Dünyamızı görmek

Dünyamızı görmek derken dünyayı dolaşmaktan değil, içinde olduğumuz, çevremizdeki dünyamızı görmekten bahsediyorum.

Marinada bir genç arkadaş sordu. “Abi, sekstant kullanmasını öğrenmek istiyorum, nasıl bir sekstant tavsiye edersin?” “Güzel, nereye niyet?” “Belki Malta’ya uzanırım.”

Sekstant kullanmayı öğrenmek, her yeni bir beceriyi öğrenmek gibi güzel bir gayret. Her şey gibi sekstantın da iyisi, daha iyisi, daha daha iyisi var. 80’lerde kaptan olduğum yata, milyonere yakışır bir sekstant almıştım 2.500 dolara, bir de rasattan sonraki hesapları yapan bugünkü telefon büyüklüğünde Tamaya Computer -hesap makinesi- almıştım. (Elektronik yavaş yavaş sokuluyordu hayatımıza, almanak falan defterden kâğıttan çıkıyordu. Biz okulda seyir dersinde trigonometrisini de hesaplamak zorundaydık ama bizim denizlerde dolaşan donanma gözüne ve radarın gözüne güvenirdi.) Kelebek’teki benim kullandığım plastik sekstant 100 dolarlıktı. İkisinin arasındaki hassasiyet farkını okyanusta sallanıp yuvarlanan tekne üzerinde yaptığım rasatlarda benim söylememe imkân yok. İşimi görüyordu.

GÖREREK NAVİGASYON

Arkadaşla bizim sohbet, kâğıt haritadan Navionics’e, sizin zamanınızdan GPS’e gidip gelirken, gel biz dünyaya dönelim, navigasyonu basite indirelim dedim. Basit derken aslında ta Fenikelilerden beri asıl olan “görerek navigasyonla” biraz seyir yapalım. Hayran olduğunuz “duayenciliği” oynayalım. 

Akdeniz’de Cebelitarık’a kadar bir günden uzun sürecek sadece iki pasaj var, Ege’de o da yok.

Ben sekstantla bir iki kere hatamı 1 mil altına indirebilmiş, genelde 3-5 milin altına fit olmuştum. Tabii her şey gibi bu da antrenman meselesi, pratikle daha iyi olabilirdim muhakkak ama bu bana gideceğim yerin civarına ulaşmaya yeterliydi. Evet civarına diyorum. Benim anlayışım, “astro-navigasyon”la bulduğum mevki, varmak istediğim hedefe karayı okuyabilecek kadar yaklaştırıyorsa görevini yapmıştır. Su altı tehlikelerinin (atol, kayalıklarla sınırlanmış darboğaz gibi yerler) arasından görüş olmadan geçmek için değil. Orada eğitimli bir çift göz devreye giriyor. Size gözünüzü eğitmenize dikkatinizi çekmek için yazıyorum.

Zaten Murphy denen zat-ı muhterem o fırsatı kaçırmıyor. Ya bulut ya yağmur size doğru dürüst rasat yaptırmaz. O zaman da canlı bir hayvan olduğumuzu hatırlarız, beş duyumuz devreye girer, daha iyi görürüz, duyarız, hatta koklarız. Eğer bakmasını görmesini öğrenmişsek.

(Güney Hint Okyanusu’nda bir gece, serpiştirilmiş Seyşel adaları arasından geçiyoruz. Bombok bir hava, görüş 0, sekstantı unut. O zamanki en modern navigasyon aletim SATNAV ise güney yarım kürede dört-altı saatte bir mevki veriyor, ondan da hayır yok. Ama ne var, dört saat önceki mevkim ve parakete “dead reckoning” seyriyle haritada plot’ladığım mevkileri, nerede olduğumu görmesem de biliyorum. Yolumun üstündeki şimdi adını unuttuğum ince uzun bir adanın kuzeyinden geçersem bizi hırpalayan dalgalardan kurtulacağım. Annette ile göz ve kulak kesilmişiz. Yağmurun fırsat verdiği aralıklarda önce resifte kırılan dalgaların sesini sonra da beyaz köpükleri görünce burnu bulup mevkimizi kesinleştirip kendimizi öbür tarafa atmıştık.)

KÂĞIT HARİTALAR

Okyanusları bırakıp gelelim bizim diyara. Artık “GPS’imiz var”dan da öte “Chartploter”ımız var. (Benim yok ama neyse.) Kimisi yıldız falını bile söyleyecek, benim de hiç değilse telefonda gemimin ekrandaki haritada gittiğini gösteriyor. Ege’de yukarı aşağı dolaşırken hanginiz, (itiraf edeyim, hangimiz) Navionics’ten başka yere bakıyor? Hanginizin kâğıt haritası var? 

Benim Malta’ya gidecek arkadaşın işi, sekstantla gök cisimlerini, şartların müsaadesi kadar rasat etmekle bitmeyecek, (elektronik dünyanın kapısını kapattığını var sayıyoruz) aslında şimdi başlıyor diyebiliriz. Sonunda ada göründü. Buraya kadar son bulduğu mevki diyelim 5 mil hatalı biraz güneye düşmüşsünüz. Artık gözler karşısındaki kara parçasında delil arıyor, “hand bearing compas, sliding ruler” harita ve kurşun kalem vardiyada.

Masaya açtığı harita üzerinde rasatla bulunduğu mevkiyi koyunca önündeki burnu veya yüksek dağ tepesini hesapladığı pozisyonda görmüyor. O kerteriz hattı üzerine rasatladığı pozisyonu kaydırınca yanlışın bir kısmını düzeltecek.

Haritayı okumasını bilirsek bize bir sürü ipucu verir. Eski British Admiralty haritaları topoğrafyaya da kıymet verirdi, altında önemli yerlerin hangi kerterizde nasıl göreceğimiz gibi çizimi vardı. GPS öncesi devirdeki Bahama ve benzeri yerlerin rehber kitaplarında resif girişleri gibi önemli geçitlerin çizimleri, varsa fotoğrafları, kerterizleri olurdu. Ama şimdiki elektronik haritada da bir nokta ile dağları gösteriyor. Örneğin ben Ören Marina’ya dönerken arkasındaki en yüksek tepeye bakarım. Marina hemen hemen tam altında.

Şimdi “GPS çıktı mertlik bozuldu” muhabbetine girmeden etrafınızı okumanın zevkine değinmek istiyorum. Nerede olduğunu Mr. Garmin değil kendin bulup o adaya ulaştığında kıyıda içtiğin ilk bira milyon değerinde olur. Bir deneyin göreceksiniz.

GÖZÜN GÖRDÜĞÜ RENKLER

Bizim arkadaşı Malta yolunda bırakalım, gelin biz bu yaz Gökova’da veya paşa gönlümüzün istediği yerde oynayalım.

Elektroniğiniz bir kenarda beklesin, aldığınız, gideceğiniz yerin haritasında gördüğünüz burun, yüksek dağ zirvesi var, kâğıt haritanız yoksa da bilgisayarınızdaki programdaki kritik harita parçalarının print edersiniz (ben kâğıt harita bulamadığım yerlerde öyle yapıyordum, o zaman zaten elektronik henüz bizim gemiyi ekranda yürütmüyordu) kokpitteki pusulanızdan kerterizi alıp harita üzerindeki pusula gülünü kullanarak harita üzerindeki yerinizi bulursunuz. Burada ders verseydim pusula gülündeki varyasyon düzeltmelerinden falan bahsederdim ama benim niyetim sizi çok detaya, sıkıntıya girmeden etrafınıza baktırmak, bazan gözünüzün elektronikten daha iyi gördüğünü göstermek. O küçük hatalar hedefe yaklaştıkça kaybolur.

Artık geldik, şimdi emniyetle içeri girip demirleyeceğiz (çapa atmayacağız). Elektronik haritada, size mavinin değişik tonlarıyla derinlik bilgilerini verir, çoğu yetersizdir, dibin karakterini de bozan genel olarak verir ama yaklaştığınızda demirlemek veya sığlıktan başınızı derde sokmadan geçmek için en iyi alet polaroid gözlükle gözünüz. Renkler derinden sığlığa, lacivert derin, turkuaz sığlaşan kumluk (en güzel renk) bir de çirkin sarıdan kahverengiye uzanan kayalık veya tropikteyseniz coral var ki uzak dururuz. Demirlerken diğer uzak duracağımız renk siyah Posidonia çayırları, namıdiğer erişte. Yavru deniz mahlukatına kreş görevi yapan eriştede guletlerin admiralty demirleri haricindeki demirler zor tutar. Onlar köklerini tutturacak sağlam yerde yaşar, bizim aradığımız turkuaz kumluk. 

DENİZİ OKUYABİLMEK

Derinliği okumak da tecrübe gerektirir, seyrettiğin yöredeki görüşe zamanla alışırsın. (Bize de Türkiye’ye döndüğümüz ilk zamanlarda su çok berrak olduğundan daha sığ görünürdü.) Bu antrenmanlar eğer bir gün gözünü uzak diyarlara dikersen büyük faydası olur. Elektronik haritalar da önceliği bizim paşa gönlümüzü eğlendirmek için girip çıktığımız ticari önemi olmayan yerlerin detayını vermeyebilir. (Biri Tonga diğeri Yeni Gine’de sığınacağım koyun en emin yeri duvar gibi resifin arkasında, burada kalırsak 20 metreye demirleyeceğiz, paleti şnorkeli taktım ben önden salmaya corallar arasında santimlerle sıyıracak bir geçit buldum, ben önde, tayfa dümende cennet gibi iç koya girdik.) Bu misali Türkiye’de yaşamazsınız ama başüstünde denizi okuyabilirseniz Yedi Adalar’daki adalar arasından takılmadan geçebilirsiniz.

Etrafımızı okurken kıyıdaki yatmış ağaçlar size kuvvetli hâkim rüzgârın yönünü gösterir, demirlerken dikkate alırsınız.

Dead reckoning, parakete seyri bizim Malta’ya giden arkadaşın en önemli seyir şekli olacak. Ayrıldığı Yunanistan’daki son limandan önünde yaklaşık 350 mil mesafe var diyelim. Arkasında bıraktığı kara gözden kaybolana kadar aşağı yukarı 40 mili yaparken aldığı kerterizlerden yaptığı rasatların verdiği mevkii kontrol eder, akıntıyı anlar, düzeltmeleri yapar. Ulaşacağı hedefini de 40 mil kala gördüğünü kabul edersek aradaki 270 mili de 6 knot sürat yapsa 45 saatte geçecek. Paraketen temiz doğru kalibre edilmişse iki günde ne kadar hata yapabilirsin ki? Ben Kelebek’e iki sürat, iki derinlik transducer takmıştım, günlük katettiğimiz mesafe hesabı o yıllarda bizim için çok önemliydi. Yine de iki iskandilin de bozulduğu, İngiliz anahtarına ip bağlayıp el iskandili yapmak zorunda kaldığımız olmuştu ama emin olun hiç de zor değil. Garmin amcanın eline tutunmadan vardığınız limandaki ilk birayı düşünün… ☸

Navigation still-life. Skipper equipment, compass, ruler, protractor and a map. Sailing concept.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.