TERSİNE DÜNYA

Bu ayki konumu öyle yerden seçtim ki, tahmin edemezsin. Çalışmadığın yerden gelecek bu sefer. Bir anda oldu ama… Hazır mısın? Eğer Dünya ters yönde dönseydi ne olurdu?

enüz Güneş’in bile yeni doğduğu zamanlara gidelim ve zamanda uzun bir yolculuk yapalım hadi. İndiğimizde gördüğümüz şey, Güneş; henüz yeni doğmuş bir yıldız. Ve etrafında da gaz ve toz bulutları var. Bu gazlar, toz bulutları, cisimler Güneş’in etrafında bir diske benzer yapıda sürekli dönüyor. Üstelik sürekli aynı doğrultuda dönüyorlar. Bu etraftaki materyaller gezegenleri oluşturmak üzere zamanla bir araya geliyorlar, toplanıyorlar. Ve bir araya gelirken de hep aynı yönde dönmeyi sürdürüyorlar. Gezegenler bir bir oluşuyor ve bu dönme yönünü de kendi içlerinde de sürdürüyorlar. Güneş sisteminde zıt yönde dönen tek aykırı gezegen Venüs. Onun da sebebi yüksek ihtimalle milyarlarca yıl önce gerçekleşen bir çarpışma. Yani Dünya’nın tersine dönmesi için çok büyük bir çarpışma falan olması gerekiyor. Bu da zaten bir felaket demek. Dolayısıyla dünyanın ters yöne döndüğünü görmemiz mümkün değil. Ama diyelim ki, sihirli bir değnek Dünya’nın yönünü değiştirdi ve Güneş artık batıda yükseliyor, doğuda batıyor. Sence neler olurdu? Şüphesiz en çok etkilenecek şey iklim olurdu bir kere. Çünkü hava paternlerini, rüzgârları, akımları oluşturan da Dünya’nın dönüşü. Ters yönde bir dönüşte o kadar çok şey değişiyor ki, bak ne oluyor…

CORIOLIS ETKİSİ

Bilim insanları deneyler, simülasyonlar ve modellemeler ile gezegenimizin iklimi nasıl ve ne kadar etkilenirdi, bunun hakkında birtakım varsayımlar oluşturmuşlar. Diyorlar ki (önce en net etkiyle başlayalım); Coriolis kuvveti, bir hava sistemi içindeki rüzgârların hareketine Dünya’nın dönüş yönünü de ekleyen bir kuvvet. Bir nevi savrulma kuvveti. Mesela hayal et: Dönen bir platformun üzerinde dümdüz yürümeye çalışıyorsun ama seni sürekli saptıran bir kuvvet var. Bu yüzden de dümdüz gidemiyorsun. Eski zamanlarda gemi yolculukları sırasında hesaplanan yere dosdoğru gidememeleri sonucu bu kuvvetin farkına varılmış. İşte Dünya’mızda da sürekli döndüğü için fizik kanunları gereği bir Coriolis kuvveti etkisi var. Coriolis etkisi, iklimi ve hava paternlerini etkileyen önemli bir kuvvet. Kabaca söylersek; Kuzey Yarım Küre’de rüzgârları sağa, Güney Yarım Küre’de ise sola saptırıyor. Okyanus akıntılarının ve hava paternlerinin yolunu çizen bu arkadaş kısacası. Bu arkadaşın da kaynağı, Dünya’nın dönüş yönü. Dolayısıyla varsayımımız bu kuvvetin etkisini, ardından da iklimi, okyanus akıntılarını, hava paternlerini değiştiriyor. Bu ne demek biliyor musun? Sana yemyeşil bir Sahra Çölü desem? Çöl olmuyor tabii o zaman, belki de Sahra Ormanı diyecektik koskoca çöle. Çöl olduğunu bilmeden, ama çöl de değil, belki şuan tersteyiz, ormana çöl diyoruz, şaka şaka kafanı karıştırmaya çalıştım. Bu durum şöyle, şu anki şartlarda rüzgârların, akıntıların yönüne bağlı olarak genellikle kıtaların doğu kısımları yağışlar alır; nemli alanlardır. Batı kısımda ise tam tersidir durum. İşte bu dönüş yönündeki değişiklik, batıyı ıslatırken doğuyu kurutmaya başlıyor. Yani yeşil Atakamalar, Kaliforniyalar, kuru Floridalar geliyor. Hatta şöyle bir durum var: Modellemenin sonucuna göre, Dünya tersine dönseydi daha yeşil bir gezegenimiz olurdu. (O zaman daha fazla da karbon depolanırdı, yoksa bu iyi mi bir şey? Beni aştı, buraya sen sonra karar verirsin). Küresel çöl alanı yaklaşık 42 milyon kilometrekareden yaklaşık 31 milyon kilometrekareye düşüyor. Kovboy filmlerindeki gibi yalnızca toz kümelerinin geçtiği ıssız çöller, kum fırtınalarının olduğu kurak yerler bu kez filizlenmeye, hatta odunsu bitkiler çıkmaya başlardı. Tabii ben modellerin yalancısıyım, ama durum böyle. Lavabodan akan suyun dönüş yönü bile değişirdi. Küçük büyük birçok etkisi olurdu, kısaca. İşte bunlar hep Coriolis..

ATLANTİK’TE SİRKÜLASYON

Gelelim bir diğer önemli faktöre: Atlantic Meridional Overturning Circulation (Atlantik Meridyenel Devrilme Sirkülasyonu). Bu öyle bir sirkülasyon ki, navlun meselesi. Yani tüm dünyanın ısı nakliyatı ondan soruluyor. Atlas Okyanusu’nda kuzeye sıcak, güneye ise soğuk su taşıyan ana akıntı. Normalde Atlantik Okyanusu’nda olan bu akıntı, ters yönlü Dünya’da yok olmaya başlıyor. Bir benzeri ve hatta nispeten biraz daha güçlüsü Pasifik Okyanusu’nda ortaya çıkıyor ve doğu Rusya’ya ısı taşıyor, ılık bir Rusya ortaya çıkıyor. Ticaret rüzgârları dediğimiz (El-Nino, La-Nina dediğimiz hadiselerin aktörü) ve doğudan batıya doğru akan, kıtaların doğu taraflarına yağış getiren rüzgârların da bu değişiklikten sonra dönüş yönleri değişecek ve artık kıtaların batı kenarlarına yağmurlar yağacaktı. Bu arada hava paternlerinin ve akımlarının değişimi erozyon yani aşındırma paternlerini de harekete geçireceği için yeryüzü şekillerinde de değişiklikler olabilirdi. Magmanın akışı ve tektonik hareketler etkileneceği için, kim bilir belki yeni yanardağlar oluşurdu. Belki beklemediğimiz bölgelerde depremler olurdu. Hoş şu ankiler beklediklerimiz mi ama neyse. Koskoca Himalayalar küçülmeye başlardı belki de.

SİYANOBAKTERİ

Yalnızca iklim şartlarından bahsettik ama iklimin değişmesi her şeyin değişmesi demek aslında. Mesela mevcut canlı türleri bu gibi koşullara uyum sağlayamayabilirdi. Bu da daha iyi adapte olabilecek yeni türlerin evrimini sağlayabilirdi. İşin ekonomik boyutu bile var bence. Düşünsene, belki de iklim koşullarına bağlı olarak kıtaların keşfi bile değişecekti. Burada hava buz gibi, gelin şu tarafı keşfedelim diyeceklerdi, kim bilir… Gülme şaka değil, gerçekten de keşif noktaları, ticaret yolları, sanayileşme, tarım… Bunlar da farklı olacaktı tabiatıyla.

Çok ilginç bir şey daha var. Mevcut şartlarda da var olan bir bakteri türü var: Siyanobakteri. Bu tür mavi-yeşil algler neredeyse dünyanın her yerinde bulunabilen bir tür. Fakat işin ilginç yanı şu, tersine dönen bir Dünya’da, bu siyanobakterilerin sayısında muazzam bir artış olacağı görünüyor. Deniz ekosistemlerinin dengesini tamamen değiştirebilecek kadar bol miktarda siyanobakteri. Bu durum okyanuslardaki karmaşık besin ağlarını ne şekilde etkilerdi sence? Bence çok. Dünya tersine dönmeyecek belki ama bu çalışma bize güzel ve önemli bir şeyi anlatıyor. Gezegenimizdeki yaşamın, onun ikliminin aslında ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Dünya’nın rotasyonundaki bir değişiklik, tüm gezegeni bir kaosa sürükleyebiliyor. Siyanobakteri ordusu tarafından yönetilen, çölsüz bir dünya haline gelebiliyor. Bu kısmı uç bilgilerle örneklendirmiş olabilirim ama şu bir gerçek: Bu çalışma, ölünceye kadar hepimizin bu gezegeni zarar vermeden, en alt seviyeden tüketerek paylaşmak zorunda olduğumuza dair iyi bir hatırlatmadır. Ne dersin? Gelecek ay ben yine buralardayım, o zaman cevabını verirsin. Sağlıcakla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.