Otomotivden doğan yelken aşkı: FORD OTOSAN YELKEN EKİBİ

Otomotiv sektörünün önde gelen firmalarından Ford Otosan, geçen yıl kurduğu Ford Otosan Yelken Ekibi (FOYE) ile bu yıl İstanbul yarışlarına iddialı bir giriş yaparak TAYK’ın düzenlediği One Design’da birinciliği göğüsledi. Firmanın yelken heveslisi çalışanlarından oluşan takıma Genel Müdür Haydar Yenigün tam destek veriyor. Kendisi de uzun yıllar yelkenle uğraşan Yenigün, yarışlardan ziyade gezi yelkenciliğine meraklı…

Ford Otosan, 2004’te bir yelken grubu kurarak başladığı yelken macerasına profesyonel bir yelken takımıyla devam ediyor. 10 yıldır 400’ü aşkın çalışanı ve yakınına temel ve ileri seviye yelken eğitimi veren firma, daha büyük bir adım atarak yarışlara katılma kararı aldı. TAYK’ın ocak ayında ilk kez düzenlediği One Design Yarışları’nda birinciliği göğüsleyen FOYE, yarış sezonuna iyi bir başlangıç yaptı. IRC II sınıfında yarışan FOYE, geçen yıl Sonbahar Kupası’nda birincilik ve ikincilik derecelerini de elde etti. Ekim 2013’te TAYK’la el sıkışarak trofeyi takip etmeye başlayan FOYE, Koç Olimpiyatları, Corporate Games ve SportBoat yarışlarına da katılacak. FOYE’nin kurulmasında Ford Otosan Genel Müdürü Haydar Yenigün’ün yelken meraklısı olmasının da büyük etkisi bulunuyor. Bir yelken takımı kurulması için gereken heves ve heyecanı gören Yenigün, işlerin daha hızlanması için gereken desteği vermiş. Kendisinin de bir yelkenlisi bulunan Haydar Yenigün ile önce deniz tutkusunu konuştuk, ardından A takımının dümencisi Koru Sarıkaya ile takımı daha yakın markaja aldık. 

Tramola,Yacht,Türkiye,NeslihanBoleAslan,Mayıs 2014, Ford Otosan,Ekip

“Kötü kaptan tekne sahibi yaptı”

Haydar Bey öncelikle sizin deniz tutkunuz üzerine konuşmak isteriz. Denizle tanışmanız nasıl oldu?

Çocukluğum Caddebostan sahilinde geçti. Tabii o zamanlar bir teknem olacağını ve bu işin içine gireceğimi hiç düşünmemiştim. Zaman içinde tatillerde tekne kiralama şeklinde başlayan ilgim daha da büyüdü. Ciddi büyüklükte tekneler kiralayıp yaz tatillerini tamamen denizde geçirmeye başladık. Bazen kaptanlı, bazen kaptansız tekneler kiralıyorduk ama hep yelkenli olmasını tercih ettik. Sonra kötü bir kaptan bizi tekne sahibi olmaya teşvik etti. Ve 2007’de kendi teknemi aldım.

Nasıl bir şey geldi başınıza?

O yıllarda biz Finike tarafına gidelim dedik ve bir tura angaje olduk. Fethiye çıkışlı bir turdu. Ama yolun yarısında kaptanın denizle çok alakası olmadığını, tarlasını yeni satmış biri olduğunu öğrendik. Bize çok zor günler yaşattı. Tatili yarıda kesip tekneden inmek zorunda kaldık. Kötü ev sahibi ev aldırırmış ya kötü kaptan da bizi tekne sahibi yaptı. 2007’de tekneyi aldıktan sonra niye daha önce yapmadık diye de düşündük.

Hâlâ bu tekneyi mi kullanıyorsunuz?

2007’de aldığım yelkenliyi bir süre sonra değiştirip bir Jeanneau 53 aldım. Son iki yıldır da Jeanneau 57 kullanıyorum. İlk aldığımız tekne Bavaria 42’ydi ve bize dünyanın en büyük teknesi gibi gelmişti. Sonra yetmemeye başladı. Artık 57 bizim için gelinebilecek en son nokta. Kaptan kullanmadığımız için, ben eşim ve oğlum kullanıyoruz. Şu anda en küçük bir fırsatta denizdeyiz. Zaten tekneyi Kalamış’a bağlamamızın bir nedeni de bu. Hafta sonu fırsat bulduğumuzda buraya gelip halatları atıyoruz.

“Bana yarışların son adamı diyebilirsiniz”

Yelkeni daha çok gezi amaçlı kullanıyorsunuz. Peki yarışlara nasıl bakıyorsunuz? Şimdiye dek herhangi bir yarışa katıldınız mı? 

Yarışlara katıldım çok eğlenceli tabii ama yarış için antrenman yapmak, sabırlı olmak lazım. Açıkçası benim o kadar vaktim de yok…  Birkaç yarışa girdim, onun zevki bambaşka. Bundan birkaç yıl önce Donanma Yarışı’na katılmıştık. Orada direk dibindeydim. Bir başkasında ana yelkendeydim. Sürekli yarışmadığım için belli bir yerim yok. Hatta bana ekibi tamamlayan son adam diyebilirsiniz.

Bugüne kadarki en uzun seyriniz hangisiydi? 

Geçen yıl İstanbul’dan çıkıp Demre’ye kadar gittik. Yurtdışında ise Yunan Adaları’na gidiyoruz.

Başınıza gelen tehlikeli ya da ilginç bir olay oldu mu denizde?

Başıma gelen bir olay yüzünden dünyanın en tehlikeli denizlerinden birinin Marmara olduğunu gördüm. Üç dört yıl önceydi. İki tekne ile ailecek yola çıktık. Marmara Adası’nda Saraylar’a yanaşmak üzere yol alıyorduk. Hafif bir rüzgâr vardı. Marmara Adası’na girmek için döndüğümüzde Avşa tarafından kara bulutlar geldiğini gördük ve bir saat süren 35 knot civarında yağmurla birlikte deli gibi bir rüzgâr başladı. Şarköy Limanı’na sığındık. Eğer yardım etmeselerdi çok zor zamanlar geçirebilirdik. O önemli bir tecrübedir bana. Bir de geçen yıl ekimde Marmara’da acayip bir hava oldu. Biz Kaleköy’deydik. İlk defa üzerimizden bir hortum geçti. Biz de kale içine sığındık. 60-70 tekne vardı. Hava patladı. Akşamüstü 16.00 gibi hortum ortaya çıktı ve bize doğru yaklaştı. 15-20 saniye sonra üstümüzden geçti. Biz hiçbir şey görmüyorduk sadece teknelerin birbirine çarpma seslerini duyduk. Ve ben 74 yaşındaki annemi ilk kez tatile götürmüştüm!

“Zorlukları yenmeyi ve ekip çalışmasını denizden öğrendim”

Yelkenle uğraşmak profesyonel işinize neler katıyor? 

Yoğun çalışan insanların rahatlamaya ihtiyacı oluyor. Bunu çeşitli şekillerde yapabilirsiniz. Ben denizi kullanıyorum. Çıkamazsam motosiklete biniyorum. Bunların hepsi beyni boşaltıyor. İkincisi ben denizde yaşadığım tecrübelerle her şeyin üstesinden gelinebileceğini, bir işi yapabilmenin iyi bir bir ekip çalışmasına dayandığını ve karşındakine güven duyulmasını gerektiğini burada öğrendim. Denizde yaşadığım tecrübeler gösterdi ki, ekipteki diğer kişilere güveneceksin, işini sağlam kazığa bağlayacaksın, her türlü ihtimali önceden düşünüp hazırlıklı olacaksın. Bunu alın her yere kopyalayın. İş yerinde yeni bir departman kurarken, yeni bir piyasaya girerken ya da yeni bir ürün çıkarırken… Her birinin çıkış noktası denizde ve yelkencilikte var.

Kurumsal kimliğinizle yelken sporu arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?

Diyeceksiniz ki Ford Otosan bir otomotiv şirketi. Ne işi var denizde? Çok önemli bir işi var bence. Otomobil sporlarında da tekne yarışlarında da aynı şey var. Ortak olan şey; bu bir ekip çalışması ve o ekibin bir lideri var. Ve o lidere inanan, güvenen çalışanlar var. Lider de kendi ekibine güveniyor. Yani şirket yönetimi ve çalışanlar arasında iki taraflı bir güven olması lazım. Bu da müthiş bir enerji doğuruyor. Onun sonunda birincilikler geliyor. Hem şirkette, hem şirket yarışlarında…

Devamı Mayıs 2014 sayımızda…

ISM21251

1 comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.