Yatlarda iç mekân tasarımının önemi

Mekânlar, bulundukları çevreden ayrı düşünülemezler ve insanlar üzerindeki etkileri sandığımızdan çok daha fazladır. Deniz üzerindeki bir mekânın karasal yapılardan farklı olarak ele alınması gerekir. Bu farklılık sadece denizin fiziksel özelliklerine uyumlu malzeme, teknik detaylar ve sistemlerin ötesinde değil, algısal olarak da denizin karakterine uygun iç mekân çözümleriyle kurgulanmalıdır. 

İç mekânın asli görevi nedir? Kullanıcının iç mekândan beklentileri nelerdir? Ve bu beklentileri karşılayacak olasılıkların hangisi ya da hangileri denizdeki yaşama uygundur? Şöyle başlayalım: Mekân denilen olgu, öncelikle temel ihtiyaçlarımızı karşılayacak eylemlerimizin gerçekleştiği, yaşamımızın farklı ihtiyaçlarına da değişen fonksiyonlarıyla yanıt veren bir sahne gibi düşünülebilir. Eğer insan salt fiziksel bir varlık olsaydı, bu tanımdan yola çıkarak iç mekân tasarımını kolayca formülize edebilirdik. Fakat insan fiziksel ve algısal yapısıyla hayatını sürdürür. Bu yüzden, temel ihtiyaçlarının yanı sıra insanların mekânlardan beklentileri teknik çözümlerle sınırlı değildir ve statü, imaj, kimlik gibi kendini gerçekleştirmeye yönelik sosyal ve psikolojik ihtiyaçları da vardır. Bunun yanı sıra mekânların kullanıcıların kültürel kimliğine dair izler de taşıması ve bu gereksinimlere yanıt vermesi beklenir. Seri üretim yatlarda bu seviyedeki detaylara ulaşmak her zaman mümkün olmasa da özel yapım yatlarda kültürel motiflerin iç mekânlara yansıtıldığı örnekleri görebiliriz. Mekânla ilgili ana kararların bu çerçevede oluşturulması, yatın iç ve dış kullanımları açısından kullanıcısına uzun süreli tatmin sağlayacaktır. İç mekân onarım ve tadilatlarının normal bir karasal yapıya göre çok daha fazla emek, zaman ve maliyet gerektirdiği yatlarda, tasarıma dair verilerin ilk aşamalarda doğru analizlerinin yapılması, sonradan oluşacak problemlerin önüne geçilmesini sağlar. Kullanıcının yaşam tarzını, alışkanlıklarını, değerlerini kısaca kişiliğini doğru analiz ederek mekâna yansıtacak tasarımcının tasarım sürecine mümkün olduğunca erken aşamalarda dâhil olması önem kazanır. Kullanıcı ya da yatırımcı kurumsal bir oluşuma dahil ise o zaman da potansiyel alıcı olarak hedeflenen kitleye uygun bir yat tasarım sürecine girilirse üründen memnuniyetsizlik riski daha aza indirgenmiş olur. Hatta bir yatın iç mekânı tasarlanırken mevcut durumlar kadar gelecekteki değişimlere adapte olabilecek esneklik şartları da düşünülür.

TRENDLER

Deniz üzerindeki mekânlarda, yat iç mekân tasarımlarında farkında olunması gereken bir diğer nokta ise trendlerdir. Burada, eğilimlerin hangi yönden geldiğine dikkat edilmesi gerekir. Çünkü sosyal medyanın etkisi bazen insanları sorgulamadan istemeye yönlendirebilmektedir. Bu durum, yatlarımızın iç mekânlarının demode ya da trend dışı olmasını gerektirmez. Fakat, kullanım alanları, miktarları ve zamanlarını tasarımcı doğru yönlendirmelidir. Özellikle, deniz yaşamına yeni başlayan yat kullanıcılarını aydınlatmak konusunda tasarımcıya büyük iş düşmektedir. Burada önemli husus denizin bir çevre olarak karadaki muadilinden çok daha baskın bir karaktere sahip olduğudur. Deniz geçici eğilimlerin etkisiyle oluşturulmuş formların yeri değildir. Malzeme ve teknolojilerdeki gelişmelere bağlı olarak iç ve dış formda tasarım seçenekleri denizde insan konforunu öne alarak uygulanmalıdır. Aksi takdirde hatalı tasarımların yol açtığı kayıplar sadece maliyetle sınırlı kalmayıp hepimizin geleceğinden çalmaktadır. 

TEMSİLİYET

Boyutların arttığı yatlarda, mekânlar salt teknik olarak çözülmüş hacimlerden ve yatlar da bir deniz aracından ibaret değildir. Günümüzde yatlar, yüzen bir temsiliyeti simgelemektedirler artık. Dış form ilk mesajın verildiği yerdir. Yata dair ilk izlenimlerin oluştuğu, dış form sahibi olan kişi ya da kurumunun kimliğine ve vizyonuna dair ilk mesajları verir. Özellikle son yıllarda önde gelen reklam ajanslarının haberlerinde ve basındaki yer verilme önceliklerine bakıldığında, yatların etki yaratmada ve yönlendirmede karasal yapılardan daha da güçlü olduklarını görürüz. Nitekim küresel ölçekte kapitale yön veren isimlerin yatlara olan yatırımlarının inşaat yatırımlarının önüne geçtiğini de söyleyebilirim. Daha önceleri, dünyanın en yüksek binasını inşa ettirme yarışında olanlar, artık en uzun yatın sahibi olma yarışındalar. Bu yarışın ne yöne gideceğine de sonraki yazımda yer vereceğim. 

LÜKS

Günümüzde yat iç mekânlarında tasarımcının iyi yorumlaması gereken bir başka kavram ise lüks kavramıdır. Yat iç mekânında amaç lüks tasarımlara ulaşmak değildir. Bilimsel araştırmalarıma da dayanarak şunu söyleyebilirim: İnsanlar lüks arayışı ile yat sahibi olmaya karar vermezler. Fakat bu durum yanlış algılanır ve bizler çoğu zaman tasarımcıları en pahalı, en lüks, en sıra dışı uygulamalar yapma çabalarına şahit oluruz. Sonuç lüks, dikkat çekici, parıltılı ama kullanıcının ve denizin karakterini göz ardı etmiş iç mekânlar olarak karşımıza çıkar. Özellikle süperyat ve megayat tasarım sürecinde, birçok tasarımcının, kullanıcı ile iletişiminde kısıtlı zamanları olduğu gerçeğini göz ardı etmiyoruz. Ama günümüzde, insanları, kurumları analiz etmeye yönelik birçok yöntem de dünyanın önde gelen tasarımcıları tarafından kullanılmakta. Kullanıcı birey ise vizyonunu, kullanıcı bir kurum ise kurumsal kimliği, kullanıcı belli değil ise potansiyel hedef kitle gereksinimlerine yanıt verecek üretici firmanın çizgisini iç mekânlara, daha da önemlisi yaşantıya yansıtmaktır. Yaratılan çizgilerin dış formdan içe doğru anlam bütünlüğü sağlaması amaçlanmalıdır.

BÜTÜNLÜK

Yatlarda tasarım sorunlarından bahsedildiğinde en çok öne çıkan konulardan biri de iç ve dış tasarım arasındaki kopmadır. Bütünlük olmayışıdır. Dış tasarımda kullanılan dil iç mekânlara girildiğinde kaybolabilmektedir. Tasarım ekibindeki kopukluğun tasarımlara yansıması olarak görebiliriz bu durumu. Yat tasarımında farklı disiplinlerden meydana gelen büyük bir ekibin uyumlu çalışması başarılı sonuçlara ulaşılmasında etkilidir. Bir yatın iç mekân tasarımı genel konseptten ayrı düşünülemez. İç mekânı oluşturan, tavan, duvar, taban yüzeylerinde tasarım elemanlarının konsepte uygun olarak kullanılmasıyla genel atmosfer oluşturulur. Malzeme, renk, doku, aydınlatma, koku, ses, vb. her biri iç mekânda ambiyans yaratacak unsurlardır. Mobilya, aksesuar ve tamamlayıcı objeler de yatın ana konseptine uygun olmalıdır. Ve tüm bu seçimleri yaparken, tasarımcının deniz üzerindeki güvenlik ve konfor şartlarının öncelikli olduğunu unutmaması gerekir. İç mekândaki tasarım elemanlarının her biri mekânda birbiriyle ve kullanıcılarıyla iletişim halinde olan bir mesaj aracıdır. Eğer doğru kullanılırsa sizi ya da kurumunuzu temsil eden bir logo gibi çalışır, yaşar. Tabii ki, yatta farklı fonksiyonlara sahip mahallerin ayrı ayrı ele alınması gerektiğini unutmayalım. Denizin üzerinde yaşamayı tercih eden fakat denizle ilişkisini farklı seviyelerde tutan birçok yat kullanıcısı mevcut. Kullanıcı türü ne olursa olsun amaç, bilinçli kullanıcılar ve tasarımcıların çoğalması, denize saygıdan hareketle oluşturulmuş mekânlar yolu ile insanların hayatlarına olumlu dokunuşlar yapabilmektir. Anlaşılabileceği gibi, yatlarda iç mekân tasarım süreci skeçler ya da planlarla başlamaz. Belki çoğu zaman atlanan, göz ardı edilen ya da son aşamaya bırakılan, insanın yani kullanıcının ve çevrenin (denizin) analizini daha tasarımın en başında detaylı olarak yapılması gerekir. Plana ya da skeçe atacağınız ilk çizginin karakteri, kullanıcının istek ve gereksinmelerinden şekillenmemiş ise, maalesef ki tesadüfi olacaktır. Ve denizde tesadüflere yer yoktur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.