KOTOR KIYILARI

“Mezkûr Kotor on sekiz mil içeri girür bir körfezin nihayetinde deniz kenârında bir kal’edür… önüne büyük gemiler girür.” Piri Reis böyle başlamış Kotor Körfezi’ni anlatmaya. Onu yalancı çıkaracak değiliz. Bizim 350 küsur metre boyunda, 50 küsur metre eninde, 16 katlı heyula da gelip tam Kotor Kalesi’nin (Kotor, Karadağ) önüne demir koydu. Reis bizim gemiyi görseydi büyük olasılıkla, “önünde bir saray batırmışlardır!” derdi vesselam. 

Biz daha kale önüne demir koyarken, Kotor’un irili ufaklı cümle teknesi, kovanın etrafında vızıldayan arılar gibi dolanmaya başlamışlardı bile çevremizde. Belli ki kaptan, yaklaşık 3000 yolcusunu geminin filikaları ile kıyıya taşımaktansa, bu iş için yerel tekneleri kullanmayı tercih etmiş. Bence de doğru bir tercih. Koca filikaları indir-bindir, kim uğraşacak?

Durun! Hemen, “Bu ne biçim Kitab-ı Bahriye seyri? Piri Reis böyle gemilerle mi dolaşmış?” demeyin. Kitab-ı Bahriye’nin dümen suyunda Akdeniz’i dolanmaya başlarken de yazmıştım, “Amacımız yıllarca peksimet ve kavurma yiyerek de yaşayabileceğimizi kanıtlamak değil” diye. Bu nedenle de doğrusu ağzımızın tadını bilerek, keyfini çıkararak dolaşıyoruz. Ege’de rakıyı, uzoyu; Ege dışında şarabı, konyağı ihmal etmiyoruz. Yerel tatları kaçırmamaya çalışıyoruz. Müslümanlığımıza da halel gelmiyor hamdolsun. Akdeniz’i aynı tekne ile dolaşacağız da demedik. Kaldı ki, Reis’in de bütün Akdeniz’i aynı kadırga, hatta sadece kadırga ile dolaşmadığı kuşkusuz. Bunun “firkete”si* var, “kalyon”u var. Devamı Şubat 2019 sayımızda…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.