Sibirya’da siyah kar

Sibirya’da kar yağıyor. Buna şaşırmadınız tabii. O zaman şöyle söyleyeyim: Sibirya’da kış denince akla bembeyaz kar örtüsü, harikalar diyarı tadında manzaralar gelir, öyle değil mi? Ancak Kuzbass bölgesindeki manzara daha çok distopik bir filmden alıntı gibi. Çünkü burada kar, siyah yağıyor.

Sizinle bunu daha önce konuşmadık sanırım ama aslında kar her zaman beyaz olmayabiliyor. Mavi, yeşil, sarı, hatta kırmızı kar bile var. Kırmızı karın ismi de var: Karpuz kar. Ülkemizde de Şırnak’ta görülmüştü bir 6-7 sene önce. Eğer bir yerde renkli kar görüyorsak bu orada yaşayan bir alg türünün olduğunu gösterebilir. Algın çeşidine göre değişik renklerde pigmentleri olabiliyor, ona göre de kara rengini veriyor. Çok sık rastlanan bir olay değil tabii ama imkânsız da değil; görürseniz şaşırmayın yani. Şimdi, bu işin nispeten doğal kısmı. Doğada bazen olabiliyor böyle enteresan durumlar. Ancak bir de bunların insan kaynaklı olanları var, işte o pek de tatlı renklerde olmuyor. Örneğin…

KUZBASS’TAKİ TEHLİKELİ KÖMÜR TOZU

Az önce bahsettiğim Sibirya’nın Kuzbass bölgesinde görülen siyah karın sebebi orada çok sayıda bulunan kömür fabrikaları. Bakın şunu net söyleyeyim: Kömürün hiçbir kullanım çeşidi asla çevre dostu değil. Sağlığa, çevreye, her şeye zararı çok büyük. Kuzbass bölgesi, dünyanın en büyük kömür alanlarından biri ve bu bölge 2.6 milyon insanın evi, yaşam alanı. Burada yağan kar siyah değil elbette, ama havada uçuşan zehirli siyah kömür tozu ile kaplandığı için rengi siyaha dönüyor. Öyle ki, insanlar “Burada kışın beyaz kar görmek daha zor bir ihtimal” diyor. Tehlikenin boyutunu siz düşünün. Kömür kullanımı başlı başına zararlı bir olayken bir de burada alınmayan güvenlik önlemleri, sağlık tedbirleri işin ciddiyetini artırıyor. Havada sürekli kömür tozu var ve bu durum tüberküloza, çocuklarda mental hastalıklara ve birçok başka hastalığa davetiye çıkarıyor. Zaten buradaki ortalama yaşam süresi Rusya’nın ulusal ortalama yaşam süresinden 3-4 yıl daha kısa olarak hesaplanmış. Sanki kendi içinde başka bir yer, sanayi bölgesinde geçen o karamsar, loş, distopik dizilerden bir görüntü gibi.

DÜNYANIN HAVA KALİTESİ BOZULUYOR

Hava kirliliği özellikle çağımızda çok ciddi ve hiç göz ardı edilmeden incelenmesi gereken bir problem. Fosil yakıt tüketimi hava kirliliğini artırdığı gibi iklim değişimine de sebep olan ana faktör. Ve iklimin değişmesi de hava kirliliğini daha da artırıyor. Yani bir kısır döngü. İklimin değişmesi denizleri ısıtıyor, ancak karaları daha çok. Kıtalar ile denizler arasındaki büyüyen bu fark, dünyanın hava kalitesi için maalesef bize iyi sonuçlar doğurmuyor. Nasıl? Şöyle… Öncelikle aerosolün tanımına bakalım: Havada asılı kalabilen katı veya sıvı ince küçük parçacıklar. Doğal kaynaklarla oluşabildiği gibi toz veya orman yangını ya da taşıt, endüstriyel emisyonlar gibi insan kaynaklı faktörlerden havaya yayılabiliyor ve içinde su döngüsünün de bulunduğu “iklim sistemi”ni etkiliyorlar. Sera gazlarının artışı toprağın ısınmasına neden oluyor, bu da kıtasal bir kuraklığı beraberinde getiriyor. Bu kuraklık da daha az bulut örtüsüne ve daha az yağışa sebep oluyor. Hâlbuki aerosollerin havadan uzaklaştırılma şekli ancak bulut ve yağmur oluşumuyla mümkün. Aerosoller ve havada asılı duran diğer parçacıklar bulut çekirdeklerini oluşturur ve biriktikçe bulutlar, sonrasında yağmurlar meydana gelir. Böylelikle hem aerosoller havadan temizlenmiş olur hem de su döngüsüne katkıda bulunur. Ancak kuraklık, bulut ve yağmur oluşumunu azaltıyor, dolayısıyla havada kirliliğe sebep olan aerosollerin miktarı daha da artıyor. Doğal olarak bu durum da insanlar, hayvanlar ve bitkiler için sağlık problemlerine yol açıyor.

DEĞİŞEN İKLİM, KİRLENEN HAVA

Isınan dünya havayı daha da kirletiyor. Öyle bir şey ki, biz de havayı kirletiyoruz ve bu yüzden iklim değişimine sebep oluyoruz. İklim değiştikçe de hava daha çok kirleniyor. Sürekli kendini besleyen bir sistem, tabii negatif anlamda ne yazık ki. Bu durumu daha iyi araştırmak için bilim insanlarının çalıştırdığı iki senaryolu bir simülasyon var. Birinci senaryoya göre, karaların ısınması aynı şekilde artan bir oranda gerçekleşiyor. İkinci senaryoda ise bu ısınmanın beklenenden daha az gerçekleştiği varsayılıyor, geri kalan her şey ise aynı. Deneyin sonucu şu şekilde: Birinci senaryoda oluşan hava kirliliği daha yüksek. Dolayısıyla, karaların ısınması arttıkça kuraklık daha da artıyor ve bu kuraklık beraberinde aerosol miktarının artışını, dolayısıyla da hava kirliliğini getiriyor. Yani karaların ısınması -hatta bir üst adıma çıkıp sera gazı emisyonlarının artışı diyebiliriz- havada kalan aerosol miktarını doğrudan etkiliyor. Sonuçlar giderek ısınan dünyanın hava kirliliğini kontrol altına almakta daha da zorlanacağını gösteriyor. Küresel ısınma arttıkça hava kirliliği de artacak ve sıkı bir kontrol olmadan belli bir seviyeye indirgenemeyecek. Bu arada 2019 yılının Eylül ayı tüm zamanların en sıcak Eylül ayı oldu söylemiş miydim? Yeri gelmişken bir aparkatı daha hem havaya hem de kendimize indirdiğimizi ekleyeyim dedim. Sağlıcakla kalın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.