Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • Sadun Boro ile Karacasöğüt’ten Turgutreis’e

    Sadun Boro ile Karacasöğüt’ten Turgutreis’e

    Sadun Abi’yle arada bir yaptığımız telefon konuşmalarından birinde “Sonbahar”ı Karacasöğüt’ten Turgutreis’e götürüp karaya çekeceğini söyleyince, evde sıkıntıdan patladığım için, “Abi sen o kadar uzun pasajı tek başına yapamazsın, iki ihtiyar daha iyi gideriz, transfere ben de geleyim” dedim. Pazarlığımızsa şöyle: Yemekleri o yapacak, ayak işlerini ben…

    Bugün Şemsipaşa’ya uzanan sahil yolunun altında çocukluk ve gençlik yıllarımdaki mekânım yatar; Salacak’ın deniz kıyısında, balığa çıkmadan önce kurt çıkardığımız kırmızı kaya, Ömer Abi’nin kayıkhanesi, Salacak vapur iskelesi, Salacak plajı ve üstünde gazinosu vardı. Yazlarımız o kıyıda, kız tavlama umuduyla kasılmaktan çatlayacağımız plajda, kulede dalıp midye çıkarmak, akıntıda balık tutmakla geçerdi.

    Bir gün kayıkhanenin yanındaki evin duvarını yıkıyorlar, ne oluyor diye göz attığımızda Athar ustanın atölyesinin duvarından bir tekne çıkıyor! Biz çıkan tekneden çok ev ne zaman çökecek diye bir süre izlemiş sonra da o zaman her ne haytalık yapıyorsak işimize dalmıştık. Oysaki bilmeden Türk deniz tarihinde önemli bir olaya şahit oluyorduk. Duvarı delip çıkan tekne Kısmet’ti. İlk defa bir Türk ustanın imal ettiği bu tekne, o günlerdeki Hiscock gibi elit veya uçuk diyebileceğimiz çıır açan, öncüler arasındaki Sadun Boro’yu dünyamızın etrafında taşıyacaktı. Devamı Eylül 2014 sayımızda. 

    kaybolmadan Turgutreis e vardık Sadun abinin deniz kızı umarım gelen nesillere bu kıyıların korunmasında ona nekadar borçlu olduğumuzu söyler.

  • Sisam Adası

    Sisam Adası

    Sisam Adası, Reis’in de işaret ettiği gibi Antik Çağdan beri; misket şarabı yapılan bağları, gemi yapımında kullanılan karaçam ormanları ile ünlüdür. Filozof Pisagor, Epicurus, Aesop, dünyanın güneş etrafında döndüğünü ilk kez söyleyen uzay bilimci Aristarchus, ilk su tünelini yapan mimar Eupalinus da Sisamlıdır. Trirem (üç sıra kürekli) gemiyi ilk kez yapanlar da Sisamlılardır…

    Adının Fenikeliler’den geldiği ve “denizden yükselen kıyı” anlamını taşıdığı Strabon’da kayıtlı olan “Sisam” veya “Susam” Adası’nın susamla ilgisi olduğu da yazılır, söylenir ama biz adada susam görmedik. Bir de “ahu-ceylan” görmedik! Hâlbuki Piri Reis adayı anlatmaya ceylanlardan başlar.

    Sisam Adası’nın, dağlık, sulak ve her türlü avı bol bir ada olduğundan girip, “âhûnun ellisi, altmışı sürü ile yürürler” der. “Ahu” “ceylan” demekse de, Reis’in zamanında Sisam Adası’nda ceylan değil, karaca bulunması daha büyük olasılıktır. Ada faunası karşı kıyı, Kuşadası-Dilek Yarımadası faunası ile aynıdır. Dilek Yarımadası’nda ceylan hiçbir zaman yoktu. Şimdi karaca da kalmamıştır.

    Piri Reis’in dikkatini bir de Sisam Adası’nın muhteşem ağaçları çekmiştir.

    “Ol kadar iri ağaçları olur ki değme barçalara direk olur…” der ve “Rodos’un fethinden önce Rodos Adası’nın gemileri gelerek adanın yıldız tarafında bulunan Ahırlı nâm limanda bir niçe gün yatub ağaçlar keserler ve kaçırırlar” diye devam eder. Rodos’tan gelen gemilerin, bu ağaçları Rodos dışında da sattıklarını anlatır. Devamı Eylül 2014 sayımızda…

    UMR_2884

  • Sakız’ın gizli adacığı OİNOUSSA

    Sakız’ın gizli adacığı OİNOUSSA

    Yıllardır şöyle bir hayalim var: “Get lost” olacağım ıssız bir kasabada yaşamak… Ya kışın İzlanda’da karlar altında ıssız bir balıkçı kasabası ya da yazın az nüfuslu balıkçılıkla geçinen bir ada. Yerli halkın arasına karışıp, “mandıra filozofu” kılığına girerek, geride bıraktığım dünyadan kopacağım. Galiba bu ruhu, Sakız Adası’na bağlı, Oinoussa Adacıkları’nda yakaladım. Osmanlı’nın “Koyun Adaları” benim için burnumuzun dibine “egzotik” bir yolculuk oldu. Geçirdiğim üç gün, gelecekte bu adanın ıssızlığını üç-beş ay iyice hissetme kararı vermeme yol açtı. Çok da sıkılacağımı sanmam, zaten adanın yerli nüfusunun neredeyse tamamı, mübadele yıllarında buraya sığınmış Bozcaadalı Rumlar…

    Tersten esen gündüz meltemine yakalanmamak için Alaçatı’dan sabahın köründe Sakız Adası’nın ana limanına giriyorum. Tek derdim, Yunanistan’a giriş yapıp, hiç beklemeden adanın kuzeydoğusundaki Oinoussa Adacıkları’na kapağı atmak. Alargada kalabileceğim ıssız koylar keşfedeceğimi ümit ediyorum. Gideceğim koylar hakkında edindiğim bilgi, çok kısıtlı. Biraz “macera” olacak.

    Sakız limanında “kıçtankara olmuş” Türkler, pasaport ve deniz polisine gitmeye hazırlandığımı görünce, hiç gerek olmadığını, Sakız’da evrak, pasaport vesaire sorulmadığını söylüyorlar. Ama ben
    işimi garantiye alacağım, çünkü limanda kalmayıp, uğrayacağım adacıklar “port of entry” olmadığı için sorun çıkmasını istemediğimi söylüyorum. Daha sonra müthiş doğru bir karar verdiğimi, yaşayarak öğreneceğim tabii!

    Yelkene basıp, soluğu Oinoussa’da alıyorum. Oinoussa, adını verdiği adacıkların merkezindeki ada. Pasaport girişini yapmanın rahatlığıyla, ana limana uğrama ihtiyacı hissetmeden, batı tarafından yanı başındaki Mandraki Koyu’na alarga yapıyoruz. Nasıl doğru bir seçim! Dip nefis, ultra çapamız zaten nereye düşse gömülüyor! Botu indiriyorum, kıyıda üç beş şemsiyeli bir plaj var. Devamı Eylül 2014 sayımızda…

    IMG_8849

  • Şimşekler ve hortumlar

    Şimşekler ve hortumlar

    Baştan söyleyeyim bu yazıda “Neden bu yaz hortumlar oldu, yıldırımlar çoktu?” sorusunun kesin cevabını bulamayacaksınız, aslında muhtemelen hiçbir yazıda bulamayacaksınız. Zira bunun kesin ve tek bir nedeni yok. Daha çok hadiselerin nasıl olduğuna ve vahametine değineceğiz. Orajlı (yıldırımlı, şimşekli, fırtınalı hava sistemi) yazımıza hoş geldiniz. Emniyet kemerlerinizi takın.

    Ne ıslandık değil mi? Ama aynı zamanda kuraklık vardı, barajlarla yattık barajlarla kalktık. Suyumuz ha bitti ha bitecek diye konuştuk ama su tasarrufu da yapmadık. “Ben yaptım” diyenlere sorumlu azınlık içerisinde yer aldığınızı söyleyebilirim. Neticede heyecanlı bir yaz geçti, geçiyor. Heyecanı bir kat daha artıran, yabancısı olduğumuz hortumlarımız vardı. Hortumlara aşırı yağışlar, denizle birleşen yollar, yıldırımlar, şimşekler eklendi. Sanırım bu ayki yazımın konusunu üç aşağı beş yukarı kestirdiniz. Bu yaz yaşadığımız hortumları, yıldırımları şimşekleri ve kuraklığı konuşacağız. Ama baştan söyleyeyim bu yazıda “Neden bu yaz hortumlar oldu, yıldırımlar çoktu?” sorusunun kesin cevabını bulamayacaksınız, aslında muhtemelen hiçbir yazıda bulamayacaksınız. Zira bunun kesin ve tek bir nedeni yok. Daha çok hadiselerin nasıl olduğuna ve vahametine değineceğiz. Orajlı (yıldırımlı, şimşekli, fırtınalı hava sistemi) yazımıza hoş geldiniz. Emniyet kemerlerinizi takın.

    Mayıs ve Haziran rekordu

    Bu yıl yaşadığımız kuvvetli yıldırımlı, şimşekli hatta hortumla beraber oluşan yağışların bilebildiğimiz birkaç nedeni var. Bunlardan bir tanesi El Nino yılı olması sebebiyle meydana gelen sıra dışılıklar. Öte yandan üç-dört yıldır Marmara ve Karadeniz’deki Akdeniz’i aratmayan deniz suyu sıcaklıkları… Karadeniz’de bile 28-29 derecelere çıkıyor. Deniz suyu sıcaklıklarının bu kadar yüksek olmasının üzerine bu tür derin alçak basınçlı sistemlerin gelmesi hortum oluşumunu destekledi. Ancak bu yılın bu şekilde olması, birçok etkenin bir araya gelmesinden kaynaklandı. Önümüzdeki yıllarda da sürekli hortumlar göreceğiz diyemeyiz. Ama artık hortumlarla daha sık karşılaşacağız.

    El Nino’dan bahsettim, bu yılın sıra dışı olma nedenlerinden biri. Ama küresel iklim değişimi, doğayı bozma ve şehirleşme etkisinin ardından geliyor. Onlarca yılın birikimi. Tüm dünya el ele verip tabloyu bu hale getirdik. Tüm dünya diyorum, zira sıra dışılıklar yalnızca bizde değildi. Mayıs ve haziran ayları bugüne kadar yaşanan en sıcak mayıs ve haziran olarak 2014 yılında kayıtlara girdi. En son gelen raporda temmuz da birinci olmasa da dereceye girdi. Size sıra dışılığın nedeninin tek bir sebeple izah edilemeyeceğinden bahsetmiştim. Gelin, yaşadığımız olayların boyutlarına bir bakalım.

    1 terrawatt’lık güç

    Back to the Future filmini hatırlıyor musunuz? 1985 yapımı filmde, Marty’nin geleceğe geri dönmesi için büyük miktarda enerjiye ihtiyacı vardı ve Dr. Emmett Brown bu plütonyumun enerjisine eşdeğer enerjiyi yıldırımdan elde ediyordu.

    Bir yıldırım hattında sıcaklığın 30 bin dereceye çıktığını biliyor musunuz? Bu, güneşin yüzey sıcaklığının neredeyse beş katı. Bu yıldırımlardan bu yıl onlarca aldık. Havada oluşan değerlendiremediğimiz enerjinin boyutlarını düşünebiliyor musunuz? Bakın, ABD’de Oregon’da ağustos ayında bir günde 7 binden fazla yıldırım düştü. Bir yıldırımın ortalama olarak 1 terrawatt’lık güç taşıdığını, bu gücün 100 bin ABD’li evinin ihtiyacını bir yıl boyunca karşılayabileceğini hesaba katarsak, bir günde düşen 7 binden fazla yıldırımın enerjisi depolanabilseydi neler yapılabilirdi siz düşünün. Bugünkü teknolojiyle bu yapılamadı, ama Allah büyük, bir gün bu enerji depolanabilirse insanların birbirini öldürmesine bile neden olan, belki de birçok savaşın kaynağı fosil yakıta olan bağımlılığımız da ortadan kalkacaktır.

    Bu yılki şimşeklerle ilgili bir konu daha vardı: “Ben hayatımda hiç kar yağarken şimşek çaktığını görmedim” cümlesini hatırladınız mı? Burada şunu belirtmek lazım: Kar bir yağış türüdür, şimşek ise bir elektrik boşalması. Yağmur yağarken de şimşek görülebilir, kar yağarken de. Hatta yağış yokken bile şimşek görülür. Eğer havada yeterince nem yoksa, yağış yere düşmeden buharlaşır ve kuru kuruya bir şimşek gözlenebilir. Artık kar yağarken şimşek çakarsa şaşırmazsınız umarım.

    Tüm gezegeni etkiliyor

    İklim değişikliği nedeniyle hava olaylarındaki aşırılıklar gittikçe artıyor. Örneğin, ABD’de normal zamanlarda kuraklıktan kırılan New Mexico’nun Albuquerque şehrinde bu yıl “kayıtlardaki en ıslak üçüncü temmuz” yaşandı ve bu ay içinde gerçekleşen ani seller nedeniyle orman yangınları frenlenmiş oldu. Üzülmek mi lazım yoksa sevinmek mi?

    Bir bilgi daha vereyim size: ABD’de eskiden belki bir günde bir ya da iki tornado görülürken şimdi üç ya da dört tornado görülebiliyor. Örneğin, 1971’de tornadolu gün sayısı 187 idi, 2013’te ise yalnızca 79. Yani tornadolar artık aynı gün içinde çok sayıda görülebiliyor, ancak şiddetleri eskisinden daha fazla. İlk bakışta gün bazında bir düşüş yaşandığı için sevinilebilir ancak
    artan şiddetten dolayı esasen tehdit artıyor.

    Hava olaylarındaki aşırılıklarla ilgili yeni bir bilgi de var: Normalde orta enlemlerde dünya genelinde dolaşıp dalga şeklini alan ve kuzeye kaydıklarında tropiklerdeki sıcak havayı Avrupa, Rusya ve ABD’ye doğru çeken, güneye salındıklarında ise Arktik’teki soğuk havaya aynı şeyi yapan yüksek seviye rüzgârları mevcuttur. Bunlara “Rossby Dalgaları” denir ve ekstrem hava olayları süresince bu dalgaların bazılarının durup güçlendiği gözlenmiştir. Birkaç günlük sıcaklar küçük etkilere sahipken bu periyotlar uzadığında insanlar ve ekosistem
    üzerindeki etkileri şiddetli olabilir. Rossby Dalgaları’nın El Nino aktivitelerinden de etkilendiği biliniyor. Yani görüldüğü üzere tüm gezegeni saran bu dalgalar nedeniyle dünyanın bir ucunda gerçekleşen El Nino gibi bir
    olayın, diğer uçtaki insanları etkilemesi oldukça mantıklı.

    Önlem alınmalı!

    İklim değişikliği nedeniyle artan aşırılıklar canlıları daha fazla tehdit ediyor. Kuvvetli bir siklonun yağış üretirken saldığı enerjinin kimi zaman atom bombasından daha güçlü olabildiğini göz önünde bulundurursak, durumun ciddiyetini daha kolay görebiliriz. Her yıl sadece ABD’de ortalama olarak 80 kişi tornadolardan dolayı hayatını kaybediyor. Zaten insan hayatı için tehlike yaratan olayların bir de şiddetinin artması hiç kuşkusuz en son isteyeceğimiz şeylerden biri. Bulunduğumuz coğrafya itibarıyla belki çok fazla tornado görmüyorduk, ya da gördüğümüz tornadolar “zayıf” tornado kategorisinde kalıyordu. Ancak sadece son yıllarda bile gözlediğimiz değişim, küresel ısınma vesilesiyle içine girmeye başladığımız genel yapı hakkında fikir verebiliyor.

    İklim değişimi ile ilgili olarak artık önlemler alma zamanı. Nasıl ki sel nedeniyle dere yatağına ev yapmamak gerektiğini bilip ona göre davranıyorsak (umarım davranıyoruzdur), artık iklim değişiminin de etkilerini göz önünde bulundurup gelecek için atılacak adımları ona göre belirlememiz gerekiyor.

    Gelecek ay görüşmek üzere, hoşça kalın. ☸

    Halic’te hortum