MÜRETTEBAT BİR YERE Mİ KAÇIYOR?

Bu ay neşeli konulardan söz etmeyeceğim. Dalgalardan, kristal gibi sulardan, lüks teknelerden, özendirici yemeklerden, kısaca denizde hayatın muhteşem olduğundan bahsetmeyeceğim. Bu, işin güzel kısmı zaten.

Yat sahipleri bu muhteşem deniz hayatını yaşarken, bu hayatı onlara güzelleştiren emekçilerin hayatına değineceğim; yurtdışında “yacht crew” dediğimiz yani tekne mürettebatının ruh hallerinden. Dilerim ki bu yazıyı okuyan yat sahipleri, yaz günü teknelerinde özenle hazırlanmış tepside getirilen soğuk bir kokteyli yudumlarken, masalarına “wow” dedirtecek bir tabak geldiğinde ya da kaptanlarına gitmeleri istedikleri koyun direktifini verirken bu yazıyı hatırlarlar. Neden hatırlamalılar? Çünkü yat demek konfor demektir ve bu konforu yat sahiplerine kazandıran, esasen yatın kaç milyon dolarlık olduğu değil, iyi bir mürettebata sahip oluşudur.

EĞİTİMİN ÖNEMİ

Genel bir yanılgıdır, özellikle Türkiye’de çok duyduğum bir yanılgı. Yatı milyon dolarlara almış, ancak şoförünü miço yapmış, evdeki yardımcı Hasibe teyzenin kızını da aşçı olarak almış. İyi hizmet alamadığının farkında ancak seçeneği de yok. En azından güvenilir olsun diye etrafındaki çalışanlarını yata adapte etmeye çalışıyor. Elbette ki sonuç, yat sahibi açısından kötü hizmet ve çalışanlar tarafından ise bilmediği bir dünyada bilmediği bir hizmetin altından kalkma stresi ile her şeyi ele yüze bulaştırma. Hasibe teyzelerin kızlarından yana bir şikâyetim yok ancak, her işte olduğu gibi bu işin de en iyi yapanı, işi bilenidir. O nedenle Hasibe teyzenin kızı bir eğitim almalı ve yat dünyasına öyle katılmalıdır. Biz buna “yat endüstrisi” diyoruz. Bir yat mürettebatının her bir üyesinin kendi alanında yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olduğunu kanıtlayan onlarca yeterlilik sertifikası alması gerekir. Bu nedenle de yurtdışında, bu sertifikaları kazandıran kuruluşlar, okullar, her gün zorlaştırılan regülasyonlar, bir yığın kurallar zinciri vardır ve oluşmaya da devam etmektedir. Bu eğitimleri Türkiye’ye kuralına uygun bir biçimde getirme görevini ise AtlantiCo Yachting olarak üstlendik ve üzerinde kapsamlı çalıştığımız yeni oluşumlar sayesinde artık Türk yat sahipleri de konusunda en iyi mürettebata kavuşacaklar. Sadece Türk mutfağı değil, Avrupa, Akdeniz, Asya, Fransız, İtalyan mutfaklarına hâkim Türk şefler, sadece “Yunanistan’a gidip dönme” ile sınırlı kalan Ege sularını değil, diğer denizlere de hâkim iki-üç dil bilen kaptanlar, sadece yatak toplayıp portakal suyu sıkmayı bilen değil, kokteyl ve şarap eğitimleri tam, silver servis yapabilen, masaj sertifikası olan stewardess’lar, teknede sorun ya da masraf çıkararak değil sorunları çözerek ilerleyen çarkçı-mühendisler, hani “yurtdışındaki gibi” dedikleri mürettebat!

YAT SAHİBİ MÜRETTEBATI NASIL ELİNDE TUTAR?

Mürettebat bir yere mi kaçıyor diyeceksiniz. İşte parmak basmak istediğim bir diğer konu da bu. Yurtdışındaki süperyatların bazılarında sıklıkla çalışan değişikliği yaşanır. Sebebi gözle görülecek kadar basittir: Olumsuz çalışma koşulları. Böyle denilince akla maaş mı alamıyor, çalışma alanı mı uygun değil gibi sorular gelir hâlbuki bununla ilgisi yoktur. MLC yani Maritime Labour Convention’a göre, zaten tüm ekip iyi çalışma koşullarına sahiptir. MLC, mürettebat haklarını, sözleşmelerden, hijyenik ve güvenli çalışma ortamlarına, hakkaniyetli çalışma saatlerinden stresi mümkün mertebe azaltan çalışma koşullarına dek koruyan ve uygulanmadığı takdirde yatı bağlamaya kadar giden olmazsa olmaz bir kurallar zinciridir.

TEKNEDEKİ SİHİRBAZ KİM?

Burada kastettiğim, yat sahiplerinin tutumu. Ne yazık ki çoğu yat sahibi, kendisine hizmet eden ekibi bir materyal olarak görmekte. Biraz sert gelebilir tanımlama ama yıllardır deneyimlediğim bir fark olarak; medeniyetin ölçüsünün, kendisine hizmet eden kişiye bırak kötü davranmayı, sadece kibar davranmaktan da ibaret olmadığını, o kişiyi kendi gözünde, gönlünde sınıflandırmadan ve işine saygı duyarak hareket etmek olduğunu gördüm. Kaptan, sadece tekneyi kullanan bir “şoför” değil, tekneyi her anlamda yöneten kişidir. Bir yatı, bir şirket olarak görmeliyiz, özellikle de büyükse. Kaptanlar yatlarda büyük kalemler içeren teknik konulardan yiyecek içeceğe dek satın alımları en doğru biçimde yöneten, yat sahibi ve konukların güvenliğini sonuna dek koruyan, tüm ekibi yat sahibinin konforu için yönlendiren, sıkı prosedürler gerektiren denizcilikte tüm evrak işlemlerini tamamlayan ve konukların ruhu dahi duymadan, deniz üstündeki eğlencelerini bozmadan, her olumsuzu olumluya çevirmek konusunda sihirbaz yöneticilerdir. Kısaca büyük yatlarda, iyi bir kaptan bu özelliklere sahip olmalıdır. Aynısı çarkçılar, şefler, servis elemanları hatta en düşük kademe sanılan miçolar için de geçerlidir.

YAT SAHİBİNİN KONFORU: DOĞRU MÜRETTEBAT

Her çalışan, yat sahibinin konforuna hizmet eder. Olmayanı oldurur, koşulları zorlar, en iyisini yapmaya çabalar. Tekne demek, herkesin görev tanımı ayrı olsa da, imece usulü her şeyin üstesinden gelmek demektir. Yani yat sahibinin tatilinin güzelliği de, pahalı oyuncağının tüm sorumluluğu ve bütçesi de bu imeceye bağlıdır. Bu ekip ruhu da sıkıntılı ortamlarda oluşmaz! Zaten ekip, teknenin en dar alanlarında uyur, orada vaktini geçirir, esaret içindedir. Bir de ortamı olumsuzlaştıran bir söz, eylem, takdir edilmeme, sessiz sınıflandırma ya da küçük aşağılanmalar, ekip ruhuna kalmadan kişinin tekneyi terk etmesine ya da işini iyi yapmamasına neden olur. Uzun sözün kısası; büyük yat sahipleri kendilerine servis yapan mürettebat ile iş mesafesi haricinde arada bir sohbet etmeli, hayatını sormalı. Doğal sohbetler olmalı, zorlama değil. Bir şey isterken stewardess’ların yüzüne bakmak, şefe yemek saati bildirildiğinde aşağı yukarı o saate uymak, çalışan açısından büyük önem taşır. Tam yemek servisi yapılmadan önce denize bir girip çıkacaksanız bunu bildirin ki içerideki şef tabaklara koyduğu yemekleri döküp yenisini hazırlamak zorunda kalmasın. Sizi bekleyecek ve yemekleri sıcak ve ilk piştiği gibi güzel tutmak için zaten uğraşacaktır. Stewardess’lerin, konuklar her duş aldıktan sonra banyonun her yerini kurulayıp duşakabin camını her defasında yeniden sildikleri, geceleri saat kaç olursa olsun konuklar uykuya gidene dek nöbetleşe bekleyerek uyumadıkları, ona rağmen sabah 06.00’da kalkıp güverteyi temizledikleri, konukların arkasından elinde havlu ile dolaştıkları, klozetlere atılan yoğun tuvalet kağıtları yüzünden tıkanan boruları açmaya çalışan çarkçıları unutmayalım. En çok da, her mürettebatın kendi alanında uzman olduğu, bilgi sahibi olduğu konuların genişliği ve yat sahibine konfor sağlayan unsurların esasen bu uzmanlıklar olduğu unutulmamalı. Ve hizmet, her şeydir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.