Etiket: Yelken

  • ÉRIC TABARLY – Denizlere âşık, yelkene tutkundu

    ÉRIC TABARLY – Denizlere âşık, yelkene tutkundu

    Bu ay size çok büyük bir maceraperest ve denizci hakkında yazıyorum. Birçok kişi neden en iyi açıkdeniz yarışçılarının Fransa’dan çıktığını merak eder. Bunun cevabı iki kelimeden, bir isimden ibarettir: Éric Tabarly. 

    Yelken sporunun inanılmaz bir büyükelçisi olan ve Olivier de Kersauson, Yves Parlier ve Loick Peyron gibi birçok başarılı Fransız denizciye ilham kaynağı olan Éric Tabarly, yatçılık tarihinin şüphesiz en ilginç ve karizmatik figürlerinden biri. Kazandığı yarışlar, dizayn ettiği yenilikçi teknelerle hep gündemde kaldı. Su kanatlı tekneleri ilk deneyenlerden biriydi. Tasarladığı Hydropter isimli tekne yelkenle 50 knot bariyerini deldi. 

    BEBEKKEN DENİZE AÇILDI

    Éric Tabarly, 24 Temmuz 1931’de Nantes’te yatçılık geleneği olan bir aileye  doğdu. Ailesi onu daha bir bebekken tekneleriyle yelkene götürdü. 1938’de Tabarly’nin babası randa yelkenli bir cutter olan 1898, William Fife tasarımlı Pen Duick’i satın aldı. Tabarly, yelken yapmayı bu teknede öğrendi ve sonrasında okyanus yarışlarında kullandığı teknelere de hep aynı ismi verdi.  1953’te donanmaya gönüllü olarak yazıldı ve Fransız Deniz Havacılığı’na kayıt yaptırdı. Fas’ta Fransız hava üslerine geçmeden önce Saint-Mandrier Hava Üssü’nde görev yaptı. Pilot lisansını ve teğmen rütbesini Aralık 1954’te aldıktan sonra, Tan Son Nhut Hava Üssü’ne atandı ve Birinci Fransa-Vietnam Savaşı’nda bombardıman uçağı pilotluğu yaptı. 1956’da, boş zamanlarında Pen Duick’i restore etmeye başladı. Bu güzel tekne, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana terkedilmiş durumdaydı ve bu sırada ahşap gövdesi çürümüştü. Tabarly onu polyester reçine kullanarak yeniden inşa etti. 1957’de Lorient yakınlarındaki Lann-Bihoué Hava Üssü’ne atandı. Ama tekne üzerindeki çalışmalarını sürdürüyordu. Nihayet dönüşüm tamamlandı ve Pen Duick Nisan 1958’de tekrar yelken açtı. 

    İKİ KEZ SOLO TRANSATLANTİK ŞAMPİYONU OLDU

    1958’de Deniz Harp Okulu’na girdi. Vietnam Savaşı’nda pilot olarak savaşmış olan eski deniz subayı, ilk kez 1964’te, Plymouth Duhover’in Rhode Island ile Newport, Rhode Island arasında gerçekleşen solo transatlantik yarışını Pen Duick II ile kazandı. Éric Tabarly, solo transatlantik yarışın ikincisini kazanıp İngilizleri yendiği andan itibaren Fransız yelkenciliğinde bir efsaneye dönüştü. İngilizlere rakip olmak ve Fransa’ya kupayı getirmenin değeri paha biçilmezdi. Bu olay iki ülke arasında günümüze kadar devam eden, genellikle dostça bir denizcilik rekabeti yarattı. Ancak Tabarly’nin zaferinin sadece kendisi değil, kazanma şekli onun Fransa’daki itibarını çok yükseltti. Rakiplerinin sadece bu yarış için tasarlanmış ve özelleştirilmiş yatlarla yelken açtığı bir yarışa Tabarly, sekiz kişilik bir mürettebat için tasarlanmış olan 44 feet’lik Pen Duick II ile katıldı. İlk yapılan yarışı kazanan Sir Francis Chichester’a yaklaşık üç gün fark attı. Tabarly, Fransız Deniz Kuvvetleri’nden gelen, sert ve korkusuz bir adamdı ama aynı zamanda bir mucitti ve ömür boyu sürecek profesyonel olan yelkencilik kariyerine bu özellikleri damga vurdu.

  • FATİH PORTAKAL – Denizci “Anchorman”

    FATİH PORTAKAL – Denizci “Anchorman”

    Sevilen ana haber sunucusu Fatih Portakal’la Kalamış’ta, “Anchorman” adını verdiği teknesinde buluştuk. Deneyimli gazetecinin yelkenlisinde stresten ve yorgunluktan nasıl uzaklaştığını dinledik, denizde olmaktan duyduğu mutluluğa tanıklık ettik. Röportaj: Pelin Özcanlı

    Fatih Portakal’ın FOX TV’de sunduğu Ana Haber yayınlarını izlemeyen yoktur herhalde. Sert çıkışları kimilerinin hoşuna gider, kimilerini kızdırır. Ama bu konuyu biraz erteleyelim. Elbette medyanın gidişatını değerlendirmesini, Mehmet Ali Birand’la çalışmanın nasıl olduğunu anlatmasını istedik kendisinden fakat hemen değil. Ne de olsa, Fatih Portakal’ın artık bizim radarımıza giren bir dinlenme yeri var. Usta gazeteci çiçeği burnunda bir yelkenci şimdilerde. Kendisiyle tekne alma sürecini ve denizci yönünü uzun uzun konuştuk. Yine lafı evirip çevirmeden, bize doğru bildiklerini söylemekten çekinmedi. Halatları atıp iskeleden ayrıldığımız anda daha huzurlu, mutlu, bambaşka birine dönüştüğünü gördüğümüz Fatih Portakal’ın fotoğraflarını da bir diğer usta isim Sebati Karakurt çekti.

    “YELKENİN SESSİZLİĞİ TAM BANA GÖRE”

    Nereden çıktı yelken merakı?

    Öyle faal bir yaşamım yok; çevrem, gittiğim yerler bellidir. Hayatım esas İzmir’de geçiyor. Oradaki arkadaşlarımın ya kayık tipi ya daha büyük tekneleri var. Yelkene de liseden arkadaşım Muzaffer Ofoğlu sayesinde merak sardım. 28 senedir yelken yapar Muzaffer. Ben de onun teknesine gide gele bu işin keyfini anladım. Aslında ben balık bile tutamam, denize girdikten beş dakika sonra çıkmak isterim. Ama tekneyle suyun üzerinde olmak ve yelkenin sessizliği tam bana göre. 

    Tekne alma süreciniz nasıl gelişti?

    Eşimle beraber iki yaz yelkenli kiraladık, tabii kaptanlı. O zamanlar hiç düşünmemiştik. Birisi kullanıyordu, biz denize girip çıkıyorduk, yalnız tatilden ibaretti. Hatta tekneyi bağladığımız yerlerde, sallantıdan dolayı pansiyonlarda kalıyorduk. Son bir senede gelişti tüm fikirler. Biraz da yoğunluğun yarattığı stresi atabilmek için seçtim bu yolu. Devamı Mart 2020 sayımızda…

    “YELKENİN SESSİZLİĞİ TAM BANA GÖRE”

    Nereden çıktı yelken merakı?

    Öyle faal bir yaşamım yok; çevrem, gittiğim yerler bellidir. Hayatım esas İzmir’de geçiyor. Oradaki arkadaşlarımın ya kayık tipi ya daha büyük tekneleri var. Yelkene de liseden arkadaşım Muzaffer Ofoğlu sayesinde merak sardım. 28 senedir yelken yapar Muzaffer. Ben de onun teknesine gide gele bu işin keyfini anladım. Aslında ben balık bile tutamam, denize girdikten beş dakika sonra çıkmak isterim. Ama tekneyle suyun üzerinde olmak ve yelkenin sessizliği tam bana göre. 

    Tekne alma süreciniz nasıl gelişti?

    Eşimle beraber iki yaz yelkenli kiraladık, tabii kaptanlı. O zamanlar hiç düşünmemiştik. Birisi kullanıyordu, biz denize girip çıkıyorduk, yalnız tatilden ibaretti. Hatta tekneyi bağladığımız yerlerde, sallantıdan dolayı pansiyonlarda kalıyorduk. Son bir senede gelişti tüm fikirler. Biraz da yoğunluğun yarattığı stresi atabilmek için seçtim bu yolu. 

    Oceanis 37 yeni bir model değil, nereden buldunuz tekneyi?

    Güvendiğim bazı insanlardan etraflarında iyi satılık tekne var mı diye araştırmalarını rica ettim. Cenoa Sailing’e sordum. Kurucuları Çağdaş Artu ve Tarkan Akdoğan İzmirliler. Arkas Yelken Takımı’nın kaptanlarından Tolga Yağlı’ya sordum, o da bir başka İzmirli. Farklı farklı marinalara haber saldım. Beneteau istediğimden emindim ama boyda kararsızdım. Derken internetten buldum bu tekneyi. 

    Kime aitmiş peki?

    Bir baba oğulundu. 2013 model ve Kalamış’taydı yine. Cenoa Sailing’den ve Setur Marina’dan eksperlik yapmalarını rica ettim. Tekne karaya çekilip altına da bakıldı. Çok güzel davranmışlar tekneye, hemen anlaştık. Denizin üzerinde kalan kısım tertemiz görünebilir fakat suyun altındakini bilmiyoruz. Gelecekte kimseyi itham etmemek adına 2-3 bin TL fazla verip tekneyi karaya çekmek şart. Ayrıca insanın denizci arkadaşları olması çok önemli, aradığında koşulsuz koşacak insanlar lazım. 

    “NASIL KULLANACAĞIM BEN BUNU?”

    Ne kadar oldu alalı?

    Geçen sene ağustos sonunda aldım. Kafamdaki şuydu: Bir deneyeceğim, eğer gerçekten yapabileceğimi hissedersem sürdüreceğim ama bu kendi teknemde olacak, emanet teknede değil. En kötü üç ay kullanıp satmayı düşünüyordum. 

    Öncesinde yelken eğitimi aldınız mı?

    Öncesi yok. Yelken yapmayı kendi teknemde öğrendim, hâlâ da öğreniyorum. İlk dersi Çağdaş Artu’dan almıştım. Cenoa’dan Tayfun Kocatoros’la devam ediyorum, bende emeği çoktur.  

    Zorlandınız mı ya da çekinceleriniz ve tereddütleriniz oldu mu?

    Yanaşma ayrılma psikolojisinden çekiniyordum. Sonuçta rüzgâr ve akıntı faktörleri giriyor devreye. Bordalama nispeten daha zor. Zaten ilk kez bordalama yaparken teknenin köşesini çarptım, üzüldüm. Neyse ki ufacık bir şeydi. En mutlu olduğum an da ilk kez tek başıma avara olup sonra tekneyi sağ salim yanaştırmaktı.  

    Konu mutluluğa geldiyse sözü uzatabiliriz…

    Tekneyi aldığım ilk günlerde Kalamış’ta birinin yerinde yedek olarak kalıyordum ve kendi kendime “Nasıl kullanacağım ben bunu?” diye soruyordum. O yerin sahibi gelince Cenoa’nın yardımıyla Fenerbahçe’ye geçtim. Bu arada dersler alıyordum. Bir gün Setur’dan aradılar. Bir yer açıldığını, gitmek isteyip istemeyeceğimi sordular. Tamam dedim ve kendi başıma çıktım, gittim, bağlandım oraya. Sıfırdan ulaştığım noktaya çok sevinmiştim, hiç unutamam. Dediğim gibi, başta becerebileceğimi hissetmeseydim tekneyi hemen satardım zaten. 

    “TEKNEYE YERLEŞMEYİ BİLE DÜŞÜNDÜM”

    Teknenin ismi nereden geliyor diye sorayım mı?

    (Gülüyor) Tekneyi almaya karar vermiştim. Arabayla memleketim Aydın, Karacasu’ya doğru giderken yolda isim düşünmeye başladım. İtalyancayı severim, “Arancia” geçti aklımdan, portakal demek çünkü. Sonra İngilizce “Anchorman”i düşündüm, sebebi malum. Ayrıca “anchor” çapa anlamına da geliyor,  e “man” de adam demek. Çapa adam… Tuttum bunu. Eşim tereddüt etti, bir iki kişi megaloman buldu. Ama başıma buyruğumdur ve aklıma yatmıştı. 

    Buradaki ruh haliniz nedir?

    Denizde heyecan yaşamak istemiyorum. Ben zaten işimde yaşıyorum adrenalini. Gece kalmamış olsam bile her sabah geliyorum tekneye ve havuzlukta oturmak bile yetiyor. Açık hava, sessizlik… Bunun da değerini bilmek gerek, illa açılmak şart değil. Ardından enerji depolamış şekilde gidiyorum işe. Ama haber sonrası sıfıra iniyorum gerçekten ve dönüşte mutlaka yine deniz havasını solumaya geliyorum. Evi bırakıp komple tekneye yerleşmeyi bile düşündüm ama eşim pek istemez. Lodoslar çalkantılı, sıkıntılı. Teknenin tadını asıl yazın çıkaracağım. İlk yazım olacak ve merakla bekliyorum. 

    Yaz için hedef koydunuz mu?

    Tatile girdiğim günün ertesi İzmir’e indireceğiz tekneyi. Sonra hedef güney. Teknenin güzel yanı demir attığın her yer senin yazlığın. Yaşarken hayatın cennetlerini keşfetmek istiyorum. Tek yapmak istediğim bu. O da bizim Ege ve Akdeniz’de. Öyle çok uzaklara gitmeye niyetim yok, Türkiye yeter bana. Yunan Adaları da olabilir. Setur Marina’da kaldığım için de çok memnunum mesela. Hem merkezi, hem de ekstra ücret ödemeden her marinasında bir ay kalabiliyorsun.  

    SADE, SAKİN, MAVİ BİR HAYAT 

    Yaşamak ister misiniz cidden teknede?

    Büyük şehirlerde insanlar hep büyümenin derdinde. Bir pantolon daha, bir ev eşyası daha… Benim hiç böyle bir bakış açım olmadı ama teknedeyken hayatın sadece maddiyata dayalı olmadığını iyice pekiştiriyorsun kendi içinde. Bu tekne bana, “Bu pantolon bana yetiyor” demeyi öğretiyor. Masaya beş çeşit meze koyamıyorum burada, bir tane koyuyorum ve mutluyum. Tekneyi aldığımda televizyonu vardı, onu da kaldırdım. Müzik dinliyorum, kitap okuyorum, biraz marinada yürüyorum. Minimal hayatı seviyorum. Tek olsam yaşayabilirdim.

    Siz aslında sakin biriymişsiniz…

    Fevri çıkışlarım vardır ama sakin bir yanım da var. Mesela tekneyi aldığımdan beri beni arıyor eş dost, neredesin diyorlar. Teknedeyim diyorum ya da nereye gittiğimi soruyorlar, tekneye diyorum. Fırtına çıksa bile en azından durumuna bakmak için uğruyorum. Tekneyle birlikte içime kapanmadım ama hayatım bu oldu.  

    Marinada ya da denizde size yaklaşım nasıl?

    Buraya iş dışında kafa dinlemeye geliyorum. Hangi kanattan olduğu fark etmez, bu ortamda birinin benimle siyasi konulara girmesini istemem. Marinadakiler anlıyorlar, adam dinlenmeye gelmiş diye düşünebilecek incelikteler. Aynı kafada insanlarız. Bunu söylemek de kötü aslında… Marina da bir çeşit getto. İnsanların farklı tepkiler alacakları yerlere gitmek istememeleri, keyiflerinin bozulmayacağı bir yer aramaları. İnsanlar fazla kutuplaştırıldıkları için bu arayışa mecbur kalıyoruz artık. Ben tepkiyle karşılaşacağım yerlerde olmak istemiyorum. Denizde de kimse keyfimi kaçıramaz. Zaten koskocaman mavilik, yer değiştiririm.

    “TEKNEDE ADRENALİNE GEREK YOK”

    Denizde tehlike atlattınız mı hiç?

    Hiç sorma! Bir arkadaşımla buradan çıktık, karinadaki kekamozları dökmek için spin atıyoruz. Bir iskele alabanda bir sancak alabanda derken, bir an biri geçti yanımızdan yüzerek. Kasımın ortasıydı! Başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki, aramızdaki mesafenin kısalığını görünce. Allah’ım ya fark etmeseydim de adamı ezseydim, pervaneye falan takılsaydı dedim kendi kendime. Atılan haber başlığı bile geldi aklıma: Fatih Portakal adam öldürdü. 

    Neyse ki bir şey olmamış. Denizde de görünmez kazalar olabilir maalesef.

    Deniz karadan uysal görünse de aslında çok tehlikeli. Halatları çözdüğün andan itibaren hep dikkatli olmalısın. Aynı haberleri sunmadan önce yaptığım gibi denize çıkarken de kendime cebelleşmemeyi telkin ediyorum. Doğayla inatlaşmamak lazım. Ben denizde her tür tedbiri alarak seyir yapmayı seviyorum. Bana göre teknede adrenaline gerek yok.  

    O halde neden bir motoryat istemediniz?

    Motor sesi hoşuma gitmiyor. Yelkenlide aklınız devamlı rüzgârda, dalgada, yelkenlerde… Devamlı düşünüyorsunuz. Motoryatsa araba gibi, motoru çalıştır ve git. Beni rahatlatmaz bu, ben verdiğim o uğraşı seviyorum.

    “HER ŞEY GÜZEL OLACAK”

    Yelkencilikte yenisiniz ama meslekte 23. seneniz olmuş. Medyanın gidişatını değerlendirir misiniz?

    Her şey güzel olacak, böyle gitmez. Toplumdaki gibi medya kurumları arasında da kutuplaşma var. İşten çıkarılanlar, tazminatı verilmeyenler… Maaşlar zaten çok az. Üzerine neyin yazılıp yazılmayacağı baskısı da eklenince işin keyfi iyice kaçıyor. Medya patronları bağımsız olmalı. Ben şanslıyım çünkü Amerikan şirketinde çalışıyorum. İkisi yabancı, biri Türk, üç tane genel müdür değiştirdim, hiçbiri toplantıya girip ne yaptığımızı sormadı. Haberin başındaki Doğan da akşam ne söyleyeceğimi bir kere bile sormamıştır. Bu şekilde haber sunmak harika, sıkıntısı ise sizi hedef haline getirebiliyorlar. Yani bazı şeylerin tekrar rayına girmesi gerek, aksi takdirde halimiz çok kötü demektir. Ben umudumu kaybetmiyorum. 

    Haber sunmaya başladığınızda kimi örnek aldınız?

    Örnek aldığım adam Mehmet Ali Birand’tı. Başta onu taklit ettim, sonra kendimi buldum. Artık prompter kullanmıyorum, önümde akan yazılar yok ve ekran kurallarını biliyorum, her şey doğaçlama. Şimdilik lider gidiyoruz. Kafa yapılarımız benzese de benden hoşlanmayanlar var, onların da mecburen beni izlediklerinin farkındayım. Oysa bizimki gibi bağımsız başka kanallar olsa tipimi ya da kimi zaman yaptığım bilmişlikleri sevmeyenlerin seçenekleri de olacak. Böyle bizim reytingler düşer ama medyaya fayda sağlar.  

    Birand’la çalışmak nasıldı?

    İzmir’den İstanbul’a gelme sebebim Mehmet Ali Birand’tır. Onunla çalıştığım için çok şanslıyım. Bir gün beni odasına çağırıp “Bizlerden sonra bu koltuğa oturacak insanlardan biri sen olabilirsin. Güçlü olasılıklardan birisin. Senin bir tarzın, bir duruşun var. Senden takım elbise giymeni istiyorum. Buradakilerin hiçbiri giymiyor ama ben sana yakışacağını düşünüyorum” demişti. Kuvvetli öngörülere sahipti…

    Fatih Portakal arkadaşlarının teknesine gide gele, denizle sessizce iletişim kurarak âşık olmuş bu huzurlu yaşam tarzına. Artık kendi teknesi var ve her gün ona koşuyor. “İyi ki girdim bu işe” diyor. Bize de, değerli biri daha denize gönlünü kaptırdı diye sevinmek düşüyor…☸

  • Dragon’da Sonbahar Serisi başladı

    Dragon’da Sonbahar Serisi başladı

    Bodrum Açıkdeniz Yelken Kulübü tarafından Milta Bodrum Marina işbirliği ile düzenlenen Dragon Sonbahar Serisi’nin I. Ayak yarışları 7- 8 Eylül tarihlerinde gerçekleştirildi. Yaz döneminde kısa bir mola verilen rekabete devam ediliyor. Beş Dragon’un kaydının alındığı serinin birinci ayağında  gerçekleştirilen 5 yarış sonunda hafta sonunun galibi Elif teknesi olurken, Fresh Gale ikinci, Campagne ise üçüncü oldu. Serinin II. Ayak yarışları 26-27 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilecek.  www.bayk.org

  • ALİCAN KAYNAR Başarının tesadüf olmadığının kanıtı

    ALİCAN KAYNAR Başarının tesadüf olmadığının kanıtı

    Kararlı, disiplinli, azimli, tutkulu, cesur…  Fenerbahçe Doğuş Yelken sporcusu, Milli Takım’da Türkiye’yi Finn sınıfında temsil eden Alican Kaynar, yelkende başarılı olabileceğimizi dünyaya duyurmuş ve dereceleriyle kanıtlamış bir sporcu. Yelkene altı yaşında başlayan ve yılın 365 günü sıkı bir programla Olimpiyatlar’a hazırlanan Alican Kaynar’dan madalya beklentisi büyük.

    Alican Kaynar’la 2020 Tokyo Olimpiyatları öncesinde Enoshima’da düzenlenen altı günlük “Test Yarışı” dönüşü buluştuk. Aslında yelken, Türkiye’nin olimpik madalya beklemediği bir branştı fakat Fenerbahçe Doğuş’un başarılı yelken sporcusu Alican Kaynar sayesinde düşüncelerimiz değişti. Ülkeyi yelkende Finn sınıfında temsil eden Kaynar, ilk olarak 2012’de Londra’daki Olimpiyatlar’a katılmıştı. Londra’da deneyimledikleri, gözlemledikleri ve yaptığı karşılaştırmalar sonucunda kendini nasıl daha ileriye taşıyacağını anladığını söylüyor. Aslında tek bir cümleyle geçmişten bugüne çalışma grafiğini açıklamak gerekirse; başlangıçta bir çalışıyorken, o zamandan beri 10 misli fazla çalışıyor. 2016’daki Rio Olimpiyat Oyunları’na da katılan Kaynar, Tokyo’da madalya almayı hedefliyor. Dahası var. Kaynar, dünyada ilk kez yapılacak ve FIFA’nın yelkene uyarlanmış hali olacak Star Sailors’ League’te, Türkiye’nin takım kaptanlığına seçildi. Elbette Kaynar’a sorulacak çok soru var…

    Londra Olimpiyatları sonrası duygun neydi?

    İlk 10’a giremeyeceğimin farkındaydım. Türkiye yelkende gerideydi, biliyordum ama konuyu henüz tam çözemiyordum. Yarıştan sonra neden madalyaya oynayacak seviyede olmadığımızı sorguladım. “Madem madalyaya oynamıyoruz, o zaman neden Olimpiyatlar’a geliyoruz?” diye sordum kendime. İlk seferdi, tecrübe kazanmıştık ama plan neydi? Türkiye’de Olimpiyatlar’a gidenlere başarmış gözüyle bakılıyordu ve oraya gidince iş bitiyordu. Bense devam etmek, ilk 10’a, beşe ya da üçe girmek istiyordum. Döner dönmez hiç ara vermeden uygun antrenör aramaya başladım.

    Kendin çabaladın yani.

    2014’te eşimle bir seneliğine İspanya’ya taşındık. O zaman İspanya’da iyi bir antrenman grubu vardı ve olimpik sporculara yakın olabildim. Laser’da iki madalya almış Slovenyalı sporcu Vasilij ŽZbogar ile birlikte çalıştık. Sonra o Rio’da üçüncü madalyasını aldı, hem de Finn’de ve 42 yaşındaydı. Profesyonel bakış açısından, çalışma disiplininden ve feragat ettiklerinden etkilenmiştim. Başka türlü başarıya ulaşamazsın zaten.

    Yaşadığın olumsuzluklardan bir örnek paylaşabilir misin?

    Çok yalnız kaldığım oldu. Yabancıların peşinden koştum, beraber antrenman yaparız da bir şeyler kaparım diye. Ve beni reddettikleri bir dönem geçirdim. 2016 Rio Olimpiyatları’na hazırlanırken, dünya şampiyonalarında 25-30 arasıydı skorlarım. Antrenman grupları vardı; İsveçli, Finlandiyalı, Fransız birlikte çalışıyorlardı örneğin. “Ben de gelebilir miyim?” dediğimde, hepsi bir diğerine sormaları gerektiğini söyleyip beni soğutuyorlardı. 

    Ya şimdi?

    Son iki senedir, bütün bu bahsettiğim grup Yunanistan’da bizim antrenmanlara katılıyor. Yaklaşık 15 partnerimiz oldu ve herkes gelmek istiyor. Anlıyorum, iyiler iyilerle olmak istiyor ve değişime seviniyorum. Devamı Ekim 2019 sayımızda…

    Ready Steady Tokyo – 2019 Olympic Test Event, Enoshima, Japan

    Ready Steady Tokyo – 2019 Olympic Test Event, Enoshima, Japan