100 bininci mil

Kelebeğin boynuna sarılasım geliyor, ne güzel bir his. Helal olsun sana arkadaşım. Beni bunca yıl sırtında taşıdın, sana verdiğim eziyetlerden hiç şikâyet etmedin, benim gibi ağzını bozmadın (gerçi fırtınalarda inleme ve gıcırtılarının altında mutlak küfür vardır da, o karambolde davulcunun gaz çıkarması gibi güme gitmiştir), hatalarımı hep affettin. Çoook çok teşekkürler. New York’ta arkadaşların “böyle sıradan bir tekneyle dünyayı dolaşmaya gitmekten korkmuyor musun?” sualine o zaman oğlum Kaan “ilk defa dünyayı dolaşan Joshua Slocum’un teknesi Spray, Kelebek’ten daha mı iyiydi?” demişti. Bugün en güzel cevabı sen veriyorsun “Biz herkesin nedense odaklandığı gibi sadece dünyayı dolaşmadık. 100.000 mildir, 30 yıldır dünyada dolaşıyoruz. İşin en güzel yanı hâlâ bir parçayız. 

Tanjung Datu ve Borneo dümen suyumuzda kaldı. Herşey yolunda giderse ulaşmayı planladığımız Pulau Aur’a 192 mil var, bir buçuk, iki günlük yol demek. Her şey olağan(!)rüzgâr cimri, Annette kusuyor. Zavallı Annette’i ilk iki gün deniz tutar, sonra alışır ama bu iki gün felaket rahatsız ve bendeniz solo, ama vardavela tellerinden sarkmış, içinde olmayanları çıkartmaya çalışan can yoldaşımın yerinde olmak istemem. Beni şimdiye kadar deniz tutmadı, herhalde şanslıyım. Deniz tutanlar nasıl dayanırlar bilmem. Bu konuda bir sürü teori ve çare söylenir, orta kulak, denge vs. hepimiz biliyoruz da, bence denizdeki ortamda, bir uyum, bir şeylerin yerlerine oturma problemi olmalı. 

Tahiti’den aldığım bir tayfa, Kurt, hayatında hiç yelkenli bir tekneye binmemiş ama küçük kargo gemileriyle Tuamotu atollerine (uzun bir yol) gitmiş bir şey olmamış. Kelebek’e katıldıktan sonraki ilk seyrimiz, İstanbul’da Heybeli Ada kadar yakın Moorea’ya gidene kadar deniz tuttu!?! “Mazot kokusu var” dedi, motoru temizledi, sintineyi temizledi. Her ne yaptıksa ne ilaç aldıysa olmadı. Adalar arası birkaç günlük seyirleri idare ettik ama Yeni Zelanda’ya son etap 10 gün. Artık Güney Okyanusu’na komşu olacağız, sert bir rüzgâr, belki de fırtına yiyeceğimiz garanti, ikincisi de beklenmeyen bir şey değil. Yani biz tekneyle, havayla uğraşırken Kurt’a bakamayız. Kurt’u yolda iyi arkadaş olduğumuz Güney Afrikalı Lady G teknesine verdik, onlar yedi kişi, biri Kurt’a bakar, ben ve diğer tayfam Michael ile idare ederiz. Tesadüfen ikinci gün rotamız çakıştığında, Lady G’de Kurt bize tuttukları balığı atarken ağzı kulaklarında, sırıtıyor. Kurt’u bir daha deniz tutmadı! Lady G aynı boy hemen hemen aynı tip bir tekne, aramızda ne olduğunu bilmediğimiz fark, her ne ise, Kurt’un hayatını çekilmez yapan incecik bir çizgi.

Endonezya’nın Menindung Adası’nı da sıyırdık, artık önümüz epeyce açık, sadece birkaç balıkçı ekmek peşinde. Gece bastırırken gemi kanalına gireceğiz. Tahmin ettiğim gibi rüzgâr biraz daha güney yaptı, şimdi G-GB ile Kelebek artık Mr. Perkins’in itmesiyle değil kendi kanatlarıyla hedefine süzülüyor.

Güney Çin Denizi güneyde Selat Karimata’dan (Karimata Boğazı) başlar, batıda Malay Yarımadası, doğuda Borneo Adası arasından kuzeye yayılır, GB rüzgârının yönü de iki yanındaki büyük kara kitlesinden etkileniyor. Zaten bu kural her benzer coğrafya için geçerlidir. Borneo yakınında rüzgâr biraz daha batıya, Asya yakınında biraz daha G, GB hatta Güneye döner. Ben de ileride lehime dönecek rüzgârın yağını çıkarmak için her fırsatta biraz daha güneye iniyorum. Devamı Haziran 2014 sayımızda…

P1100716 OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.