Etiket: Deniz Kurt

  • Efsunlu adalar GALAPAGOS

    Efsunlu adalar GALAPAGOS

    Hayatımda bir ilkler seyahati… İlk kez Panama Kanalı’nı geçmek, ilk kez asırlık lavlar üzerinde yürümek, ilk kez bir deniz aslanının bacağıma değen bıyıklarını hissetmek, ilk kez dev kaplumbağa, deniz iguanası, çekiç başlı köpek balığı ve daha birçok canlıyı görmek ve ilk kez Ekvator çizgisini geçmek…  Galapagos’a varmak, aynı zamanda Ekvator çizgisini geçmek demek. Ekvator çizgisini deniz yoluyla ilk kez geçenler için Neptün’e saygıyı ifade eden bir tören düzenlenmesi bir gelenek olmuş, komiklik olsun diye tabii. Bir benzeri, Atlantik Okyanusu’nu ilk defa geçenlere de yapılır. Bu törenin ana teması, Neptün’e bir kurban vermek, bir fedakârlık yapmaktır. Eğlenmek için yapılan bu basit törenlerde Ekvator çizgisini ilk kez geçen kişilere, genelde içinde ne olduğunu söylemeden, çiğ balığın iç organları gibi biraz (!) iğrendirici şeyler konulup kaynatılarak yapılan sözde iksirler içirmek en bilinen ritüeller arasında. Ama biz işin kolayına kaçıp güzel bir şarap açarak şişeden birer yudum aldık. Tören gereği Neptün yeminini de etmeyi unutmadık. 

    VOLKANİK ADALAR

    Adaların deniz yüzeyinde kalan kısımlarından yapılan ölçümlerle en yaşlısının 3 milyon yaşında olduğu saptansa da, derinlere inildiğinde deniz altında kalmış 9 milyon yaşında dağlar keşfedilmiş. Toplamda 13 büyük, altı küçük, 107 de minik adacıktan oluşan Galapagos Adaları ismini, İspanyolcada “kaplumbağa” anlamına gelen Galapago’dan alsa da, ilk keşfedildiği 1535 yılında henüz isimsizmiş. Peru’ya gitmekte olan piskopos Berlanga tarafından tesadüfen, yani gemisi açık denize sürüklendiği için keşfedilen adaları ilk gördüklerinde buraya efsunlu adalar anlamına gelen “Islas Encantadas” demişler. Gerçekten ben de adaya ilk vardığım anı unutamayacağım. Issız ve efsunlu bir histi. Karaya baktığımda gördüğüm bitki örtüsünü tanımlamam mümkün değil. Uzaktan ne olduğunun anlaşılması da muhtemel olmayan dev kaktüslerle kaplı, volkanik patlamaların yüzyıllar içinde soğumasıyla kahverengi ve gri renklerin toprağa hâkim olduğu karanlık bir kara parçasına bakmak, başka bir gezegene varmak gibiydi. Devamı Mart 2020 sayımızda…

  • Deniz acıktırır!

    Deniz acıktırır!

    En çok hangi yemeği seviyorsun? Ben en çok deniz ürünlerini severim, özellikle de kabukluları. Biz yat şefleri, her nabza en güzel şerbeti, her mideye istenen yemeği vermek zorundayızdır. Kimisi etçidir, kimisi balıkçı (tavukçu diye tanımlanan görmedim). Kimisi acıyı ağzına sürmez, kimisi bayılır; her şeyin üzerine serper. Bazıları tuza boğar yemeği, bazısına tuz ödem yapıyordur. Kimisi kiloludur ketojenike takmıştır kafayı; ona avokado veririz, kinoa veririz. Kimisi sporcu beslenmesi programındadır, onu da protein delisi yaparız. Partici olan vardır; sabaha karşı sandviçe hamburgere boğarız kendisini. Kimisi akşamcıdır, alkole eşlikçi atıştırmalıklar ister. Ve bazıları da sabahçıdır, ona da her gün başka bir yumurta çeşidi yaparız. Biz yat şefleri, her nabza en güzel şerbeti, her mideye istenen yemeği vermek zorundayızdır. 

    VER ELİNİ ATLANTİK! Hepimiz böyle değil miyizdir? Her gün aynı yemeği yemeyiz ama alışkanlıklarımızı da terk etmeyiz. Hele ki denize çıktığımızda her şey değişir! Deniz acıktırır! Belki şu an bulunduğumuz kıtada kış aylarındayız diye mideniz de kışlık çalışıyor ve tarhana çorbaları, tencere yemekleri ya da dolgun keklerle sıcacık kahveler istiyordur ama yazın sahildeki ve teknedeki halinizi hatırlayın. Ah ah, daha kaç yazımız kaldı ki! Siz bu yazıyı okuduğunuzda gecikmiş bir kış mevsimine girmişken, ben çok uzaklarda olacağım. Bir Karayip adası olan Antigua’dan Bonaire Adası’na, oradan San Blas Adaları’na ve en son da Galapagos’a ayak basacağım. Dünyanın sıcak yarım küresinde acıkan konukları doyurmak için. Esasen artık yat şefliği yapmasam da, dünyanın reddedemeyeceğim bölgelerinde reddedemeyeceğim teklifler olduğunda uçağa biniyorum ve ver elini Atlantik’in öbür tarafı! Bu kış aynı zamanda Türkiye’ye neler kazandırdık peki? Atlantico Yachting olarak Türkiye’nin ilk “Süperyat Şef Eğitim Programı”nı, Türkiye’nin en iyi mutfak okulu ile birlikte Nisan ayında açıyoruz. Şubatta duyurulara başlayacağız. Peki, Türkiye’nin ilk Süperyat Şef Eğitim Programı Türk ve yabancı yat sektörüne neler katacak? 

    SÜPER ŞEFLER YETİŞİYOR Türk yat sektöründe çok iyi şefler de var, mutfağı kadar sektörü kirleten kötüleri de. Türk yat sahipleri bu konuda oldukça sıkıntı çekiyor. Gerek tutum davranış, gerek eğitim mutfak eğitimi, gerekse modern mutfaklar ya da sertifikasyon olarak eksik şeflerle dolu sektör. O nedenle büyük yat sahipleri genelde yabancı şef ve hostes almak zorunda kalıyorlar. Hem Türkiye’nin modern fine-dining restoranlarında çalışmış, hem de Türk mutfağına hâkim Türk şefler, “Süperyat Şef Eğitim Programı” sayesinde profesyonel ve uluslararası sertifikalı birer yat şefi olacaklar. Böylece Türk yat sahipleri Türk şefleri rahatlıkla işe alabilecek ve gözleri arkada kalmadan yemeklerin keyfini çıkarabilecekler. Aynı şekilde Türk şefler de kariyerlerine bambaşka bir alanda yelken açabilecek, yat sektörünün realitesi olarak yüksek maaşlar kazanma şansıyla birlikte uluslararası yat sektörüne geçiş yaparak dünyanın her yerinde hem kariyerlerini parlatacak hem de mutfaklarını geliştirebilecekler. Türk yat sektörüne hep bahsettiğim bu uluslararası standartları kazandırabildiğimiz için mutluyum.

    SİSTEM HER ŞEYDİR Peki bununla mı kalıyoruz? Elbette hayır. Atlantico aynı zamanda bütün mürettebatı da eğitiyor. “Crew on-board eğitimi”, her yata özel olarak yazılıyor. O yatın kimliği haline gelen ve bir rehber olarak da yata özel basılan bu eğitim; yat sahibinin yeme-içme alışkanlıklarından kişisel isteklerine, hayat biçiminden doğan günlük beklentilerinden güvenliğine, yatta regülasyonların doğru takip edilip edilmediğinin kontrolünden departmanların doğru işleyişine, mürettebat arası hiyerarşiden yatın düzenine dek düzinelerce detayı hizaya sokan bir eğitim. Böylelikle hep duyduğum “Bizde iyi mürettebat yok, o yüzden hep yabancı çalışan alıyorum” diyen yat sahiplerinin bu problemini çözmüş oluyoruz. Sistem her şeydir! Şimdi siz bu soğuk Ocak ayında tarhananızı içerken ben Karayipler’de Pina Colada’mı yudumluyor olacağım. Umarım Akdeniz sezonunda yatınızda buluşuruz… ☸

  • TRIPLE DEUCE’UN SAHTE GİZEMİ

    TRIPLE DEUCE’UN SAHTE GİZEMİ

    Yaz geldi! Ve hepimiz buna bayılıyoruz, en çok da suya yakın olanlar. Suya yakın olmak, illa ki milyon dolarlık yatı olmak demek değil. Küçücük teknesi, hatta kayığı olan da suya yakın, sahil kasabalarında oturan da. Çok şiirsel oldu değil mi? Biz yine yatlara dönelim. Kim bir “Million Dollar Baby”si olsun istemez ki.

    Bana en çok sorulan sorulardan biridir: “Head şefi olduğunuz en büyük yat kaç metre?” Benim şefi olduğum en büyük yat 82 metreydi. Kariyer seçimlerime göre en büyük 90 metreye dek çalışma sözü verdim kendime çünkü 90’dan büyük megayatlar daha çok cruise gemi gibi çalışır ve 30 ila 50 kişi arası mürettebatı vardır, benim tarzım değildir. Yine de 82 metre deyince gözünüzde canlanmıyorsa, bir futbol sahasnını 90 metre olduğu hesabıyla gözünüzde canlandırabilirsiniz.

    90 METRELİK YAT EN BÜYÜK YAT MIDIR?

    Hayır. Günümüzde 590 feet-180,65 metre uzunluğu ile Azzam, dünyanın en büyük yatı unvanına sahiptir. Dünyanın ikinci büyük yatı unvanına ise, hepimizin bildiği Chelsea takımının sahibi milyarder işadamı Roman Abromoviç’e ait 162,50 metre boyuyla Eclipse sahiptir. Bu devasa yatları yine 100 metreyi aşan boyları Dilbar, Al Said, Al Mirqap, Topaz, Ocean Victory gibi onlarca, aklın hayalin ermeyeceği rakamlar ile dönen megayatlar vardır. Hatta bazılarının milyonlarını artık sayamaz hale geldik. Yapımı 300-400 milyon dolara mal olan yat da var, yapımı 1 milyar doları geçmiş, suya indiğinde dünyanın en büyük yatı unvanına sahip olacağı iddia edilen, 222 metre uzunluğundaki Triple Deuce adlı yat da var. İşin ilginç yanı, yat dünyası Triple Deuce isimli bu yat projesinin tamamen fantezi olduğunu konuşuyor.

    NEDİR, KİMİNDİR BU TRIPLE DEUCE?

    Triple Deuce, uzun zamandır bir muamma! Bu devasa projeyi ilk olarak 4Yacht Inc. basına duyurdu. 4yacht, 2002 yılında kurulmuş bir brokerage şirketi olup, 2014 yılının Ekim ayında, 222 metre, yani 728 feet uzunluğu ile dünyanın en büyük yatı unvanına sahip olacak Triple Deuce isimli yatın projesine imza atıldığını açıkladı. 4Yacht’tan broker Craig Timm, Triple Deuce projesinin dünyanın en büyük yatı olmasının yanı sıra, 1.1 milyar dolarlık bütçesi ile dünyanın en pahalı yatı unvanına da sahip olacağını bildirdi. Dünyaca tanınmış brokerlar ise, Triple Deuce projesinin tamamen bir reklam fiyaskosu olduğu konusunda hemfikir. Yatın hangi tersane tarafından yaptırıldığı, hangi tasarımcının elinden çıkacağı gibi önemli bilgilerin kesinlikle gizlenmesine rağmen(!) fiyatı, büyüklüğü hatta ismine dek bilgilerin nedense(!) bir aracı kurum tarafından açıklanması şaibeyi artırdı. Yatın bir “Kuzey Avrupa tersanesi’ tarafından yapıldığının söylenmesine karşın, Kuzey Avrupa tersanelerinin hiçbirinde bu büyüklükte bir yatın yapıldığına dair bir kanıt yok. Triple Deuce, 180 metrelik Azzam’a 40 metre fark atarak, Abromoviç ve Arap şeyhleri arasında yıllardır metre metre süren “daha büyüğünü yaptırma” yarışının da önüne geçeceği iddia edildi. Yani 1-1.5 metre daha büyüğünü yaptırmak kolaydı, ancak 40 metre daha büyüğünü yaptırmak, dünyanın en büyük yatı unvanına atılan bir gol olacaktı. İsmi gizlenen ultra milyarder yat sahibi, 40 metre gibi yüksek bir metre farkı nedeniyle, hemen üzerine bir milyarderin kolları sıvayıp bir başka yat yaptıramayacağına ve Triple Deuce’un dünyanın en büyük yatı olarak uzun süre kalacağına emindi.

    FANTEZİ Mİ GERÇEK Mİ?

    Triple Deuce projesi, gerçekte var olduğuna dair kanıt olmayıp sadece basın açıklamalarında yer alan bir proje olmasına rağmen, bu basın bültenlerinin de çok gerçekçi olduğu aşikâr. 2014’ten beri yapılan açıklamalar, yatın boyu ve uçuk fiyatı ile sınırlı kalmadı. Basın açıklamaları, 4Yacht Inc tarafından ince ince işlenmeye devam etti. Tersanede çalışan yüzlerce adam sayısı, muazzam boyutuna rağmen sürati konusunda da hiçbir fedakârlıktan kaçınılmayıp 100 binden fazla beygir gücü ile 30 knot hız yapabileceği, 7 katlık tasarımında tekne sahibinin kamarasının 275 metrekare olacağı, bu kamaradan helikopter pistine özel geçit yapıldığı, diğer misafir kabinlerinin 90’ar ve 60’ar metrekare devasa kamaralar olduğu gibi detay detay onlarca havalı bilginin çeşitli aralıklarla basına sızdırılmasına rağmen, yatın nasıl sadece üç yıl içinde bitirileceğine dair soru cevaplanamadı. Her şeyin ötesinde, 2018 yılında suya indirileceği açıklanan yat hâlâ ortada yok! Sanal mı, gerçek mi? Böyle bir yat var mı, yok mu? Bir şirket neden böyle bir fantezi uydurur? Bunlar bilinmiyor. Bazen zenginin malı züğürdün çenesini yormuyor da, belki de züğürt

    firmalar kendileri hakkında konuşturmak için olmayan zenginlerin olmayan mallarını yaratıyor! Kim bilir… ☸

  • MÜRETTEBAT BİR YERE Mİ KAÇIYOR?

    MÜRETTEBAT BİR YERE Mİ KAÇIYOR?

    Bu ay neşeli konulardan söz etmeyeceğim. Dalgalardan, kristal gibi sulardan, lüks teknelerden, özendirici yemeklerden, kısaca denizde hayatın muhteşem olduğundan bahsetmeyeceğim. Bu, işin güzel kısmı zaten.

    Yat sahipleri bu muhteşem deniz hayatını yaşarken, bu hayatı onlara güzelleştiren emekçilerin hayatına değineceğim; yurtdışında “yacht crew” dediğimiz yani tekne mürettebatının ruh hallerinden. Dilerim ki bu yazıyı okuyan yat sahipleri, yaz günü teknelerinde özenle hazırlanmış tepside getirilen soğuk bir kokteyli yudumlarken, masalarına “wow” dedirtecek bir tabak geldiğinde ya da kaptanlarına gitmeleri istedikleri koyun direktifini verirken bu yazıyı hatırlarlar. Neden hatırlamalılar? Çünkü yat demek konfor demektir ve bu konforu yat sahiplerine kazandıran, esasen yatın kaç milyon dolarlık olduğu değil, iyi bir mürettebata sahip oluşudur.

    EĞİTİMİN ÖNEMİ

    Genel bir yanılgıdır, özellikle Türkiye’de çok duyduğum bir yanılgı. Yatı milyon dolarlara almış, ancak şoförünü miço yapmış, evdeki yardımcı Hasibe teyzenin kızını da aşçı olarak almış. İyi hizmet alamadığının farkında ancak seçeneği de yok. En azından güvenilir olsun diye etrafındaki çalışanlarını yata adapte etmeye çalışıyor. Elbette ki sonuç, yat sahibi açısından kötü hizmet ve çalışanlar tarafından ise bilmediği bir dünyada bilmediği bir hizmetin altından kalkma stresi ile her şeyi ele yüze bulaştırma. Hasibe teyzelerin kızlarından yana bir şikâyetim yok ancak, her işte olduğu gibi bu işin de en iyi yapanı, işi bilenidir. O nedenle Hasibe teyzenin kızı bir eğitim almalı ve yat dünyasına öyle katılmalıdır. Biz buna “yat endüstrisi” diyoruz. Bir yat mürettebatının her bir üyesinin kendi alanında yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olduğunu kanıtlayan onlarca yeterlilik sertifikası alması gerekir. Bu nedenle de yurtdışında, bu sertifikaları kazandıran kuruluşlar, okullar, her gün zorlaştırılan regülasyonlar, bir yığın kurallar zinciri vardır ve oluşmaya da devam etmektedir. Bu eğitimleri Türkiye’ye kuralına uygun bir biçimde getirme görevini ise AtlantiCo Yachting olarak üstlendik ve üzerinde kapsamlı çalıştığımız yeni oluşumlar sayesinde artık Türk yat sahipleri de konusunda en iyi mürettebata kavuşacaklar. Sadece Türk mutfağı değil, Avrupa, Akdeniz, Asya, Fransız, İtalyan mutfaklarına hâkim Türk şefler, sadece “Yunanistan’a gidip dönme” ile sınırlı kalan Ege sularını değil, diğer denizlere de hâkim iki-üç dil bilen kaptanlar, sadece yatak toplayıp portakal suyu sıkmayı bilen değil, kokteyl ve şarap eğitimleri tam, silver servis yapabilen, masaj sertifikası olan stewardess’lar, teknede sorun ya da masraf çıkararak değil sorunları çözerek ilerleyen çarkçı-mühendisler, hani “yurtdışındaki gibi” dedikleri mürettebat!

    YAT SAHİBİ MÜRETTEBATI NASIL ELİNDE TUTAR?

    Mürettebat bir yere mi kaçıyor diyeceksiniz. İşte parmak basmak istediğim bir diğer konu da bu. Yurtdışındaki süperyatların bazılarında sıklıkla çalışan değişikliği yaşanır. Sebebi gözle görülecek kadar basittir: Olumsuz çalışma koşulları. Böyle denilince akla maaş mı alamıyor, çalışma alanı mı uygun değil gibi sorular gelir hâlbuki bununla ilgisi yoktur. MLC yani Maritime Labour Convention’a göre, zaten tüm ekip iyi çalışma koşullarına sahiptir. MLC, mürettebat haklarını, sözleşmelerden, hijyenik ve güvenli çalışma ortamlarına, hakkaniyetli çalışma saatlerinden stresi mümkün mertebe azaltan çalışma koşullarına dek koruyan ve uygulanmadığı takdirde yatı bağlamaya kadar giden olmazsa olmaz bir kurallar zinciridir.

    TEKNEDEKİ SİHİRBAZ KİM?

    Burada kastettiğim, yat sahiplerinin tutumu. Ne yazık ki çoğu yat sahibi, kendisine hizmet eden ekibi bir materyal olarak görmekte. Biraz sert gelebilir tanımlama ama yıllardır deneyimlediğim bir fark olarak; medeniyetin ölçüsünün, kendisine hizmet eden kişiye bırak kötü davranmayı, sadece kibar davranmaktan da ibaret olmadığını, o kişiyi kendi gözünde, gönlünde sınıflandırmadan ve işine saygı duyarak hareket etmek olduğunu gördüm. Kaptan, sadece tekneyi kullanan bir “şoför” değil, tekneyi her anlamda yöneten kişidir. Bir yatı, bir şirket olarak görmeliyiz, özellikle de büyükse. Kaptanlar yatlarda büyük kalemler içeren teknik konulardan yiyecek içeceğe dek satın alımları en doğru biçimde yöneten, yat sahibi ve konukların güvenliğini sonuna dek koruyan, tüm ekibi yat sahibinin konforu için yönlendiren, sıkı prosedürler gerektiren denizcilikte tüm evrak işlemlerini tamamlayan ve konukların ruhu dahi duymadan, deniz üstündeki eğlencelerini bozmadan, her olumsuzu olumluya çevirmek konusunda sihirbaz yöneticilerdir. Kısaca büyük yatlarda, iyi bir kaptan bu özelliklere sahip olmalıdır. Aynısı çarkçılar, şefler, servis elemanları hatta en düşük kademe sanılan miçolar için de geçerlidir.

    YAT SAHİBİNİN KONFORU: DOĞRU MÜRETTEBAT

    Her çalışan, yat sahibinin konforuna hizmet eder. Olmayanı oldurur, koşulları zorlar, en iyisini yapmaya çabalar. Tekne demek, herkesin görev tanımı ayrı olsa da, imece usulü her şeyin üstesinden gelmek demektir. Yani yat sahibinin tatilinin güzelliği de, pahalı oyuncağının tüm sorumluluğu ve bütçesi de bu imeceye bağlıdır. Bu ekip ruhu da sıkıntılı ortamlarda oluşmaz! Zaten ekip, teknenin en dar alanlarında uyur, orada vaktini geçirir, esaret içindedir. Bir de ortamı olumsuzlaştıran bir söz, eylem, takdir edilmeme, sessiz sınıflandırma ya da küçük aşağılanmalar, ekip ruhuna kalmadan kişinin tekneyi terk etmesine ya da işini iyi yapmamasına neden olur. Uzun sözün kısası; büyük yat sahipleri kendilerine servis yapan mürettebat ile iş mesafesi haricinde arada bir sohbet etmeli, hayatını sormalı. Doğal sohbetler olmalı, zorlama değil. Bir şey isterken stewardess’ların yüzüne bakmak, şefe yemek saati bildirildiğinde aşağı yukarı o saate uymak, çalışan açısından büyük önem taşır. Tam yemek servisi yapılmadan önce denize bir girip çıkacaksanız bunu bildirin ki içerideki şef tabaklara koyduğu yemekleri döküp yenisini hazırlamak zorunda kalmasın. Sizi bekleyecek ve yemekleri sıcak ve ilk piştiği gibi güzel tutmak için zaten uğraşacaktır. Stewardess’lerin, konuklar her duş aldıktan sonra banyonun her yerini kurulayıp duşakabin camını her defasında yeniden sildikleri, geceleri saat kaç olursa olsun konuklar uykuya gidene dek nöbetleşe bekleyerek uyumadıkları, ona rağmen sabah 06.00’da kalkıp güverteyi temizledikleri, konukların arkasından elinde havlu ile dolaştıkları, klozetlere atılan yoğun tuvalet kağıtları yüzünden tıkanan boruları açmaya çalışan çarkçıları unutmayalım. En çok da, her mürettebatın kendi alanında uzman olduğu, bilgi sahibi olduğu konuların genişliği ve yat sahibine konfor sağlayan unsurların esasen bu uzmanlıklar olduğu unutulmamalı. Ve hizmet, her şeydir. ☸