İKLİM KORSANLARI

Eskiler der ya hep “Azı karar, çoğu zarar” diye, işte sera gazlarında anormal bir artış olduğunda da dünya daha fazla ısınmaya başlıyor. Bu ısınmayı duyan başlıyor dâhiyane fikirler üretmeye. Hikâye burada başlıyor.

Sıcaklıkların çılgınca artmasına dâhiyane çözümler. Nasıl bu ayki konumuz? İklim değişimiyle mücadele hakkında birçok çalışma, birçok fikir var. Fakat bu fikirler biraz daha çılgınca çünkü felakete yol açma ihtimalleri de söz konusu. Sahte volkan yapımından tut da, fantastik yapı malzemelerine kadar en dâhiyane iklim değişimi mücadeleleri burada. Bu arada bazı fikirler öyle uç ki, yan etkisi faydasından daha çok olan ilaçlar gibi. İklim değişimini yavaşlatma adına çözüm olabiliyor belki ama başka riskli sonuçlara, hatta felaketlere yol açabiliyor. “Niye yapıyoruz o zaman bunları?” dersen eğer, e zaten birçoğu yapılamıyor.

SERA ETKİSİ OLMASAYDI…

Kabaca söylersek; iklim değişikliği, atmosferde ısı tutan gazların miktarındaki artışın bir sonucu aslında. Önde gelen sera gazlarını biliyoruz; karbondioksit ve metan. İşte bu gazlar, güneşten dünyaya gelip dünyadan tekrar uzaya gidecek ısıyı yutuyorlar (absorbe ediyorlar). Sonra da her ısınan cismin ışın yayması gibi bu gazlar da ışın yaymaya, atmosferde oldukları için atmosferimizi ısıtmaya, bu ısıyı gezegenimize yaymaya başlıyorlar. Böylelikle dünyamız üşümüyor. Yani bu aslında iyi bir şey, sera etkisi olmasaydı Marsın kaderini paylaşırdık; soğuktan donar veya hiç var olamazdık belki de. Ama önemli olan nokta burada şu: Eskiler der ya hep “Azı karar, çoğu zarar” diye, işte sera gazlarında anormal bir artış olduğunda da dünya daha fazla ısınmaya başlıyor. Bu ısınmayı duyan başlıyor dâhiyane fikirler üretmeye. Hikâye burada başlıyor. Biz de “örneğin”lere başlayalım.

Biraz önce bahsettiğim karbondioksit ve metanın tersine kükürt dioksit “sera etkisi”nin tersini yapıyor, gezegeni soğutabilme gibi bir meziyeti var. Bunun en güzel örneği, yanardağ patlamaları. Patlama sırasında kükürt veya kükürt dioksit püskürdüğü için küresel bir soğuma etkisi oluşturuyor. Çünkü stratosfere doğru (Dünya yüzeyinden yukarı 10 ila 50 kilometre arası) sürükleniyor ve orada, madde sülfürik asit oluşturmak için su ile birleşiyor. Bu küçük damlacıklar güneşten gelen ışığı yansıttığı için de gezegeni soğutuyor. Kükürt dioksitin bu özelliğini kullanmak için bilim insanları kükürt uçakları fikrini ortaya atmışlar. Gökyüzünde uçan minik volkanlar gibi. Atmosfere kükürt eklemeyi düşünmüşler kısacası. Fakat buradaki büyük sıkıntı şu: Aşırı kükürt ile kocaman bir hava kirliliği problemiyle karşı karşıya kalabiliriz ve bu da doğal olarak bir felakete yol açabilir. İşte bu da yan etkisi.

LİTYUM KARBONAT, KARBON FİBER

Başı çeken sera gazlarının karbondioksit ve metan olduğunu konuşmuştuk az önce. Aslında metan, karbondioksitten de daha güçlü bir sera gazı; etkisi 20-21 kat daha yüksek. Birazdan konu birazcık pisleşiyor gibi gelebilir, çünkü gezegende yaşayan 1.5 milyar ineğin büyük miktarda metan gazı çıkarmasıyla ilgili. 2009 tarihli bir makaleye göre, bu, atmosferdeki metana yüzde 11 ila 17 arasında bir katkıda bulunuyor. Bunun önüne geçebilmek için bilim insanları ineklere özel “beano” diye bir tablet geliştirmişler. 12 hafta boyunca test uygulandığında, metan inhibitörünün metan çıkışını bir birim başına yaklaşık yüzde 60 azalttığını görmüşler. Nasıl fikir ama?

Şimdi bir başka dahiyane fikir daha. Atmosferden karbon çeken süper güçlü bir yapı malzemesi ile konuya devam ediyorum: Lityum karbonat. Burada hedefimiz karbonu ayrıştırmak. Metot şu: Lityum karbonatı eritmek için güneş enerjisini kullanıyor. Üzerine bir voltaj yerleştirildiğinde de 3 parça halinde; lityum oksit karışımı, karbon ve oksijene ayrılıyor. Lityum oksit, bir döngü yaratarak daha fazla karbondioksit çekiyor. Dolayısıyla havada karbon azalmış oluyor. Amaca ulaştık mı? Evet! Bir de geriye ne kaldı ekstra olarak? “Karbon fiber”. Onu da araba yapımından roketlere kadar birçok uygulamada kullanabilirsin. İstersen yani, elde var. İhtiyacın olursa alo de.

ALBEDO KALKANI

Şimdi de bir diğer dâhiyane fikre geldik. Burada slogan size tanıdık gelebilir: “Beyazlar artık daha beyaz”. “Albedo kalkanı” ile artık bulutlar daha beyaz. Bu da diğer bir parlak fikir. Havaya ışığı yansıtma özelliği yüksek aerosol’ler ekleyerek bulutların parlaklığı artırılıyor. Böylece ışığı uzaya daha iyi yansıtabilen bulutlar oluşmuş oluyor. Fakat bu kısa süreli bir etki. Atmosferdeki karbondioksit ise hem kalıcı hem de giderek daha da artıyor. Sonuç olarak etkili bir çözüm olur mu? Bence “cık”, olmaz.

Aylardan Temmuz. Belki şu an tatilde güneşleniyorken bu yazıyı okuyorsan, sıradaki dâhiyane fikir de sana gelsin güneşlenen okurum. Özellikle plajda güneşten korunmak için en basit olarak ne yapıyoruz? Güneş gözlüğü, şapka takıyoruz ya da benzeri şeyler yapıyoruz. Bu örnekte yapılan da atmosfere yukarıdan şapka ya da gözlük takmak gibi bir şey. “Anlamadım, o ne demek?” dediğini kabul edip konuyu açıyorum.

FİTOPLANKTON DEYİP GEÇME

Dünyaya gelen ışınları azaltmak için bir proje bu. Projede atmosferde Ekvator etrafında dolaşan mikro ölçekte uzay araçları var. Bu uzay araçlarına güneş ışığını yansıtan parçacıklar yerleştirilmiş durumda. Atmosferde Ekvator etrafında dolaşan mikro ölçekteki bu uzay araçları adeta bir halka oluşturarak güneş ışınlarını kısmen geri yansıtıyor ve küresel ısınmayı azaltmaya çalışıyor. Bu halka, gezegene çarpan güneş ışınının miktarını ve dolayısıyla sera gazlarının ısıtma etkisini azaltabiliyor. Biraz bilim kurgu filmini andırsa da imkânsız değil, tabii eğer trilyon dolarlarınız varsa.

Hep havadan konuştuk, biraz da sudan bahsedelim ve son dâhiyane fikirle yazımı bitireyim: Okyanustaki küçük fitoplanktonlar havadan karbondioksiti çekerek fotosentez ile besin üretiyorlar. Hayatlarını kaybettiklerinde ise karbonlarını da yanlarına alarak okyanus tabanına çöküyorlar. Kısacası, atmosferdeki karbondioksit oranını azaltmış oluyorlar. Yani fitoplankton deyip geçme. Ek bir bilgi daha: Demir, fitoplankton gelişimini tetikleyen bir madde. Fikir ise şu: Okyanusun üretken bazı kısımlarına demir elementi ekleyerek büyük fitoplankton patlamalarına yol açmak. Sonuçta daha çok fitoplankton atmosferden daha çok karbon çekilmesi demek, öyle değil mi? Fakat yapalım dediğimizde olmuyor, zira denize lokal demir yüklemesi yapıldığında oradaki ekosisteme olası zararının büyük olabileceği düşünülüyor. Dolayısıyla dâhiyane bir fikir daha tarihin tozlu raflarına kaldırılmak üzere bir köşede duruyor. 

Aslında daha çok örnek, şaşırtıcı dâhiyane fikir var. Ama tabii önemli olan, daha etkili ve güvenilir çözümler bulmak. Örneğin; aç gözlü olmamak, israf etmemek, her şey benim olsun dememek ve bilinçli tüketiciler olmak. Gelecek ay yine bu sayfalarda olurum, haberleşelim. Kalın sağlıcakla.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.