Denizci ülke Yeni Zelanda –

AOTEAROA – UZUN BEYAZ BULUT

Başbakan Jacinda Ardern’in müstesna liderliğinde koronavirüsü yenen “Kiwi”lerin güzel diyarında geçirdiğim günlere sizlerle bakmak, eve tıkıldığım karantina günlerinde bilgisayar ekranında olsa da tekrar Pasifik’in bir ucuna uzanmak istedim.

Maui birden ağırlaşan oltasına bütün gücüyle asıldı. Kasları bir yay gibi son limitine kadar gerilmiş, kanodaki kardeşlerinin “Deniz ilahını kızdırdın, bize Taniwha’yı gönderiyor” uyarılarına aldırmadan çekmeye devam etti. Okyanusun derinliklerinden şimdiye kadar tuttuğu en büyük balık, Te ika a Maui (Yeni Zelanda’nın Kuzey Adası) yüzeye çıktı. Yeni Zelanda’nın yerli halkı “Maoriler”in yazılı bir dili olmadığından tarihleri nesilden nesile, “gittikçe biraz daha süslenerek”, modern çağlara kadar aktarıldı. (Maui, Maori ilahı. Taniwha da kötü ilah). Günümüzün en başarılı lideri görünen Jacinda Ardern’in müstesna liderliğinde koronavirüsü yenen “Kiwiler”in güzel diyarında geçirdiğim günlere sizlerle bakmak, eve tıkıldığım karantina günlerinde bilgisayar ekranında olsa da tekrar Pasifik’in bir ucuna uzanmak istedim. İlk Pasifik geçişimde Markizler’de arkadaş olduğum, dünya turunun son ayağında evine dönen Kiwi yatçı Frank’ın “Yeni Zelanda şöyle güzel, böyle güzel, Tanıl gel sana iş de bulurum” tesiriyle, siklon mevsimini geçirmek için Yeni Zelanda’yı seçmiştim. Frank’tan A4 dosya kâğıdına kopya çektiğim Bay of Islands haritasının bir kısmı beni kapının eşiğine kadar götürdü, gece vardığımızdan “nerde trak orda bırak” hesabı haritanın bittiği yerde demiri bıraktım, sabah olunca geceki fırtınadan kurtulanlarla liman içine girdik. Zaten o tur şimdiki imkânlarla karşılaştırınca, pek akla uygun gelmeyen diyeyim en azından, böyle spontane kararlarla dolu. Yat inşasında iş buldum, dostlar edindim, mevsimi gelince de Pasifik’e dönüp turuma devam ettim. Daha görecek çok diyar vardı. Tadı damağımda kalan bu park gibi ülkeye ikinci defa bu sefer yerleşmek niyetiyle gelmiştim. Orada iyi bir isim bırakmışım ki, daha varmadan işim hazırdı. Denizcilerin ülkesinde bu sefer beş yılın sonunda vatandaş da olduktan sonra, sanırım en büyük neden, “wonderlust” bir yerde uzun kalamamak olacak, tekrar Pasifik’e döndük.

BİRAZ TARİHİ

Eski şarkı ve hikâyeler büyük Polinezya göçünün 10 büyük kano ile yapıldığını anlatıyor. Tarihçiler bu göçün 1000 yıldan önce olduğunu düşünüyor. Maorilerin Markizler’den katamaranlarla gerçekleştirdikleri fantastik bir seyirden sonra oltalarına takılan, şüphesiz doğanın en güzel bir hediyesi olan Yeni Zelanda, insanoğlunun en son keşfettiği ve kolonize ettiği diyar. Polinezya folklorundaki hikayelerde anlatılan büyük navigatör Kupe, 10. yüzyılda çıktığı bir seyirden, Polinezyalıların efsanevi ana vatanı Hawaiki’ye (büyük olasılıkla bugünkü Raiatea) döndüğünde tepesi bulutlarla kaplı “Büyük Güney Diyarı”nı bulduğunu anlatır. Ve göç başlar.

İnsanoğlunun genlerinde taşıdığı kötü savaşçı karakter kuzey adaya yerleşen Maorileri ayrıştırır. Kanolarda gelenler ayrı kabileler kurar. Hayat güzel, ekmek elden su gölden… Önce adada tabii bir düşmanı olmadığından uçmaya ihtiyacı olmayan, dev (4 metre boyunda) deve kuşu gibi Moaların neslini tüketir, ardından savaşlarla birbirlerini yerler. 1642 yılında ilk Avrupalı, Abel Tasman bu kıyılarda demir atsa da birkaç tayfası Maori’ye akşam yemeği olunca alır demirini gider. Yeni Zelanda beyaz adam için artık sır değil, 1769’da Kaptan Cook gelir, o da bütün Avrupa güçleri gibi gizemli büyük güney kıtasını arıyor. Cook, adaların haritasını çizer ve “üzerinde güneş batmayan Britanya İmparatorlu”ğuna katar, ama sadece yüzeyde. Ardından ada Güney Okyanusu’nda avlanan balinacıların durağı olur. Beyaz adam halat yapımında kullanılan “flax” keten, yarı kıymetli taş “jade” yeşim, kereste ve taze kumanya karşılığı Maori’ye kötü bir karışım olan alkol, silah ve salgın hastalıkları verir. 

Maorilerin birbirlerini yemesi devam ederken, Pasifik’in bu köşesi de o devrin kolonicileri Britanya ve Fransa arasına kapışılmakta, aslında pek hevesli olmasa da Britanya, Fransızların eline geçmesin diye Maori reisleriyle bugün de yürürlükte olan Waitangi Anlaşması’yla Yeni Zelanda’yı koruması altına alır. Bir anlaşmazlık sonrası ayaklanmada Reis Hona Heke, İngiliz bayrağının çekildiği direği baltayla keser. Yerine dikilen direkleri de dört defa keser. İngilizler son direği saç kaplar ve Hona Heke’nin başına 100 sterin ödül koyar. Hona Heke’de karşılık olarak valinin başına 100 sterlin ödül koyar. Savaş 1865’e kadar devam eder ve galibi olmadan, ateşkes ile biter. Waitangi Anlaşması’na göre Maori’nin birçok hakkı var. Hükümetten yardım, para akışında, deniz ürünleri, avlanma gibi konularda çok iyi kullanıyorlar. Bir yer onlar için mukaddes ise oradan yol geçmez gibi. Bunun doğanın korunmasında çok iyi etkisi de var. Gerçi bütün Kiwiler doğaya saygılı ve koruyucudurlar.

DENİZ VE KİWİ 

Kiwiler ile yelken birbirini çağrıştıran iki kelime. Dünyada şahıs başına en fazla yelkenli olan ülke. Önümüzdeki 36’ncı America’s Cup yarışlarına ev sahipliği yapacak Başşehir Auckland’ın yakıştırılan lakabı “city of sails”. Yarışlar 6-21 Mart 2021’de Auckland, Waitemata Harbour’da yapılması planlandı. Bu sıralar Amerikan tekneleri Auckland’a gönderildi bile. Eminim covid-19 pandemisine karşı gerekli önlemi alacaklardır. Her America’s Cup teknesinin skipper’ı Kiwi idi, sanırım bu elit yelkenciler kupayı domine etmeye devam ediyor. Şimdiki kural her teknede en az üç yerli olması. Yerli derken son dakika devşirmelere karşı o ülkede iki yıldır yaşamış olacaklar. Yeni Zelanda’nın kupayı kaybettiği 2005 yılında oradaydım. Auckland’daki yarışlardan birine gittik, ama şansızlık rüzgârsızlıktan iptal oldu. New Zealand Yachts’ta tekne inşasında çalışırken, yarışlar sırasında işi bırakıp TV den izlerdik. Kupayı kaybedince neredeyse matem yapacaklardı. Bu kadar önemlidir Kiwiler için. Herhalde zaman yaklaşınca America’s Cup’a dergiler odaklanacaktır, şimdi bu konuya girmeyeyim, benim yaşam süremde üç tanesini seyretme şansını buldum. 1977’de Ted Turner’ın koruduğu kupayı da 1983’te Dennis Connor’un 132 yıl sonra Avustralya’ya kaybettiği yarışı da Newport’ta izlemiştim. Geriye baktığımda gördüğüm, bence kazanma hırsı yelkenin bu müstesna yarışını dejenere etti. Maalesef eden de Kiwiler. Amerika’daki yarışlarda da biraz avantaj sağlamak için ufak ufak gıdıklamalar başlamıştı, önce tepesi bükülen direk, ardından son güne kadar gizli tutulan kanatlı salma gibi ama teknenin kendisinde uyulan standartlar vardı. Yeni Zelanda hızlı 18 feet’likler şeklinde 90 feet’lik koca bir tekne çıkardı, ABD buna bir katamaranla cevap verdi ve bence güzelim kuğular öldü. Halen Antigua yarış haftası gibi prestij yarışlarda boy gösteren eski Cup’çılar Shamrock ve Endeavour’un omurgası sızlıyordur. Teknolojinin gelişmesine de hayran olduğumu söylemeliyim ama o yarış ayrı olmalı. Son yarış 2017 yılında Bermuda’da foiling katamaranlarla yapılmıştı. 36. Kupa’nın tekneleri inşa edildi. AC75’ler 75 feet monohull ve yine foil üstünde uçuyorlar. Rüzgâraltına averaj 32-37 knot, rüzgârüstüne 16-21 knot yapıyorlar. Şimdi hedefleri “magic” 50 knot’ı aşabilmek, antrenmanlarda 47-48 knot görmüşler. Fanatiklik (iyi manada, holiganlık değil) su üstüyle sınırlı değil, All Blacks ragbi takımını da ateşli “Haka” gibi desteklerler, hakları var All Blacks dünyanın en iyi takımıdır. Silver Fern kadın netbol takımı da dünyanın en iyileri arasında. Yeni Zelanda’daki publarda eğer Avustralya ile herhangi bir branşta karşılaşıyorlarsa özel bir gün yaşarsınız. “Ozie” ve “Kiwiler” arasındaki rekabet Fener-Galatasaray’dan sıkıdır. Whangarei’de nehrin içindeki marinadaki arkadaşlarla Avustralya ile olan ragbi maçlarını seyretmek özellikle eğlenceliydi benim için. Annette bir Aussie!!!

DENİZDEN KARAYA ÇIKALIM BİRAZ

Yelkene takıldım gittim, adeta bir park gibi olan ülkeyi hayalimizde gezelim biraz. Evde vakitten bol bir şey yok. Yeni Zelanda doğa âşıkları için ziyaret edilecek en tatmin edici mevki. Denizden de, karadan da. Bize göre en güzel özelliği, güney yarımkürede olması. Burada kışı bırakıp uçağa atlayan, inerken down ceketini tişörtle değiştirip, pohutukawa çiçeklerinin ağaçları kıpkırmızı donattığı bir yılbaşında denize girmek, ormanda terleyerek dolaşmak şansını bulur. Bence en iyi N.Z. tatili önceden rezervasyon yaptığınız bir campervan’la olur. Tekneyle gitseniz de. Yolu Pasifik’e düşen gezgin yelkenciler için, siklon mevsimini geçireceğiniz emin, teknenizin bakımı için ideal ülke. Buraya Fiji veya Tonga’dan 10 günlük biraz ciddiye alınacak bir seyriniz var. Alıştığınız tropik kuşaktaki ticaret rüzgârları bölgesinden çıkıyorsunuz. İlk üç günlük güzel rüzgârla çıkmalısınız, ticaret rüzgarlarını kaybetmeden, batıya sürüklenmeden yapabildiğiniz kadar güneye inmelisiniz. Güneye indikçe “gale” görme ihtimaliniz artar, bir taneye razı olacaksın, gayret ikinciye yakalanmamak. Sonunda sizi gördüğünüz en güzel yeşil, adalar, tepeler, tepeleri süsleyen beyaz noktalar (koyunlar) karşılayacak. Adaların arasına girince okyanus dalgasından kurtulup arkanıza yaslanacak, etrafınızı seyrederken neden evinizde rahat rahat oturmayıp bu eziyetleri çektiğinizi anlayacaksınız. 

DOĞAL HAYAT

Yeni Zelanda’ya özel birçok bitki ve hayvan var. En ünlüsü herkesin bildiği “uçamayan kivi”. Kivi gibi daha birçok özel mahluk okyanusun bu köşesini mekân edinmiş yaşayıp giderken beyaz adam geldi, aslında daha önce gelen kahverengi adam da aynı. Balinacılar beraberinde getirdikleri alkol, silah ve hastalıklar, kedi köpek gibi evcil hayvanlar yanında fare vb gibi evcil olmayanları da taşıyarak her cennet gibi buranın da içine etti. Bu yabancılara karşı silahı olmayan Kiwi gibi yöreye özel canlar tükenme tehlikesiyle karşılaştı. Bugün bu canlılar korunuyor, sokaklarda başıboş kedi köpek göremezsiniz.  Yeni Zelanda ve Avustralya ada ülkeleri olduğundan dış dünyadaki birçok hastalık burada yok. İki ülke de böyle kalmasını titizlikle abartarak korurlar. Eğer teknede bizim Fancy gibi bir hayvanınız varsa bir sürü engelden atlamanız gerekecek. Bizim Fancy, Pasifik kuduz free bölge olduğu halde, bütün aşıları yapılmışken yine bir ay karantinada kaldı, ya da tekneden çıkamayacak ve her hafta gelen veterinere hayatta olduğunu gösterecek, oldukça pahalı bir seçenek. Ülkede hayat, bireylerin birbirine saygılı olduğu bir düzende. Bizdeki “sokak hayvanı”nın dillerinde karşılığı bile yok. Diğer yandan onların da alanları var, Fancy yıllık köpek yüzme yarışlarına katıldı ve pentatlon gibi “agility” kursuna gitti.  Eğer tekneyle geldiyseniz büyük ihtimalle Kuzey Adası’nda kalacaksınız. Teknenin ihtiyaçlarını karşılayacağınız bir marinayı seçeceksiniz, biz Whangarei’de kaldık, benim iş imkânımdan ve kalabalık şehirleri tercih etmediğimizden. Kalabalık derken kendi kendime gülüyorum. Pasifik’ten sonra bize kalabalık gelen şehir bir yana bütün ülkenin nüfusu 5 milyondan az. 

YÜZÜKLERİN EFENDİSİ

Yüzüklerin efendisi filmlerinde gördüğünüz sahnelerden fantastik şatoları, kaleleri çıkarttığınızda geride kalan suni dekor veya dijital oynama değil gerçek doğanın sunduğu ziyafet. Çöl hariç her şey bu iki adada sanki Disneyland gibi yan yana kısa mesafelerde sergilenmiş. Güney Alpleri’ndeki buzulların tabanındaki ormanda Kea papağanları, kuzeyde yarı tropik iklim sakinleri, güneyde penguenler, denizaslanları, foklar… Karlı dağların eteğinde bir zamanlar Maorinin yemek pişirdiği, buhar tüten volkanik bacalar… Turunuzda iki ada da sizi her gün değişik gösteriyle karşılayacak, outdoor tipiyseniz unutamayacağınız bir tatil yapmış olacaksınız. En iyisi ben susayım Yeni Zelanda kendini fotoğraflarla anlatsın. ☸

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.