TRANSQUADRA İkinci etap günlüğü

Alize Ocean Racing olarak, Transquadra’nın Madeira-Martinik rotalı ikinci etabını 17 gün kesintisiz yarışarak beşinci sırada tamamladık. Tolga Pamir’le beraber teknede yaşadıklarımızı ve sürekli değişen kararlarımızı aşama aşama yazdım.  

Transquadra’nın Madeira-Martinik rotalı 2. etabı 29 Ocak’ta start aldı. Planımız 24 Ocak’ta Madeira’ya uçmak, 25-27’si arası hazırlıkları tamamlamak, 28’inde biraz dinlenmekti. Yine covid vaka sayılarının arttığı bir dönemdi ve PCR testi yaptırmam gerekiyordu. Neyse ki sonuç negatif çıktı. Ama bu kez de uçuş gününe son yılların en büyük kar fırtınasının geleceği uyarıları başladı. 23’ünde akşamüzeri kar başladı. Uçuşum 24’ünde sabah 08.00’deydi. Yatmaya hazırlanıyordum ki, bir arkadaşım aradı ve sabah 04.00’ten sonra yolların kapaması ihtimalinden bahsetti, beni geceden alana bırakmayı önerdi. Gece yarısı yeni yoldan tipi eşliğinde alana gittik. Sabah pistler beyazdı ama uçaklar inip kalkıyordu. Madeira 20 derece ılık bir havada, hatta harika bir gökkuşağıyla selamladı beni. Ertesi gün benimkinden sonra birkaç uçağın daha kalktığını fakat diğerlerinin iptal edildiğini öğrendim. 

SON HAZIRLIKLAR VE START 

Dört gün tekne hazırlıkları, kumanya alışverişi ve yerleştirmelerle geçti. Starta bir gün kala tekneyi denize indirip, kısa bir seyirle Madeira limanına vardık. Tekneyi beş ayın ardından test etmek için iyi bir fırsat oldu. Elektronik cihazların son kontrol ve kalibrasyonunu yaptık. Meteoroloji koçumuzla son üç gün hava raporu ve olası rotalar üzerine çalıştık. Tüm simülasyonlar direkt rotayı imkânsız öngörüyordu. Ya iyice kuzeye çıkmalı ya da iyice güneye inmeliydik. Her iki senaryoda da yolumuz üzerinde kaçmamız gereken büyük ve hareket halinde havasız alanlar vardı. Son güne kadar kuzey rotası daha avantajlı görünüyordu. Fakat hocamız, start gününe kadar güney rotasıyla ilgili kapıyı da kapatmamamızı söyledi. Biraz daha az belirsizlik daha iyi olurdu diye geçirdim içimden. Start günü sabahı karar verildi; kuzeyden gidecektik, güney rotası kazanma ihtimali çok düşüktü. Kuzey rotasında da iki seçenek vardı: Ya iyice kuzeye tırmanacaktık ya da bir miktar daha az tırmanıp, parkurun ortasında hedef rotaya girecektik. Buna da yarış esnasında güncellenen raporlara bakarak karar verecektik. Tek problem, kuzey rotasının biraz üzerinde tropik bir fırtına olmasıydı. Hocamız bizim için hayati tehlike yaşatmayacağını ancak biraz zorlayabileceğini söyledi. Start, yerel saatle 16.00’daydı. Hatta 80 tekne vardı; görkemli bir manzaraydı. İki kişilik Duo sınıfında 16 takım Akdeniz grubu, 44 takım Lorient grubu, 20 tekne de solo grubuydu. İlk startı Solo grubu aldı. Yaklaşık 20 dakika sonra da biz start almaya hazırlanıyorduk. Hava orta kuvvetteydi, geniş bir hat üzerinde pupa start için yer kapma savaşına girdik. Start sonrası 2 mil kadar mesafede bir şamandıra ilk hedefimizdi. Devamında kendimizi okyanusun açık sularına bırakıp 2 bin 700 deniz mili sürecek Martinik Adası’na dümen tutacaktık. Böylesine uzun bir yarışta start çok belirleyici değildi ama her startın kendisi çok heyecanlı bir sekans her zaman. Harika bir start aldık ve ilk şamandıraya grubumuzda burun farkıyla ikinci vardık. İlk meydan okumayı başarıyla tamamlamıştık ama daha işin çok başındaydık.

BROŞ ÜSTÜNE BROŞ

İkinci gün hava orta şeker kıvamında devam ediyordu. Tekneler gittikçe çok geniş bir alana doğru yayıldı ve yavaş yavaş filoyu görüş hâkimiyetini kaybediyorduk. Artık rakiplerden aldığımız tek haber, dört saatte bir gelen pozisyon bilgisiydi. Akşama doğru hava arttı. İlk etapta olduğu gibi, rakip tekneler hemen balon küçülttü, biz aynı şekilde büyük balonla devam ettik. Gün kararınca hava 30 knot sınırına dayandı, bu sefer görüş alanımızdaki teknelerin birer ikişer balon indirdiklerini gördük. Biz yine büyük balonla devam ettik. Süratimiz ve stabilitemiz gayet iyiydi ama aklıma “Enzo” filminden bir replik takıldı: “Hiçbir yarış ilk virajda kazanılmadı ama birçok yarış ilk virajda kaybedildi.” İkinci gece bu yarış için ilk viraj gibiydi. Gün battı, bir süre sonra karanlık çöktü. Ay olmadığı için simsiyah bir boşlukta ilerliyorduk. Ne dalga, ne ufuk çizgisi ne de başka bir şey… Bir tek elektronik göstergelerin ışığı… Diğer teknelerle farkı iyice açtık ama gidişimiz ışıksızlık ve dalgalar yüzünden bizi tedirgin etmeye başladı. Uyku için uzandıktan kısa süre sonra sert bir broş yedik, kalkıp teknenin doğrulmasına yardımcı oldum. Kısa sürede bir daha, sonra bir daha derken balonu indirmeye karar verdik. Fazladan balonla gittiğimiz süre bizi iyice öne atsa da, vücudumu bir üşüme sardı. Göstergeye baktım: 19 derece. Sonra ilk defa teknede midem bulandı. Madeira’daki son gece yemeğinin midemizi bozması, üzerine ikinci gece yaptığımız hazır soslu makarna ve broşlar yüzünden vücudum dengesini kaybetti. Kusmaya başladım. Ardından da fena bir titreme… Böyle olmaz, daha 15 gün yol var. İlk defa başıma geldiğinden ucunun nereye varacağını da kestiremiyordum. Teknede iki kişiydik ve vardiyam geldiğinde nöbet beni bekliyordu. Çok zor bir geceydi.

HİÇBİR KARAR KESİN DEĞİL

Sabah dalgaların boyu ikimizi de tedirgin etti. 4-5 metre yüksekliğinde dalgalar ve gri bir gökyüzü hâkimdi. Madeira alışverişinde şans eseri bulduğum beyaz peynirler hayatımı kurtardı; peynir ekmek beni biraz kendime getirdi. Tüm gün, gece ve ertesi gün, devasa dalgalar ve 30 knot rüzgâr eşliğinde balonsuz seyir yaptık. Bu esnada bizimle aynı rotada giden bir teknenin direk kırdığı, bir yarışçının da düşüp omur kemiklerinden bazılarını kırdığını öğrendik. Güncel hava raporu bu rotada havanın daha da artarak devam edeceğini söylüyordu. Biz de çok enerji kaybetmiştik. Yine bir karar anı geldi. Güneye kavança atıp bu zorlu şartlardan biraz kurtulabilirdik. Hava biraz yumuşayınca balon basabilir ve o ankine benzer süratlere erişebilirdik. Riski, havasız alana yaklaşmak ve istemeden de olsa içine düşmekti. Avantajı ise hem biraz dinlenmek hem de yolu kısaltmaktı. Kavança attık ve sonra gerçekten hava yumuşadı, dalgalar küçüldü. Dördüncü gün tekrar balonumuzu bastık. Beşinci gün uyandığımızda 3. pozisyonda olduğumuzu öğrenmek ve güneş moralimizi yerine getirdi. Kahvaltı sonrası eşyaları kurutma ve perişan tekneyi kendine getirme işlerine giriştik. Şıkır havada balon seyri yapıyorduk ki yine bir endişe belirdi. Güncellenen rapora göre önümüzde çok büyük havasız bir alan vardı ama sadece bizi değil, neredeyse filonun tamamını etkisi altına alacak gibiydi. Dört saatte bir gelen her rapor birbirinden farklıydı. O esnada hava iyice azaldı ve bitti. Tahminimizden erken olmuştu. Gece çöktüğünde yerimizde sallanıyorduk, ayrıca hava da epey soğudu. Bu delikten çıkış olarak umduğumuz güneye doğru otopilotla teknenin rotasını ayarladık ve uyuduk. Saat başı güverteye çıkıp rüzgâr durumunu kontrol ettik. Dördüncü kontrolde hafif bir rüzgârın geldiğini anladık, yelkenlerimizi trim edip ilerlemeye başladık.

10. SIRAYA KADAR GERİLEDİK

Altıncı günün sabahı, 8-9 knot’lık bir havayla balonumuzu bastık. Amacımız güneye doğru kaçarak hedefe olan mesafeyi kısaltmaktı. Zira hemen her yer rüzgârsız çukurlarla dolu görünüyordu. Günün ilk yarısı, tahminlerden güzel bir rüzgârla ilerledik, gün batımına doğru ise koca okyanus bir anda hareketsiz devasa bir göle dönüştü. Balonu indirip cenovaya geçtik; sıfır hava, okyanus dalgalarıyla sallanarak çok hafif bir süratle ilerledik. Acaba göremediğimiz rakipler nasıl bir havadaydı? Gün batınca hiç beklemediğimiz bir esinti geldi, balonumuzu basıp 4-5 knot süratlere ulaştık. Güncel tekne konum bilgileri geldiğinde ise herkesin benzer bir hava durumunda olduğunu görüp rahatladık.  Yedinci günün sabahı hava koşulları aynı, rakip konumları ise ilginçti. Güneyden kuzeye geniş bir alana yayılmış tüm teknelerde iyi rüzgâr görünüyordu. Biz filonun ortasındaydık ve herkes liderliğe aday konumdaydı. Bu, bizim gibi yarışın ilk bölümünü önde götüren bir tekne için çok hoş bir haber değildi. Gece de korktuğumuz haberi aldık: Güneyimizdeki ve kuzeyimizdeki tüm tekneler bir süre bizden daha iyi bir havayla ilerlemiş, bu nedenle 10. sıraya gerilemiştik. Tüm geceyi az rüzgâr, çok dalga ve moralsiz bir şekilde geçirdik. Ertesi sabah rakiplerdeki rüzgâr sonunda bize de ulaştı. Biraz tempo yaparak, kendimizi ön gruba atmak konusunda umutlanmaya başladık. Rüzgâr beklediğimiz şekilde arttı ve gece bastırırken gücünü göstermeye başladı. Raporlar gecenin ilerleyen saatlerinde 15-20 knot veriyordu ama kısa sürede 25 knot’ı aştı. Okyanusun karmaşık dalgaları da işin içine girince yine broşlar gelmeye başladı. Hasar görmemek için balonu indirdik ve cenovayla devam ettik. Tüm gece bu şekildeydik, bir türlü öne hamle yapacak süratlere gelemiyorduk.

RAKİPLERLE FARK AZALIYOR

Dokuzuncu günün sabahı gün ağarır ağarmaz yana dönen rüzgârla asimetrik balonu basıp süratimizi artırmayı planlıyorduk. Görüş aydınlanır aydınlanmaz A3 balonumuzu bastık ama maalesef donatmada hata yapınca gerisin geriye indirmek zorunda kaldık. Mevcut deniz şartları ve bu basma, geri indirme işi, enerjimizin kalanını da tüketti. Sonra da tekrar hazırlayıp basamadık. Bir yandan öne hamle yapmak isterken bir yandan da ciddi bir hata yapmamak için azami çaba içindeydik. Ama bu nefeslenme işimize yaradı, çünkü kısa sürede hava 30 knot ve üzerine çıktı ve tam yandan gelmeye başladı. Balonu basmakta başarılı olsaydık ya zor anlar yaşayacaktık ya da tekrar indirmek zorunda kalacaktık. Gücünü artıran rüzgâr kesmedi, iyice yana döndü. Cenova apazıyla tüm gece, devasa dalgaların da yardımıyla 15-16 knot’lara eriştik. Gece boyunca dalgalar, yağmur ve ekstra kaçak geçişleriyle perişan olduk. Her şeye rağmen iyi yol katedip ön grupla aramızdaki farkı biraz erittik. Sonra tüm hengâmede 10.’luktan 7.’liğe çıktığımızı öğrendik ve biraz moral bulduk.10. günün doğmasına kısa süre kala hava sakinleşti ve arkaya döndü. Henüz karanlıkken, balon basıp iyice öne atak yapmak istedik. Hesaplarımıza göre bu aşamadan sonrası, alçak basınç bölgesi bizi teğet geçerek finişe kadar götürecek, stabil bir pupa seyriyle geçecekti. Hava soğuk, biz ıslaktık ama moralimiz iyiydi. Güneş hayali kurarken üzerimizden iki çok sert yağmur ve rüzgâr sağanağı geçti. Alçak basınç sistemi kaydı ve teğet geçmek yerine bizi içine mi çekiyor acaba diye düşündük. Sıkı bir sabah dayağı yedikten sonra nihayet beklediğimiz güneş ve kolayına rüzgâra kavuştuk. Balonumuzu bastık ve komple ıslanan kıyafetlerimizi kurutmak için teknede bulduğumuz her yere astık. Güverte pazar yeri gibi bir hâl aldı. 

SIRT SPAZMI 

Rotanın kalanında finişe kadar güneşli ve kolayına bir pupa seyriyle gitmeyi hayal ederken, gece birkaç yağmur geçişi daha oldu. Rüzgâr 30 knot civarına çıkınca bu kez erken davranıp büyük balonumuzu indirdik. Hedefimiz küçük balona geçmekti; tam hazırlığını yaparken Tolga’nın sırtında ciddi bir spazm oluştu. Bir saat kadar balonsuz gidip nefeslendik. Ardından 25 knot hava ve devasa dalgalar arasında küçük balonumuzu bastık. Bu esnada Tolga’nın sırtındaki problem hareket etmesini engelleyecek boyuta gelmeye başladı. Gece vardiyalarımızı iptal edip, geceyi güvertede geçirerek sabahı zor ettik. Sabah güneşle toparlanıp sırayla birer saat uyuma imkânı yakaladık. Güneşin ısısıyla Tolga’nın sırtı da biraz çözülmeye başladı ama hareketi hâlâ çok kısıtlıydı. Yine de gelen son raporda gece boyunca en çok yol kat eden tekne olduğumuz haberini aldık. 6.’lığa yükselmiş, öndeki rakiplerle arayı biraz daha kapamıştık. Bu her şeye rağmen mücadele gücümüzü artırdı.

Günün devamında hava 20 knot’lara oturdu, olası rüzgâr artışını göz önüne alarak küçük balonla devam etmeye karar verdik. Hem süratimiz fena değildi hem de çok yorulmadan tekneyi kontrol altında tutabiliyorduk. Günün büyük kısmı tekneyi koşturarak ve dinlenmeyle geçti. Bir önümüzde bulunan İtalyan takımı Alqumia ile farkı görüş mesafesine kadar indirdiğimizi fark ettik. 10. olduğumuz dönemde 30 mil kadar önümüzdelerdi. Akşam üzeri yön değiştiren rüzgârdan faydalanmak için bir kavança atıp avantaj yaratmayı hedefledik. Gece hava 20 knot civarında sabit şekilde esti. Güzel süratlere eriştik ve düzenli vardiyalarla enerji seviyemizi yukarı çekmeye çalıştık. Yarışın en ılık ve kuru gecesiydi. 

ROCKY-APOLLO MÜCADELESİ

12. günde kahvaltı, güncel hava durumu ve rakip pozisyon kontrolü sonrası mevcut şartlarda direkt rota finişe gidebilir durumdaydık artık. Hedefe son 800 mil içindeydik ve ilk hedefimiz İtalyanları geçip, kendimizi ilk beş içine atabilmekti. Alize rüzgârlarını yakaladık, artık rahatça stabil bir seyirle finişe gidiyoruz derken asıl mücadelenin yeni başladığını daha bilmiyorduk. Akşam rüzgâr gücünü tekrar artırdı ve tahminlerin ötesinde 30 knot’lara kadar çıktı. Küçük balonla devam etme kararı verdik. Doğru bir seçimdi, o gece çok yorulduk ama iyi yol yaptık. En büyük problemimiz ara ara gelen yağmur ve zaman zaman 40 knot’a yaklaşan rüzgâr sağnaklarıydı. Küçük balonla tekneyi kontrol altında tutmayı başarsak da, rakip teknelerden gelen hasar haberleri bizi de tedirgin etmeye başladı. Bizde her şey sorunsuz gidiyordu ama ister istemez, sıra acaba bize de gelecek mi diye düşünmeden edemiyordum. Hepsine rağmen gökyüzündeki yarım ayın verdiği ışık, biraz daha güvenli bir seyir yapmamızı sağlıyordu. İlk haftanın sonunda gece önümüzü görebilmek gerçekten nimetti. Yarış boyunca deniz üzerinde çok defa uçan balıklar gördük ama o gece çok kısa aralıklarla üç tanesi havuzluğa düştü. Gece karanlıkta ve o yorgunlukla bir anda güverteye pat diye ses çıkararak düşen balıklar ilk anda yüreğimi ağzıma getirse de sonunda konu bir kurtarma operasyonuna dönüşüyordu…  13. ve 14. günler kaçak, ıslanma, kurutma, tekrar ıslanma döngüsüyle geçti. Bu mücadelede iki kere de balon şakılımızın açılması bize çok zaman ve enerji kaybettirdi. Her kaçakta ikimiz birden güverteye çıkmak zorunda kalıyorduk ve uyku vardiyaları da tamamen bozuluyordu. Son kaçakta cenovaya geçip sırayla uyumaya karar verdik, aksi takdirde enerji düzeyimiz bakımından yarışın sonunu getiremeyecektik. Sonra 3. sıraya yükseldiğimizi, 2. tekneyle de aramızın çok azaldığını öğrendik. Harika bir haberdi ama kolumuzu kaldıracak halimiz kalmamıştı. Gerisi adeta 7-8 tekne arasında bir Rocky-Apollo mücadelesi olacak gibi hissediyordum. Gücü olan atak yapacak, ayakta kalabilen devam edecekti.

BALONU KESMEK ZORUNDA KALDIM

14. günün akşamüzeri hava 25 knot civarındaydı, dalgalar yine zordu. Enerjimizi toplayıp tekrar balona geçtik. Tekne adeta uçuyordu, sürekli 14-15 knot sürat yapıyor, dalgadan aşağı kayarken 18-19 knot’lara ulaşıyorduk. Sonra hava yine 30 knot’lara dayandı. Gelen bilgilerde rakiplerin durumunu kontrol ettik. 2-5 arasındaki teknelerin hepsi 8-9 knot sürat yapıyorlardı, yani balonsuzlardı. Bu durum 2. sıraya yerleşmek için harika bir fırsattı. Öte yandan da o kadar yorgunduk ki bu süratlerde bir hata her şeyi altüst de edebilirdi. Birkaç saat daha balonla yüksek süratlerde devam ettik ve gün batmadan balonu indirdik. Çok doğru bir karar vermişiz meğer. Gecenin ilerleyen saatlerinde rüzgâr daha da arttı, deniz iyice büyüdü, tekneyi zaman zaman cenovayla bile zapt etmekte zorlandık. Ancak bu zor şartlara rağmen planladığımız vardiyaları yapıp gece sırayla uyuyabildik. Gece vardiya yapmış olmamıza rağmen ikimiz de güne çok yorgun uyandık. 15. gün sert rüzgâr ve büyük dalgalarla başladı. Finişe son 350 mil kalmıştı. Cenovayla seyre devam ettik. 2-7. sıradaki tekneler birbirimize çok yakın konumdaydık. Süratlere göre herkes cenovayla devam ediyordu ama veriler de dört saatte bir geliyordu tabii. Son iki günde olduğumuza göre artık son ataklar yapılacaktı ama veriler anlık olmadığı için kimin hamlesini ne zaman yaptığını görmemiz imkânsızdı. Kendimizi hazır hissettiğimizde küçük balonu hazırladık. Balonu basarken mandar takıldı ve balon yarı yolda şişip teknenin altına kaçtı. Baston balonun içinden geçerek büyük bir hasar yarattı. Acilen öne koşup balonu kestim, parçalarını toplayıp teknenin içine aldık. Nefes nefeseydik, birbirimize baktık, buraya kadarmış, dedik. Son düzlüğe kadar arkalardan neyimiz var neyimiz yok vererek gelip, ihtiyacımız olan balonu kaybetmek bizi çok çaresiz bıraktı. 300 mil bu yarışta son düzlüktü ama çok uzun (İstanbul-Çeşme’den daha uzun) bir mesafeydi. Tamamını balonsuz gidip, rekabetçi olmamız mümkün değildi. Bir süre sessiz kaldık…

VE BEŞİNCİ OLDUK

16. gün şartlar benzerdi ama açık şekilde geri kalıyorduk. Tolga’yla göz göze geldik: “Büyük balonu basalım mı? Basalım.” Tekne kontrolü fena değildi. Uzun süre balonsuz gitmekten ve son gece dönen rüzgârda ters tarafta kalmaktan biraz geri düşmüştük ama hâlâ ön grupta kalma şansımız vardı. Gün boyunca balonla güzel devam ettik. Gece bastırmak üzereyken yarışın son kavançasını atmamız gerekiyordu. Yarış boyunca benzer şartlarda küçük balonla üç-dört kavançayı sorunsuz atmıştık ama her biri adeta Sırat Köprüsü’nden geçmek gibiydi. Bu son kavança öncesi mevcut enerji durumumuz, rüzgâr ve deniz şartları ve tabii büyük balonda olmamız manevrayı hayli riskli kılıyordu. Balonu indirip öyle atmaya karar verdik, devamında tekrar balonu basarız diye konuştuk. Balonu indirip kavançayı atmamız yine enerjimizi tüketti; gecenin kalanını cenovayla tamamlamaya karar verdik. Artık Martinik Adası’nın ışıkları görünüyordu. Bu kadar uzun süre sonunda hedefe sorunsuz varmak hissi, rekabetçiliğin önüne geçmişti. Finişe yaklaştığımız için tüm tekneler hedefe doğru yol alıyordu ve 5 deniz mili menzili olan AIS cihazında 3.-7. teknelerin hepsini anlık olarak görebiliyorduk. 17 günün sonunda, beş tekne yaklaşık 2-3 mil mesafedeydik ve biz 5. sıradaydık. Gece yarısı adanın köşesine doğru ilerlerken önümüzdeki iki teknenin iyice adanın dibine girdiklerini, anlık süratlerinin ise bazen 0, bazen 9 knot gibi olduğunu görebiliyorduk. Belli ki ada dibinde rüzgâr çok değişkendi. Biz adaya biraz daha açıktan yaklaşmaya karar verdik. Rakipler 10-15 dakika kadar ada dibinde çakılsa önlerine geçebilirdik. Bu sürede biz sabit 6-7 knotla giderken, önümüzdeki bu 2 tekne sürekli dur kalk yapıyordu ve aramız iyice kapandı. Ancak sonra garip bir şey oldu. 4. sıradaki Gilolo teknesinin hedefe değil, direkt karaya ve kayalara doğru gittiğini, karaya oturmak için 300 metre mesafesi kaldığını gördük. Acaba uyuya mı kaldılar yoksa başka bir sorun mu var diye düşündük. Uyumaları ihtimaline karşı telsizden birkaç kere çağrı yaptık ancak yanıt gelmedi. Karaya vardığımızda balonlarının yukarı sıkıştığını, indiremedikleri için karaya doğru sürüklendiklerini öğrendik. Son anda ucuz atlatmışlardı. Bu son düzlük heyecanlarıyla 3.-7. sıradaki tekneler bir saat içinde finişe vardık ve hattı sorunsuz bir şekilde beşinci olarak geçtik. Üstelik finiş Martinik liman içinde olduğundan son bir saati çok dar bir geçitten geçiş yaparak, diken üzerinde tamamladık. Finişe vardığımızdaki rahatlama hissi inanılmazdı. Bu etap boyunca yarış motivasyonuyla karaya tek parça olarak varma isteği, içimde sürekli öncelik değiştirdi. Karaya vardığımızda yerel saatle 04.00 civarıydı. Teknede sıcak bir çay ve küçük bir kurabiye sonrası her an uyanma ihtimali olmadan güzel bir uykuya bıraktım kendimi. Okyanusta 17 gün durmadan yarışmanın psikolojisini de önümüzdeki ay anlatacağım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.