SULTANIN KALYONLARI

Bütün zamanların en görkemli gemileri olan kalyonların hikâyesi inanılmaz ayrıntı ile zenginleşmiş, başlı başına bir tarihtir.

Küçük Gül Başlı, Küçük Ay Kıçlı, Çifte Yıldız Kıçlı, Yaldızlı Nar Kıçlı, Ejder Başlı, Yaldızlı Hurma, Yeşil Kuşaklı, Akrep Başlı, Ay Bağçeli, Çifte Ceyran Kıçlı, Zülfikar Kıçlı, Mavi Kıçlı, Çifte Kaplan Kıçlı, Çifte Aslan Kıçlı…

“Bunlar da ne?” diyorsunuz değil mi? Bunlar, ayıptır söylemesi, Osmanlı kalyonlarının sık görülen isimleri. Ama haksızlık etmeyelim. Sadece bu tür isimler verilmemiş kalyonlara. Şöyle özel isimler de var: “Şehbaz-ı Bahri”, “Anka-yı Bahri”, “Tavus-u Bahri”, “Ejder-i Bahri”, “Feth-i Zafer”, “Burc-u Zafer”, “Hediyet-ül Mülük”, “Nâsır-ı Cenk”, “Mukaddem-i Şeref”, “Mesken-i Gâzi” Bu arada zaman zaman başka devletler tarafından armağan edilen kalyonlar da olmuştur ki bunlardan ilki, 1739’da İsveç tarafından gönderilen kalyondur ve ona, “Hediye-i İsveç” adı verilmiştir. Bütün bunların dışında, örneğin, “Cafer Reis Kalyonu” gibi, kaptanının adı ile anılan, özelliklerini belirtecek şekilde “üç ambarlı kalyon”, “üç kantarlı kalyon” olarak adlandırılmış kalyonlar da vardır.

İNGİLİZ İCADI VARSAYIMI

Gözlerine sürme çekmiş, efemine tipli Johny Depp, Karayip Korsanları filminde korsanları rezil etmeden önce, korsan gibi korsanların oynadığı korsan filmlerinin en çekici nesnesi, avına saldırmadan önce ana direğine, siyah üzerine çatılmış iki koca beyaz kemik ve bir kuru kafa taşıyan korsan bayrağı toka edilmiş kalyonlardı. Yüksek bordalı/küpeşteli, uğurlanacak malı mülkü taşımaya yarayan geniş ambarlı, iskele ve sancak parapetlerinden sıra sıra top ağızları görünen, hemen her zaman kabasorta armalı bu tekneler, gerçekten de insanın içini hoplatacak kadar göz alıcı idi. Denizcilik ve deniz araçları tarihine şöyle bir göz atarsanız, günümüzün görkemli uçak gemileri dâhil, bugün bile kalyon kadar, her yönüyle ilgi çeken başka bir tekne bulmak zordur.  Kalyonun hangi tekneden geliştirildiği konusu hâlâ tartışmalıdır. İlke olarak, öncelikle ticari amaçla yapılmış ve kullanılan, “Round Ship (Yuvarlak Gemi)”den türediği akla yakın gelmektedir. İlk atalarının İngiliz “galiasse”leri ve “karaka” denen gemiler olduğunu varsaymak çok yanıltıcı olmaz. Bu tür gemiler, okyanus seyirlerine uygun olarak tasarlanmışlardır. Burada iki önemli etken, okyanus seyirleri sırasında her zaman içme suyu alınabilecek karalara yakın seyir söz konusu olmadığından çok su taşımak; ayrıca büyük miktarda mal nakledebilmektir. Kalyonların da ilk tasarım amacının bu olduğu, top konularak savaş gemisi olarak kullanılmalarının daha sonraki tarihlerde gündeme geldiği bilinmektedir. Nitekim kalyona geç geçtiği, hatta bu yüzden değişen koşullara uymakta geciktiği için deniz hâkimiyetini elinden kaçırdığı düşünülen Osmanlı bile daha 15. yüzyılda ticari amaçla kalyon benzeri tekneler kullanmaktadır. Diğer taraftan, genellikle çok direkli ve yelkenli olarak çizilen kalyonların ilk örnekleri kürekli gemilerdi. Nitekim kürekli savaş kalyonları örneğin İspanya tarafından 16. yüzyılda bile kullanılmaya devam etmişlerdir.

OSMANLI KALYONA NASIL, NE ZAMAN GEÇTİ?

Osmanlının savaş gemisi olarak kadırgadan kalyona geçmesinin önemli bir nedeni, Venedik’e karşı girişilen uzun (1645-1669) Girit Seferi’nde başarısız olunmasıdır. Bunun üzerine 1650-1662 yılları arasında kalyona geçilmiş ancak bu tutum sürdürülmeyerek kadırgaya geri dönülmüştür. Geri dönülmeyecek biçimde kalyona geçişin ikinci aşaması ise 1682 yılında başlamıştır. Bu arada bir de talihsizlik yaşanmış, Veziriazam Melek Ahmet Paşa’nın 1651’de inşa ettirdiği, 60 zirâ1 boyundaki kalyon, zamanının en büyük savaş gemisi olarak bilinen İsveç Vasa kalyonu gibi, suya indirilince yan yatıp su almıştır. Kalyonların Osmanlı Donanması’nda ön plana çıkması, Osmanlı Bahriyesi’nin de yeniden düzenlenmesini gerekli kılmış ve bu, Mezemorta (Yarı ölü) Hüseyin Paşa’nın hazırladığı ama ancak ölümünden sonra yürürlüğe giren, 1701 tarihli Kanunnâme ile gerçekleştirilmiştir. Bu Kanunnâme, sonraki yıllarda yeni düzenlemelerle sürekli olarak geliştirilmiştir.  Osmanlı belki kalyona geç geçmiştir ama en son terk eden de Osmanlı olmuştur. Nitekim 17. yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa “Galleon-Kalyon” denen savaş gemisi tipini terk edip onu yerine “savaş gemisi (man-of-war)” sonra da “hattı harp gemisi (ship of the line)” kullanmaya başlamıştır. Buna karşılık Osmanlı’nın 18. yüzyılda inşa ettiği, örneğin “Selimiye” ve “Mahmudiye” isimli gemiler, hattı harp gemileri olmalarına karşın, “kalyon” olarak tanımlanmıştır.

KALYONLARIN BAŞLICA ÖZELLİKLERİ

Osmanlı kalyonlarının boyutlarını, hangi görev için, örneğin korsanlara karşı mı yoksa düşman gemilerine karşı mı kullanılacakları belirlerdi. Nitekim Ege Adaları arasında dolaşan ve sığ suları tercih eden korsanları takip edecek kalyonlar, 36-38 zirâ (27,80-28.60 metre) uzunlukta yapılmışlardır2

Osmanlı kalyonlarının uzunlukları hakkında epey belge varsa da genişlikleri ve yüksekliklerine ilişkin bilgiler çok sınırlıdır. Kalyonların manevra yeteneğinin bir ölçüsü de uzunluğunun genişliğine oranıdır ki idealinin 3:1 olduğu kabul edilmektedir. Bu oran, Ege’nin ünlü teknesi “tirhandil”in de ideal boyutudur.  Birçok kalyonda bu boyutların, 2.73:1 ve 3.15:1 olmasının, Mahmut Raif Efendi tarafından 18. yüzyılın sonunda yazılan bir eserde, kalyonun manevra yeteneğini sınırladığının belirtilmesine yol açmıştır. Üç direği ve bir cıvadrası bulunan Osmanlı kalyonlarında, bugün “pruva”, “grandi” ve “mizana” olarak bildiğimiz direkler yerine, baştan kıça doğru, “trinkete”, “mayıstra” ve “mizana (mancana)” sütunları bulunurdu. Trinkete ve mayıstra sütunlarında ikişer veya üçer seren vardı. Mizana sütununda ise bir veya iki serenle birlikte, bir de, üç köşeli latin yelken taşıyan seren vardı. Cıvadra sütununda bir veya iki seren bulunurdu. Genel olarak mizana sütununda,  “mizana”, “kontra mizana” ve “pokorana”; mayıstra sütununda, “babafingo-i kebir”, “gabye-i kebir” ve “mayıstra”; trinkete sütununda “babafingo-i sağir”, “gabye-i sağir” ve “trinkete”; cıvadra sütununda ise, “cıvadra” ve “palakon” yelkenleri bulunurdu. Osmanlı Donanması’ndaki, kalyonlar tiplerine göre de ayrılıyordu.

OSMANLI DONANMASI’NDA KALYON TİPLERİ

Üst güvertenin altında, hepsine top yerleştirilen üç ambarı bulunan kalyonlar, “üç ambarlı kalyon” olarak bilinirdi. Bunlar 60 zirâ (45.48 metre) ve üzeri uzunlukta, büyük kalyonlardı. Personel sayıları 1500; taşıdıkları top adedi ise 130’a kadar çıkabiliyordu. Üç kantar3 ağırlığında gülle atabilen topları olan kalyonlar, “Üç kantarlı kalyon” olarak adlandırılıyordu. Adalar arasındaki sığ sularda saklanan korsan gemilerinin takibinde kullanılan, latin ve kare (kabasorta) yelkenli, “Karavele kalyon”ların boyları, 38.5-43.5 zirâ (29.18-32.97 metre) arasında değişiyordu. Bu kategoriler dışında bir de Venediklilerin özellikle nehir savaşlarında kullandıkları, “galeoni” adını alan “kürekli kalyonlar” vardı ki, Osmanlı Donanması’nda 18. yüzyılda bile böyle bir kalyonun bulunduğu belgelerden anlaşılmaktadır. Kürekli kalyonlar, okyanus kalyonlarından daha uzun ancak büyük kadırgalardan oldukça küçük gemilerdi. Büyük olasılıkla Osmanlı’nın Tuna savaşlarında, örneğin Petrovaradin Savaşı’nda da yararlandığı İnce Donanma, bu tür teknelerden oluşuyordu. Nitekim Belgrad’da büyükelçi olarak bulunduğum dönemde, dostum Prof. Dr. İlber Ortaylı ile bu savaşın yapıldığı yere gittiğimizde, oradaki Sırp dostlarım bize, “Osmanlı buraya sadece karadan değil, nehirden de geldi.” demişlerdi. Osmanlı İnce Donanması, savaşmadığı zaman, yine Tuna üzerinde ancak daha doğudaki Semender (Smederevo) Kalesi’nin önünde yatardı.4 

Donanmada ayrıca, “tonbaz-(köprü dubası olarak kullanılırdı)”, “putaç/potaç”, İtalyanca “sahil koruma-guardacosta” sözcüğünden türemiş “vardakosta”, “karakola”, “kalyon-ı ateş” ve nihayet “kalyon-ı hoy” olarak belirtilen kalyon türleri de bulunuyordu.

KALYONLAR NEREDE, NASIL YAPILIYORDU?

Sadece yapımında kullanılan çok çeşitli ağaç bile dikkate alındığında, kalyon inşası çok karmaşık bir süreçti ve en ince ayrıntısına kadar ciddi planlama gerektiriyordu. Osmanlı bu tür planlamalarda çok ileri bir devletti. Hangi ağacın nereden sağlanacağı; kimler tarafından nasıl, hangi boyutlarda kesileceği; nereye, nasıl nakledileceği; oradan da kalyonların yapıldığı tersanelere nasıl ulaştırılacağı, adım adım planlanıyor ve bu amaçla ilgililere emirnameler gönderiliyordu. Osmanlı ülkesi kalyon yapımında kullanılan, özellikle meşe gibi değerli ağaçlar açısından zengindi. İngiltere ve Avrupa, bir dönemde, kalyonları için ağaç bulmakta zorlanıp ve bu amaçla başka ülkelerin kaynaklarına el atmak hatta bazen de askeri güç kullanmak zorunda kaldığında bile Osmanlı, özellikle Kocaeli, daha sonra Bolu ormanlarından istenen nitelikte ve miktarda ağaç temininde güçlük çekmemişti. Tabii bu her zaman sorunsuz olmamış, ağaç sıkıntısı olmasa bile zaman zaman kesim ve nakliye ile görevlendirilen halk, çoğu kez kışkırtmalar sonucunda bunu yapmamaya çalışmış, bu nedenle bazı kelleler alınmak zorunda kalınmıştı. Bir kez de ivedi ihtiyaç duyulan ağaçların Midilli’den getirtilmesi gerekmişti. Kalyon yapımında İstanbul’daki Tersâne-i Amire ön plandaydı. Ayrıca Karadeniz kıyısında, Küplüağzı, Çayağzı (Sinop) ve Akçaşehir’deki (Bolu) tersanelerde de kalyon inşa edilmiştir. Ege Denizi’nde ise Rodos, Midilli ve İstanköy’de kalyon inşa eden tersaneler vardı. Kalyonlar taşıdıkları çok sayıda yelken nedeniyle çok miktarda yelken bezine gerek duyuyorlardı. Gerek yelken bezi gerek lenger (demir) ve diğer donanım, çoğu kez bu işi yapan tüccardan alınıyordu ve her birinin nitelikleri ve birim fiyatı özenle belirleniyordu. 

KALYON YAPIMINDAKİ SORUNLAR

Bütün bu karmaşık yapım süreci içinde her zaman her yerde olduğu gibi, çeşitli yolsuzluklar eksik olmuyor ve sultanlar, vezirler sık sık olaylara el koymak, yolsuzlukları, hırsızlıkları önlemek için önlemler almak, emirnameler çıkarmak zorunda kalıyorlardı. Yine bu inşa etkinlikleri sırasında hiçbir malzemenin israf edilmemesine çalışılıyor eski gemilerin sadece topları ve gülleleri değil, her türlü malzemesinden yeni gemilerde yararlanılmaya çalışılıyordu. O kadar ki batan kalyonların bile kurtarılabilecek tüm malzemesi dalgıçlar tarafından çıkarılarak, Tersâne-i Amire’ye teslim ediliyordu. Her kalyona verilecek gülle tipleri, sayıları, barut ve diğer malzeme dikkatle belirleniyor, kalyon kaptanına belge karşılığında teslim ediliyor, görev bittiğinde de, kullanılmayan malzeme, cephane vs. yine belge karşılığında teslim alınıp, depolanıyordu.  Bütün zamanların en görkemli gemileri kalyonların hikâyesi inanılmaz ayrıntı ile zenginleşmiş, başlı başına bir tarihtir. Değil bir yazıya, sayfalar dolusu kitaplara sığmaz. Meraklısı için, bu yazı da benimde büyük ölçüde yararlandığım, Yusuf Alperen Aydın’ın, “Sultanın Kalyonları Osmanlı Donanması’nın Yelkenli Savaş Gemileri (1701-1770)” adlı Küre Yayınları’dan çıkan kitabını öneririm. İnsanı alıp geçmişe götüren kalyon görselleri için de vakit bulursanız Ahmet Güleryüz’ün, “Tarih Boyunca Türk Yelkenli Gemileri” (Denizler Kitabevi) ve bir yerlerde rastlarsanız, Matrakçı Nasuh’un çizimlerine bakın. Sultanın Kalyonları kısaca böyle bilinsin vesselam.☸

Dipnotlar

1- 1 zirâ=75.80 cm

2- Gemi inşasında kullanılan ölçülerden; 1 zirâ=24 parmak; 1 parmak=3.16 cm dir.

3- 1 kantar=56.45 kg, toplamda 169.34 kg

4- Belgrad 500 Yıl Sonra. Süha Umar, Boyut Yayınları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.