Azalan biyoçeşitlilik artık alarm veriyor!

Kuraklık, çölleşme, su kaynaklarının azalması, enerji sıkıntısı gibi sonuçlar biyolojik kompozisyonları değiştirdi ve değiştirmeye devam ediyor. Hatta insanlık tarihinde hiçbir dönemde yaşanmadığı hızda. İnsanın hep daha fazlasını isteme dürtüsü ve bilinçsiz tüketim alışkanlıkları da bu olumsuz değişimin devamlılığını sağlıyor.

Dünyanın yaşantısı böyle aslında. Doğuşundan bu yana iklimde sürekli değişimler meydana gelmiş. Bunlar bazen binlerce bazen milyonlarca yıllık çok uzun periyotlarda görülmüş; dünyanın dönüşü, güneş faaliyetleri, volkanik patlamalar gibi doğal fenomenler sebebiyle. Ancak son 8 bin yıl için konuşursak, bu tarz doğal fenomenlerin de çok sık meydana gelmediği düşünülüyor. Hatta bu sebeple dünya nüfusunun epey arttığını söylemek bile mümkün, çünkü insanlığın gelişmesi için uygun iklim koşulları bu zamana kadar süregelmiş. Peki sorun nerede başlıyor?

Tahmin etmişsinizdir, Sanayi Devrimi ile. Sanayileşmenin artması beraberinde birçok insan faaliyetini ve olumsuz sonuçları getirdi. Nüfus artışı, çarpık kentleşme, ormansızlaşma, yanlış arazi kullanımı ve “insanın hep daha fazlasını isteme dürtüsü” ile tüm bunların kısır döngüye girmesi. Hepsinin doğal yaşamı resmen bozguna uğratması, birçok tahribata yol açtı elbette. Kuraklığın artması, buzulların erimesi, orman yangınlarının artması, salgın hastalıkların yaşanması vb…

EKOSİSTEMLER VE CANLI SİSTEMLERİ TEHDİT ALTINDA

“Bünyamin bunları o kadar çok duyduk ki!” diyor olabilirsiniz. Dünyaya (aslında kendimize) yaptıklarımızın farklı bir noktasına değineyim dedim: Biyoçeşitliliğin azalması ve değişimi. Yani insanoğlu yalnızca kirli hava soluyup riskli hava koşullarında yaşamakla kalmıyor, yiyip içtiğiyle de zayıflatıyor kendini ve zehirliyor bünyesini. Az önce de saydığımız örneklerden kuraklık, çölleşme, su kaynaklarının azalması, enerji sıkıntısı gibi sonuçlar biyolojik kompozisyonları değiştirdi ve değiştirmeye devam ediyor. Hatta insanlık tarihinde hiçbir dönemde yaşanmadığı hızda.

Mesela hemen su ekosistemini ele alalım. Isınmaya bağlı olarak birçok balık türü başta olmak üzere pek çok deniz canlısı üretkenliğini yitiriyor ve bir şekilde adapte olamayıp daha serin sulara göç etmeye başlıyor. Bunun sonucunda ne oluyor? Birincisi, gittiği yerde alışık olmadığı başka canlılarla karşılaşıyor ve beraber yaşamak zorunda kalıyor veya tabiri caizse büyük balık küçük balığı yiyor. İkincisi, bıraktığı evindeki besin bakımından ona bağlı olan diğer türler tehlike altına giriyor. Bir diğer sonuç ise, değişen sıcaklık değerlerine bağlı olarak oluşan yeni koşullarda belki de yeni yeni türler üremeye başlıyor. Her bir sonuç da tüm canlı sistemlerini etkileyecek yeni sonuçlar doğuruyor.

Bu olanların benzerleri kara ekosistemi için de geçerli, orada da çok farklı bir durum söz konusu değil. Yok olan bitki türleri, toprak yapısında meydana gelen değişimlerin bazı mikroorganizmaları yok etmesi, kuşların göç yolculuklarının uzaması ve daha birçok etki kara ekosistemlerinde de gerçekleşti. Ve bu olaylardaki hızlı artış, gelecek 100 yılda daha fazla sayıda ve çeşitte sonuç görebileceğimizin ne yazık ki kanıtı. Henüz şu anki koşullarda bile ciddi sonuçlar söz konusu. Örneğin kutup ayıları, foklar, deniz ayılarının besin bulmakta zorluk çekmesi, kutup ayılarının vücut ağırlıklarının yüzde 10’unu kaybetmesi, buzulların küçülmesiyle habitatlarının daralmış olması gibi.

KAYNAKTAN FAZLASINI TÜKETİYORUZ

Yazımın burasına kadar geldiyseniz önemli bilgiye siz ulaşacaksınız demek. Dünya Vahşi Yaşam Fonu’nun bu yılki raporuna beraber bakalım. Rapor diyor ki, “1970’ten bu yana, yani son 50 yılda, antropojenik nedenlerle (insan kökenli eylemler nedeniyle) biyoçeşitliliğin yüzde 68’i yok oldu.” Nasıl? Sizin de gözleriniz açıldı değil mi? “Bu insanoğlu var ya…” Kim bu insanoğlu? Bizim dışımızda birilerinden bahsediyor gibiyiz. Başkasından değil, rapor senden, benden, ondan bahsediyor. Üstelik Karayipler ve Latin Amerika da dahil Amerikan tropiklerinde bu oran yüzde 94’e ulaştı. “Bunlar nasıl sayılar?” dediğinizi duyar gibiyim, ancak araştırmalar ortaya koyuyor. Size bunun en temel sebebini söyleyeyim mi?

En başta da bahsetmiştim hani, “İnsanın hep daha fazlasını isteme dürtüsü.” An itibarıyla insanlık, gezegenin kaynak üretiminden 1.56 kat daha fazla tüketim yapıyor. Kaynaktan fazlasını tüketiyoruz, hep bir sonraki yıla borçlanıyoruz ve maalesef borcumuzu hiç ödemiyoruz. İşte çoğu şeyde olduğu gibi biyoçeşitliliğin azalmasında da bilinçsiz tüketimin katkısı var. Yanlış arazi kullanımı, yanlış tarım uygulamaları, ormanların tahribatı, ağaçların kesilmesi, iklim değişimine yol açan insani faaliyetler, çarpık kentleşme… Hepsi birden böyle büyük sayılara sebep oluyor.

DENİZ CANLILARI VE BUZULLARI BEKLEYEN TEHLİKE

Son olarak doğanın, ekosistemlerin, biyolojik çeşitliliğin aslında hep bir döngü olduğunu ve doğrudan veya dolaylı olarak hep birbirini etkilediğini gösteren bir örnekle bitirelim. Kuzey Kutup Denizi’nin buzları özellikle çevresindeki habitatlar için çok önemli. Ancak giderek erimesi ve azalmasıyla beraber daha soğuk okyanus sularının oluşmasına yol açıyor. Bu da okyanusun CO2 depolama kapasitesini artırıyor. Bu da okyanusta asidikleşmeyi artırıyor, ekosistemleri bir de bu yönden tahrip ediyor. Hem doğrudan hem dolaylı etkilere yol açıyor. Balıkçılık ve su kültürünü etkiliyor, bulaşıcı hastalık taşıyan bakteriler çoğalıyor, zararlı deniz yosunları gelişiyor. Peki daha vahim olan ne biliyor musunuz? 2050’den itibaren deniz buzunun miktarı bir önceki yüzyıldaki değerine göre yüzde 80 daha az olacak, hatta bazı projeksiyonlar 2060’lardan itibaren yaz aylarında tamamen ortadan kaybolacağını gösteriyor. Buzullar, foklar filan deyince çok uzakmış gibi geliyor ancak sonuç en çok bizi, insanı vuruyor aslında. Doğa bir şekilde kendini yeniliyor, ancak bizim yaşam şeklimiz, geçim kaynaklarımız, soluduğumuz hava değişiyor. Yani aslında biz de doğayla bir bütünüz. Bu bakış açısından sapmasak sanki iyi ederiz. İnsanın kendini şu dünyanın bir parçası gibi değil de, evrenin patronuymuş gibi görmesi, görmese de yaşaması çok garip değil mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.