Antik Çağ’dan günümüze, Pharos’tan Knidos’a deniz fenerleri

Güvenli seyrin binlerce yıllık sadık bekçileri olan deniz fenerleri, Akdeniz’in dört bir yanına dağıldılar. İlk ateş kulesinden bu yana Akhilleus’un kalkanı gibi parlayan fenerler, denizcileri zaman zaman tehlikelerden koruyan zaman zamansa yol gösteren deryadaki yarenleri olarak nöbetlerine devam ediyor.

Pandemi döneminde özlemini yaşadığımız ve gerçekleştiremediğimiz birçok şey oldu. Bunlardan bazılarını yeni yıl için yapılacaklar listemizin en üst sıralarına ekledik. Benim adıma bu listenin üst sıralarında Arşipel’den yelken açarak mavi yolculuk yapmak var. Bodrum’a gitmenin en keyifli yanlarından biri uzun yıllardır antik izleri aradığımız ve ortaya çıkardığımız kadim rotalar üzerinde seyir yapabilmek. Bu rotada seyir, başka denizlere benzemez. Zira Anadolu kıyılarının bu tarafı antik çağın en eşsiz güzergâhlarından birine ev sahipliği yapar. Bodrum Limanı’ndan demir alarak güneye yelken açtığımızda en sevdiğim nokta ise Knidos Antik Kenti’dir. Knidos benim için Akdeniz’e geldiğimizin habercisidir. Bu kadim şehir eşsiz konumuyla ve iki özel limanıyla adeta kollarını açarak misafirlerini karşılar.İnsanın denizlerde yelken açtığı ilk andan bu yana iki temel ihtiyacı oldu. Yön bulma ve güvenli seyir. Bu ihtiyaçlar günümüzden dört bin yıl önce bu sularda yelken açarak ticaret yapan cesur denizcilerden bugüne dek değişmedi. Denizciler, zaman içinde gelişen teknoloji ile birlikte deryanın ortasında yönlerini bulmayı başardılar. Güvenli seyrin binlerce yıllık sadık bekçileri olan deniz fenerleri, Akdeniz’in dört bir yanına dağıldılar. İlk ateş kulesinden bu yana Akhilleus’un kalkanı gibi parlayan fenerler, denizcileri zaman zaman tehlikelerden koruyan, zaman zaman yol gösteren deryadaki yarenleri olarak nöbetlerine devam ediyor.

MAVİ YOLCULUKTAN  ZAMAN YOLCULUĞUNA

İnsan bu limanlarda yüzlerce yıllık amfora parçalarının içindeki gizemi takip edebilir. Balıkçı’nın dediği gibi, “Bir gün geldi. Kudretli anam, beni yine koynuna aldı. Toprak oldum. Aradan çok geçmeden, bir amfora biçimine girdim. Bağrım şarap dolu olarak, beni Knidos denizcileri Deniz Tanrısı Poseidon’a adayarak, denize verdiler.” Knidos’ta olmanın en keyifli yanlardan bir tanesi günümüzden yüzlerce yıl önceki antik limana demir atma ritüelidir. Mavi yolculuk o andan itibaren zaman yolculuğuna dönüşür ve yüzlerce yıl öncesine ışınlanırsınız. İşte o an Olimposlu Dionysos’u bile kıskandırabilirsiniz. Zira bu liman günümüzden yüzlerce yıl önce Homeros’un anlattığı koca karınlı, ahşap gemilerle doluydu. Sanat-kültür ve ticaretin şehrine en lezzetli ürünler, en görkemli gemilerle getirilirdi. Kraliyet mensupları ve zenginler için ustaların elinden çıkan eşsiz takılar ve antikçağ boyunca soyluluğun ve tanrısallığın rengi kabul edilen mor renkli kumaşlar bu limanda satılırdı. Kraliyet ve soylulara özel mor renkli kumaşların yanı sıra antik dünyanın en lezzetli şarapları da amphoralar içinde kente getiriliyordu. Anadolu’nun Akdeniz’e uzanmış en uç noktasına kurulmuş bu kadim şehre girmeden önce sizi bir deniz feneri karşılar. Benim için şehre girmenin bir ritüelidir ona selam vermek. Zira 1930’ların başında yapılan bu fenere selam vermek, dünyadaki tüm fenerlere selam vermek anlamına gelir. Neden mi? Gelin bu sorunun cevabı için hep birlikte Knidos’a yelken açalım.

DÜNYADAKİ TÜM FENERLERE SELAM OLSUN

Knidos Antik Kenti sınırlarındaki Deveboynu Feneri’nin bulunduğu burun ve antik kent, Ege ve Akdeniz’i birbirinden ayıran noktadadır. Bu nedenle Deveboynu Feneri buraya konumlanmış bir nişan gibidir. Limandan karaya ayak bastığınızda, sabrederek yürür ve fenerin bulunduğu noktadan denize bakarsanız hem Ege’ye hem de Akdeniz’e sarılma şansını yakalar, Balıkçı’ya selam verir, gün batımında şarap tortusu rengindeki denize bakarak Dionysos’u kıskandırabilirsiniz. Peki Deveboynu Feneri’ne verilen selam neden dünyanın dört bir tarafında kabul görür? Çünkü fenerin bulunduğu noktadan biraz daha uzaklara, güneye baktığınızda Akdeniz’in diğer kıyısında yer alan, deniz fenerlerinin en ünlüsü, Antik Dünyanın Yedi Harikası’ndan bir tanesi olan “İskenderiye Feneri”ni görebilir; biraz daha dikkatli bakarsanız da Knidos ile köklü ilişkisini anlayabilirsiniz. Fenerden aşağıya doğru baktığınızda sizden 2280 yıl önce, İskenderiye’ye doğru yelken açan bir gemide hemşehrimiz Sostratus’un heyecanını görebilirsiniz. Bizim 21. yüzyılda demirlediğimiz antik limandan Sostratus MÖ 3. yüzyılda demir almış ve İskenderiye’ye gitmiştir.

KNİDOS’TAN İSKENDERİYE’YE

İskenderiye’ye varan Knidoslu Sostratus, MÖ 280 yılında Dünyanın Yedi Harikası’ndan bir tanesini inşa eden mühendistir. Sostratus öyle bir yapı inşa eder ki, İskenderiye Feneri tarih boyunca deniz fenerlerinin en ünlüsü olur. Dahası ondan sonra yapılan her fenerin de isim babası olur. İskenderiye Limanı’nın önünde yer alan “Pharos Adası”na inşa edilen Dünyanın Yedi Harikası’ndan bir tanesi olan Fener adını bu adadan alır. Ve bu isim, “fener kuleleri” terimine dönüşerek, kendisinden sonraki tüm fenerlere aktarılır.

PHAROS’TAN FENERE

Pharos kelimesinden fáros (Yunanca), phare (Fransızca), faro (İtalyanca ve İspanyolca), farol (Portekizce) kelimeleri türemiştir. Pharos kelimesi Türkçeye ise Fener olarak geçmiştir. Başka bir deyişle, fener kelimesi Akdeniz’in Antik Çağ’daki gözbebeği İskenderiye’deki Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri olan İskenderiye Feneri’nin üzerine inşa edildiği adadan gelir. Bu nedenle ortak kıtamız Akdeniz’dir. Ve bu sebeple bizler aslında karadan daha çok denize aitiz. Tarih ve kültüre bu pencereden baktığımızda Romalıların “Mare Noustrum” dedikleri Akdeniz’e “Bizim Deniz” demesi gereken asıl bizler değil miyiz, ne dersiniz?

Bir başka hemşehrimiz İzmirli ozan Homeros ise, eşsiz eseri Odysseia’da Pharos’tan bahseder. Bizler gibi deryada yelken açan Odysseus Pharos hakkında bakın neler anlatıyor:

“Artık Mısır’dan bir dönebilsem, diyordum,

ama tanrılar tutuyordu beni orda

adadığım bir yüzlük kurbanı kesmedim diye,

tanrılar isteklerini boyuna hatırlatır dururlar.

Çok dalgalı denizin içinde bir ada vardır,

Mısır’a yakın, Pharos derler adına,

Mısır toprağından uzaklığı

bir günde alacağı yol kadardır

koca karınlı bir geminin,

pupadan sert bir yel eserse.

Liman gibi bir koyu vardı bu adanın,

dengeli gemiler ordan açılabilirdi denize”

Odysseus’un dertli anlatımı bazı yolculukların tek yönlü olduğu hissine kapılmamıza neden olur. Oysa her yolculuk çift taraflıdır. Gidiş ve dönüş. Er ya da geç, giden dönecektir. Aynı Knidoslu Sostratus’un MÖ 280’deki yolculuğu gibi. Onun yüzlerce yıllık hikâyesi ve yolculuğu “pharos” olarak yelken açtığı İskenderiye’den evine, topraklarına “fener” olarak dönmesiyle sonuçlandı. Fakat onun ve Anadolu’nun hikâyesi bitmedi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.