Yazar: MURAT ÖKSÜZ

  • Sena Hisarlıoğlu

    Sena Hisarlıoğlu

    VİRA KÜREK Bu kulübün kapısı herkese açık. Türkiye’de performans ve rekreasyon amaçlı kürek etkinlikleri düzenleyen Vira Kürek, İstanbul merkezli bir kulüp. Haliç’te tarihi bir rıhtıma kurulan Vira Kürek’te deneyimli uzmanlar tarafından eğitimler de veriliyor. 

    Röportaj PELİN ÖZCANLI, Fotoğraflar  SENA HİSARLIOĞLU ARŞİVİ

    Dünyanın en eski sporlarından biri olan kürek sporunun ülkemizde beş asırlık bir tarihi var. Düzenledikleri etkinliklerle küreğe ve SUP’a (Stand Up Paddle) ilgiyi artıran Vira Kürek’in iki ortağından biri Sena Hisarlıoğlu. Kendisiyle Haliç’te herkesin gidebileceği özel bir kulüp havasındaki yerlerinde bugüne dek hayata geçirdiklerini ve planlarını konuşmak üzere buluştuk. Hisarlıoğlu, küreğe geç başlayıp kulüp yöneticiliğine soyunmuş bir isim. Geçmişinde organizasyon ve ajans işleriyle profesyonel olarak uğraşmasının avantajlarını da işine yansıtıyor. Bireysel ve kurumsal etkinlikleriyle her yıl biraz daha tanınan Vira Kürek’in ortağı, aynı zamanda yöneticisi olan Sena Hisarlıoğlu’nun hikâyesini kulübün sevilen etkinliklerinden biri olan “Dolunayda Kürek” te dinledik. 

    BİR HAYALİN GERÇEK OLMASI

    Sizi ve denizle ilişkinizi daha yakından tanıyalım. 

    Akdeniz Üniversitesi İşletme Bölümü mezunuyum. On beş yaşıma kadar ailemin işlerinden dolayı Ankara, Gaziantep ve Denizli’de, denizin olmadığı şehirlerde yaşadım. Sonrasında Antalya’ya taşınınca deniz hayalim gerçek oldu. Yüzücülük, voleybol ve dans geçmişim var. Ardından da kürek sporuyla tanıştım.

    Küreğe dek neler yaptınız?

    Aslında okul bitince sporun yanı sıra tam bir organizasyon ve ajans insanı oldum. İstanbul’a geldiğimde şehrin denizle bağlantısının yakın ve bir o kadar da uzak havası beni hayal kırıklığına uğratmıştı. O dönemin organizasyonla ilgili tanınmış bir ajansında işe başladım. Eş zamanlı yüzmeyi de ertelememeye çalışıyordum. Birçok etkinlikte koordinatörlük yaptım. 2014 yılında Yalçın Özcan’ın kurucusu olduğu etkinlik ajansında etkinlik sorumlusu olarak birçok markanın spor etkinliklerini gerçekleştiriyorduk. Ajansın yanı sıra bir de kürek kulübü vardı. O dönem onun sayesinde bu spora başladım.

    MADALYALI KULÜP YÖNETİCİSİ

    Peki kürek sporunu meslek edinme kısmı nasıl gelişti?

    İlk etapta antrenörlük eğitimi aldım. Bu konuda mütevazı olamayacağım, çok hızlı öğrendim. Sonrasında verdiğim eğitimler de öğrenme şeklimi aktarmada önemli bir faktör oldu. Kürek kulübünün içinde etkinlikleri organize ederken aynı zamanda antrenörlüğe hak kazandıktan sonra eğitmen oldum. Özellikle belirtmek isterim ki, benim başladığım dönemlerde ne yazık ki kadın antrenör yoktu. Kadınlara bu sporu duyurmak ve sevdirmek benim için bir amaç halini aldı.

    Ve sanırım Vira Kürek’i kurmaya geldi sıra…

    Evet. Vira, 2005’te kurulan bir yelken okulu biliyorsunuz. Sahibi Efe Özbil 2015’te, Yalçın Özcan’la bir araya geldi ve böylece Vira Yelken’e benim de ortağı olduğum Vira Kürek bölümü eklendi. Vira Kürek doğumundan itibaren büyüttüğüm bir çocuk benim. Her aşamasını yaşadım. İki tekne ve iki antrenörle başlayan yolculuğumuz bugün 25 tekne, 10 antrenör ve iki ofis sorumlusuyla devam ediyor. Ben de amatör olarak başladığım kürekte sporcu, antrenör ve kulüp yöneticisi oldum. 2018, 2019 ve 2020’de Deniz Küreği Büyükler ve Master kategorilerinde birincilik madalyaları kazandım. 

    Avrupa’daki yelken okullarını andırıyor santralİstanbul’daki Vira.

    Yelken ve kürek, özel birer kültür. Biz Vira’da bu iki dalın müthiş sinerjisini görüyoruz. Yelkenin karizmatik duruşu, küreğin topluluk yaratma becerisi, ikisinin de takım sporları olabilmesinin artılarını yaşıyoruz. Ofisimiz, soyunma odalarımız, dersliklerimiz, antrenman öncesi sonrası kahve içilebilecek, bir şeyler atıştırılabilecek kafemiz var aynı yerde. Yazın sandalye ve matlarınızı kapıp yayılabileceğiniz çim alanımız, hatta otoparkımızla şehrin ortasında nadir bir fırsat sunuyoruz.

     “YAPABİLİR MİYİM DİYE KORKMASIN KİMSE”

    Haliç’in kürek için artıları neler?

    12 ay boyunca rahatlıkla kürek çekilebiliyor burada. En sert hava koşullarında bile antrenmanlara yüzde 90 devam edebiliyoruz. Üstelik tarihi bir his de veriyor. Asırlardır denizcilik merkezi olmuş Haliç’te harika gün doğumları ve batımları deneyimlenebiliyor. Zaten o yüzden dolunay akşamlarında kürek çekme konseptini başlattık.

    Size kimler gelebilir?

    Herhangi bir sağlık engeli olmayan 12 yaşının üstündeki herkes. Kürek bilmenize gerek yok, biz zaten en çok bu sebeple buradayız. Yapabilir miyim diye korkmasın kimse. Zaten denemelerimizle bu merakı gidermenizi sağlıyoruz.

    Kulüp hafta boyu hangi günlerde hizmet veriyor?

    Pazartesi hariç hafta içi her gün sabah 07.00’den akşam 21.00’e, yaz sezonunda ise sabah 06.00’dan akşam 22.00’ye kadar açığız. Hafta sonları sabah 07.00, akşamüzeri 17.00. Sabah çok erken, işe gitmeden gelenler de var. Aslında Türkiye’de hiçbir kulüp böyle uzun saatler açık kalmıyor.

    ÜNLÜLERİN DE RADARINDA

    En çok merak edilen kısımlara gelelim. Kürekte kol mu bacak mı daha fazla çalışıyor?

    Bilinenin aksine, kolların güçlü olması gereken ya da en çok kolların çalıştığı bir spor değil. En çok bacak kaslarının çalıştığı ve bunu omuz, sırt, karın ve kol kaslarının takip ettiği bir spor. Özetle kürek, bacaklarla iterek tekneyi ilerlettiğimiz bir spor. Hobi amaçlı yapılabileceği gibi, kilo vermek veya vücut postürünü düzeltmek ya da fizik tedavi amaçlı da yapılabilir.

    Ne kadar güçlü olmak gerek?

    Kürek sporunun temel özelliği, gücünü teknikten alması. Tekniği öğrenip sonra gerektiği yerde kuvvet vererek hızlı gidebilirsiniz. Yani çok güçlü olmanıza gerek yok. Kadınlar başta biraz çekinebiliyor, benim kollarım güçsüz diye. Antrenörünüzün kontrolünde tekniği düzgünce öğrendiğinizde sorun kalmayacaktır.

    Başladığınız günden bu yana küreğe olan ilgi ne kadar değişti, gelişti?

    Bundan on sene öncesinde yaptığım işi sorduklarında anlatmam güç oluyordu. Hatta meslek olarak anlamlandıramıyorlardı. Bu sporu birinin deneyimlemesi o zamanlara göre kolay bir alan değildi. Zamanla beraber şehir içi kulüplerin çoğalması ve özellikle su sporlarının yelken, rüzgâr sörfü dışında alternatif olarak hem de suya girmeden gerçekleşmesi ilgi çekti. Bizim kulübümüzün bu anlamda bir misyonu da var. Kulaktan kulağa yayılmasından, sosyal medyada paylaşımlarına kadar dijital dünyanın akışına da değişimle beraber fazlaca yer edindi. Birçok ünlü isim de kulübümüzde kürek eğitimi ve deneyimine geldi. Demet Şener, Eda Taşpınar, Barış Arduç, Pamela, Kalben, Yasemin Şefik, Ekin Koç, Ayşe Özyılmazel, Ekin Türkmen, Yasemin Yürük, Mustafa Sandal, Engin Öztürk bunlardan bazıları…

    BİREYLERE EĞİTİMLER, ŞİRKETLERE ŞENLİKLER

    Etkinliklerinizi de dinleyelim mi?

    Asıl işimiz organizasyon. Kürek ise tutkumuz. Erişebildiğimiz kitleleri ayrı ayrı ele alıyoruz. Bireysel gelenlerle etkileşimi artırmak için yaptıklarımızdan bazıları; yoga ve pilates eğitimleri, şehir dışında kürek, pizza yapma workshop’ı ve diyestisyen desteği. 12-17 yaş aralığındaki gençlere yarış deneyimi sağlıyoruz, onları kamplara götürüyoruz, profesyonelleşmek isteyenleri o yola sokuyoruz. Bir diğer hizmetimiz ise lise ve üniversitelere kürek kulüpleri kuruyoruz. 2015’ten beri olmazsa olmazımız şirketler tabii.

    Koç Spor Topluluğu’nun Geleneksel Spor Şenlikleri başlangıcımızdı. Sonra şirketlerin kendi içlerinde yarıştığı etkinliklerimiz her sene büyüdü. Geçen yıl Bosphorus Cup kapsamında 12 şirketle gerçekleştirdiğimiz Corporate Rowing Challenge ise şirketler arası olan ilk festival tadındaki etkinliğimizdi. Bu yıl ekimde ikincisini düzenleyeceğiz.

    Yurt dışı kürek deneyimlerinizden de örnekler verir misiniz?

    Budapeşte, Almanya, İspanya ve özellikle Bled’in doğasında yarışmak unutulmaz bir deneyimdi. Etrafıma bakmaktan kürek çekememiştim, sanki rüyalar âlemiydi. En güzeli de ne biliyor musunuz, bunları yaşamak için illa profesyonel kürekçi olmanız şart değil. Kürek sporuna adım atın yeter. Bir de bir Portekiz Porto da anım var. Sahilde yürüyüş yaparken bir kürek teknesi gördüm. Gittikleri yere doğru takip ettim ve karşıma bir kulüp çıktı. Bir antrenöre tanıttım kendimi. Daha merhaba dememle, ortak dilimiz kürek sayesinde bir anda aralarına girdim, birlikte antrenman yaptık. Güzel arkadaşlıklar da kazandırıyor bu ortak dil.

    Artık SUP’a da ağırlık veriyorsunuz…

    Beş sene önce yatırımlarını yaptığımız SUP ile ilgili çok güzel projelerimiz var. Turlardan yarışlara ve hatta kulüplere giden, gidecek olan bir yoldayız. Antalya Beach Park’ta 2018’de kurulan ilk kulübümüz 2023 SUP Point olarak sezonunu açtı mesela. Yıllardır gerçekleştirdiğim artık kalıplaşmış kürek tatil etkinliklerini, Kürek ve SUP branşlarını Row & Travel konsepti altında topladım. Geçtiğimiz ay Göcek ve Antalya’da dört farklı zamanda bu etkinlikleri gerçekleştirdik. Şimdi tüm sezon boyunca devam ediyoruz. @rowandtravel Instagram hesabından da takip edebilirsiniz. 

    Küreğin patlamasının miladı ne sizce?

    İki faktör var. Birincisi, deniz küreğinin Uluslararası Kürek Federasyonu FISA tarafından yarışma programına alınması. İkincisi ise pandemi, yani 2020 Haziran dönemi. İnsanların açık hava sporlarına ilgisi arttı. Küreğin pandemideki avantajı ise teknede otururken bile insanların arasında bir metre mesafe olmasıydı. Kimse kimsenin yüzüne bakmıyor, temas yok. Şu an İstanbul’da 25-30 civarında kulüp var. Biz başta yurt dışındaki gibi insanların evlerine yakın kulüplere gidip kürek çekebilmelerini hayal ediyorduk, artık oldu gibi bir noktadayız. Kürek sporunun yayılmasına etkinliklerimizle ciddi katkı sağladığımızı düşünüyorum.☸

  • 60 metrelik lüks kâşif Türkiye’de inşa edilecek

    60 metrelik lüks kâşif Türkiye’de inşa edilecek

    V

    iken Group, 6 bin deniz mili menzilli expedition’ı Mimer için Kocaeli merkezli AES Yacht’la anlaştı. 60 metrelik Mimer’in tasarımı Viken Group çatısı altındaki İsveçli TDoS Yacht imzalı. Mimer, ana güvertesindeki beş lüks konuk kamarası ve üst güvertesindeki SPA havuzlu özel terasa sahip ana kamarasında 12 konuk ağırlayabiliyor. 17 mürettebatın konaklayabildiği Mimer, Ice Class standartlarında seçilebiliyor. En önemli özelliklerinden biri, çok sayıda tender ve deniz oyuncağı depolayabilmesi olan Mimer’e isteğe bağlı helikopter pisti eklenebiliyor. Milan merkezli ünlü tasarım stüdyosu Hot Lab de yine Viken Group’un yatırımıyla 24-68 metrelik üç süperyatının üretimi için AES’le işbirliği yapmıştı. www.aesyacht.com

  • Haritalarda İzmir

    Haritalarda İzmir

    Büyük şairimiz Cahit Külebi, “Atatürk’e Ağıt” şiirinde “İzmir’in denizi kız, kızı deniz; Sokakları hem kız kokar hem deniz” demiş.

    İnsanoğlu fotoğrafı rüyasında bile görmemişti ama mağara duvarlarına resimler, haritalar çiziyordu. Harita, ilk insanın dolaştığı yerleri, gördüklerini akılda tutabilmek, belki kendisinden sonra geleceklere de aktarabilmek için geliştirdiği bir kayıt biçimiydi. Hâlâ da öyledir. Her ne kadar şimdi uzaydan çekilen fotoğraflar varsa da sonunda bu fotoğraflar da haritalara dönüştürülüp, örneğin bugün teknelerimizin olmazsa olmazı, “chartplotter”larımızda yerlerini alıyorlar. Kıssadan hisse: Demek ki insan fotoğrafsız yapabiliyor ama haritasız yapamıyor. Yapamaz da. O kadar yapamaz ki, bütün GPS’lerin ve chartplotter’ların el kitabında, “Bu alete güvenmeyin. Gözünüz haritanızda, pusulanızda olsun” uyarısı vardır. Ben, ister basit bir arazi krokisi olsun ister özellikle bazı Antik Çağ ve geçmiş yüzyılların haritaları gibi adeta bir yeri her özelliği ile fotoğraf gibi resmeden haritalar gibi olsun, haritalara bakmaya bayılırım. Haritalar beni alıp başka dünyalara götürür. Geçmiş yüzyıllarda, hatta Antik Çağ’da çizilmiş öyle haritalar vardır ki en değerli tablodan bile güzeldir. Piri Reis’in 1513 Dünya Haritası böyledir örneğin. Mürsiyeli İbrahim’in 1461 yılında çizdiği Akdeniz Haritası da. Bu iki harita, evimin en güzel köşesinde yıllardır asılı durur. Önlerinden her geçişimde, hatta zaman zaman sırf onları görmek için o köşeye gittiğimde, ilk kez görüyormuş gibi durup, uzun uzun bakarım.    

    MİTOLOJİ VE TARİH DOLU 

    Kentlerin haritaları vardır. İnsan bakmaya doyamaz. İstanbul haritaları gibi. Binlerce yıllık tarihi, “Altın Post”un peşindeki Jason ve Herkül dâhil arkadaşları Arganotlardan tutun da, tarihin gördüğü en büyük imparatorluklardan Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmaya, İstanbul’u işgale gelen İtilaf Donanması’na kadar gelenin geçenin saymakla bitmediği, Boğaz gibi bir gerdanlığı olan İstanbul haritaları. Ama kent haritaları dendiğinde benim aklıma ilk gelen, kentim İzmir’in haritalarıdır. Strabon gibi Antik Çağ coğrafyacılarının, “Akdeniz’in en güzel kenti” unvanına layık gördükleri İzmir, Büyük İskender’in av sonrası daldığı uykudan uyanınca, Kadifekale (Pagos Dağı) eteklerinde yeniden kurulmasını emrettiği, Ege’nin incisi İzmir. O Ege ki başlı başına bir tarih, tek başına mitolojidir. Edebiyat tarihinin rakipsiz en muhteşem iki eseri İiada ve Odisseia’nın yaratıcısı, kör şair Homeros’un ve daha nice yazarın, filozofun, bilginin kenti. “Gavur İzmir” diye ad takılan ama Maşatlık Mitingi ve gazeteci Hasan Tahsin’in  “İlk kurşun”u ile Kurtuluş Savaşı’nın ateşini yakan; “Kemal’in askerleri”nin Yunan istilacıları denize döktüğü muhteşem kent. İşte ben bu kentin haritalarına bakmaya doyamam. 

    Aslında İzmir haritaları benim kafamda hep çizilidir. Yıllarımı geçirdiğim, karış karış dolaştığım İzmir Körfezi’nin, körfezi çevreleyen, her karışı tarih ve mitoloji kokan toprakların haritaları hep gözümün önündedir. 

    Gediz Nehri’nin (Hermos) getirdiği alüvyonlarla dolup, İzmir’in ünlü balığı çıpra’nın (çipura) yatağı haine gelen Çamaltı Tuzlası’ndan adını İngiltere Kralı Aslan Yürekli Richard’dan (Coeur de Lion) aldığı rivayet olunan Kordon’a; kentin ilk yerleşim yeri, Meles Çayı’nın kıyısındaki Bayraklı’dan şimdi denizden epey içeride, Şadırvanaltı Camii mevkiinde hâlâ, bir zamanlar gemilerin bağlandığı anelelerin kalıntılarına rastlanan Eski Liman’a; Yunan’ın peşindeki Sarı Paşa’nın soluklanmak için durduğunda kahvesini şekerli istediği için Kahveci Efe’nin düşlerini yerle bir ettiği Belkahve’ye; oradan Kadifekale’ye, kenti koruyan Sancak Kale’ye; Antik Çağ’ın Klazomenai’si, Urla Karası üzümü ve şarabı ile ünlü Urla’ya; koca bir Osmanlı Donanması’nın, Rus Donanması tarafından baskınla yakıldığı Çeşme’ye ve nihayet Karaburun’a, oradan Çandarlı Körfezi’ne kadar bütün buraların haritaları, okumakla da anlatmakla da bitmeyecek kadar hikâye içerir. 

    PİTORESK BİR DENİZ KENTİ

    Peki bütün bu İzmir haritalarını, hatta daha nicelerini kimler çizmiştir? Kimler çizmemiştir ki? Ve ne kadar çok ve değişik İzmir haritası çizilmiştir tarih boyunca. Ben de Boyut Yayıncılık sahibi, dostum Bülent Özükan’ın çok kısa süre önce bana, adıma imzalı ve özel mühürlü, “Tarihte İzmir Haritaları”1 kitabını gönderdiğinde fark ettim. Kitapta beni adeta mest eden bazı haritalara geçmeden, Özükan’ın bu muhteşem kitabının önsözünde kaleme aldığı, aşağıdaki sözlerini not edelim.

     “Haritalar, keşfedilmeyi bekleyen, ayrıntılarında müthiş bilgiler gizleyen, çok önemli kültür ürünleridir. Şifrelerini çözmek çok keyif verici olabiliyor. Büyük boy basıldıklarında barındırdıkları gizemli bilgileri cömertçe sunuyorlar… Symirna’nın (İzmir) mitolojik anlatımlarla antik dönemini de gün ışığına çıkaran …, bazıları ilk defa yayınlanan en güzel haritalara sahip. …“Tarihte İzmir Haritaları” kitabı, dünyanın resmedilmeye değer Pitoresk kentlerinden İzmir’in…”

    Evet İzmir, resminin çizilmesini fazlasıyla hak eden pitoresk bir deniz kentidir. Hatta deniz kentlerinin en önde gelenlerindendir. Tarih boyunca da hep böyle olmuştur. O kadar deniz kentidir ki, büyük şairimiz Cahit Külebi, “Atatürk’e Ağıt” şiirinde, “İzmir’in denizi kız, kızı deniz; Sokakları hem kız kokar hem deniz” diyerek hem duygularını hem İzmir’in deniz olduğunu pek güzel anlatmıştır. Konuyu dağıttık, İzmir’e ve haritalarına dönelim.

    Eski gezginler bugünkü kadar şanslı değillerdi. Her gördüklerini, gittikleri, gezdikleri yeri anında fotoğraflayacak cep telefonları yoktu. O nedenledir ki biraz yeteneği olanlar, gördüklerini çizimlere, resimlere dökmüşler. Bunu da en çok, resmi çizilmeye layık kentlerde yapmışlar. İyi de etmişler çünkü böylelikle bütün o, bazı hallerde binlerce yıl öncesinin ne yazık ki pek çoğu o haliyle günümüze ulaşamamış özellikleri, güzellikleri kayda geçirebilmiş, kâğıda dökülebilmiş.  

    İzmir’in ilk haritalarından birini, bizim Batlamyus diye bildiğimiz Ptolemaios çizmiştir. Ta MS 150 yılında. İnsan baktıkça düşlere dalar. Kuzeyde ”Hiperboreanlar” ve “Gece Tarafı”, güneyde “Gündüz Tarafı” ve “Pigme”ler. O tarihte bilinen dünyanın etrafı “Okyanus Irmağı” ile çevrilidir. O zamanlar Dünya’nın ancak çok küçük bir bölümü biliniyordu. O dünya “Okyanus Irmağı”nın ortasında kalmıştı. Ve İzmir, Batlamyus’un o küçücük haritasında bile yer alacak kadar önemliydi, biliniyordu. Sonraki yıllarda dünyanın etrafındaki bu “Okyanus Irmağı”nın yerini, keşfedilmemiş/bilinmeyen bölgeler, “Terra Incognita” aldı ve bu epey yakın zamanlara kadar böyle devam etti.

    TABULA PEUTINGERIANA VE GEOGRAPHIKE HYPHEGESIS 

    İzmir’in bilinen ilk haritası çok daha eski tarihe gider. İzmir, Romalı komutan Agrippa döneminde (MÖ 63-18) geliştirilmeye başlayan, “Tabula Peutingeriana” olarak bilinen bir haritada bile imparatorluğun önemli kentlerinden biri olarak yer alır. Yani yaklaşık 2100 yıl önce. 7 metre uzunluğunda ve 35 cm genişliğindeki bu haritanın tek örneği, Viyana Devlet Kütüphanesi’ndedir.    

    İzmir, İstanbul-Topkapı Sarayı’nda bulunan ve dünyanın ilk atlası sayılan, Batlamyus’un “Geographike Hyphegesis” el yazması kitabında da yer alır. Bu kitap Fatih Sultan Mehmet’in emriyle, “Kitab-ül-cogrâfyâ fi’l-ma’mure mine’l-arz” adıyla, Trabzonlu Georgios Amyrates ve oğlu tarafından Yunancadan çevrilmiş, haritalar da yeniden çizdirilmiştir.

    Harita ve haritacılık, Piri Reis olmadan eksik kalır. İzmir haritaları da. Nitekim İzmir Körfezi’nin en renkli ve güzel haritalarından birini Piri Reis, Kitab-ı Bahriye (1521) için çizmiş ve Körfez’i, bütün ayrıntısıyla, uzun uzun anlatmıştır.2 Piri Reis’ten sonra, İzmir haritası çizen, sıradaki Türk haritacıları arasında, Ali Macar Reis ve Kâtip Çelebi gelir. Bu 16. yüzyıl Türk haritacılarının ayrıntılı Ege ve İzmir haritaları vardır. Kitabının kapağının içinde, “Bu harita Ali Macar’ındır. Gaflet olunmaya” notu bulunan Ali Macar Reis’in haritası, İzmir’in yer aldığı en eski Osmanlı haritalarındandır. Kâtip Çelebi’nin, “Cihannüma” isimli kitabında yer alan haritaların birçoğu ise Çelebi’nin kendi çizimi değildir. Matbaa baskısı, 1732 yılında İbrahim Müteferrika tarafından hazırlanırken, Müteferrika tarafından eklenmiştir. Belki de Ali Macar Reis kitabına “bu harita benimdir ha!” notunu koyarken, Müteferrika’ya bir mesaj veriyordu. Kim bilir? 

    İZMİR’İN PEK BİLİNMEYEN HARİTALARI

    İzmir haritaları, kentin yakın zamanlar tarihine de ışık tutar. Bu haritaların bazılarını gördüğünüzde şaşar kalırsınız. “O konunun veya işin de haritası mı olurmuş?” dersiniz. Ama olur. Bakın anlatayım. 

    Örneğin, İzmir’in bir “Düyûn-ı Umûmiyye Haritası” olacağı hiç aklınıza gelir miydi? Var. Borçlarını ödeyemeyen Osmanlı Devleti’nin gelirlerine el koyan Düvel-i Muazzama, İzmir’in gümrük gelirlerini belirleyebilmek ve izleyebilmek için böyle bir harita hazırlamıştır. 

    İzmir’in tuz haritaları da var. Var çünkü Osmanlı borçları, Ege’nin tuzları ile ödeniyordu. Daha başta yazmıştım. Benim için çıpra yatağı olan İzmir, Çamaltı Tuzlası’ndan çıkarılan tuz gelirleri, Osmanlı borçlarının ödenmesinde önemli bir yer tutuyordu. O nedenle de tuzlaların haritası vardı.

    Yaşı benim kadar olanlar, “Reji” sözcüğünü anımsarlar. Bu sözcük, “Memalik-i Şahane Duhânları Müşterekü’l Menfaa Reji İdaresi”nin kısaltılmışıdır. Kırım Savaşı borçları ödenemeyince, Osmanlı’nın, tuz, tütün ve kahve gelirlerini 30 yıllığına devrettiği, üç bankanın oluşturduğu kurumu anlatır “Reji” sözcüğü. Ve işte bu nedenledir ki, İzmir ve Ege’de tütün dikim alanlarının haritası da çizilmiştir. Bununla da kalmamış, Akdeniz’de tütün ticareti rotalarını gösteren haritalar da hazırlanmıştır. Bitmedi.

    İzmir’in şarap haritası bile var. Nasıl olmasın ki? Yaşlı Plinius (Pliny the Elder), “Ana Tanrıça Tapınağı’na yakın bir yerde üretilen Pramnos şarabı Symirna’dan gelmektedir” der. Pilinius’un sözünü ettiği Ana Tanrıça Tapınağı, Kadifekale’deki Artemis Tapınağı’dır.   

    Ayrıca daha 1845 yılında, Thomas Abel Brimage Spraat tarafından çizilmiş, jeolojik yani deprem haritası da var.

    Bugün “cruise” olarak bilinen ve giderek rağbet gören gemi turlarının 19. yüzyıldaki öncülerinin ilk ve önemli durağı İzmir’di. Bunu Cook Turları adlı şirketin hazırlattığı, 1869 tarihli haritadan anlıyoruz. İzmir’in Alman, Fransız, İtalyan, Hollandalı haritacılar, gezginler tarafından çizilmiş haritaları var. İzmir haritalarının her biri ayrı bir yazıyı hak edecek değerdedir.  

    ATATÜRK-TRIKOPIS VE İZMİR

    Doğu’nun (Levant) en iyi limanlarından biri olarak ün yapan İzmir Limanı’nın bile tek başına sayısız haritası var. Demiryolları, telgraf haritaları var. Ve bütün bu haritalarda mutlaka deniz var, Ege var, Ege Adaları var, Akdeniz var. Dedim ya, İzmir deniz demektir. Deniz de İzmir. Büyük Önder Atatürk’ün, Yunan işgal ordularının Başkomutanı Trikopis’e, “Kordon’da oturup gün batımını seyrederek bir kadeh rakı içmediysen İzmir’i neden almaya çalışıyordun?” demesi her şeyi anlatıyor. Fazla söze ne gerek? Ne İzmir biter ne İzmir’in haritaları.

    Bülent Özükan kitabının bir yerinde teşekkürlerini sıralamış ve sözlerini; “Son teşekkürüm de doğduğum kent İzmir’e. Böyle güzel bir coğrafyada bana kucak açtığı, liseyi bitirinceye kadar mükemmel bir eğitimle yetiştirdiği;… ilk aşklarımı yaşattığı için” diye bağlamış. Bu sözlere ben de aynen katılıyorum. Bana, benim kentim İzmir’i bu kez haritalarla ve haritalarda böyle güzel anımsattığı ve yaşattığı için Bülent Özükan’a ayrıca bir teşekkür borçluyum vesselam.☸

  • INTERCONTINENTAL ISTANBUL’UN HUZURLU ATMOSFERİNDE HAVUZ KEYFİ

    INTERCONTINENTAL ISTANBUL’UN HUZURLU ATMOSFERİNDE HAVUZ KEYFİ

    Yeşilliklerle çevrili, gizli bir bahçe içerisinde, sıcak yaz günleri için dinlendirici bir atmosfer sunan InterContinental Istanbul, bu yaz da misafirlerine havuz keyfini yaşatacak.

    Yaz sıcaklarının kendini göstermeye başladığı haziran ayında hem serinlemek hem de şehirden uzaklaşmadan tatil havasına girmek istiyorsanız; yeşillikler içinde, gürültüden uzak ve huzurlu ortamıyla InterContinental Istanbul’un havuzunu deneyimleyebilirsiniz.

    Yazın keyfini doyasıya çıkararak; günün her saatinde arkadaşlarınız ve ailenizle güzel zaman geçirmek için Spa InterContinental, şehrin merkezinde tatil hissini yaşama fırsatını sunuyor. Günlük giriş ile havuz kullanımının yanı sıra gym, cardio, spa, sauna, buhar odası hizmetlerinden faydalanırken, yaz sezonu menüsünü de tadımlayabilirsiniz.

    LEZZETLİ BİR MENÜ İLE TAZELENİRKEN YAZIN TADINI ÇIKARIN

    InterContinental Istanbul’un deneyimli şefleri tarafından özenle hazırlanan ve yeni sezon için güncellenen menüsünde; kahvaltı, başlangıç, ana yemek ve tatlının yanında birçok kokteyl seçeneği de bulunuyor. Havuz keyfini yaz sezonu menüsündeki taze ve sağlıklı lezzetlerle tamamlamak isteyenler için California Bowl, Taco, Bresaola Pizza, Tiramisu, Banana Split gibi alternatifler bulunuyor. Aynı zamanda zengin atıştırmalıklara Swimming Pool, Moscow Blue Mule ve Frozen Margarita gibi seçeneklerin yer aldığı keşfe açık kokteyl menüsü eşlik ediyor.

    InterContinental Istanbul yazın sıcaklarında şehrin gürültüsünden kaçıp kendini tatilde hissetmek ve serinlemek isteyen misafirlerini 08.00 – 20.00 saatleri arasında havuza davet ediyor.