DALGALI SOHBETLER Teknedaşlık

Denizi bir, rotası bir, kafası bir dostluklardır… Sizin teknenize geldiğinde, kendini teknesinde gibi hissedip davranabilen kişilerdir…

Modern tekne yaşamında en önemli konulardan biridir. En iyi tekneyi almak, uygun fiyata ve temiz bir tekne almak, iyi bir mürettebatla çalışmak veya sorunsuz bir teknenin sahibi olmak da çok önemlidir ama teknedaşlık olmazsa ağzınızın tadı hep eksik kalır. İyi tekne dostlukları insanı denize daha çok bağlar ve daha çok para dökmesine sebep olur. Teknedaşlığın olduğu yerde eğlence, keyif ve unutulmaz anılar kaçınılmazdır ama tatlı bir rekabet de vardır. Zaten, yatçılık piyasasını ayakta tutan tam da bu noktadır. Biri tekneye güzel bir şey aldı mı veya yaptı mı, diğerleri de tetiklenip almak isteyecektir. Almakla kalmayıp, yanında aldığı daha da enteresan bir şeyi gösterip geri fiştekleme yapacaktır. Tatlı bir oyun gibi karşılıklı hamleler gelebilir. Hele ki teknedaşlarınızın teknelerini büyütmesi sizde dolunay etkisi yaratsa da gerçek bir teknedaş iseniz bir yanınız da mutlu olacaktır. Teknedaşınızı hiçbir zaman rakip gibi görmemeli ama rekabeti de elden bırakmamalısınız. Teknedaşlığın olmadığı bir deniz hayatı bana hep hüzünlü ve asosyal gelmiştir. Çünkü denizde yalnız kaldınız mı bireysel oyuncu olursunuz hâlbuki ben takım oyunlarını daha çok severim. Düşündüğüm de, yaşamdaki sosyalliği ve paylaşımlarımı tekneye taşımadığım zaman tekneciliği bırakmak zorunda kalırım gibi geliyor.

Tekneciliği bırakmak da sigarayı bırakmak kadar zor ve hüzünlüdür. Bırakırsınız ama aklınız hep orada kalır ve ömür boyu ızdırap verir. Ama teknedaşlarınızı kaybederseniz o sizi bırakmış olur sonuç aynı kapıya çıkar. Zaten bu sebepten dolayı bugüne kadar bütün yazılarımda teknelerimizdeki sosyal hayatımızı ve o hayatın içinde iletişimde olduğumuz kişilerle olan ilişkilerimizi irdeliyorum. Yıllarca denizci büyüklerimizin yazdıklarında denizin özgürlük ve kaçış yeri olduğunu okuduk durduk. Kısaca kafa dinleme, inzivaya çekilme, denizlere açılıp uzaklaşma olarak algılandı tekne yaşamı.

Hareket ve sosyallik seven birçok insan bu yüzden teknecilikten uzak durdu ve durmakta. Çünkü tekneciliğin sosyal tarafının anlatılması hep ihmal edildi. Yazanlar, hep gittiği keşfedilmemiş(!) yerleri sanki ilk defa kendileri keşfediyormuşçasına defalarca yazdılar, çizdiler. Koylardaki derme çatma restoranları lezzet durakları gibi öve öve bitiremediler. Pisliğini, rezilliğini, vurdumduymazlıklarını ve turistleri nasıl kazıkladıklarını çoğunlukla yansıtmadılar. Bu yazılarda tekne adabı ile ilgili bir iki kelam edilmiştir belki ama çoğunlukla denizle verilen mücadeleler, başına gelen olaylar, yaşanan zorluklar anlatılmıştır. Okyanus geçenlerin hikâyeleri de hâlâ gözümün önünde. Kesinlikle önemsezliştirme gibi bir niyetim yok ama yazdıkları birbirinin aynı şeylerin yüzlercesi gözümün önüne geliyor ve aklımda kalmış olan en önemli iki sahne uçan balığın güvertedeki resmi ve teknenin önünde eşlik eden yunuslar… Samimi, içten anlatılanlar çok çok az. Hiç mi yolda midesi bulanıp “nereden çıktım ulan bu yolculuğa” diyen olmadı? Günlerce boş denizlere bakmaktan usanıp “hay aklıma tüküreyim” diyen yok mu?

Bugün yat dergilerinin hangisinde teknedeki gerçek halimizle ilgili bir şey bulabiliyorsunuz?

Magazinciler olmasa insanların teknede keyif yaptığını çoğunlukla teknenin kıçında yattığını, elini sıcak sudan soğuk suya sokmadığını hatta çoğunlukla aynı koyda sabit durduğunu öğrenemeyecekti bu toplum. “Rüzgârın bol, pruvan neta olsun…” falan hep aynı nakaratlar. Ne rüzgârı baba ortaçağda mı yaşıyoruz? Saat saat rüzgârı veren programlar artık cebimizdeki telefonda yüklü. Gece demirliyken tekne biraz kaysa haber veren telefon uygulamaları var. Tabletlerdeki haritalar radar gibi, sürpriz yok. Bırakın bu işleri artık. Tekne fiyatları olmuş milyon euro’lar, en kıçı kırık yelkenli 150 bin euro’dan başlıyor… Bugünün teknecilerinin derdi başka olmuş. Bu kadar teknolojiye rağmen yine de inat edip fırtınaya yakalanan yok mu var ama dertleri başka. Salondaki aksesuarlar dalgada kırıldı mı, çocuklar salona kustu mu veya hanım bu fırtınadan sonra bir daha tekneye ayak basar mı falan… Bugün tekne yaşantısında jeneratör, motorlardan daha önemli hale gelmişse varın gerisini siz düşünün. Jeneratör bozulunca tekneyi terk edip eve dönen çok insan tanıyorum ben.

Neyse yine asabileştim galiba. Konumuza dönüp toparlayacak olursak:

Denizin üstünde paylaşılan bu dostlukların yoğun olduğu hallerde teknede kafa dinlemek, hafta sonunu dinlenerek geçirmek lüks haline gelir. Az yemek, az içmek imkânsız bir hâl alır. Sükûnet, sessizlik ve kitap okumak hoş bir hayal olarak kalır. Bu sebeplerden dolayı iyi bir teknedaş, hafta içi düzenli bir hayata sahip olmalı, az içip erken yatmalı ve dinlenmiş olarak hafta sonu tekneye gelmelidir. Hafta sonu ile ilgili programlar yaparken esnek ve her an her şeye hazırlıklı olunmalıdır. Yaz aylarında bazı hafta sonları vardır ki teknelerin neredeyse tamamı denizde gibidir. Böyle durumlarda teknedaşların dışında diğer dostlarında bir araya gelmesiyle olayın boyutları farklı yerlere gidebilir. Bunun için teknedeki içki ve yemek stoku büyük önem taşır.

İçki stokunda nicelik önem taşırken yemek stokunda nitelik ön plana çıkar. Müzik ise bütün bunların tamamlayıcı unsurudur. Kaliteli bir müzik yayını yapamazsanız bir çuval inciri berbat edersiniz.
Onun içindir ki aktif ve sosyal bir teknede hoparlör, sintine pompası kadar hayatidir. Bütün bunların yanında teknenizin ekibi de ani baskınlara ve uzun süren gecelere dayanıklı olmalıdır. Bu sebepten dolayı teknenizin mekanik ve teknik aksamlarına gösterdiğiniz ilgiyi ve hassasiyeti personelinizden esirgemeyiniz.

Dostlarınızla beraber, keyifli anılarla dolu ve bol kahkahalı bir yaz dilerim.

Ben de her zaman olduğu gibi yaz aylarında dellendikçe sizi sinir edecek veya güldürecek yazılar yazmaya devam  edeceğim. ☸

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.