MURAT BEKİROĞLU: Türkler büyük tekne seviyor

Hanse Group’un merkezinin de bulunduğu Almanya’nın Grefiswald kentinde 25-27 Ağustos’ta düzenlenen “Hanse Bayi Toplantısı”nda markanın Türkiye temsilcisi Trio Deniz’e, “Büyük Tekneler” kategorisinde en iyi bayi ödülü verildi. Trio Deniz bu ödülü üst üste ikinci kez alıyor. 

Hanse Group çatısı altındaki Hanse ve Moody yelkenlileri ile Sealine motoryatlarının Türkiye temsilcisi olan Trio Deniz, üst üste iki yıldır Hanse yelkenlilerinin dünya genelindeki en iyi distribütörü seçiliyor. Bünyesindeki Hanse, Dehler, Moody ve Varianta yelkenli markalarıyla dünyanın en büyük yelkenli üreticilerinden biri olan Hanse Group, özellikle son beş yılda Dehler, Moody ve Sealine’ı da satın alarak sektördeki konumunu daha yukarılara çıkardı.

Önümüzdeki yıl 10. yaşını kutlayacak olan Trio Deniz ise satış öncesinde, esnasında ve sonrasında 30 kişilik bir ekiple İstanbul ve Bodrum’daki merkezlerinde hizmet veriyor. Firma, Hanse Group markaları dışında Amerikalı Bayliner, Sloven hibrit tekne üreticisi Greenline ve İtalyan megayat üreticisi Sanlorenzo’nun da Türkiye temsilcisi.

Trio Deniz’in kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Murat Bekiroğlu ve Satış ve Pazarlama Müdürü Deniz Özçakır ile Hanse’den aldıkları ödülü ve bu alandaki başarılarıyla Alman markanın Türkiye’deki durumunu ve hedeflerini konuştuk.

“Beşinci yılda hedefe ulaştık”

Yılın bayisi ödülünü üst üste ikinci kez alıyorsunuz. Bu ödül için aranan kriterler neler?

Deniz Özçakır: Bu ödülü kazanmak için iki önemli kriter var. Satış sonrası hizmetler ve müşteri memnuniyeti konusunda belli kriterleri tutturamayan bayiler değerlendirmeye dâhil bile edilmiyor.
İkinci ve en belirleyici faktör ise satış başarısı. Biz geçen yıl hem genel kategoride hem de büyük tekneler kategorisinde ödüle layık görülmüştük. Bu sene büyük tekneler kategorisinde yine yılın bayisi olduk. Hanse şu an Türkiye’nin en çok satılan ilk iki yelkenli markasından birisi. Biz 2009’da bayiliği aldığımızda bu hedefi kendimize koymuştuk ve beşinci yılımız dolmadan bu hedefe ulaştığımız için çok mutluyuz. Hanse’nin izleyeceği politikaya göre önümüzdeki beş yıl için liderliği bile yakalamamız mümkün.

Önceki sene Türkiye’de büyük bir atılım yaptı Hanse. Ne oldu da Türkler Hanse almaya başladı?

Murat Bekiroğlu: Bu atılım birkaç önemli faktörün bir araya gelmesiyle oldu. Hanse tecrübeli ve köklü bir marka olmasına rağmen Türkiye bayiliği konusunda Trio’dan önce sorunlar yaşamış. Birçok kez bayi değişmiş, bunlardan bazıları gerekli niteliklerden çok uzak. Biz 2009’da Hanse’yi aldığımızda öncelikle var olan Hanse müşterilerine destek olup onları memnun etmeye çalışmakla işe başladık. Daha sonra programlı, hedefli bir tanıtım ve pazarlama programıyla markayı anlatmaya çalıştık. Hanse’lerin kolay ve tek başına kullanım özellikleri Türk teknecisinin ihtiyacını çok iyi karşılıyor. Biliyorsunuz, Türk insanı olarak bizim çok misafirimiz olsa da tekneyi genelde tekne sahibi tek başına kullanmak zorunda kalıyor. Ferah, konforlu mekân tasarımları ve düz, çaparizsiz güverte dizaynı bizim zevklerimize ve ihtiyaçlarımıza çok uygun. Hanse’ler diğer yandan çok da performanslı tekneler. Hem kolay kullanılabilen hem de ciddi yelken yapmak isteyen kişilerin bu talebine cevap veren bir tekne yaptığınızda kazanan formülü bulmuş oluyorsunuz. Bu sırada Hanse de 2011’de Almanya’nın önemli yatırım gruplarından birisine satıldı ve yeni, dinamik bir yönetim iş başı yaparak bizim Türkiye’de yaptığımız işlerin farkına vararak ciddi destek verdiler. Yeni modellerde bizim pazarımızın taleplerini dinlemeye başladılar.
Ama her şeyden önemlisi ve müşterilerimizin en çok önemsediği konu da fiyat-kalite performansı…

“En çok Türkiye’de satıldı”

2014’ü nasıl geçirdiniz Hanse Türkiye olarak?

D.Ö.: 2014, geçen yılın ikinci yarısından başlayıp devam eden sıkıntılarla başlamıştı ve genelde de tüm endüstri için 2013’ün gerisinde kaldı. Fakat biz buna rağmen Hanse’nin Türkiye’deki çıkışını sürdürecek bir satış grafiğini sağladık ki bu da Hanse’nin artık Türk yelkenli tekne alıcıları açısından tamamen kabul gördüğünü işaret ediyor.

Hanse’nin en çok hangi modelleri talep görüyor Türkiye’de?

D.Ö.: Biz Türkiye de en çok 45 feet ve üzeri ürünleri satıyoruz. Hatta iki senedir Dünya’da en fazla Hanse 575 satılan ülke Türkiye. 2014’te buna Hanse 505 de eklendi. Bu durumu başlarda Almanlar çok şaşkınlıkla karşılıyordu. Çünkü 30-40 feet arası model satışlarında Türkiye dünyada ilk ona giremezken 50 feet ve üstü modellerde hep birinci.

Hanse ve diğer başlıca yelkenli üreticileri son dönemde daha büyük modeller inşa etmeye başladılar. Hanse’nin de yeni bir H675 projesi var. Ne zaman suya inecek bu yelkenli?

D.Ö.: Aslında Hanse’yi H675 konusunda cesaretlendiren faktörlerden birisi Türkiye pazarının gücü ve büyük teknelere gösterdiği rağbet. İlk Hanse 675 de Türkiye’ye satıldı. Hatta tekne sahibi ve Trio olarak biz tasarım konusunda birebir müdahiliz. Artık büyük tekneler konusunda birçok Avrupalı tersanenin öncelikli pazarı Türkiye. H675, 2015 yaz aylarında suya inecek ve dünya lansmanı İstanbul’da yapılacak.

Üretici Hanse Türk kullanıcılardan gelen feedback’leri de göz önünde bulunduruyor mu?

M.B.: Demin de söylediğimiz gibi özellikle büyük tekneler Türk pazarı ve daha geniş anlamda Akdeniz pazarları göz önünde bulunarak tasarlanıyor. Hanse 575’e baktığınızda geniş ve çok kullanışlı bir kokpit, her santimini eğlence ve dinlence için de kullanabileceğiniz bir ön güverte, 40 knot’a ulaşabilen bir tender için özel garaj, sınıfının en ferah salon ve master kamarası ve belki inanmakta zorlanacaksınız ama tek başınıza ve dümenden ayrılamadan rahatlıkla kullanabileceğiniz bir tekne görüyorsunuz. Teknenin performansı ve Alman mühendisliği ve işçiliğinin sağladığı kalite ve güven de cabası. Tekne, Türkiye’den bir grup oluşturulup tasarlanmış gibi.

Ana firma Hanse’nin Türkiye’ye bakışı nasıl, hedefleri neler? Sizin önümüzdeki sezon için beklentileriniz ne yönde?

M.B.: Türkiye Hanse Group’un en önemli pazarlarından birisi. Aynı anda hem tatmin edici bir hacme sahip olduğu hem de hâlâ ciddi anlamda büyüme gösteren bir pazar. Hanse Group; son yıllarda Moody, Dehler ve Sealine gibi markaları bünyesine katarak global anlamda ve her segmentte iş yapan bir teknecilik grubu olma yolunda ilerliyor. Her yeni marka alımı öncesinde de bizimle fikir teatisi yaparak bu markanın Türk pazarındaki geleceğini bizimle sorguluyorlar. Eskiden büyük grupların CEO’ları Türkiye’deki fuarlara davet edilseler bile gelmezlerdi, şimdi birebir gözlem yapmak ve fikir danışmak için yılda birkaç kez randevu talep edip kendileri bize geliyorlar.

“Büyüme kalıcı”

Türkiye’deki yelkenli merakının artmasını neye bağlıyorsunuz? Sizce bu trend devam edecek mi?

D.Ö.: Teknecilik ve yatçılık, dünyanın en eski ve hiçbir zaman eskimeyen “moda”larında bir tanesi. 1900’lu yılların başından bu yana devam eden bir fenomen. Şu bir gerçek ki denize bir şekilde bulaştıktan sonra kimse ayrılamıyor. Ben kendi tecrübeme istinaden söyleyebilirim ki bir kere tekne alıp da daha sonra teknecilikten temelli vazgeçen birisini hiç görmedim ama her iki üç sene de bir teknesini değiştiren yelkenliden motoryata, ondan katamaran’a vs geçen çok gördüm. Türkiye’nin dev grupları marinalara yatırımlar yapıyor, önemli markalar yelken takımlarına sponsor oluyor, her geçen gün sahil şehirlerimizdeki yelken okulları sayısı ve amatör denizci belgeli kişi sayısı artıyor. Bunların hepsi bu büyümenin kalıcı olduğunun göstergeleri.

Bir distribütör olarak Türkiye yat sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

M.B.: Biz ülke olarak yüzümüzü daha yeni denizlere dönüyoruz. Yolun çok başındayız. Kısa zamanda ciddi bir büyüklüğe ulaştık. Sadece biz değil, birçok rakibimiz de kendi markaları tarafından yılın bayisi seçiliyor. Bu bize büyük bir keyif veriyor. Sektörün sorunları çok boyutlu. İğneyi kendimize batırmamız gerekirse, hâlâ tekne bayisi, satıcısı olduğunu iddia edip dişe dokunur bir satış sonrası ve teknik ekibi ve operasyonu olmayan birçok firma var ve tekne sahiplerine satış sonrasında kötü tecrübeler yaşatıyorlar. Biz bu konuda ciddi yatırımlar yapıyoruz ve potansiyel alıcılara da bunun önemini anlatmaya çalışıyoruz. Finansman imkânları, konut ve araba sektörüyle karşılaştırınca hâlâ çok limitli. Biz Trio olarak bu konuda önderlik ederek Burgan Leasing ile piyasadaki en ileri imkânları sunuyoruz ama bunun genele yayılması lazım. Diğer yandan, marinalar ve genel anlamda bağlama kapasitesi, bu konudaki ciddi yatırımlara rağmen, hâlâ çok eksik ve pahalı. Birçok marinada fiyatlama konusunda küçük boylu teknelere karşı negatif ayrım söz konusu. İstanbul gibi su ile çevirili bir şehirde dahi römork üzerindeki teknenizi suya atacak rampalar yok denecek kadar az, olanlar da değnekçilere emanet edilmiş. Daha kısıtlı bütçelerle tekne sahibi olmak isteyenlerin önünde hâlâ birçok engel var. Hukuki altyapıda da ciddi eksiklikler var. Türk bayrağı düzenlemesi yıllardır bekleniyor. Şu anki durum bence sürdürülebilir değil. Vergi oranları düşürülerek yapılacak bir Türk bayrağı düzenlemesi sektöre büyük katkı sunacak.

505_Ext_Web_AMM9832_v2-5b553 (1)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.