Etiket: Emir Kunt

  • Kerata Caretta

    Kerata Caretta

    Caretta popülasyonunda korkunç bir artış ve ufak ufak yerleşme hali var. Bu yaz o kadar çok gördüm ve o kadar çok vukuatlarını duydum ki artık bu mahlukata bir ayar vermenin zamanı geldiğine inanıp sizlerle paylaşıyorum. Sakın beni hayvan sevmez falan sanmayın, aksine çok severim. Balık bile tutmam, üzülürüm, o kadar diyeyim.

    Yıllardır bu sevimli deniz kaplumbağalarını denizlerde seyrek görür ve gördükçe çok mutlu olurduk. Neredeyse 20 senedir bu hayvanları korumak için ülkemiz sahillerinde olağanüstü bir gayretle çalışmalar yapılmakta. Ülkemizde sıkça rastlanan iki tür var. Birincisi Caretta Caretta ve Chelonia Mydas. DEKAMER (Deniz Kaplumbağaları Araştırma Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi) Yakup Bey’den (Kaska) aldığım bilgilere göre iki üç yılda bir yavrulayan Chelonia’ların bıraktığı 500 yumurtadan sadece yüzde 70’i denize ulaşabiliyormuş ve 25 sene içinde bir ya da iki tanesi hayatta kalabiliyormuş. Denize ulaşamayanların büyük bir kısmını tilki, domuz, porsuk ve kuşlar hüpletiyormuş. Bunlar otçul, dalış mesafeleri 30-40 metreler civarı. Ama bizim Keratalar öyle mi? 50-60 metrelerde dolaşan Carettalar etçil ve denizlerimizin en kıymetli mahsullerini löpür löpür mideye indiriyorlar. Zaten tek tük kalmış olan ıstakozlarımızı, lezzetli ahtapotlarımızı, lezzetini hiçbir şeye değişmeyeceğim karavidalarımızı, yengeçlerimizi, kocaman kocaman balıklarımızı tıkır tıkır o korkunç kuvvetli çenesiyle parçalayıp heder ediyorlar. Peki, yüzerken çok şeker görünen ama kafayı dışarı çıkarınca yılanın görümcesini andıran bu mahlukatın bir faydası var mı? Yok. Sakın o şapşal hikâyelere veya çizgi filmlerde gördüğünüz enstantanelere aldanıp kabuğunu tutup yüzmeye falan çalışmayın hayvan bildiğin ısırıyor “cort” diye. Hem de ne ısırmak, organ nakli seviyesinde.  Şimdi diyeceksiniz ki, kardeşim sen böyle deniz mahsulleri ile ilgili yazı falan yazmazsın neden taktın bu kaplumbağacıklara? Haklısınız. En sevmediğim yazı tipi ama ne yapayım tabirimi hoş görün ama bu hayvanatın denizlerimizde bilhassa bu sene b.ku çıkmış durumda. Koru koru nereye kadar arkadaş bunlar bildiğin istila etti Ege ve Akdeniz kıyılarımızı. Zaten atığı ve zerzevatı bol denizlerimizde yiyip içip çöktüler, gitmiyorlar. Normalde bunların yumurtladıktan sonra Fas, Tunus, Cezayir gibi sıcak denizlere gitmesi gerekirken küresel ısınma falan durumları ile ılık sularımızda fışır fışır geziyorlar. Bir de öyle keyifli yüzüyor ki insan imreniyor. O şirin kanatları ile kurbağalama hareketler yaparak suyun üstünde süzülüyor, kafasını banyo yapar gibi ikide bir suya sokup çıkarıyor. Keyfine diyecek yok bu ekabirin, on numara beş yıldız sefa sürüyor.

    Bu yaz o kadar çok gördüm ve o kadar çok vukuatlarını duydum ki artık bu mahlukata bir ayar vermenin zamanı geldiğine inanıp sizlerle paylaşıyorum. Sakın beni hayvan sevmez falan sanmayın aksine çok severim. Balık bile tutmam üzülürüm o kadar diyeyim. Bir eşek arısından haz etmem ki onu da daha önce “eşşoğlu eşşek arısı” diye bir yazımda yazmıştım, onun dışında hayvanları severim ve korurum. Ama eşek arısını gördüğüm yerde ezerim arkadaş, o hayvana karşı alerjim var. Neyse bilhassa bu Kerata Caretta popülasyonunda korkunç bir artış ve ufak ufak yerleşme hali var. Mesela üzerine verici takılıp iki sene önce Göcek’e bırakılan Noel ismindeki Caretta hâlâ orada. Gayet gürbüz, gayet lokal ve mutlu. Eminim bunu besleyen tekne sahiplerinden aralarında özel bir bağ oluşanlar bile vardır.

    Ah benim hakkında yaza yaza bitiremediğim sevgili “Beyaz Türk Yatçılarım” ve yat kaptanlarım bu hayvanları beslemekle bunlara büyük kötülük yapıyorsunuz. İki tane fotoğraf çekip misafirlerinize kaplumbağa şov yapacaksınız diye denizi ekmekleyip veya bilumum yiyecekler atıp bu hayvanları beslemeyin. Sevgili balıkçılar, ağlarınızı parçaladığından şikâyet ettiğiniz bu hayvanlar en çok da sizin ağlardan beğenmeyip geri attıklarınızla çöpleniyor. Bana inanmıyorsanız DEKAMER’den Yakup Bey’i arayıp bir zahmet sorup, öğrenin.

    Bu sene Bozburun’da kalın misinalarla denize şamandıralanmış dev gibi bir ölü Caretta gördük bir arkadaşımla. Anlam veremedik, bilen varsa ve malumat verirse çok sevinirim. İnşallah Carettalara ibret olsun diye bostan korkuluğu olarak düşünülmemiştir diye iyimser olmak istiyorum. Ayrıca korkunç da bir koku yayılıyordu etrafa.

    Buraya kadar güzel yazdık. İşler denize girmekten korkar hale gelmeden veya denizdeki kıymetli kabuklularımız ve balıklarımız tükenmeden ne yapabiliriz?

    Belki yıllardır devam eden bu aşırı korumacı zihniyete bir müddet ara verip bu hayvanların yumurtalarına Faberge yumurtası muamelesi yapmayı bırakabiliriz. Doğal yaşamı doğal ortamına bırakırız yani. En önemlisi de gereksiz yere beslemeyi ve teknelere, kıyılara alıştırmayı bırakmalıyız. Çünkü bu kerataların hafızası da kuvvetli bir kere yemek verdiğiniz zaman unutmuyor ve tekrar geliyor. En son duyduğumuz hadisede ikinci sefer geldiğinde yemek vermek yerine sevmeye kalkışan birini ısırdığı yönünde. Bilginize… ☸

  • Teknekonducular+

    Teknekonducular+

    Yıllar evvel tekneyi her sene aynı yere bağlayıp yazlık ev niyetine kullananlar için bir yazı yazmıştım. Gerçekten sinir bozucu derecede antipati duyduğum bu durum yıllar içinde biraz evrim değiştirerek günümüzde de devam ediyor. Bu gıcık duruşlar günden güne daha da fazlalaştşğı için konuyu tekrar vıcıklamanın, bu arkadaşları silkelemenin gerektiğini düşünüyorum.

    Teknekonducular günümüzde makro bir bakış açısıyla iki gruba ayrılıyor. Birinci grup suda yüzen bir garabet alıp “teknedeyiz” ambiyansı ile sabit ve hiç hareket etmeden çakılanlar. İkinci grup ise gerçekten tekne alıp yazık ederek büyük çoğunlukla iki üç yerin dışında birisi zorla sürüklemezse kıpırdamak istemeyenler.

    Birinci grubun en büyük özelliği sürekli aynı yeri mesken tutmaları ve teknenin kıçından başından alınan garip garip halatlarla kendilerini örümcek ağı şeklinde oraya zımbalamaları. İki buçuk üç ay aynı yerde kalanları bizzat tanıyorum. Adamlar, rüzgârın bile hangi salisede çıkacağını biliyorlar. Gün gün hava durumunu hafızada tutup geriye dönük anlatabiliyorlar. Bütün yaz aynı sinekler tarafından sokulup aynı arılar tarafından huzursuz ediliyorlar. Ailenin her ferdini ısıran sinekleri ayrı. Herkes kendini sineğini biliyor, tanıyor. En büyük korkuları jeneratör veya buzdolabı bozulursa ne yaparız. Makinaları bile çalıştırmadan aylarca aynı yerde aynı ağaca aynı taşa bakarak olup duruyorlar. Çapalarının altında balık yuvası oluşmuş olanlar bile vardır eminim ki.

    En komiğime giden bölüm ise bu teknelerde beyaz amiral gömleği ile dolaşan kaptanlar. “Ne yapıyon len sen burda” diyesim geliyor her seferinde. Adam kendini kaptan zannediyor ama fiili durumu bildiğin kapıcı. Her sabah ekmek al, haftada iki gün çarşıya pazara git alışveriş yap, Turmepa’nın ılgıt ılgıt kaka kokan şirin teknesini çağır falan filan. Bu arada bu tabiri kullandığım için Turmepa’dan Akşit Bey bana sitem dolu bir sayfa yazı yazmış. Kendisini de burada anarak bir ricada bulunayım. Sürekli aynı yerde duran bu teknelerin atıklarını topladıkları için kayıtları kendisinde vardır. Bana bu teknelerin isimlerini ve yerlerini bildirirse bir daha ki sefere benim tespit ettiklerimle birleştirip belki yayınlama imkânım olur veya Orman Bakanlığı’na bağlı bu yerler için ecrimisil uygulamasını tavsiye edebiliriz.

    Şimdi bu grubun içinde tanıdığım hatta çok samimi olduğum arkadaşlar da var. Lütfen darılmaca gücenmece yok. Sizi defalarca uyardım yazacağım bak diye ama siz her defasında gülerek yaz vallahi eğleniriz dediniz. Buyur işte, eğlenin şimdi. Beraber okur güleriz be canım.

    İkinci grup ise tekne aldıktan sonra esasında seyir, dalga, yanaşma, teknenin yıkanması gibi huzurunu kaçıran olayları sevmediğini fark edip mümkün olduğunca modern bir yaşam alanı veya otelin yakınlarında minimum efor ve masrafla durmaya çalışanlar. Genellikle kocalar hafta içi işe gidip geleceğinden civardaki yolların düzgün olması ve havalimanına yakınlığı da başlıca tercih sebepleridir. Mesela Hisarönü’ndeki çok çok şık ve Avrupa standartlarının üzerinde olan bir otelimizin önüne yazın her uğradığımda yüzde 80’e yakın bir
    oranla aynı teknelerin durduğunu görüyorum. Bazen koya girdiğimizi gören arkadaşlar ben yarım saate çıkacağım benim yerime girersin diye telefon bile ediyor. Hava almaya gidiyor herhalde. Daha öncede yazdım burada gece çaktırmadan basılan sintineler yüzünden geçen sene gece denize girip sabaha yüzü gözü şiş uyananlar oldu. Bu arada Turmepa Akşit Bey’i bir kez daha anarak kendisini o yazımla ilgili bana gelen bir tomar
    e-maili okutmak için kendisini ofisime davet etmek isterim. Son zamanların en gırgır gazete manşetine atıfta bulunarak kendisine “Hayaller Van Persie ama gerçekler tam tersie” demek isteyeceğim. Bir de Galatasaray’ın berbat teknik direktörü Skibbe gittiğinde efsane bir başlık atılmıştı “Skib bıraktı…” diye, sonumuz öyle olmasın diye gerçekleri mümkün olduğunca abartarak haykırmakta fayda var diye düşünüyorum. Bozburun’da otellerin gece denize salıverdiklerini, Selimiye Koyu kıyısındaki denizin her geçen yıl geçtikçe daha da temiz! bir hale gelen Büyükada’dan farkı kalmadığı konusuna gireceğim önümüzdeki yazılarda. O benim duyduğum kokuları duysaydınız sizin şirin teknenin bu kokular yanında Amber gibi kaldığını anlardınız. Amber benzetmesine de dikkatinizi çekmek isterim hani. Geçen gün okuduğum bir koku uzmanı Amber’i şöyle tarif ediyor: “Sperm balinasının kusmuğundan elde edilir. Bu kusmuk denizin üstüne çıkar, dalgaların yardımı ile kıyıya vurur ve kıyılardan toplanır.” Ne hoş değil mi?

    Canım Türkbükü’nü mahveden kafalar gezinmeye veya yeni yeni bakir koylara çöreklenmeye devam ediyor arkadaşlar her zaman uyanık olunuz ve bu zihniyetleri şikâyet etmeyi ihmal etmeyiniz. Evinizin önüne birisi çöp dökse nasıl şikâyet ediyorsanız denizlerde biz teknecilerin evi. Karadaki kaçak yapılardan koylara sızdırılan b.kları, cennet köşesi koylara çöreklenmiş tekneleri biz şikâyet etmezsek ve dile getirmezsek sonumuz belli, sürpriz yok. Yazlıkçı kafasında olabilirsiniz, fazla hareket etmekten hoşlanmayabilirsiniz, şehir hayatından uzak kalmak istemeyebilirsiniz, çocuklarınızı teknede zapt edemiyor olabilirsiniz saygı duyarım. Ama gidin kendinize bir yazlık alın kardeşim, teknede ne işiniz var?

    Bu arada yaz boyunca yazdığım yazılarıma süper geri dönüşler yapan okurlarıma, dostlarıma ve gazeteci büyüklerime huzurlarınızda kocaman bir teşekkür etmek istiyorum. Daha fazla yazarak sayenizde sayeban oluyor ve yeni kitabım “ARMATORE”yi bitirmeye çok yaklaşıyorum.

    Güzel bir bayram ve ılık bir sonbahar diliyorum… ☸

  • Vardavela

    Vardavela

    Küpeştenin üstüne oturup ona tutunarak ayaklarını suya uzatır çocuklar veya çocuk ruhlular. Teknenin burnunda köpük köpük denizi yarışını seyredersin ona tutunarak. Bazen yunuslar gelir tekneyle beraber senkronize bir şekilde eğilirsin, vardaveladan meşk edersin bu tatlı hayvancıklarla…

    Teknelerde üst güverteler veya diğer üst yapıların üzerinde, kenarlara diklemesine yerleştirilmiş çelik çubuk veya profiller; punteller, dikmeler ve bunlar arasında gerilmek suretiyle yerleştirilmiş halatlar ile veya yine bu dikmelere kaynak veya perçin ile yatay olarak tutturulmak suretiyle yerleştirilmiş ince, şerit levhalar veya çelik profiller, çubuklar ile oluşturulmuş korkuluklardır.

    Kabaca güvertede teknenin çevresinde bulunan belli aralıklarla dikine dikilmiş borulardır. Yatay halatlarla falan kapatılır, aradan suya düşmeyesin diye. Küpeştenin üstüne oturup ona tutunarak ayaklarını suya uzatır çocuklar veya çocuk ruhlular. Teknenin burnunda köpük köpük denizi yarışını seyredersin ona tutunarak. Bazen yunuslar gelir tekneyle beraber senkronize bir şekilde eğilirsin vardaveladan meşk edersin bu tatlı hayvancıklarla.

    Mürettebatın belalısıdır. Sürekli parlatmak ister. Kış sonu ayrı hazırlığı vardır yaza başlarken ovala ovala bitmez. Teknelerin olmazsa olmazıdır. Hele hele yeni dizayn teknelerde salonu büyütmek için yan yürüme yolları o kadar dar yapılıyor ki vardevela olmasa banko her gün biri suya düşer. Biraz küçük teknelerde kaçacak yer bulamayan kaptanların öne kaçıp kıçını yaslanıp sigarasını tellendirdiği borulardır. Sağlam olanlarına acil ve hızlı hareket edilmesi gereken zamanlarda botunu bağlarsın, elini alır. Sırma sırma halatlarını kıvırarak usturmaçaları dizersin yer kazandırır. Kesersin yandan açılır kapanır kapı olur. Yelkenlilerde cankurtarandır. Yeri gelir arkadan takma motorunu yerleştirirsin üstüne yeri gelir radarını, televizyon antenini bağlarsın kelepçeli boruyla ona. Can simitleri için biçilmiş kaftandır. Turuncusunu asarsan vapur gibi beyazını asarsan asil gibi durur. Balık tutarken bile işe yarar volta edersin misinayı ömür törpüsü gibi beklerken olmayan balıkları. Kamış yuvalarını bağlarsın üstüne usta balıkçıysan veya hevesliysen bu hususta. Üstüne çıkıp denize atlamak da çok zevklidir eğer üstü ıslak değilse.

    Denizciliğin de göstergesidir vardavelalar. Uzun ve yorucu bir yolculuktan geldiğin zaman karşılaştığın fırtınaların, yediğin dalgaların kanıtıdır üstündeki tuzlar. Ne kadar yıkasan da, silsen de kalır altında kıyısında tuzcuklar. Adamı hasta eder, kaymak gibi olmaz. Öyle bir merettir ki yıka yıka bitmez, elinle ovalarsın tuzu gitmez. Hem suyunu bitirir, hem de suyu yapmak için kullandığın jeneratörün mazotunu. Ama iyi yapılmış olanı, tekneye başka bir hava verir. Bazı küçük teknelerde de varlığı tekneyi bozar. Yassı olanları büyük zanaat ister ama üstü ahşap kaplı olanları da iyi yapılmışsa bir başka efsanedir.

    Uzaktan yan tekneyle konuşurken avuçlarında vardavela olmadan duramazsın dikkat et. Sıkıca kavrarsın onu hararetli hararetli seslenirken. Marinada yanına giren aceminin teknesini vardavelasından tutup itersin boğazını sıkar gibi.

    Ammaa…

    Havlu asamazsın be kardeşim ona çamaşırhane gibi. Kıçından çıkardığın büzük şortunu, şıpır şıpır suları akan bikinini asamazsın be güzel kardeşim. O da neticede borudur, gücüne gidebilir.

    Yan teknedekilere de ayıp olur be gülüm, yapma! ☸

  • Ne kadar denizcisiniz?

    Ne kadar denizcisiniz?

    Yine biz tekneciler için bitmek bilmeyen bir kışı geride bıraktık ve güneşli günlerin sıcaklığını hissetmeye başladık. Her ne kadar memleketteki seçim havası ve gelecek kaygısının yarattığı kara bulut hali ekonomik türbülansla kol kola girmiş üstümüze doğru yürüse de Göcek koylarına mescitler yapılacak olmasının verdiği moral ve heyecanla yeni bir sezona merhaba diyoruz.

    Ne saçma soru değil mi? Viking soyunu mu devam ettireceğiz? Tekneciler arasında böyle sidik yarışları vardır. “At bakalım bir gemici düğümü de görelim.” Hayrola korsancılık mı oynayacağız yoksa palamar mı olacağız? “Sekstant kullanmayı biliyor musun?” “Seks” pek yabancı gelmiyor ama “tant” kısmını kaçırmışsınızdır. İlk defa duyanlar vardır demeyeceğim kesin öyledir onun için ne demek olduğunu bir cümle ile belirtelim. Sekstant, yerküre üzerinde bulunulan yerin enlemini belirlemek amacıyla, bir gök cismiyle ufuk düzlemi arasındaki açısal mesafeyi ölçmekte kullanılan optik seyir cihazıdır. Böyle yazdığıma bakmayın bende de antika bir tane var ama ofiste süs diye duruyor. Elime alıp çıksam ufuk mufuk hak getire… Hatta bir keresinde meraklanıp youtube’tan videolarını seyrettim ama bünye kabul etmedi, olmadı yapamadım. Allahtan ben öyle maceralı dünya turları falan sevmem. Onun için kucağımda sekstantla denizin ortasında kalacağımı pek zannetmiyorum. Zaten yeni nesil teknecilerimize kerteriz desen Bloody Mary’e mi koyacaksın diye sorar.

    Birbirinin denizciliğini muayene etmek hastalık haline geldi tekneciler arasında. Sürekli yıldıran sorular ve denizcilik imtihanı… Tam oturmuşsun teknede bir şeyler yiyip içiyorsun gürül gürül yandaki teknenin makinaları çalışır. Yandın. Bil bakalım makinalar ne marka. Soru hemen gelir “ne makina var bunda sen bilirsin?” Nereden bileyim kardeşim makinacı mıyım ben. Sesinden tanımazsan çok ayıp! En kötü duman atışından okuman lazım. Egzozların susturucuları olmasa tanıyacağım şerefsizi ama teknoloji çok gelişti anlayamıyorum. Mesela Pancar motorun sesini 10 km’den tanırım, onun sesi hiçbir motor sesi ile karışmaz. Niye, çünkü yerli malı rahmetli Erbakan’ın memleketimize kazandırımıdır da ondan. Tarladan su çıkarmak için icat edilmiştir. Mesela Köhler jeneratörü de hemen tanırım. İsiylen, sesiylen ben buradayım diyen bir motordur.

    Bu arada bu motor konusu açılmışken kitabımı ve yazılarımı okuyanlardan çok sık gelen bir soruyu bu noktada cevaplamak isterim. “Bu kadar, yelkenli şöyledir, motoryat böyledir, teknenin kıçıydı, başıydı yazıp çiziyorsunuz da siz nasıl bir tekne kullanıyorsunuz?” Efendim bendeniz özel yapım, dış çizgileri klasik ama modern bir trawler kullanıyorum. Makinalarım CAT, jeneratörlerim Onan marka. Teknemin kıçı da aynı yazılarımdaki yayma modundadır. Bunu da beni tanımayan meraklı okuyucular için açıklığa kavuşturduktan sonra konumuzu toparlayalım.

    En büyük iddialaşmalardan bir tanesi de “şu gelen tekne kaç metre hadi bil bakalım!” Her kafadan bir ses çıkar. Tekne gelir geçer kavgası hâlâ sürer. Sana ne kardeşim, müneccimli metre gibi geleni geçeni ölçtürüyorsun. Otur teknende muhabbetine bak, aç bir kitap oku veya müzik dinle. Bir de marka bulmaca vardır. Ufuktan silüeti gözükünce bileceksin teknenin markasını bilemezsen teknecilikten bir bok anlamadığın çıkar ortaya. Bunun da didişmesi bittikten sonra fiyat görüşmeleri başlar. Metresi, markası ortaya çıktığına göre “söyle bakalım kaç yaşında?” Haydaaa. Tam kurtulduk derken al başına belayı. Son modelse kolay da eski modellerde tam sene tespiti yapmak gerçekten ustalık ister. Kaptanınız iyi kalpli bir adamsa hemen doğru tahminini söyleyip sizi düştüğünüz bu durumdan bir avuç toprakla kaldırıp kurtarır. Yok, hınzır bir adamsa arkadaşınızla bir olup “hadi bakalım söyleyin” moduna geçip suratınıza sol yumruğunu dikine tutup sağ eliyle üstüne kapak yapacak şekilde bakmaya başlar. Ben böyle durumlarda şöyle kıvırırım: “Bu seri üretim motoryatların hepsi birbirine benziyor, ütü gibi hepsi basmakalıp” diyerek konuyu başka mecraya taşırım.

    Tekneciler arasındaki bu zararsız muayeneler ve ahiret soruları esasında bir bakıma faydalıdır. Sizi zorla bir şeyler öğrenmeye ve irdelemeye mecbur bırakır. Tekneciliğin tadı tuzudur bu didişmeler.

    Yine biz tekneciler için bitmek bilmeyen bir kışı geride bıraktık ve güneşli günlerin sıcaklığını hissetmeye başladık. Her ne kadar memleketteki seçim havası ve gelecek kaygısının yarattığı kara bulut hali ekonomik türbülansla kol kola girmiş üstümüze doğru yürüse de Göcek koylarına mescitler yapılacak olmasının verdiği moral ve heyecanla yeni bir sezona merhaba diyoruz.

    Göcek koylarındaki gerçek nedir?

    Kısaca kamuoyunu manşetlerden meşgul eden bu konuya da değinmeden geçmek istemiyorum. Bütün çıkan gazete haberleri eksik ve yanlış bilgilerle dolu. Yapılan ihale zaten bu koyları işletenler tarafından uzun zamandır beklenen bir şeydi. Bu duyum yüzünden son iki yıldır doğru düzgün hiçbir yatırım yapmadılar ve beklediler. Havada uçuşan garip kira rakamlarının üstüne yaklaşık yüzde 40’a yakın stopaj vb. gibi ekstra masrafları da koyduğunuz zaman en yüksek fiyatı verenlerin hayal mahsulü olup olmadığı yakında ortaya çıkacaktır. İhalenin ilk gün şaşkınlığı ile panikleyen işletme sahiplerinin panikle birbirinin restoranları için yüksek yüksek teklifler atarak ihaleyi sulandırmaları da işin gidişatı hususunda ilk sinyalleri vermiştir. Kanımca bu ihale rakamları için çok küçük miktarlarda verilen teminat bedelleri yakılarak ihaleler birer birer patlatılır. Mahkemenin verdiği yürütmeyi durdurma kararı ise gerekçenin sunulması esnasında kanunsuz bir iş yapılmadığı için kalkacaktır. Yeni ihaleler seçim sonrasına bırakılarak Türk işi bir orta yol bulunacaktır. Bu da demek oluyor ki aynı işletmeler bu yazda birer yıllık geçici kontratlarla orada devam ederler. Gelecek kaygısı ile yine hiçbir geliştirme ve güzelleştirme yapamadan. Bu koyların en yoğun müşterisi sanıldığı gibi yerli müşteriler değil yabancılar. Kiraladıkları yelkenlilerle bu koylarda demir atan yabancıları ürkütmemek lazım. Bilhassa Marmaris’ten gelen haberler bunun tam aksi yönde. Bu tekneleri kiralayanlara Göcek koylarının büyük paralarla mafyanın eline geçtiği ve buralara giderlerse çok dikkatli olmaları konusunda brifingler verildiği söyleniyor.

    Buradan yetkililere bir uyarıda bulunmak istiyorum. Eğer yeni yapacağınız ihale veya kiralamalarda buradaki mevcut ailelere öncelik tanımaz iseniz yarın bir gün kan davasına varan sonuçlarla karşılaşabilirsiniz. Mevcut işletmeleri hijyen ve kalite konusunda sık sık denetleyip yatırım yapmalarını sağlamanız en iyi çözüm olacaktır. Bu insanlar uzun yıllardır bu koylarla bütünleşmişler ve bu yerleri yaşam biçimleri haline getirmişlerdir. Bir ağacı yeşerdiği topraktan sökmek ne kadar kötüyse bu insanları da buradan söküp atmak o kadar vicdani değildir. Ayrıca şartname de iskelelerle ilgili bir düzenlemenin ve birlikteliğin getirilmemiş olması da çok gariptir. Bu koyların çoğuna karadan ulaşım bile yokken piknik yapılacakmış kafasıyla birtakım koşullar koymak abesle iştigaldir. Mescit yapılması ise yabancıların çoğunlukla rağbet ettiği bir yerde tamamen lüzumsuzdur. İsteyen ibadetini teknesinde yapar ve yapmaktadır. ☸

    iStock_000033543572_XXXLarge