YANGININ ACI BİLANÇOSU Gökova, Hisarönü ve Marmaris Körfezleri

Osmaniye, Bayır, Hisarönü, Asparan, Kumlubük, Turunç, Armutalan… Arabayla, motosikletle tüten topraklar arasında dolaşıyorum. Marmaris ve Hisarönü körfezlerinde yangının en çok etkilediği bölgelerde külle kaplı simsiyah vadileri ya da hâlâ için için yanmakta olan 25 metrelik bir kızılçam ağacını gördüğünüzde içiniz sızlıyor. İnsan söz konusu olduğunda yanığın üç derecesi vardır, oysa burada 5’inci derece yanık ama hâlâ yaşayan, kendi yangınını soğutmak için özsuyunu kabuklarına salgılayan bir canlıyla karşı karşıyasınız.

Yüzyılın ülkemizdeki ilk büyük orman yangınları haftasında, Gökova, Hisarönü ve Marmaris körfezleri mavi yolculuk kıyılarımızda ilk açıklamalara göre 297.5 kilometrekare orman, milyonlarca ağaç, belki çok daha fazla yaban hayat canlısı yaşamını yitirdi. Ve insanlar da… Bu büyük ve engellenemeyen yangının bilançosunu çıkarmaya çalıştım. Rakamlar da, gördüklerim de acıydı…

Sanırım Yacht Türkiye’nin ağustos sayısının matbaaya girdiği gün Gökova’dan Hisarönü’ne dönmek üzereydik ve gökyüzünü kızıla boyayan fotoğraflar sosyal medyada belirmeye başladı. Ertesi gün yani 29 Temmuz’da Knidos’tan bir sonraki durağımız Kurucabük’e hareket ettiğimizde Simi’nin üstünü kaplayan gri-sarı kül bulutunu gördük. Datça’yı bordaladığımızda Orhaniye ve Selimiye ardından yükselen gri dumanlar belirginleşmeye başladı. Kuru hava ve şiddetli rüzgâr, alevleri yıldırım hızıyla yeşil ormanlara yayıyordu. Marmaris Yarımadası’nın dört bir köşesinden yardım çağrıları geliyordu. Üç gün sonra da Mumcular’da Gökova felaketi başladı. Alevler yine şiddetli rüzgârın etkisiyle bir çırpıda 25 km ilerledi. İlk olarak Mazı’da Gökova ile buluştu, sonra Çökertme’ye, ardından Ören’e doğru kıyı boyunca yayıldı.

TAM BİR ÇARESİZLİK

Havadan müdahale yok denecek kadar zayıftı. Belediyelerin, ormancıların, yerel halkın, güvenlik güçlerinin karada yürüttüğü ölümüne savaş büyük ölçüde rüzgârın insafına kalmıştı. Karada destansı bir mücadele verildi. Elinde 5 litrelik pet şişe alevlerin üstüne yürüyen nineler, dedeler mi istersiniz, itfaiye hortumunu ya da köylünün 5 tonluk tankerinden uzanan plastik hortumu çalıların arasından tepelere sürükleyen çocuklar, gençler mi? Bu isimsiz kahramanların fotoğrafları art arda telefonlarımıza geliyordu.

Doğruya doğru, yangının deli gibi savrulduğu ormanları yakıp geçtiği bir hafta boyunca o bölgede bulunan amatör denizcilerin gördüğü helikopter-uçak sayısı iki elin parmağını geçmez. Her sabah telsizden aynı anonsu dinliyorduk: “Hava araçları su için körfeze iniş yapacaklardır, teknelerin sadece kıyı seyri yapmaları…” Her gece haber sitelerinde aynı duyuruyu okuyorduk: “Helikopterler gece karanlık çöktüğü için çalışmalara ara verdi.”

HANGİ HELİKOPTERLER?

Etkili bir hava müdahalesinin yangının son günlerinde sadece iki bölgede, Ören Termik Santrali ve Orhaniye Marina tepelerinde yapıldığının tanığıyız. Hele ki ilk dört gün, havada kaçışan kuşlar dışında hiçbir canlı yoktu. O sırada yangın çoktan Armutalan’dan Orhaniye tepelerine kadar ulaşmıştı. Helikopterleri daha çok yanacak ağaç kalmadıktan sonra, soğutma çalışmaları sırasında gördük, işittik. “Buna da şükür!” mü demeli?

Yıl 2021! Sert rüzgâr ve kuru havada şiddetli bir orman yangınını kara güçleriyle söndüremezsiniz. Bu biraz I. Dünya Savaşı’nda dikenli tellerle güçlendirilmiş siperlerin ardındaki mitralyözlerin kurşunlarına göğüslerini siper eden askerleri yollamaya benzer. Kara müdahalesi, tüm orman yangını taktik belgelerinde yanacak alanı belirleyip, alevlerin o bölgenin ötesine geçmemesini sağlamak ve yangın sonrası soğutma çalışmaları olarak tanımlanır. Ve Gökova’da, Hisarönü’nde, Marmaris’te yanacak öyle büyük bir alan vardı ki!

RAKAMSAL SONUÇLAR

Sekiz gün içinde mavi kıyılarımızın bugüne kadar yaşadığı en büyük yıkım gerçekleşti. Belediye raporlarına göre; Marmaris (Bozburun) Yarımadası’nda 13 bin 600 hektar, yani 136 kilometrekare; Gökova kıyılarında 16 bin 155 hektar, yani 161.5 kilometrekare orman alanı kül oldu. Toplam 297.5 kilometrekare!

Gazeteciler, bu büyüklükleri ifade etmek için kaç futbol alanına denk gelir diye bir hesap yapar. Söyleyeyim: Toplam 29 bin 755 hektar orman yandı. 1 futbol sahası 0.7 hektardır. Yani 42 bin 507 futbol sahası. İsterseniz size başka bir ölçek sunayım. Marmaris ve Gökova’daki yanmış alan boyutu her biri yaklaşık Bodrum Yarımadası büyüklüğünde.

Ben mavi yolculuk kıyılarımızı yazıyorum. Aynı tarihlerde Muğla’daki toplam orman yangını kaybı bunun tam iki katı, 60 bin hektar. Aynı tarihte 31 ilde 138 irili ufaklı yangın çıktığı rapor edildi. Sadece Manavgat yangınında kaybedilen orman alanı 60 bin hektar olarak tahmin ediliyor. Orman Bakanlığı verilerine göre, bu çapta orman yangınları ülkemizde 1944 ve 1945’den beri görülmedi. Son 10 yılda yangınlara kaybedilen orman alanı yıllık ortalama 8 bin 763 hektardan ibaretti.

YANGININ KIYI ŞERİDİNDEKİ BOYUTU

Gökova Körfezi: Alakışla Kissebükü doğu yamaçlarından Ören Termik Santrali’ne 25 km.

Hisarönü Körfezi: Selimiye-Delikyol Koyu’ndan Hisarönü Köyü bitimine 8.5 km.

Marmaris Körfezi: Armutalan’dan Çiftlik Koyu tepelerine 19 km. kıyı şeridi bu yangından fena halde etkilendi.

Kıyıda seyir yaptığınızda bazı yerlerde simsiyah kürdan gibi ağaçlar ve kayalıkları kaplamış kalın bir kül tabakası görüyorsunuz. Bazı alanlarda ise alevler ormanı sanki yalamış geçmiş, sararmış yer yer açık yeşil bir renk… Bazen kıyıya denize kadar ulaşmış alevler, bazı yerlerde yamaçlarda kalmış. Kıyıda hâlâ ağaçlar sağlıklı bir şekilde duruyor. Hatta… Şu anda pek çok yerde kıyıya iyice yanaştığınızda sanki oradan yangın geçmemiş hissine bile kapılabilirsiniz. Çünkü kıyıdaki ağaçlar yemyeşil duruyor. Öyle ki, kıyıya yeterince yakınsanız, bu ağaçların ardındaki kül haline gelmiş tepeleri görmüyorsunuz. Fakat Şeytan Deresi, Çökertme, Mazı, Orhaniye, Selimiye, Kadırga, Kumlubük, Amos, Turunç ve hele ki Marmaris Liman bölgesinde yangının izleri kısa sürede örtülecek seviyede değil.

Ayrıca… Yanılsamaya kapılmamak lazım. Bugün kıyılarda tamamen yanmış kapkara bölgeler gerçekten en fazla yüzde 20 seviyelerinde. Sararmış, kısmen hâlâ yeşil tonları koruyan bir orman görüyorsunuz şu anda. Ama ilk yağmurda, fırtınada bu sarı yaprakların, çam ağacı iğnelerinin döküleceği ve kuru dallardan ibaret bir yanık orman dokusunun ortaya çıkacağını göz önünde bulundurmak gerekiyor.

KIYILARDAN TEPELERE ÇIKINCA…

Asıl tahribat yarımadayı karadan dolaşınca görülüyor. Gökova tarafına gidemedim ama 5 Ağustos’ta bir motosikletle, 7 Ağustos’ta ise arabayla Armutalan-İçmeler’den Selimiye’ye kadar tüm dağ köylerini, bazen orman yollarına girerek dolaştım. Vadiler, tepeler, düzlük alanlar tamamen kavrulmuş durumda.

Osmaniye’de kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Öylesine yanmış her yer. Bal Müzesi’nin bahçesi ve buradaki tarihi miras Osmanlı kovanları dahil olmak üzere köyde ateşin ulaştığı çok sayıda bina var. Bayır’da tanıdığımız insanlar “Söğüt’teki, Selimiye’deki dostlarımızın hakkını ödeyemeyiz. Duyan traktörüyle, tankeriyle yardımımıza koştu” diyor. Acil yardım için aradıkları hiçbir telefonun ise açılmamış olduğundan yakınıyorlar. Alevlerin 1900 yıllık anıt çınarı 50 metre mesafeden yalayarak geçtiği Bayır’da, büyük bir mucize eseri yangın iki kola ayrılıp, köyün iki yakasındaki yamaçlardan Selimiye ve Orhaniye’ye doğru ilerliyor. Sadece üç-dört ev hasar görmüş. Asıl şiddetli yangın kolu ise Marmaris tepelerinden Asparan’a, yani kuzeye doğru ilerlemiş. Asırlık çam ormanlarıyla kaplı bu alanda tahribat çok daha büyük. Bizim gittiğimiz gün orman yollarında hâlâ dumanlar tütüyordu. Birkaç yerde ormancılar küçük alevlenmelere müdahale ediyorlardı. Simsiyah ağaç gövdeleri, kavruk dallar ve yerdeki gri-beyaz kül tabakası tam anlamıyla bir korku filmi gibiydi. Bu görüntünün kısa sürede değişebileceğini umanlar sanırım boş bir iyimserlik içindeler. Bu yolculukta, kendi yaşam süremin o ormanları bir kez daha görmeye yetmeyeceğini hissettim. Öte yandan… Anayoldan Marmaris’e dönerken Hisarönü-Armutalan arasında alevleri Datça Yarımadası’na geçirmemek için ana yolda tüm kara savunma güçlerinin, gönüllülerin nasıl büyük bir mücadele verildiğine tanık olduk. Yangın dozerlerle açılan geniş güvenlik şeridine rağmen birkaç yerde Datça-Gökova tarafına doğru yolu geçmiş. Orada alevler durdurulamasa Gökova’nın da büyük risk altına gireceği net bir şekilde görülebiliyor. Buna da şükür mü demeli?

EKOSİSTEMİN YİTİRİLİŞİ

Kıyıları gözden geçiriyoruz. Sanki büyük bir tahribat yok. Ancak kavrulmuş dağlar, kıyı yerleşimlerinde kış aylarında ciddi sel riskleri ve ürkütücü bir erozyon olasılığı gibi fiziki sorunların ötesinde, bir başka uzun vadeli kayba da işaret ediyor. Dağıyla sahiliyle bu bölgede bütünleşik bir ekosistem vardı. Artık dağlar yok. Denizciler, adı üstünde, çoklukla kıyılarda gezer, kıyıdaki insanlarla sohbet eder, birbiriyle ilişki içine girerler. Bu kıyı insanları aslında dağ köyleriyle bütünleşik bir ekosistemin parçalarıdır. Hisarönü- Marmaris arasında 740 aile arıcılıkla geçiniyordu. Bu aileler ortalama 100 kovana sahiptiler. Bu kovanların belki yüzde 95’i yangın sırasında yaylada idi. Ancak sonbaharın ilk günlerinde Marmaris Dağları’na döneceklerdi. Şu anda dönebilecekleri bir yer yok. Bir diğer deyişle, Marmaris Çam Balı artık zor bulunacak. Dağ köylerinde yaşayanların nispeten küçük bir bölümü ise hayvancılık, kümesçilik, peynircilik, zeytincilik, bahçe-bostan, artık çok az kalan dokumacılık gibi işler yapar, dağlarda mantar, ot toplar, kıyılardaki tesislere yerel ürünler temin ederlerdi. Artık bu yerel lezzetleri bulmak da zor. Yaban hayat kümeste tavuk yetiştirmek, tarlaya buğday ekmek gibi bir şey değil. Kampanya açıp yaban hayatı geri getiremezsiniz. Ormanla birlikte yaban hayat da yok oldu. Yerel kültür de… Bölgedeki yoğun turizm nedeniyle kıyı insanları, zaten yarı İstanbullulaşmış bir kültürün temsilcisi. Bölgede yerel kültür dağlarda yaşatılıyordu. Binaların çoğu ayakta olsa da, dağları kavrulmuş bu bölge insanını nasıl burada tutabilirsiniz? Bu köylerde nüfus kaçınılmaz olarak yavaş yavaş azalacak. Bu dağlar bundan böyle, çok uzun bir süre yanık ve ıssız olarak kalacak.

MAVİ YOLCULUK KÜLTÜRÜ

Yazılarımda her zaman şunu vurgulamaya çaba sarf ediyorum: Özellikle pandeminin de hızlandırıcı etkisiyle kıyılarımızda giderek yaygınlaşan mavi yaşam (kent yaşamını denize taşıyanlar) başka, mavi yolculuk kültürü, geleneği ise bambaşka bir şey. Mavi yolculuk kültürü doğa, deniz, tarih, kültür, insandır. Bu kültürün önemli bir öğesi tarihiyle, mutfağıyla, doğasıyla yerel yaşamın bir parçası olabilmektir. Ve bu olasılık her yıl biraz daha kaybediliyor. Bugün mavi yolculuğa çıkıyorsun ve bazen bir köyde kıyıya inip sokakta yürüdüğünde kendini Bağdat Caddesi’ndeymiş gibi hissediyorsun.  Korkarım, son büyük yangınlarla mavi yolculuk parkurumuzun ciddi bir bölümünde anonimleşme, sıradanlaşma süreci ve/veya riski de artacak.

Nasıl anlatmalı? Bilemiyorum… Bu yangının mavi yolculuk kültürümüze etkilerini tarif etmeye kelimeler yetersiz kalıyor…

MAVİ YANGIN: GÖKOVA KÖRFEZİ

Alakışla-Kissebükü: Gökova’da yangın son bir hamle ile batı ucunda Kissebükü’ne kadar ulaştı. Kissebükü’nün asıl orman alanı olan doğu yamaçları yandı. Alevler mucizevi bir şekilde tam plajın başladığı yerde durdu. Tabii bu bir mucize değil. Bodrum Belediyesi plaja inen orman yoluna büyük bir güç yığdı. Ormancılarla gönüllüler el ele verip iki gün yangının Alakışla yolunu geçmesini engelledi. Başkan Ahmet Aras, “Geçseydi Yalıçiftlik ve belki Bodrum’a da ulaşırdı” diyor.

Şeytan Deresi: Haritalarda Tekerek Limanı olarak geçen Şeytan Deresi, zirvesini 450 metrelik Erem Dağı’nın oluşturduğu muhteşem çam ağaçları ile kaplı kocaman bir kanyon idi. Kıyı şeridi hariç tamamen alevlere teslim oldu. Şeytan Deresi plajının batısındaki Ildır Koyları ve İncirli Koy da simsiyah.

Mazı: Gözün ulaştığı her yer simsiyah. Alevler çok şiddetliydi. Mazı’nın dört koyunda da yangın kıyı şeridine kadar ulaştı. Pek çok ev yandı. Denizden tahliye yapıldı. Hurmalı Bük’teki bir zeytinlik alan ve  Ilgın Koyu’nda evlerin önündeki küçük bir ağaçlık alan dışında Mazı tamamen kararmış durumda.

Çökertme: Yerleşim alanı dışında tamamen kavrulmuş durumda. Alevler plajın batı ucundaki İhtiyar Balıkçı’nın bahçe duvarlarına kadar geldi. Korkulu anlar yaşandı. Denizden tahliye yapıldı. İki günlük mücadele sonucunda, plaj arkasındaki evler ve üç-dört dönümlük zeytinlik kurtuldu. Geri kalan her yer, tüm orman, Arpa Bükü, Kış Limanı ve Çökertme’nin batısındaki durak noktamız Molla İbrahim (Kargılı) Koyu tamamen yanmış durumda.

Ören: Yangının Gökova’da doğu yönde ulaştığı son yerleşim alanı Ören oldu. Türkevleri Mahallesi’ne yamaçtan ve kıyıdan ulaşan alevler burada güçlükle kontrol altına alındı. Ama ardından bir diğer yangın kolu kuzeyden Kemerköy üstünden termik santrale kadar ulaştı. Santraldeki yanıcı maddeler boşaltıldı. Olası risklere karşı Ören Marina’da yangın önemleri alındı. Kıyıya yakın tekneler mendirek üstüne nakledildi. Ancak termik santral nedeniyle güçlü bir hava savunma desteği vardı. Alevler Ören bölgesine ulaşmadan yangın kontrol altına alındı.

MAVİ YANGIN: HİSARÖNÜ KÖRFEZİ

Selimiye-Delikyol Koyu: Marmaris’te başlayan yangın dağları aşıp Bayır’a oradan da kıyı şeridine, Selimiye, Orhaniye ve Turgut arkasındaki tepelerden ulaştı. Kitlesel kara turizminin bölgedeki merkezi Selimiye günlerce kül yağmuru altında kaldı. Alevler ise tepelerde bir sağa bir sola savruluyordu. Kül yağmurunun yoğun olduğu günlerde, yangınla mücadele etmesi beklenen arazözler, turistlerin keyfi kaçmasın diye Selimiye’nin sokaklarını yıkadı. Selimiye yamaçlarında Bozburun’un kayalık doğası başlar. Bu doğal koruma sayesinde yangın Selimiye tarafına geçmedi ama tüm çabalara rağmen yavaş yavaş Delikyol Koyu’nda kıyı şeridine kadar ulaştı. Delikyol’un kuzey yamacı da kısmen yandı. Ancak rüzgârın da insafıyla tepelere ulaşıp oradan Turgut’a geçmedi.

Turgut Koyu: Turgut Koyu ardındaki verimli ovaya alevler ulaşmadı. Ama ardındaki yamaçlar, bu arada bölgenin en sık ziyaret edilen duraklarından biri olan Turgut Şelalesi çevresi de büyük ölçüde alev aldı.

Orhaniye Koyu: Alevler Orhaniye ve Hisarönü mahallelerine hem Bayır tarafından, yani güneydoğudan; hem de Asparan yönünden, yani kuzeydoğudan geniş bir cephe halinde geldi. Orhaniye’nin dibindeki Kırvasil iskelelerinin arkası azmaklar ve bataklık tarafından koruma altındaydı. Ama Martı Marina’nın ardındaki yamaç yani Orhaniye’nin Keçibükü mahallesi tepeleri tamamen ormandı ve bu orman günlerce ama hafifleyerek, ama şiddetlenerek yandı. Alevler en sonunda Orhaniye Marina’ya doğru inmeye başlayınca marinadaki tekneler koy ortasına alargaya çekildiler. Keçibükü tepesi neredeyse karayoluna kadar alev aldı.

Hisarönü Limanı: Bölgedeki en büyük yerleşim merkezi olan Hisarönü Mahallesi ortasındaki tarımsal alan ve evler haricinde tüm tepeler şiddetli bir şekilde yandı. Bazı evler de zarar gördü. Yangın karayolu sınırını pek az yerde aştı, ama hayli panik yaşandı. Mahalle kısmen denizden tahliye edildi.

MAVİ YANGIN: MARMARİS KÖRFEZİ

Marmaris Limanı: Büyük yangının ilk başlangıç noktası ve herhalde en görünür felaket alanı oldu. Armutalan ve İçmeler’den Turunç ve Osmaniye’ye doğru yükselerek giden dağlar, vadiler bir savaş alanından farksız. Simsiyah tepeler ve kararmış ulu çam ağaçları… Kentsel yerleşim alanlarında neredeyse hiçbir şey yok. Rüzgârın alevleri taşıdığı tepeler ise siyah odun kömürü ve gri bir kül tabakası ile kaplı.

Turunç Koyu: Yerleşim alanının arkasındaki yalçın kayalıklar muhteşem bir çam ormanı ile kaplıydı. Tümü yandı. Yerleşim bölgesi, evler mucize eseri alevlerden korunsa da büyük bir nüfus vardı, büyük bir panik yaşandı, denizden tahliye yapıldı.

Asarcık Koyu (Amos): Aynı şekilde dimdik tepeleri kaplayan çam ormanlarının tamamına yakını yandı. Vadinin yamaçlarındaki iki yazlık ev sitesi pek zarar görmedi ama dimdik yükselen dağlarda alevin nasıl ilerlediği denizden takip edilebilecek kadar net. Amos Antik Kenti’nin biraz arkasında kayalıklar üstüne kurulu Dionysos Otel’in birkaç apart ünitesi yandı. Çevresi ve ardındaki kayalıklar tamamen simsiyah.

Kumlubük: Kocaman koyun ardında dağlar dimdik yükselir. Batı ucunda Hollandalı Ahmet’in Kumlubük Yacht Club’ının bahçe duvarına kadar inmiş alevler. Koyun doğu tarafında ise biraz daha yüksek irtifadan yamaçları yalayarak ilerlemiş. Tüm tepelerin yaklaşık dörtte üçü yanık.

Kadırga Koyu: Marmaris Limanı’nın çıkışını simgeleyen Kadırga tepelerine yangın ikinci soluklanmasında ulaştı. Turunç tarafından değil de, Bayır tepelerinde yeniden çıkan alevler Çiftlik’in kuzey yamaçlarından önce Kunduz Yuvası, Ilımar, Sarımersin Koyları’nı, sonra da Kadırga’nın yamaçlarını ve ardından da bir kez daha Kumlubük’ü kapladı.

Çiftlik Koyu: İşte bir mucize. Alevler iki kez tüm şiddetiyle Çiftlik’in kuzey yamaçlarını, tepeleri kapladı. İkisinde de rüzgâr, ateşi farklı yönlere taşıdı. Koyun arkasındaki derin vadiye alevler girmedi. Çiftlik’e yanaştığınızda sanki hiç yangın olmamış gibi. Ama özellikle sabah saatlerinde tepelere bakarsanız kararmış alanları görebiliyorsunuz. 2 Ağustos’ta bu bölgedeki ikinci ateş dalgasında alevler yamaçtan Çiftlik’in hemen kuzey çıkışındaki Kunduz Yuvası Koyu’na inmiş. Buradan Kumlubük girişindeki Beştaş Koyu’na kadar bir deniz kıyısına inmiş, yamaçlara çekilmiş. Bazı yerlerden hızlı geçmiş, bazı yerleri kömüre çevirmiş. Denizden baktığınızda yangının izini an be an takip edebiliyorsunuz.

Her üç körfezimizde de denizcileri hayli hüzünlü kıyı seyirleri bekliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.