekne olduğumuz haberini aldık. 6.’lığa yükselmiş, öndeki rakiplerle arayı biraz daha kapamıştık. Bu her şeye rağmen mücadele gücümüzü artırdı.

    Günün devamında hava 20 knot’lara oturdu, olası rüzgâr artışını göz önüne alarak küçük balonla devam etmeye karar verdik. Hem süratimiz fena değildi hem de çok yorulmadan tekneyi kontrol altında tutabiliyorduk. Günün büyük kısmı tekneyi koşturarak ve dinlenmeyle geçti. Bir önümüzde bulunan İtalyan takımı Alqumia ile farkı görüş mesafesine kadar indirdiğimizi fark ettik. 10. olduğumuz dönemde 30 mil kadar önümüzdelerdi. Akşam üzeri yön değiştiren rüzgârdan faydalanmak için bir kavança atıp avantaj yaratmayı hedefledik. Gece hava 20 knot civarında sabit şekilde esti. Güzel süratlere eriştik ve düzenli vardiyalarla enerji seviyemizi yukarı çekmeye çalıştık. Yarışın en ılık ve kuru gecesiydi. 

    ROCKY-APOLLO MÜCADELESİ

    12. günde kahvaltı, güncel hava durumu ve rakip pozisyon kontrolü sonrası mevcut şartlarda direkt rota finişe gidebilir durumdaydık artık. Hedefe son 800 mil içindeydik ve ilk hedefimiz İtalyanları geçip, kendimizi ilk beş içine atabilmekti. Alize rüzgârlarını yakaladık, artık rahatça stabil bir seyirle finişe gidiyoruz derken asıl mücadelenin yeni başladığını daha bilmiyorduk. Akşam rüzgâr gücünü tekrar artırdı ve tahminlerin ötesinde 30 knot’lara kadar çıktı. Küçük balonla devam etme kararı verdik. Doğru bir seçimdi, o gece çok yorulduk ama iyi yol yaptık. En büyük problemimiz ara ara gelen yağmur ve zaman zaman 40 knot’a yaklaşan rüzgâr sağnaklarıydı. Küçük balonla tekneyi kontrol altında tutmayı başarsak da, rakip teknelerden gelen hasar haberleri bizi de tedirgin etmeye başladı. Bizde her şey sorunsuz gidiyordu ama ister istemez, sıra acaba bize de gelecek mi diye düşünmeden edemiyordum. Hepsine rağmen gökyüzündeki yarım ayın verdiği ışık, biraz daha güvenli bir seyir yapmamızı sağlıyordu. İlk haftanın sonunda gece önümüzü görebilmek gerçekten nimetti. Yarış boyunca deniz üzerinde çok defa uçan balıklar gördük ama o gece çok kısa aralıklarla üç tanesi havuzluğa düştü. Gece karanlıkta ve o yorgunlukla bir anda güverteye pat diye ses çıkararak düşen balıklar ilk anda yüreğimi ağzıma getirse de sonunda konu bir kurtarma operasyonuna dönüşüyordu…  13. ve 14. günler kaçak, ıslanma, kurutma, tekrar ıslanma döngüsüyle geçti. Bu mücadelede iki kere de balon şakılımızın açılması bize çok zaman ve enerji kaybettirdi. Her kaçakta ikimiz birden güverteye çıkmak zorunda kalıyorduk ve uyku vardiyaları da tamamen bozuluyordu. Son kaçakta cenovaya geçip sırayla uyumaya karar verdik, aksi takdirde enerji düzeyimiz bakımından yarışın sonunu getiremeyecektik. Sonra 3. sıraya yükseldiğimizi, 2. tekneyle de aramızın çok azaldığını öğrendik. Harika bir haberdi ama kolumuzu kaldıracak halimiz kalmamıştı. Gerisi adeta 7-8 tekne arasında bir Rocky-Apollo mücadelesi olacak gibi hissediyordum. Gücü olan atak yapacak, ayakta kalabilen devam edecekti.

    BALONU KESMEK ZORUNDA KALDIM

    14. günün akşamüzeri hava 25 knot civarındaydı, dalgalar yine zordu. Enerjimizi toplayıp tekrar balona geçtik. Tekne adeta uçuyordu, sürekli 14-15 knot sürat yapıyor, dalgadan aşağı kayarken 18-19 knot’lara ulaşıyorduk. Sonra hava yine 30 knot’lara dayandı. Gelen bilgilerde rakiplerin durumunu kontrol ettik. 2-5 arasındaki teknelerin hepsi 8-9 knot sürat yapıyorlardı, yani balonsuzlardı. Bu durum 2. sıraya yerleşmek için harika bir fırsattı. Öte yandan da o kadar yorgunduk ki bu süratlerde bir hata her şeyi altüst de edebilirdi. Birkaç saat daha balonla yüksek süratlerde devam ettik ve gün batmadan balonu indirdik. Çok doğru bir karar vermişiz meğer. Gecenin ilerleyen saatlerinde rüzgâr daha da arttı, deniz iyice büyüdü, tekneyi zaman zaman cenovayla bile zapt etmekte zorlandık. Ancak bu zor şartlara rağmen planladığımız vardiyaları yapıp gece sırayla uyuyabildik. Gece vardiya yapmış olmamıza rağmen ikimiz de güne çok yorgun uyandık. 15. gün sert rüzgâr ve büyük dalgalarla başladı. Finişe son 350 mil kalmıştı. Cenovayla seyre devam ettik. 2-7. sıradaki tekneler birbirimize çok yakın konumdaydık. Süratlere göre herkes cenovayla devam ediyordu ama veriler de dört saatte bir geliyordu tabii. Son iki günde olduğumuza göre artık son ataklar yapılacaktı ama veriler anlık olmadığı için kimin hamlesini ne zaman yaptığını görmemiz imkânsızdı. Kendimizi hazır hissettiğimizde küçük balonu hazırladık. Balonu basarken mandar takıldı ve balon yarı yolda şişip teknenin altına kaçtı. Baston balonun içinden geçerek büyük bir hasar yarattı. Acilen öne koşup balonu kestim, parçalarını toplayıp teknenin içine aldık. Nefes nefeseydik, birbirimize baktık, buraya kadarmış, dedik. Son düzlüğe kadar arkalardan neyimiz var neyimiz yok vererek gelip, ihtiyacımız olan balonu kaybetmek bizi çok çaresiz bıraktı. 300 mil bu yarışta son düzlüktü ama çok uzun (İstanbul-Çeşme’den daha uzun) bir mesafeydi. Tamamını balonsuz gidip, rekabetçi olmamız mümkün değildi. Bir süre sessiz kaldık…

    VE BEŞİNCİ OLDUK

    16. gün şartlar benzerdi ama açık şekilde geri kalıyorduk. Tolga’yla göz göze geldik: “Büyük balonu basalım mı? Basalım.” Tekne kontrolü fena değildi. Uzun süre balonsuz gitmekten ve son gece dönen rüzgârda ters tarafta kalmaktan biraz geri düşmüştük ama hâlâ ön grupta kalma şansımız vardı. Gün boyunca balonla güzel devam ettik. Gece bastırmak üzereyken yarışın son kavançasını atmamız gerekiyordu. Yarış boyunca benzer şartlarda küçük balonla üç-dört kavançayı sorunsuz atmıştık ama her biri adeta Sırat Köprüsü’nden geçmek gibiydi. Bu son kavança öncesi mevcut enerji durumumuz, rüzgâr ve deniz şartları ve tabii büyük balonda olmamız manevrayı hayli riskli kılıyordu. Balonu indirip öyle atmaya karar verdik, devamında tekrar balonu basarız diye konuştuk. Balonu indirip kavançayı atmamız yine enerjimizi tüketti; gecenin kalanını cenovayla tamamlamaya karar verdik. Artık Martinik Adası’nın ışıkları görünüyordu. Bu kadar uzun süre sonunda hedefe sorunsuz varmak hissi, rekabetçiliğin önüne geçmişti. Finişe yaklaştığımız için tüm tekneler hedefe doğru yol alıyordu ve 5 deniz mili menzili olan AIS cihazında 3.-7. teknelerin hepsini anlık olarak görebiliyorduk. 17 günün sonunda, beş tekne yaklaşık 2-3 mil mesafedeydik ve biz 5. sıradaydık. Gece yarısı adanın köşesine doğru ilerlerken önümüzdeki iki teknenin iyice adanın dibine girdiklerini, anlık süratlerinin ise bazen 0, bazen 9 knot gibi olduğunu görebiliyorduk. Belli ki ada dibinde rüzgâr çok değişkendi. Biz adaya biraz daha açıktan yaklaşmaya karar verdik. Rakipler 10-15 dakika kadar ada dibinde çakılsa önlerine geçebilirdik. Bu sürede biz sabit 6-7 knotla giderken, önümüzdeki bu 2 tekne sürekli dur kalk yapıyordu ve aramız iyice kapandı. Ancak sonra garip bir şey oldu. 4. sıradaki Gilolo teknesinin hedefe değil, direkt karaya ve kayalara doğru gittiğini, karaya oturmak için 300 metre mesafesi kaldığını gördük. Acaba uyuya mı kaldılar yoksa başka bir sorun mu var diye düşündük. Uyumaları ihtimaline karşı telsizden birkaç kere çağrı yaptık ancak yanıt gelmedi. Karaya vardığımızda balonlarının yukarı sıkıştığını, indiremedikleri için karaya doğru sürüklendiklerini öğrendik. Son anda ucuz atlatmışlardı. Bu son düzlük heyecanlarıyla 3.-7. sıradaki tekneler bir saat içinde finişe vardık ve hattı sorunsuz bir şekilde beşinci olarak geçtik. Üstelik finiş Martinik liman içinde olduğundan son bir saati çok dar bir geçitten geçiş yaparak, diken üzerinde tamamladık. Finişe vardığımızdaki rahatlama hissi inanılmazdı. Bu etap boyunca yarış motivasyonuyla karaya tek parça olarak varma isteği, içimde sürekli öncelik değiştirdi. Karaya vardığımızda yerel saatle 04.00 civarıydı. Teknede sıcak bir çay ve küçük bir kurabiye sonrası her an uyanma ihtimali olmadan güzel bir uykuya bıraktım kendimi. Okyanusta 17 gün durmadan yarışmanın psikolojisini de önümüzdeki ay anlatacağım.☸