Ozanların peşinde Antik Çağ’da deniz – HOMEROS’UN DENİZİ

Homeros ve ardıllarının aktardıkları Avrupa kültürü için aydınlanmanın başlangıcı olmasının yanı sıra Antik Çağ denizciliği üzerine de birçok bilgiyi sunar.

Antik Çağ eserlerinin birçoğu bugün Avrupa eğitiminin çok önemli bir bölümünü oluşturur. Hiç şüphesiz ki, Homeros bunun en önemli parçası ve hatta tacın en kıymetli taşı. Homeros’un eserleri olmadan bugün Avrupa kültürünün temellerini anlamak imkânsız. Diğer yandan, Antik Çağ denizciliğini de o ve ardından gelen ozanlar olmadan bugün olduğu gibi anlayamazdık. MÖ 850 dolaylarında yaşadığı sanılan Homeros, MÖ 776 dolaylarında yaşayan Hesiodos, MÖ 460-400 yılları arasında yaşayan Thukydides ve tabii ki tarih yazımının belki de en önemli ismi Herodotos (MÖ 490/484–425/424). Yüzlerce yıl önce bıraktıkları eserlerle bugünkü hafızamızın temellerini oluştururlar. Onların bıraktıkları bilgi ile inşa edilen Avrupa kültürünün sancak gemisi ise cehalet akıntısına karşı bilginin gücüyle yelkenlerini şişirdi. Homeros ve ardıllarının aktardıkları Avrupa kültürü için aydınlanmanın başlangıcı olmasının yanı sıra Antik Çağ denizciliği üzerine de birçok bilgiyi sunar. 

ŞARAP RENGİ DENİZDE YELKEN AÇMAK

Homeros, aynı Balıkçı’nın yaptığı gibi denizi birçok renkle tanımlar. Gök rengi, şarap tortusu rengi, vb. renk paletinin her tonunda yelken açan koca yürekli denizcilerin zor işleri nasıl yaptığını da tek tek anlatır. Antik Çağ teknesini kabaca betimlersek, yaklaşık 15 metre civarında yelkenli ve kürekli gemilerdi. Hâlâ birçok detay netliğe kavuşmasa da gemilerin yelken sistemleri bugünden oldukça farklıydı. Bu sisteme göre yelkenler sabitti ve direk takılıp çıkarılıyordu. Gelin Homeros’un bir geminin limandan (ya da kumsaldan) ayrılış ve yanaşmasına dair yazdığı satılara göz atalım. 

Diktiler direği, ak yelkenleri açtılar. 

Şişirdi yel alabildiğine yelkenleri. 

Yol alan geminin teknesinde şakladı bir dalga, 

dalgaları biçe biçe koştu gemi. 

Akhaların büyük ordusuna varır varmaz 

çektiler kara gemiyi kıyıya, kumlar üstüne, ta yükseğe, 

destekler kodular altına, (Iliada I/480)

Homeros’un, takılıp çıkarılan direk konusunda 

bugün hâlâ tartışılan satıları bu şekilde. 

Kıyıya yanaşırken verdiği bilgiler ise çok daha detaylıdır. 

Körfeze girince dürdüler yelkenleri, kodular kara gemiye,

gevşettiler ön halatları çarçabuk, 

indirdiler direği çatalın içine, 

küreklere yapışıp yanaştırdılar kıyıya gemiyi, 

denize delikli taşlar indirdiler, 

gemiyi halatlarla bağladılar, 

çıktılar sonra deniz kıyısına, 

okçu Apollon’un kurbanlarını çıkardılar karaya, 

Khryseis de indi denizler aşan gemiden. (Iliada I/430)

Bu kısa bölümde gemilerin dış yüzeylerine sürülen kara boyadan bahseder. Denizlerdeki, özellikle sıcak denizlerdeki en büyük sorun ahşaba saldıran kurtçuklardır. Bugün de, Antik Çağ’da da denizci belki de en çok bu küçük kurtçuklardan çekmişti. Bu nedenle bugün olduğu gibi Antik Çağ denizcisi de teknesini korumak için dış yüzeyi boyuyordu. Ahşabın düzenli bakımını gerektiren bu kurtçuk nedeniyle sıcak denizlerde ahşap batıklar bulmak da imkânsız. Oysa bu sayfalarda daha önce anlattığım Vasa Gemisi gibi Kuzey denizlerinde batan gemiler suyun içinde asla bu şekilde bozulmalara uğramazlar. Bu nedenle günümüze dek ilk hallerini koruyabilirler. 

Homeros’un satılarına döndüğümüzde, limana ya da kıyıya yanaşmak için küreklerin kullanıldığını belirtir. Yelken o dönem için sanıldığından tehlikelidir. Kontrol etmesi zaman aldığı için çok hızlı şekilde toplanması gereken bir donanım. Homeros’un satırlarında geçen “delikli taşlar” ise çapalardır. Aynı geçen yüzyılın ilk yarısında Ege’de balıkçıların yaptığı gibi Homeros çağının denizcileri de bu yöntemi kullanıyordu. 

Ve bu delikli taşlar belki de bir geminin en kıymetli donanımlarının başında geliyordu. Zira demirledikten sonra yeniden alınamayan her çapa ciddi bir külfetti. İliada’nın bir bölümünde kahramanlar bakımsız kalan gemileri üzerine konuşur. “Ulu Zeus’un dokuz yılı geldi geçti, çürüdü gemilerin tahtaları, halatlar gevşedi.” Bakım, Antik Çağ denizcisi adına her şeydi. Antik Çağ’ın bir başka ozanı Hesiodos ise bu konuda öğüt verirken başka detaylara değinir. 

Gemini çekersin kıyıya, 

Taşlar yığarsın dört bir yanına,

Islak soluklu rüzgarlardan korumak için,

Geminin tıkacını da çıkar ki,

Zeus’un yağmurları tekneyi çürütmesin,

Bütün donatımı derli toplu içeri al,

Güzelce katla denizci geminin kanatlarını

Dümeni de ocak başına koy kurusun

Dümen ise bugünden oldukça farklıydı. Odysseus’un kendi yaptığı gemisinde tek dümen vardı. Homeros’un destanlarında tek dümen küreğinden bahsetse de, Antik Çağ’a ait vazolar üzerindeki resimleri incelediğimizde gemilerde çift dümen küreği de görebiliriz. Geminin oldukça önemli bir donanımı olması nedeniyle Hesiodos ona ayrıca bir parantez açarak kurumasının öneminden bahseder.

MAVİ RÜZGÂR ZEPHYR

Elbette Antik Çağ kaynakları denize çıkılması gereken mevsimlerden ve denizdeki rüzgârlardan da bahseder. Homeros özellikle Odysseia’da; Notos, Boreas, Euros ve Zephyros rüzgârlarından bahseder. Balıkçı, Odysseia’daki rüzgârları şöyle açıklar: “Notos’a Kıble ya da Lodos, Boreas’a Yıldız, Euros’a Keşişleme, Zephyros’a Batı ya da karayel dememiz doğru olacaktır”.  Türkçe’de Zephyr, “mavi rüzgâr” sayılır. Yazın serin yelpazeler fakat kışın da zehir gibi eser. Zephyr’in bir diğer adı ise Ponant’tır. İtalyanca’daki karşılığı ise Ponente. Bir deyim vardır: “Ponente pericolo niente”. Yani Ponent rüzgârında tehlike yoktur. Elbette her rüzgâr Zephyr gibi değildir Antik Çağ denizcisi için. Bakın, bir başka ozan Hesiodos yelken açılmaması gereken dönemi şöyle tanımlıyor:

Tehlikeli deniz yolculukları mı çekiyor seni?

O zaman unutma ki Ülker burcu

Orion’dan kaçıp sisli denize gömülünce

Bütün rüzgarların coşacağı zamandır.

Deniz şarap küplerine döner o zaman,

Gemilerle açılmaya gelmez.

Toprakta çalışılır, dediğim gibi.

Gemini çekersin kıyıya, 

Hesiodos insanın açgözlülüğüne de atıfta bulunur ve uyarılarını sürdürür. Özellikle Lodos uyarısı dikkate değerdir. 

Ve bir an önce dönmeye bak yurduna.

Ne yeni şarabı bekle, ne de güz yağmurlarını,

Ne de kış habercisi Lodos fırtınalarını.

O Lodoslar altını üstüne getirir denizin,

Güz yağmurları boşanır ve deniz belalı olur.

Hesiodos kârlı deniz ticareti için uyarılarına devam eder. İlk ikazı, her işin mevsimimde yapılması yönündedir. “Ve bekle deniz mevsiminin gelmesini. Gelince sür denize hızlı gemini, Ne yükleyeceksen yükle içine, Yurduna kârla dönebilmek için”. Bir diğer uyarısı ise küçük gemilerden kaçınılmasıdır. “Küçük gemileri övebildiğin kadar öv, ama malını büyük gemiye yüklemeye bak”. Bu satırlar belki de Antik Çağ insanının fırtınada kaybolan insan ve gemiler sonucunda canlarının ne kadar çok yandığının bir yansıması. Bugün, biz arkeologlar için yapılan her batık keşfi şüphesiz Antik Çağ için büyük birer kayıptı.

MAVİ BİR HUYDUR

Hesiodos iyi bir gözlemci ve ozandır. Öğütlerini şairane bir dille aktarır. Belki de Arşipel’de bir huydur bu. Hesiodos satırlarında korkuların ve kayıpların yaşanmaması için öğütler verir. Hangi mevsimde açılmalıdır maviliklere?

Yaz ortasındaki gün döneminden sonra

Elli gece elli gün sürer insanların

Denize açıldıkları mevsim.

O mevsimde gemilerin paralanmaz,

Deniz tayfalarını elinden almaz.

Ama deprem tanrısı Poseidon,

Ya da ölümsüzlerin kralı Zeus

İlle de yok etmek istiyorsa onu, o başka.

Çünkü iyilikler de onlardan gelir, kötülükler de.

O mevsimde rüzgarın nerden eseceği bellidir,

Ve belalı değildir dalgalı deniz.

Korkma o zaman, rüzgarlara güven

Sür hızlı gemini denize, yükle yükleyeceğini,

Hesiodos’un denizciler için önerdiği son mevsim ise bahardır. Ama bunu da detaylı ve şairane bir dille anlatır. 

Bir başka mevsimi daha vardır denizciliğin:

İlk baharda incir ağacının tepesinde

Kuzgun pençesi gibi yapraklar 

gördün mü

Açıl denize; bahar seferlerinin zamanıdır.

 Edip Cansever ve Balıkçı maviye âşıktı. Hesiodos, Homeros ve diğer Antik Çağ ozanlarının dizelerinde yelken açtılar çoğu kez. Evet mavi bir renk değil, huydur Arşipel’de. Gün batımı renginde, şarap tortusu renginde, Arşipel mavisinde, gök renginde ve mavinin tüm tonlarında yeniden yelken açacağımız günlere selam olsun. Çok yakında yeniden güzel günler gelecek ve Arşipel’de olacağız. Edip Cansever söylesin son sözü. ☸

bir renk değildir mavi huydur bende

ve benim yetinmezliğimdir

ve herkesin yetinmezliğidir belki

denecektir ki bir süre

ve denenecektir

bir akşamüstünü düşünmek bir akşamüstünü düşünmekten 

başka nedir ki

gönül gözü görendedir, 

derinler mavidir…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.