Urfalı Kaptan Bekir’in maceraları

2018’den beri yazlar kötü, hem de çok kötü geçti Bekir. Gelecek yazı bilmem…

Telefon çaldı. Baktım Bekir. Sesi bir tuhaf.

“Baba,1 oturdum!” dedi.

“Yorulmuşsundur.”

“Yok baba, kayaya oturdum! Hani bizim girişte dubalar, fenerler var ya… İşte orada oturdum.”

“Yahu üzerinde fener olan koskoca dubaları görüp aradan geçemedin mi? Haydi fener ışıklarını görmedin, gündüzdü. Her dubada güneşlenen koca karabatakları da mı görmedin?

“Dalgaya düşmüşüm. Dubaların kuzeybatısından geçmeye kalktım.

“Boş ver, orası kumluktur. Şimdi gelip çekerler seni oradan.”

“Tamam baba, haydi gel artık, bir de beraber oturalım! Burası kaya dolu!

“Anlaştık.”

Bu konuşma düş ürünü değildir. Yaklaşık 20 yıl önce, ünü sonraki yıllarda “Urfalı Kaptan” olarak deryaları tutan Bekir Coşkun ile aramızda aynen böyle geçmiştir. Bekir, teknesi “Pako” ile seyirde, herhalde hayran hayran, yanındaki büyük aşkı Andrée’ye bakarken dalgaya düşmüş ve Ayvalık girişindeki kanalı işaretleyen dubaların dışından geçmeye kalkmıştı. Hoş, bu her kaptanın başına gelebilir. Nitekim 2013 yılında, Piri Reis Kitab-ı Bahriye Ayvalık-Bozcaada seyrinde iken, girerken yanında durup yol gösterdiğim kaptan Aşkın’a “Çıkarken de girdiğimiz gibi dubaların arasından geçeceksin!” demeyi unuttuğum için, biz de oturduk. Bekir’in unuttuğu, kaptanların böyle durumlarda, “oturduk” değil “aniden deniz bitti!” dedikleriydi.

KAPTAN İLLE DENİZ KIYISI YERDEN ÇIKMAZ

Biliyorum şimdi bazılarınız, “Eh Urfalıdan bu kadar kaptan olur!” diyorsunuz değil mi? Bence o kadar acele etmeyin. En büyük Türk amirali Barbaros (Hızır) ile kardeşleri İshak, Oruç ve İlyas belki de yaşamı boyunca deniz görmemiş bir Osmanlı sipahisinin çocukları idi. Malta Kuşatması’nda şehit düşen Turgut Reis, korsan olarak denizlere açılmadan önce, denize ayağını bile sokmamış, Bodrum, Karatopraklı (bugün Turgutreis) bir çobandı. Yine en büyük Türk denizcilerinden biri olan Piri Reis, Konya-Karamanlı bir Türkmendi. Bekir, bugünün arada bir gidip güvertesinde viski içtiği motoryatının dümenine bile el sürmemiş tekne sahipleri yanında, Seydi Ali Reis veya Calabrialı Uluç (Kılıç) Ali Reis kadar iyi bir kaptandı. Üstelik sadece kaptan değil teknesinin ahşap donanımını, dolaplarını, koltuklarını masalarını bile kendisi imal edecek kadar da iyi bir tekne marangozu idi.  “Ben” demişti bir kış günü Ankara, Beysukent’teki evinde laflarken, “bütün yıl teknemde değil ama teknemle yaşıyorum. Zaten tekne sahibi olmamın nedeni de bu.” Sonra evin zemin katındaki atölyesine inmiştik birlikte. Bana teknesi için yaptığı bazı mobilyaları göstermişti. Hepsi gerçek bir sanatçının elinden çıkmış kadar özenle yapılmış parçalardı. Gerçekten de Urfalı Kaptan için mutlaka teknede seyir halinde olmak şart değildi. Türkiye’de hayvan sevgisinin ve hayvan severlerin maskotu haline gelmiş olan sevgili köpeği Pako’nun adını verdiği teknesinin, Ayvalık, Cunda Adası’ndaki evinin önünde bulunması ona fazlasıyla yetiyordu. “Pako” bazen o kadar uzun süre demirde kalıyordu ki bir defasında küçük bir kuş, Bekir’in açık bıraktığı lombozdan içeri girmiş ve teknede yuva yapıp yavrulamıştı. Bunu bana telefonda anlattığında ikimiz de pek gülmüştük. Peki, Bekir nasıl olmuş da kaptanlığa heves etmişti?

BEKİR COŞKUN NASIL KAPTAN OLDU?

“Kıçına sintine suyu değen iflah olmaz. Denizlerde sürünür durur” derler. Benim bildiğim Bekir’in kıçının sintine suyuna değmesi için gerekli ortam da, bir neden de yoktu. Çocukluğunun geçtiği Urfa’da da, sonraki yıllarda gece kulüplerinde ut ve keman çaldığı Ankara’da da deniz yoktu ki, içinde sintine suyu olan tekne bulunsun. Geriye bir tek Ayvalık kalıyor. Bence Bekir bu illeti (!) orada kaptı. Romantik adamdır Bekir. Cunda’daki lebiderya evinde gün kavuşurken rakısını koyup, Andrée’yi de karşısına alınca, deryaya bakıp bakıp, “Neden olmasın?” diye düşünmüş olmalı. “Bir tekne alsam. Kaptan olur bir yandan da marangozluğumu geliştiririm.” Tabii “tekne” ile “marangozluğu” bir arada düşündüyse bu, çocukluğunda Urfa’da tanıştığı ahşap hamur teknesini hatırlamasından kaynaklanmış olabilir. 2000’li yılların başında Cunda’da ilk kez ziyaretine gittiğimizde, Pako evin önünde tonozda duruyordu. Yine de bütün bu anlattıklarım Bekir’in sintine suyu ile ilişkisini açıklamaya yetmiyor çünkü 16 metrelik, üstelik ahşap da değil fiber motoryat Pako’da, sintine suyunu görmek için bile teknenin yarısını sökmek gerekirdi ki Bekir’in buna kalkıştığını, başkalarının da sökmesine izin verdiğini hiç duymadım. Bekir, kaptanlığa başlamak için kıyılarımızın en sıkıntılı hatta belalı köşelerinden birini seçmişti. Ayvalık Körfezi, her yanı sualtı topukları ve kayaları gibi ayı tuzakları ile ünlü, girintili çıkıntılı, karmaşık bir körfezdir. Zaten başta da anlatmıştım, daha körfezin girişinden başlar bu sıkıntılar ki Bekir de bunu o girişte yaşayarak öğrendi. Ama körfezin kayalıkları onu caydıramadı. Hırslı adamdır Bekir. Silahlara ve avcılığa merak sardığında anlamıştım bunu. Yıllar önce ayrılmaz üçlü olduğumuz, uzun yıllar Atıcılık ve Avcılık Federasyonu Başkanlığı yapmış, milli skeet atıcısı, Bekir’in Cunda’da kapı komşusu, teknelerini yan yana demirledikleri rahmetli Metin Sertoğlu’na tepesi atmıştı. Onun kadar iyi tüfek tutabilmek2 için, tanrının her günü, gazeteden çıkıp, kasa kasa fişek alarak Ankara dışındaki tarlalara gitmiş ve binlerce fişek yakarak yaman bir atıcı olmuştu. Öyle ki, yere oturur, tüfeğini yanında yere koyar, havaya bir boş kovan atıp, yerden tüfeğini alarak, kovanı yere düşmeden vururdu. Buna karşılık aynı Bekir, avda önünden kalkıp, ip çekmiş gibi dümdüz uçan kekliği veya bıldırcını bir türlü vuramaz (!), ıska geçerdi. Bence bunu bilerek ve isteyerek yapardı çünkü hiçbir canlıya kıyamayacak kadar sevgi dolu idi Urfalı kaptan.

DENİZ SEVDALISI BİR URFALI

Pako’nun kaptan köşkünde pek bir afili otururdu. Doğrusu oraya yakışırdı da. Gören en az birkaç kez okyanus aştığını düşünebilirdi. Dümeni okşar gibi tutar, gaz kolunu adeta incitmekten korkar gibi, nazik bir şekilde iter veya çekerdi. Haritalarla, chartplotterlarla pek başının hoş olduğunu sanmıyorum. Keyif kaptanıydı Bekir, benim gibi mil hamalı değil. Evin önünden, biz dostları ile Pako’ya biner, körfezin her bir yanını, santim santim yaşayarak, içine çekerek dolanır, yine evinin önündeki tonozuna bağlanırdı. Onun istediği, “Sevdam” dediği denizde olmak, dostlarıyla birlikte bulunmak ve denizi, doğayı yaşamaktı. Öyle de yaptı hep. Bekir denizle ilgili duygularını, yıllarca YACHT Türkiye’de, “Sevdam” adlı köşesinde yazdı. O unutulmaz duru, yalın, kısacık ama her sözcüğüyle derin ve anlamlı yazılarında denize olan hayranlığını, saygısını; Ankara’da olduğu dönemlerde de çektiği büyük deniz özlemini, denize, teknesine kavuşma arzusunu anlattı. “Üç Ayaklı Köpeği olan Denizci”3 yazısında belki de yıllar sonra bir bacağı kesilen köpeği Postal’ı anlatıyordu. Duygu adamıdır Bekir. Ayvalık’ta veya Ankara’da buluştuğumuzda saatlerce, sonu gelmeyen deniz ve tekne muhabbetine dalardık. Bu konuşmalar her ikimize de mesleklerimizin hiç bitmeyen gerginliğini, yaşamın bin bir türlü sıkıntısını, her gün boğuşmak zorunda olduğumuz ülke sorunlarını, bunlara yol açan yerli-yabancı politikacıları bir süre için de olsa unutturur, bize güç katardı. Herhalde bu sohbetlerimize bakarak, benim Yacht Türkiye ekibine katılmamı da Bekir akıl etti. Benim de aklımı çeldi.

DENİZLER ISSIZ KALDI

Geçtiğimiz Ağustos ortalarıydı, aradı. “Baba senin tekne geldi mi? Bir tekne var. Sana yakın Yalıkavak’ta duruyor. Şuna bir bakıver. Almayı düşünüyorum.” dedi. Yaz başında yeni bir tekne ısmarladığımı ve onu beklediğimi biliyordu. “Gelmedi. Gelmeyecek de çünkü yapımcı iyice salladı. Siparişi iptal ettik. Hemen gidip söylediğin tekneye bakacağım” dedim. Gittim de. Tam Bekir’e göre, derli toplu, şık bir motoryattı. Arayıp bilgi verdim. “Alırsan gel, Bodrum’dan Ayvalık’a birlikte götürelim. Yolda epey laflarız” demeyi de ihmal etmedim. Çocuklar gibi sevindi. Biliyordum ki bunu o da çok istiyordu. Olmadı. Ekim ortalarında son defa aradığında sesi keyifliydi. “Bu yazı karada geçirdik baba” dedim. “Ama gelecek yaz mutlaka yine denizlerde olacağız.” Sözleştik. Biliyorum sevgili Bekir, bizim tertibi çağırıyorlar. Sefer görev emrini alan, her şeyi bırakıp gidiyor. Ama senin emir biraz daha geciktirilebilirdi be Bekir! Yoksa Tanrı’nın oralar da mı karışık da seni istedi? Ne bileyim? Ama sadece Andrée yalnız kalmadı, sevdan denizler de ıssız kaldı, onu biliyorum.

GELECEK YAZI BİLMEM

“Yazı bilmem.

Yazarım yazı bilmem.

Bu yaz böyle geçti.

Gelecek yazı bilmem… ” diyordun son yazında.

2018’ den beri yazlar kötü hem de çok kötü geçti Bekir.4

Gelecek yazı bilmem.

İyi seyirler Urfalı Kaptan. Pruvan neta, -biliyorum hiç olmadı ama- rüzgârın kolayına olsun. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.