SKIATHOS Papadiamantis’in Evi ve Şeytan Adaları’nın Elması

Uzun zamandır gitmeyi planladığım Skiathos, Kuzey Sporades’in en bilinen adası. 2019’da en iyi ada seçildi. Gerçekten gitmeye değer, her köşesinde ayrı bir sürprizin sizi beklediği, her gününüzü bambaşka bir macera ile doldurabileceğiniz bir ada. Fotoğraflar AKIS KALAMIDAS, EMİR KUNT

Kuzey Sporades’in (Kuzey Sporadlar) en kozmopolit ve en iyi bilineni Skiathos’un isminin kökü skia-(gölge), adayı kaplayan birçok ormandan geliyor. MÖ 10. yüzyıldan beri kesintisiz olarak yaşayan olduğu biliniyor. Yüzyıllar boyunca Venedikli ve Hollandalı gezginlerden ve haritacılardan modern gün batımı meraklılarına kadar herkesi büyüleyen bu ada benim üç dört senedir planlarım dahilindeydi. Pandemi sebebiyle rötarlı bir şekilde kendisiyle buluştuk. Bu arada dünyaca ünlü seyahat dergisi Conde Nast Traveler’ın okuyucularının Skiathos Adası’nı 2019 yılının en güzel adası olarak seçtiğini de unutmadan ekleyeyim.

Skiathos’u keşfetmek ve anlamak için sırlarını bilmeniz gerekir. Bunu beş günlük tatile sığdırmak gerçekten zor olacağından sizin için birtakım kaynaklardan okuyarak yazımın içine karıştırdım. Çoğunluğu Belediye Başkanı’nın anlattıklarından ve Skiathos ile ilgili az bulunan kitaplardan karma yaptım. O bunu demiş, bu şunu demiş gibi yazıyı sıkıcı hale getirmek istemediğim için bu yolu seçtim. Kısacası biraz kopya çekmek zorunda kaldım. Maksadım Skiathos’la ilgili verilebilecek en fazla bilgiyi bir tek yazıda derlemek. Yaklaşık 300 yıl Osmanlı’nın domine ettiği bu adanın tarihçesine girip Romalılar, Bizanslılar, Venedikler sonra Barbaros’un zamanın ruhuna uygun kıyımlarını anlatmayacağım. Türk ve Yunan kültür ve eğitim bakanlarının anlaşıp en azından bundan sonraki nesillere tarafsız bir şekilde Ege’nin tarihinin nakledilmesini sağlamalarını savunan optimist bir Ege sever olarak Ege’nin iki yakasının daha da birbirinden uzaklaşmasına en azından bu yazıda müsaade etmeyeceğim. 

ETRAFI PLAJLARLA KAPLI YEMYEŞİL ADA

“Doğal Güzelliğin Estetik Ormanı” olarak nitelendirilen bu yeşil adayı tamamen gezebilmek, plajlarını ve doğal sahillerini bir seyahatte tamamlamak çok zor. Kikladlar’daki çorak adaların tam tersine yemyeşil ve doğa yürüyüşü sevenler için tam bir cennet. Ben bacağında boydan boya titanyum olan biri olarak bu topa girmek istemedim ama doğa ve yürüyüş tutkunları, muhteşem panoramik manzaralar sunan bozulmamış doğal çevreyi ve pastoral noktaları keşfetmek için 1 ila 6 saat arasında değişen, işaretli yolları olan 25 farklı rotayı takip edebilirler. Adanın neredeyse tüm çevresi plajlarla kaplı, bazı yerlerde siyah veya altın rengi kumlar, diğer yerlerde beyaz veya çok renkli çakıl taşları, dik resifler ve renkli deniz yosunları ve kristal berraklığında suları var. En meşhur plajları kuzeyde Lalaria (denizin gücü zamanla, özellikle adanın bakir kuzey kıyılarında mağaraları oyarak eşsiz güzellikte eserler yaratmış), güneyde Koukounaries (şehrin güneybatısında neredeyse denize kadar uzanan ormanı ve etrafını saran ve şu anda korunan nadir bir sulak alan olan Strofilia tuzlu su lagünü ile ünlü), bizim otel Elivi’nin olduğu Ampelakia (her havada şahane), hemen yanında Banana Beach (Büyük ve Küçük Banana diye ikiye ayrılıyor ve gerçek çıplaklar plajı var), Kanapitsa (güneybatıda), Vromolimnos (plajın arkası yemyeşil ağaçlarla kaplı), Ahladies, Kolios, Troulos, Vassilias, Megali Ammos (Esasında şehrin uzantısı sayılır, Mytikas ve Siferi ile beraber), Agia Eleni, Aselinos, Glyfoneri, Kalamaki, Maratha, Megas Gialos (yolu çok sıkıntı), Plakes (şehre yürüme mesafesi), Platanias, Stigero, Tzaneria Sklithri (adanın sembolü haline gelmiş siyah kuğularla ilk tanıştığımız yer), Xanemos (çıplaklara ayrılmış bölüm var), Xenia, batıda Agia Paraskevi ve kuzeybatıda güzel rüzgârı ile Mandraki.

İNSAN ELİ DEĞMEMİŞÇESİNE…

Ancak adanın 67 plajı da insan eli değmemişçesine korunmakta ve yazın en kalabalık zamanında bile huzurlu. Ayrıca tekne ile gezerken uğradığımız Tsougrias Adası’ndaki plaj ve güneşi batırırken yemek yediğimiz Arkos Adası’ndaki Arkos Beach. Buradaki tavernaya muhakkak gitmelisiniz. Şehirden küçük bir bot kiralayarak veya günübirlik gezi yapan teknelerle ulaşabilirsiniz. O gün hava fırtınalı ve balıkçılar denize açılmamışsa Arkos Taverna’da büyük balık yiyemeyeceğinizi bilerek gidiniz. Günlük olmayan hiçbir şey servis edilmiyor. Ayrıca Skiathos’un kuzey kıyısındaki mağaralara karayoluyla ulaşım olmadığından muhakkak görülmesi gereken bu bölüm için de deniz yolunu kullanmanız gerekecek; Skotini Spilia (Karanlık Mağara), Galazia Spilia (Mavi Mağara), Trypia Petra (kelimenin tam anlamıyla: İçinde delik olan Kaya). Bu plajlar mevzusu gerçekten sıkıntılı bu adada. Tam anlamıyla anlamak için haritalar, kitaplar, dergiler falan kısacası kafayı yedim. Alışmışız tekneyle gittiğimiz az plajlı adalara, haddinden fazla plaj durumu beni yordu biraz. 

TOMMY BİZİ İPTEN ALDI

Adaya ayak bastığımız gün evlilik yıldönümümüzdü ve bavullarımız çıkmamıştı. Akıbetini ve ne zaman gelebileceğini tam öğrenemediğimiz için ilk günümüz diş fırçasından iç çamaşırına kadar alışveriş yaparak geçti ve benim için tam olarak cinnet mertebesiydi. Adayı boydan boya tavaf ederek güneydeki otelimize vardığımızda kiralık arabamızı geri geri duvara çarpmamız ise gemileri yakma noktasına getirmişti. 

Otelimizin Genel Müdürü Tommy Ressopoulos ile tanışana kadar her şey kötüye gidiyordu. Kendisi eski İstanbullu Rum olan Tommy bizi gerçekten ipten aldı diyebilirim. Burada daha anlatıp canınızı sıkmak istemediğim ufak tefek bir sürü terslik 24 saat içinde bizi kovalayıp bir de üstüne üstlük mecburi alışverişlerimizi yaptığımız bir dükkânda eşimle benim 35 senelik şarkımız çalmaya başlayınca, yukarıda birileri bugünü bize özenle hazırladı ve halimize bakıp gülüyor dedim Şebnem’e. Zaten adaya ilk gitmeye kalktığımızda pandemi olmuştu ve iptal etmiştik, ikincisinde Yunanistan kapıları açmamıştı hâlâ ve bu üçüncüydü. Acaba şansımızı çok mu zorladık diye düşünmeden edemedik. Teselli ikramiyesi olarak Tommy ile tanışmamızla başlayan olumlu rüzgârlar bütün Atina’yı ayağa kaldırmamız sonucu kaybolan 20 bavuldan sadece ikisi olarak bizim bavullarımızın ertesi sabah gelmesiyle neticelendi. Ama gök kapıları açılmışçasına yağan yağmurdan dolayı bavulları almaya havalimanına gidip gelmek de maceraya dönüştü. Mal canın yongasıdır deyip teselli bulduk. Hemen adayla ilgili incelemelere devam ettik. 

SKIATHOS’UN MANOS’U: INFINITY BLUE

Skiathos’un, büyüleyici vadileri, akarsuları, şelaleleri ve 200 km’lik bir patika ağı ile büyülü bir hinterlanda sahip olduğunu hızlıca pas geçip ilk akşam gittiğimiz Infinity Blue Restaurant ve kardeşi George ile birlikte sahibi olan Konstantinos Kantarakis’e bağlanmak istiyorum. Aynı Symi Manos’ta olduğu gibi adalıların burun kıvırdığı, turistlerin bayıldığı bir restoran. Sahibi de aynı bizim Manos gibi süper enerjik ve yarı zamanlı şovmen. Her masaya bir şekilde eli uzanıyor ve herkesle muhabbet edecek bir konu yaratıyor. Motosiklet hastası olduğu için İstanbullu olduğumuzu öğrenince bizle de “Kenan Sofuoğlu’nu tanıyor musunuz” diye muhabbeti açtı, Cem Uzan ve Dinç Bilgin’in 15 sene evvel tekneyle oraya geldiğinden devam ederek Türkiye ile ilgili bildiği her şeyi anlattı. En son hatırladığım restoranda bizden başka kimse kalmadığı ve benim listedeki Yunanca şarkıları çalıp mastika içtiğimizdi. Bu arada adalılar hasedinden burun kıvırsa da yemekleri çok iyiydi. Kolios bölgesinde tepede konumlanan restoranın manzarası da cabası.

ADANIN BİLİNMEYENLERİ

Neyse biraz daha adaya devam edelim. Yukarıda tekneyle gezerken yazmıştım ya, tekne dediğime bakmayın 8 metre bir bottan bahsediyoruz. Botun sahibi Hollanda’dan ithal Erlena. Bizi kız kardeşi Melina gezdirdi ve kitaplarda bulamadığımız şeyler anlattı. Mesela karadan göremediğimiz ama denizden ilgimiz çeken malikânelerin 60 ve 70’li yıllarda ada çok popülerken buraya yazlık yapan yabancılara ait olduğunu; Tsougrias (Sığrı) adasındaki Agios Floros kilisesinde Ortodoks kiliselerinden farklı olarak vaftiz edilmemiş olanlara veya eşcinsellere nikah kıydırıldığını hatta birkaç sene önce ünlü bir Yunan armatörün kızına bu kilisede nikah kıydırıp sahilinde düğün daveti yaptığını ve 4 milyon Euro para harcadığını kendisinden öğrendik. Ayrıca yine yanda fotoğrafını gördüğünüz adadaki eski zeytinyağı fabrikasını gezdirdi ve eskiden bütün civar adalardan zeytinlerin teknelerle buraya geldiğini ve hepsinin burada işlenip tek elden dağıtıldığını ondan öğrendik. Mamma Mia filminin komşu Skopelos’ta çekildiğini ama filmcilerin sürekli Skiathos limanını kullandığını da anlattı. Yine Melina sayesinde iyi bir fotoğrafçı olan erkek arkadaşı Akis Kalamidas ile tanıştık. Beş günde fotoğraflamak istediğim yerleri tamamlayamayacağımdan bana yardımcı olabilir mi diye kendisine sorduğumda hemen Skiathos arşivini açarak hayatımı kolaylaştırdı. Adada anlatılması gereken önemli birkaç şey daha var. Bazı şeyleri elemeye çalışıyorum ama eleyemeyeceğim iki önemli mevzu var. 

İkincisi;

Evangelistria Manastırı: Skiathos kasabasının dışında yemyeşil bir manzaraya sahip kısa bir mesafede yer alıyor. 1794 yılında yapımına başlanmış ve 1806 yılında tamamlanmış. 1807 yılında, ortasında mavi bir arka planın ortasında beyaz haç bulunan ilk Yunan bayrağı burada yaratılmış. Diğer şeylerin yanı sıra, nadir ikonalar, el yazmaları, 18. yüzyıl İncilleri, kutsal kaplar ve gerçek bir kutsal hazine olan diğer değerli nesneler bu manastırda tutuluyor. Üç müzesi var: Kutsal Emanetler Müzesi, Balkan Savaşları Müzesi ve Folklor Müzesi. Ziyaretin en yoğun olduğu dönemler Kutsal Hafta ve Paskalya. Ayrıca, Yunanistan’ın sadece bazı yerlerinde görülen gelenek olan 15 Ağustos’ta binlerce hacı akın ediyormuş.

Birincisi ise; 

Alexandros Papadiamantis: Nasıl Datça eşittir Can Yücel ise Skiathos eşittir Papadiamantis. Milan Kundera’nın en önemli Yunan romancı dediği Papadiamantis, bütün romanlarını Skiathos’un doğal güzellikleri ile harmanlamış bir yazar olduğunu, Skiathos’a ve adanın yerli halkına olan sevgisi, birçok eserinde ifadesini yer aldığını öğrenmiş bulunmaktayız. Keskin bir gözlemci olduğundan temalarını o günlerde yerel halkın sosyal ve ahlaki ilişkilerinde bulduğu ve romanları ile Skiathos’un bu kadar iç içe geçmesi onu adada anıt haline getirdiği anlatılıyor. Bugün adadaki evi Yunan devleti tarafından satın alınmış ve müzeye dönüştürülmüş. Adanın en önemli caddesinin ismi Papadiamandis. Kendisiyle ve adayla ilgili bu kadar bilgi aldıktan sonra bir kitabını okumak farz olacak gibi. Ada Hikâyeleri, Hadula – Bir ada öyküsü, Göçmen Kadın ve Düşkün Derviş’i edindim bile döner dönmez. Ali Bulunmaz’ın Ada Hikayeleri kitabını anlatırken kullandığı cümleler çok hoşuma gittiği için sizinle paylaşmak istiyorum:

“Doğanın ortasında ve insanların içindeki Papadiamantis, seyrek yazıyor, dünyayı kavramaya uğraşıp insanları gözlemliyor. Ömrünün büyük bir bölümünü geçirdiği Skiathos Adası’nın rahatlığı, Papadiamantis’in hem yazarlığını hem de kişiliğini şekillendiriyor; aynı işte fazla çalışamıyor, görüntüsüne önem vermiyor ve bir noktadan sonra yalnızca yazmaya yoğunlaşıyor.’

Bourtzi: Skiathos Denizcilik ve Kültür Gelenek Müzesi’ne ev sahipliği yapan Bourtzi, çam ağaçları ile kaplı bu yarımada köprüsüyle şehri yeni ve eski liman olarak ikiye ayırıyor. Fotoğraflarda şehrin gerdanlığı gibi duran Bourtzi’de eskiden yapılmış ilkokul şu anda muhteşem bir kültür merkezi olarak hizmet veriyor. Tesisin içinde konferans salonları ve ayrıca muhteşem bir yaz tiyatrosu var ve her yıl tiyatro ve müzik performanslarına ev sahipliği yapıyor. Ayrıca Papadiamantis’in büstü 100 yıldır burada duruyormuş.

Tekne ile gitmek Atina’dan bile sıkıntılı olduğu için tavsiye etmeyeceğim. Uçakla gidip tekne kiralamak hem daha hesaplı hem de daha akıllıca olur kanaatindeyim. Ama gerçekten gitmeye değer, her köşesinde ayrı bir sürprizin sizi beklediği, her gününüzü bambaşka bir macera ile doldurabileceğiniz bir ada. 

Teknecilere ve Ege severlere son söz:

Çorak Kiklad adalarının Meltem’ine ve çakır denizine değişmem ama Skiathos rozeti takmanızı şiddetle öneririm.☸

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.