J/70 Türkiye Turu’nun son etabında filoya katılan iki yeni Türk ekibin yanı sıra üç yabancı takımın eklenmesiyle birlikte 10 ekip yarıştı. Artan ilgiyle birlikte rekabetin de yükseldiği son ayak sonunda toplam yedi yarış yapıldı. Yazı ve Fotoğraflar ÇİĞDEM YURTSEVER
J/70 Sınıf Birliği’nin her ayakta farklı bir bölgede organize ettiği J/70 Türkiye Turu’nun altıncı ve son ayağı D-Marin Turgutreis’de 2-4 Aralık tarihlerinde tamamlandı. Üç yabancı ekiple birlikte filoya yeni katılan Serkan Gezer’in dümende olduğu Jamk ve Yiğit Eroğlu’nun dümende olduğu İvedi tekneleri de yarıştı. İlk gün güneyli hafif hava ile birlikte 55 dakika süren bir yarış yapılabildi. Ardından havanın devamlı yön değiştirmesi sebebiyle başka yarış yapılamadı.
ÇEKİŞME VE KEYİF İÇ İÇE
İkinci gün kuzeyli esen 8-12 knot hızındaki rüzgâr eşliğinde toplamda üç çekişmeli yarış yapıldı. Havanın ufak sağanaklarda fazlaca yön değiştirmesi sebebiyle liderin sürekli değiştiği yarışlarda tüm yarışanlar büyük keyif aldı. Yarış sonunda tüm teknelerin bağlandığı D-Marin Turgutreis “dock party”de buluşan ekipler kaynaşma ve 2023 planlarını konuşma şansını buldu.
EKER KAYMAK’IN LİDERLİĞİ
Son gün ise planlanan üç yarışın tamamı da yapıldı ve kuzeyli havanın tekrar parkurda olması sebebiyle çekişmeli yarışlar devam etti. Altı ayaktan oluşan serinin genel klasmanında Ahmet Eker’in dümende olduğu Eker Kaymak ekibi birinci, Gülboy Güryel’in dümende olduğu Denizcik ekibi ikinci ve Utku Çetiner’in dümende olduğu Atom ekibi üçüncülük kupasını kazanan ekipler oldu.
2023 için filoya yeni katılacak tekneler ile birlikte toplamda 20 tekne mart ayında başlayıp kasım ayına kadar J/70 Türkiye Turu’nu kazanmak için ter dökecek. ☸
Yıllar sonra Finn sınıfına dönme hayalimi gerçekleştirdim. 13-17 Eylül’de İspanya Hospitalet de L’Infant’taki Açık Avrupa Şampiyonası’na katıldım ve 60 teknelik filoda 19. sıraya yerleştim…
Fotoğraflar ROBERT DEAVES, SİNAN SÜMER ARŞİVİ
Yelken hayatımla ilgili iki büyük hayalim vardı. İlki okyanus aşırı bir yarışa katılmak, ikincisi ise bir gün Finn sınıfına geri dönebilmek. Geçen yıl ve bu yıl olmak üzere iki etaplı gerçekleştirilen Marsilya-Madeira-Martinik rotalı Transquadra Okyanus Yarışı’yla ilk hayalimi gerçekleştirmiş, detaylarını da sizlerle buradan, Yacht Türkiye sayfalarından paylaşmıştım. Oradaki uzun günler, geceler boyunca düşünmeye imkân bularak Finn sınıfına geri dönme konusunu da kafamda iyice netleştirdim.
Finn sınıfında, gençliğimde, milli takım ve uluslararası seviyede uzun seneler yarışmış olmamın benim için anlamı hep çok daha ötedeydi. Bu sınıf, ülkemizde ve dünyada birçok önemli yelkenciyi yetiştirdi; benim de bu kişilerin öğrencisi olmama, izlerini takip etmeme fırsat verdi. Çok detaylı ve teknik bir tekne Finn ve Yat sınıfına iyi bir altyapıyla geçmemi sağladı. Bu sınıfın sporcuları her zaman denizde sağlam birer atlet ve sıkı bir yarışçı, karada ise bir o kadar dost canlısı ve yardımsever insanlar oldular. Bunu söylüyorum, zira birçok üst düzey sınıfta rekabetçi yarışçılar bırakın iyi dost olmayı, birbirleriyle konuşmuyorlar dahi. Dolayısıyla Finn bir yarış sınıfı teknesi olmasının ötesinde, daha gençlik yıllarımda hayata bakışımı ve karakterimi şekillendirdi diyebilirim. Kendisine geri dönmek de bu yıla nasip oldu.
VÜCUT VE ZİHİN HAFIZASI
Transquadra sonrası ikinci el bir tekne alıp İstanbul’da hafif havalarda antrenmanlara başladım. Öncelik hafif havaydı çünkü Finn fiziksel anlamda çok talepkâr olmuştur her zaman. 25 yıl aradan sonra birinci önceliğimi tekneyi hatırlamak ve bunu sakatlanmadan yapmak üzerine kurdum. Her ne kadar kara antrenmanlarını hayatımdan hiç çıkarmamış olsam da bu tekne için gerekli güç, esneklik ve atletizme ulaşmanın zaman gerektirdiğini çok iyi biliyordum. Galatasaray Kulübü’nde yaptığım ilk antrenmanlarda genç sporcular hafif rüzgârlarda, “Abi senin havalar esiyor” diye benimle dalga geçmeyi alışkanlık haline getirdiler. Zaman geçtikte tekneye alıştım ve antrenman temposunu artırdım. Vücut ve zihin hafızası çok ilginç; 25 sene önceki alışkanlıkları tahminimden çok daha kısa sürede hatırlamak beni olumlu yönde oldukça şaşırttı. Güney Yarışı sonrası Bodrum’da sert havada yaptığım bir haftalık antrenman kampı ise en faydalı çalışmalarımdan biri oldu, artık neredeyse kendimi tam olarak hazır hissetmeye başladım. İstanbul’a dönüşte Galatasaray Kulübü’ndeki milli Laser sporcularıyla antrenman yapma fırsatı buldum. Bu kez tekneyi hatırlamanın ötesinde su üzerindeki rakiplere karşı da tek başına yelken yapmayı hatırladım.
26 YIL ÖNCEYLE AYNI YERDE
Hedefim, 13-17 Eylül’de Barcelona yakınındaki Hospialet de L’Infantta gerçekleşen Finn Avrupa Şampiyonası’na katılmaktı. Bu yarış alanının benim için ayrı bir önemi vardı, çünkü 1996 senesinde tam 26 yıl önce burada Finn Gençler sınıfında Avrupa yedincisi olmuştum. Dürüst olmam gerekirse; bu seferki hedefim iyi bir dereceden ziyade, sorunsuz bir şekilde yarışı tamamlayabilmekti.
11 Eylül’de Hospitalet’e vardım. 12 Eylül sabahı teknemi hazırladım ve akşamüzeri çıktığım deneme antrenmanlarında süratim, diğer rakiplere göre fena değildi. Tek tip teknelerde rakiplerle karşılaştığınızda ilk süratiniz çok önemlidir. Sürat konusu genelde nasıl başlarsa öyle gider. Bu durum moralimi epey yükseltti. Bu yarışa kadar hiç başka bir Finn ile antrenman ve sürat testi yapma imkânım olmamıştı.
Süratim iyiydi ama deneme startlarında çok geride kalıyordum. Türkiye’deki hazırlıklarımda bunu çalışmaya da pek fırsatım olmamıştı. O gün bazı sporcular açık alanda çalıştı, bazıları İspanyol antrenörün eşliğinde defalarca start ve kısa parkur antrenmanı yaptı. Ben de bu konuda eksik hissettiğim için sürekli start çalışmalarına katıldım. Belleğimde bu kısmı da ortaya çıkartmalıydım yoksa 60 teknenin start hattında olacağı bu yarışta hiçbir şansım olmazdı. Tekrar tekrar çok kötü startlar moralimi bozsa da denemeye devam ettim. İki saatin sonunda çalışmanın son bölümünde ritmi yakalamayı başardım ve ilk yarış öncesi bu konuda da kendimi biraz daha iyi hissettim…
YARIŞ GÜNÜ
13 Eylül, ilk yarış günü. Orta sert bir havada erkenden denize çıktım, parkuru denedim. Bunca yıllık deniz tecrübesine rağmen heyecanıma hâkim olmakta zorlanıyordum. Nihayet ilk yarışın hazırlık düdüğü çaldı ve tüm tekneler start hattına dizildi. İyi bir yer bulmaktan önce, 60 tane yan yana dizilmiş Finn teknesinin güzelliğine kaptırmış bir halde buldum kendimi. Sonra kısa bir silkinme ve uygun bir yer arayışı… İlk startta çıkışta epey zorlandım ama avantajlı noktadan üçüncü tekne olarak kendime yer bulabildim. İlk orsa şamandırasına geldiğimde yorgunluktan dilim dışarıdaydı, kaçıncı olduğum konusunda da en küçük bir fikrim dahi yoktu. Arkama baktığımda önümden çok daha fazla tekne olduğunu gördüğümde hem heyecanım hem de motivasyonum arttı. Tüm yarış boyunca büyük bir hata yapmadan hem pozisyonumu korudum hem de birkaç tekne daha geçmeyi başardım. O gün yapılan iki yarışı 60 tekne arasında 21. ve 19. olarak tamamladım, genel sıralamada da 19. olarak ilk günü bitirdim. Bu benim için harika bir sürprizdi, böyle bir noktada olmayı beklemiyordum. Kendi kendime “bu ilk günün acemi şansı, herhalde yarın daha kötü olur” diye söyledim.
13. SIRAYA YÜKSELDİM
Ertesi sabah hava kuzeye döndü ve epey kuvvetli esmeye başladı. Filo içinde kilosu en düşük yarışçılardan biri olduğum için sert havada kendime tanıdığım şans da pek yüksek değildi. Sert havada yapılan bu ilk yarışın ilk orsasını da filonun ortasında dönmeyi başarıp, ilk pupada da hafif kilomun avantajıyla birçok tekneyi geçip, kendimi yine ön grupta buldum. İşin güzel yanı, hava gitgide düşmeye başladı ve benim tercih ettiğim, parkurun sol tarafı iyice avantajlı hale geldi. Son orsa şamandırasına yaklaşırken beşinci sıradaydım. Ancak hava iyice düştü ve komite yarışı abandone etti, peri masalı benim için son buldu. Bu karardan sonra tüm filo karaya döndük; uzun bir bekleyişin ardından yayılan güney rüzgârıyla tekrar denize çıktık. O gün yapılan yarışlarda da ilk 15 içinde iki derece yapınca günü 13. sıraya yükselmiş şekilde tamamladım. Birçok önemli yarışçı gelip beni tebrik etti, hatta yurt dışından bile arayanlar oldu. Gerçek olması için çok iyi bir pozisyondaydım.
BANA DERS OLDU
Üçüncü gün ilk yarış yine ilk 15 içinde bir derece yaptıktan sonra ikinci yarış tekrar edilen starttan çıkamayınca 34. sırada serinin en kötü derecesini yaparak karaya döndüm. Tabii en kötü derecemin yarışa gelirken “umarım yapabilirim” dediğim bir derece olması ise ayrıca komik oldu bana. Üçüncü günü genel sıralamada 17. olarak tamamladım böylece.
Son gün yine iki yarış planlanıyordu ancak sabahtan esen fırtına yarış yapmaya imkân vermedi. Son start saati olan 15.00’e kısa bir süre kala günün tek yarışı için start verildiğinde hayatımda ilk defa yaşadığım bir olay başıma geldi. Start saatini yanlışlıkla normalden bir dakika erken aldığım için startı da bir dakika erken aldım. Şans eseri pin end şamandıraya en yakın tekne olduğum için de altımda referans alabileceğim kimse yoktu. Start ettikten kısa süre sonra durumu fark edip geri dönsem de basılı olan U kod bayrağı sebebiyle serinin son yarışı benim için başlamadan bitmiş oldu. Böylece 30 yıllık yelken tecrübeme yeni bir ders daha eklemiş oldum…
SONUÇ YİNE AYNI!
Neyse ki seri boyunca elde ettiğim dereceler iyiydi ve bu yarışı atıp, seriyi 19. sırada, yani ilk gün başladığım şekilde tamamladım. 40-50 yaş grubu Master sınıfında ise yedinci olarak tamamladım ki bu da hoş bir tesadüftü benim için. Aynı yerde 1996 senesinde Avrupa Gençler yedinciliği ve 2022’de Avrupa Master yedinciliği elde etmiş oldum. Genel sıralamada ilk 20’ye ödül vermeleri de ayrıca benim için hoş bir sürpriz oldu. Artık sağlığım ve zamanım el verdiği sürece Finn yarışlarına katılmaya devam ederek bu güzel hayali yaşamaya devam etmek istiyorum. Türkiye’de de bu sınıfı canlandırmak bir diğer hedefim. Bakalım hayat neler gösterecek…☸
Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın 40. kuruluş yıldönümü çerçevesinde Bodrum Açıkdeniz Yelken Kulübü’nün organize ettiği Güney Ege Sahil Güvenlik 40. Yıl Yelken Kupası, 25 ekibin ve 140 sporcunun katılımıyla tamamlandı.
BAYK’ın 18 Haziran tarihinde organize ettiği, Milta Bodrum Marina ve Marina Yacht Club Bodrum’un ev sahipliğinde gerçekleştirdiği Güney Ege Sahil Güvenlik 40. Yıl Yelken Kupası IRC, Destek ve Tırhandil sınıflarına açık olarak tamamlandı. Ralli sınıfının da dahil edildiği yarışta bu sınıfa özel olarak lisans şartı aranmadı. Kayıt ücreti alınmayan yarışta filo IRC A-B, Destek A-B ve Tırhandil gruplarına ayrıldı. Filoda IRC A grubuna İstanbul’dan gelen Cinali Magic ismiyle bir Farr 40 teknesi katıldı. Destek grubunda ise 1931 İsveç yapımı, restorasyonu geçen sene tamamlanan klasik tekne Vega katıldı.
Coğrafi rotada yarışan ekipler, ortalama 15 knot hızlarda esen keyifli bir rüzgâr eşliğinde planlanan tek yarışla tamamlandı. Güney Ege Sahil Güvenlik Grup Komutanı Yarbay Süleyman Ercan ve Bodrum Sahil Güvenlik Karakol Komutanı Binbaşı Utku Meral’in denizden takip ettiği yarışların startını Bodrum Kaymakamı Bilgehan Bayar verdi. Filo rotaya göre Görecek Adası açıklarında start alırken, Çelebi Adası’nı iskelede bırakarak Bodrum’a dönüp Karaada Boğazı’nın Tavşan Burnu açıklarına atılan dönüş şamandırasını sancakta bırakarak finişlerini verdi. 14 deniz mili mesafeli yarışın ardından akşam Marina Yacht Club Bodrum’da kokteyl ve kupa töreni coşkuyla tamamlandı. Güney Ege Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın 40. yılı kutlanırken denizlerin en büyük güvencesi Sahil Güvenlik ile yatçılar arasındaki dostluk ve işbirliği de güçlendirildi. ☸
Gezgin ruha sahip genç bir çift olan Nilay ve Onur Koçman’ı isimleriyle değil, daha çok “Usturmaçalı Kız” olarak Nilay Koçman’ın sosyal medya hesabından tanıyoruz. Hayatları küçük bir sandal hayali kurarken, birkaç sene içinde teknede yaşama evrilmiş. İşte Koçman çiftinin hiçbir yere ait olmama hissiyle Balıkesir’den denizlere açılan yeni hayat hikâyesi…
Nilay’ın deniz sevgisi erken yaşlarda başlamış ve bu tutkusu deniz yaşamından uzak büyüyen eşinin de maviliklere bağlanmasına vesile olmuş. Genç çiftin zaten tekne yaşamından önce de deniz ve doğa sporlarıyla uğraşan ve çok seyahat eden bir hayatı varmış. Tekne yaşamına geçişleri ise adım adım olmuş. 5 metre boyunda sandaldan hallice bir tekne düşünürken, fikir adım adım gelişmiş ve 35 feetlik bir tekne almışlar. Bu yaşam tarzını deneyimledikçe de o kadar sevmişler ki eğitim alıp, tüm odaklarını tekne yaşamına çevirmişler. Bu işin sonu da daha büyük ve konforlu bir tekneye geçip denizde yaşama dönüşmüş. Şu an Marmaris’teler ve eğitim almaya devam ediyorlar. Hikâyenin detaylarını ve bu yeni yaşama geçiş süreçlerini çiftten öğrendik.
“TEMEL ANLAYIŞIMIZ, KÖKSÜZLÜK”
Sizleri tanıyabilir miyiz?
Nilay Koçman: 1991 İzmir doğumluyum. Esas mesleğim endüstri mühendisliği ama hep söylediğim gibi ben artık deniz mühendisiyim. Küçüklüğümden beri su kuşu gibiydim, beni denizden çıkarmak çok ama çok zordu. Denizin üstünde pek gözükmezdim, beni en çok cezbeden suyun altı oldu her zaman. Amatör denizci belgemi 15 yaşımda aldım sanki bu günlerimi hissetmişim gibi. Şu anki en büyük tutkum da yelken.
Onur Koçman: 1985 Balıkesir doğumluyum. İşletme mezunuyum ve ticaretle uğraşıyorum. Kendi işimi yapıyorum ve tekneden çalışmaya devam ediyorum. Denizi olmayan bir bölgede büyümeme rağmen Nilay’ın içindeki deniz sevgisi benim de tutkuyla denize bağlanmama vesile oldu. Çok da güzel oldu. İşim gereği olsa da doğru kararlar almak ve emin adımlar atmak benim için çok önemli. Denize Nilay ile attığımız adım ise hayatımın en doğru kararı bence.
Yelkenli hayatına geçmeden evvel hayatınız nasıldı?
N.K.: Çok aktiftik aslında. Yüzme, dalış, bisiklet, doğa yürüyüşü, yurtiçi ve yurtdışı seyahatlerimiz hep vardı. Temel anlayışımız, bulunduğumuz konuma olan aidiyetsizliğimiz. Aslında köksüzlük diyebiliriz buna.
Tekne alma fikri nasıl çıktı ortaya?
N.K.: Çıkış noktamız deniz sevgimizdi. İlk başlarda sandaldan hallice, 5 metre boylarında bir tekne bakıyorduk. Amacımız adalara ve koylara gidip kamp yapmak, balık tutmaktı. Sonra güneşliği olsun, bir kamarası olsun derken baktığımız tekne türleri değişti. Marmaris, Selimiye tatilimizde koydaki yelkenli tekne manzarası bizi çok etkiledi ve o yaz yelkenli teknelerin uğrak noktası olan koylara karadan gidip gözlem yaptık. Hatta demirde kalan insanların yanlarına yüzüp sorular sorduk ve o yaz bitiminde yelken eğitimi almaya karar verdik sonrası malum… Motor kapandıktan sonraki sessizliğin tadını aldık ve aradığımız yelkenli bir tekne dedik.
“DENİZCİLER HAYATIN SIRRINI BULMUŞ”
İlk teknenizi ne zaman aldınız, neler yaptınız?
N.K.: 35 feetlik bir Dufour’u Aralık 2019’da almıştık. Yaz kış demeden seyirler yaptık. Ayvalık-Kekova arasında kalan denizlerimizi keşfetme şansımız oldu. Teknemizde dizel ısıtıcımız olmamasına rağmen şubat ve mart aylarında koyda kaldık. Termal kıyafetler, kat kat battaniye ve sıcak su torbası ile gecelerimizi geçiriyorduk ki, zaten tekne de küçük olunca ocakta yaptığın yemek kırıyordu soğuğu. Her zorluğuna rağmen mutluyduk, kış aylarında kimsenin olmadığı koylarda sadece biz vardık.
İz bırakan ilk tecrübelerinizden birini anlatabilir misiniz?
N.K.: İlk alargamızı hiç unutmuyoruz. Sessiz, ıssız ve dolunaysız bir gece, yıldızlar ışıl ışıl ve net. Güverteye uzandık gökyüzüne bakıyoruz, tekneyle birlikte gökyüzü de dönüyo. Allahım! Yok böyle bir şey ve o gün dedik ki “Bu denizciler hayatın sırrını bulmuş ve bizim haberimiz yok!”
Peki teknede yaşama fikri nasıl çıktı ortaya?
N.K.: İlk teknemizi içinde yaşama düşüncesiyle almadık. Fakat denizciliğin bir kültür olduğunu ve tam da gezgin hayatımıza uygun bir araç olduğunu gösterdi bize. Ev hayatımıza bakıyoruz; gereksiz bir sürü mutfak eşyası, mobilya, kıyafet… Teknedeki hayatımıza bakıyoruz; sadece ihtiyacımızın olduğu eşyalar var ve gayet de yaşanabiliyor, hatta yaşam kaliten artıyor. Eşyaya hizmet etmek yerine daha dışa dönük bir hayatın oluyor. Sonra teknemizdeki konforu biraz daha artırabilirsek evi kapatıp tam zamanlı teknede yaşayabiliriz aslında dedik. Böylece teknede yaşama fikrine çok sıcak bakmaya başladık.
RAFİNE ÇÖZÜMLER İÇİN DAHA BÜYÜK BİR TEKNEYE GEÇİŞ
İkinci tekneye geçme sürecinizden bahsedebilir misiniz?
N.K.: Tamamen beklentilerimizle ilgili ve her anlamda konforumuzu biraz daha artırabilmek adınaydı bu karar. Daha büyük bir tekne daha geniş bir yelken alanı demek, bir yelkenci olarak hızla çok işimiz olmasa da gideceğimiz mesafeleri kısaltmak hiç de fena olmaz diye düşündük. Yaşam alanındaki konfor ise çamaşır makinesi olabilir. Pandemi döneminde bunun zorluğunu yaşadık. Çamaşırlarımızı dışarıda yıkatmak istemedik; elde yıkamaya çalıştık ama bir yere kadar. Bir kere de yıkatalım bari dedik, çamaşırhaneler kapandı. Kısacası İlk teknemizde karşılaştığımız problemler ve deneyimler sonucunda kendimizce rafine edilmiş çözümler bulduk ve daha büyük bir tekneye geçiş yapıp bunları uyguladık.
Tekneye nasıl karar verdiniz?
N.K.: Arayışa girdiğimiz dönemde, istediğimiz opsiyonların hepsini ikinci el bir teknede bulmanın çok zor olacağını gördük. Eksikleri kendimiz eklettiğimizde ise ikinci el tekne sıfır fiyatına yaklaşmaya başladı. O yüzden sıfır bir tekne tercih ettik. Tekne fuarlarına gidip 60 feet tek gövdelerden katamarana kadar her marka ve boyda tekneyi gezerek fikir sahibi olduk.
Ne zaman aldınız ve tam zamanlı yaşama nasıl geçtiniz?
N.K.: Tekne hayatımıza girdiğinden beri çok fazla eve gitmiyorduk zaten. Evi kapatıp maddi anlamda yeni tekneye yönelmek çok daha mantıklı geldi. 2020 Kasım ayında yeni teknemizin siparişini verdik. Yaptığımız planlar pandemi nedeniyle tutmadı ve teknede altı aylık bir gecikme oldu. Diğer teknemizi de artık satmak durumundaydık ve teknesiz geçen bu altı ay bizim sudan çıkmış balığa dönmemize sebep oldu. Yine iyi tarafından bakarsak, bu süreçte yavaş yavaş evi kapatıp yeni hayatımıza hazırlandık. İki teknemiz arasında bir boy olan 42 feet bir tekne kiralayarak da kendimizi 45 feet bir tekneye hazırladık. Teknemiz geldi, evi tamamen kapattık ve deniz yaşamı gerçek anlamda başlamış oldu.
Ne zaman teknede tam zamanlı yaşamaya başladınız?
N.K.: 22.02.22 tarihinde ama tamamen tesadüf. Diğer teknemizde de yaşıyor gibiydik ama karadaki evi kapattıktan sonra “evet şimdi başlıyoruz” dedik.
LYKIA IŞIKLAR ÜLKESİ’NDE GÜÇLÜ DENİZCİLER
Yelkenli teknede yaşamaya başladığınızda eğitim aldınız mı?
N.K.: Tekne almadan önce temel yelken eğitimi almıştık fakat bunu yeterli görmedik. Daha sonra kendi teknemizle de eğitim aldık.
Teknede yaşamanın iyi ve kötü tarafları nedir?
N.K.: İyi tarafı şu: Tekneyle birlikte olduğun her yerde evindesin. Karadan sadece deniz manzarası görüyorsun ama teknede çevrene 360 derece hâkimsin. Her gün başka bir dünyaya uyanabiliyorsun. Kötü tarafı, tekne hayatında bir sürü olasılık var ve bazen öngöremediğimiz olaylar yaşanabiliyor. Ani bir hava patlaması veya açıkta iken olabilecek teknik bir arıza… Bu yüzden B hatta C planınız her zaman olmak zorunda.
Nasıl bir teknede yaşıyorsunuz?
N.K.: Teknemiz 2021 model Bavaria C45. Seyirlerimizde aldığımız notlar sayesinde istek ve ihtiyaç listesi oluşturmuştuk. Teknedeki opsiyonları da bu listeye göre seçtik. Su yapıcı, jeneratör, çamaşır makinesi bu opsiyonlardan bazıları. Teknemizin adı LYKIA Işıklar Ülkesi. Yeni tekneye karar verdiğimiz dönemde tam da Likya uygarlığının var olduğu bölgede seyir yapıyorduk, aynı zamanda da Likyalılar gibi güçlü bir denizcilik kimliği olmasını umut ederek tercih ettik.
UCU AÇIK BİR ROTA
Şimdi nerede bağlısınız?
N.K.: Marmaris Netsel Marina’dayız. Hem tekneyi hem de kendimizi açık denizlere hazırlayabileceğimiz mükemmel bir konumdayız aslında. Dalış, gemicilik, farklı yelken türleri üzerine eğitim alıyoruz. Hatta Onur bu kış sanayide tekne motoru servisinde çıraklık yapmayı bile düşünüyor.
Yakın ve uzun vadedeki planlarınız veya hedefleriniz neler?
N.K.: Bir o kadar planlı, bir o kadar da plansızız. Dünya seyahati yapmak çok istiyoruz ama bu çıkalım klasik bir rotayı tamamlayıp geri gelelim şeklinde değil. Sevdiğimiz, beğendiğimiz bir yerde belki altı ay, belki bir yıl da kalabiliriz hiç belli olmaz ucu açık bir rota diyebiliriz.
Tekne yaşamı size neler kattı, yeni hayatınız nasıl geçiyor?
N.K.: Ruhumuza ve bedenimize özgürlük kattı. İsteyerek seçtiğimiz bir yaşamdı, deneyimledik ve bu yaşam şekli ile daha huzurlu ve mutlu olduğumuza karar verdik. Aynı zamanda hiç bilmediğimiz mesleki konularda bile bilgi sahibi olduk. Sürekli araştırıyor, öğrenmeye çalışıyoruz. Düzen ve disiplin konusunda da daha dikkatli olmayı öğrendik.
N.K.: Öncelikle bu yaşam cesaret, tedbir ve çaba istiyor. Alışılagelmiş konforu bırakmaya hazırlar mı? Öğrenmek istiyorlar mı? Çünkü teknede yaşamak, başkasının kullandığı teknede tatil yapıp “harika bir olay” demenin çok dışında. Tekneyi nerede konumlandırdıkları da çok önemli. Mesela biz kışlığım olsun, güzel bir arabam olsun, üstüne yazlığım olsun, e sıra teknede düşüncesinin dışındayız. Maddi ve manevi anlamda tamamen teknemize ve teknedeki hayatımıza odaklanmış durumdayız.☸