Teknekonducular+

Yıllar evvel tekneyi her sene aynı yere bağlayıp yazlık ev niyetine kullananlar için bir yazı yazmıştım. Gerçekten sinir bozucu derecede antipati duyduğum bu durum yıllar içinde biraz evrim değiştirerek günümüzde de devam ediyor. Bu gıcık duruşlar günden güne daha da fazlalaştşğı için konuyu tekrar vıcıklamanın, bu arkadaşları silkelemenin gerektiğini düşünüyorum.

Teknekonducular günümüzde makro bir bakış açısıyla iki gruba ayrılıyor. Birinci grup suda yüzen bir garabet alıp “teknedeyiz” ambiyansı ile sabit ve hiç hareket etmeden çakılanlar. İkinci grup ise gerçekten tekne alıp yazık ederek büyük çoğunlukla iki üç yerin dışında birisi zorla sürüklemezse kıpırdamak istemeyenler.

Birinci grubun en büyük özelliği sürekli aynı yeri mesken tutmaları ve teknenin kıçından başından alınan garip garip halatlarla kendilerini örümcek ağı şeklinde oraya zımbalamaları. İki buçuk üç ay aynı yerde kalanları bizzat tanıyorum. Adamlar, rüzgârın bile hangi salisede çıkacağını biliyorlar. Gün gün hava durumunu hafızada tutup geriye dönük anlatabiliyorlar. Bütün yaz aynı sinekler tarafından sokulup aynı arılar tarafından huzursuz ediliyorlar. Ailenin her ferdini ısıran sinekleri ayrı. Herkes kendini sineğini biliyor, tanıyor. En büyük korkuları jeneratör veya buzdolabı bozulursa ne yaparız. Makinaları bile çalıştırmadan aylarca aynı yerde aynı ağaca aynı taşa bakarak olup duruyorlar. Çapalarının altında balık yuvası oluşmuş olanlar bile vardır eminim ki.

En komiğime giden bölüm ise bu teknelerde beyaz amiral gömleği ile dolaşan kaptanlar. “Ne yapıyon len sen burda” diyesim geliyor her seferinde. Adam kendini kaptan zannediyor ama fiili durumu bildiğin kapıcı. Her sabah ekmek al, haftada iki gün çarşıya pazara git alışveriş yap, Turmepa’nın ılgıt ılgıt kaka kokan şirin teknesini çağır falan filan. Bu arada bu tabiri kullandığım için Turmepa’dan Akşit Bey bana sitem dolu bir sayfa yazı yazmış. Kendisini de burada anarak bir ricada bulunayım. Sürekli aynı yerde duran bu teknelerin atıklarını topladıkları için kayıtları kendisinde vardır. Bana bu teknelerin isimlerini ve yerlerini bildirirse bir daha ki sefere benim tespit ettiklerimle birleştirip belki yayınlama imkânım olur veya Orman Bakanlığı’na bağlı bu yerler için ecrimisil uygulamasını tavsiye edebiliriz.

Şimdi bu grubun içinde tanıdığım hatta çok samimi olduğum arkadaşlar da var. Lütfen darılmaca gücenmece yok. Sizi defalarca uyardım yazacağım bak diye ama siz her defasında gülerek yaz vallahi eğleniriz dediniz. Buyur işte, eğlenin şimdi. Beraber okur güleriz be canım.

İkinci grup ise tekne aldıktan sonra esasında seyir, dalga, yanaşma, teknenin yıkanması gibi huzurunu kaçıran olayları sevmediğini fark edip mümkün olduğunca modern bir yaşam alanı veya otelin yakınlarında minimum efor ve masrafla durmaya çalışanlar. Genellikle kocalar hafta içi işe gidip geleceğinden civardaki yolların düzgün olması ve havalimanına yakınlığı da başlıca tercih sebepleridir. Mesela Hisarönü’ndeki çok çok şık ve Avrupa standartlarının üzerinde olan bir otelimizin önüne yazın her uğradığımda yüzde 80’e yakın bir
oranla aynı teknelerin durduğunu görüyorum. Bazen koya girdiğimizi gören arkadaşlar ben yarım saate çıkacağım benim yerime girersin diye telefon bile ediyor. Hava almaya gidiyor herhalde. Daha öncede yazdım burada gece çaktırmadan basılan sintineler yüzünden geçen sene gece denize girip sabaha yüzü gözü şiş uyananlar oldu. Bu arada Turmepa Akşit Bey’i bir kez daha anarak kendisini o yazımla ilgili bana gelen bir tomar
e-maili okutmak için kendisini ofisime davet etmek isterim. Son zamanların en gırgır gazete manşetine atıfta bulunarak kendisine “Hayaller Van Persie ama gerçekler tam tersie” demek isteyeceğim. Bir de Galatasaray’ın berbat teknik direktörü Skibbe gittiğinde efsane bir başlık atılmıştı “Skib bıraktı…” diye, sonumuz öyle olmasın diye gerçekleri mümkün olduğunca abartarak haykırmakta fayda var diye düşünüyorum. Bozburun’da otellerin gece denize salıverdiklerini, Selimiye Koyu kıyısındaki denizin her geçen yıl geçtikçe daha da temiz! bir hale gelen Büyükada’dan farkı kalmadığı konusuna gireceğim önümüzdeki yazılarda. O benim duyduğum kokuları duysaydınız sizin şirin teknenin bu kokular yanında Amber gibi kaldığını anlardınız. Amber benzetmesine de dikkatinizi çekmek isterim hani. Geçen gün okuduğum bir koku uzmanı Amber’i şöyle tarif ediyor: “Sperm balinasının kusmuğundan elde edilir. Bu kusmuk denizin üstüne çıkar, dalgaların yardımı ile kıyıya vurur ve kıyılardan toplanır.” Ne hoş değil mi?

Canım Türkbükü’nü mahveden kafalar gezinmeye veya yeni yeni bakir koylara çöreklenmeye devam ediyor arkadaşlar her zaman uyanık olunuz ve bu zihniyetleri şikâyet etmeyi ihmal etmeyiniz. Evinizin önüne birisi çöp dökse nasıl şikâyet ediyorsanız denizlerde biz teknecilerin evi. Karadaki kaçak yapılardan koylara sızdırılan b.kları, cennet köşesi koylara çöreklenmiş tekneleri biz şikâyet etmezsek ve dile getirmezsek sonumuz belli, sürpriz yok. Yazlıkçı kafasında olabilirsiniz, fazla hareket etmekten hoşlanmayabilirsiniz, şehir hayatından uzak kalmak istemeyebilirsiniz, çocuklarınızı teknede zapt edemiyor olabilirsiniz saygı duyarım. Ama gidin kendinize bir yazlık alın kardeşim, teknede ne işiniz var?

Bu arada yaz boyunca yazdığım yazılarıma süper geri dönüşler yapan okurlarıma, dostlarıma ve gazeteci büyüklerime huzurlarınızda kocaman bir teşekkür etmek istiyorum. Daha fazla yazarak sayenizde sayeban oluyor ve yeni kitabım “ARMATORE”yi bitirmeye çok yaklaşıyorum.

Güzel bir bayram ve ılık bir sonbahar diliyorum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.