KURTULUŞ Karadeniz’den gemilerle geldi

Sovyet Devrimi ile Türk Kurtuluş Savaşı, tarihin o safhasında emperyalizmin boğmak istediği iki kader arkadaşı idi. Atatürk ve Lenin ya birlikte yok olacak ya da birlikte savaşacaklardı. Birlikte savaştılar. Kurtuluş Savaşı’nın kaderini değiştirenler ise denizciler oldu.

Kutsal Kurtuluş Savaşı başlangıcının 100. Yıldönümü’nü yaşadığımız şu günlerde 99 yıl önce gerçekleşen tarihsel bir diğer başlangıcı hatırlama zamanıdır. Ölümsüz Başkomutan Mustafa Kemal, 26 Nisan 1920 tarihinde Sovyetler Birliği kurucusu Vladimir Ilyich Lenin’e kurtuluş savaşı mücadelesi veren iki devlet arasına çekilmeye çalışan Kafkas Seddi’ni yıkmaya yönelik işbirliği ve destek mektubu yazıyordu. Mustafa Kemal, Sevr’in imzalanmasından 6 ay önce 5 Şubat 1920 günü Kafkas Seddi üzerine şu açıklamaları yapıyordu: “Kafkas Seddi’nin yapılmasını Türkiye’nin kati mahvı projesi sayıp bu seddi İtilaf Devletleri’ne yaptırmamak için en son vasıtalara müracaat etmek ve bu uğurda her türlü tehlikeleri göze almak mecburiyetindeyiz.”

Mektup, Lenin’e bu konuşmadan 80 gün sonra gidiyor ve mektuptan dört ay sonra, 24 Ağustos 1920 tarihinde yardım anlaşması imzalanıyordu. Özellikle I. İnönü Savaşı’nda elde edilen askeri başarıdan sonra artarak devam eden Sovyet lojistik desteği, Kurtuluş Savaşı’nın kaderini belirleyen ana eksen oldu. 26 Nisan 1920 mektubu, bugünkü varoluşumuzun başlangıcını oluşturuyor. Sovyet Devrimi ile Türk Kurtuluş Savaşı, tarihin o safhasında emperyalizmin boğmak istediği iki kader arkadaşı idi. Atatürk ve Lenin ya birlikte yok olacak ya da birlikte savaşacaklardı. Birlikte savaştılar.

KUVAYI MİLLİYE DONANMASI’NIN İLK ATEŞİNİ YAKANLAR

Savaş, demir ve kanla yürütülür. Bu tunç yasadır. Kurtuluş Savaşı’nın demiri, yani cephanesi ve silahlarının pek çoğu Karadeniz üzerinden geldi. Atatürk ve Lenin dostluğu Türk-Sovyet jeopolitik işbirliği sonucunu doğurdu ve her iki devlet aynı anda yürüttükleri emperyalizm karşıtı savaşı başardılar. Peki, bu başarının sağlanmasında öncü rol oynayanlar kimdi? Karadeniz, denizciler, gemiler ve limanlardı. Mayıs 1919’da Karadeniz Limanı Samsun’da başlayan kurtuluş mücadelesi, Eylül 1922’de yine Ege’nin Limanı İzmir’de sonuçlanmış ve iki deniz birleşmişti.

Bu süreçte en büyük rol Bahriye subaylarına aitti. 1919-1922 arasında Bahriye Mektebi mezunu 159 güverte, 68 makine ve bir inşaiye subayı ile beş denizci doktor Anadolu’ya kaçtı ve işgalcilerle işbirliği içindeki Osmanlı Donanması’nı terk ederek kuvvacılara katıldılar. Toplam 233 denizci, Kurtuluş Savaşı’nın kaderini değiştirdi. O dönem muvazzaf olan kabaca 1500 subay içinde, sadece 233 kişiydiler. Diğerlerinin çoğu Haliç’teki kıçtankara gemilerini ve İstanbul’daki sıcak yuvalarını terk etmedi. Bu subaylar Milli Mücadele’nin Kuvayı Milliye Donanması’nın ilk ateşini yaktılar. Karadeniz’de Rusya üzerinden deniz yolu ile temin edilecek lojistik desteğin ilk örgütlenmesini başlattılar. Tüm yokluk ve zorluklara rağmen büyük cesaret ve fedakârlık göstererek İstanbul’daki evini ve ailesini terk ederek Kurtuluş Savaşı’nın deniz cephesine gözünü bile kırpmadan giden; Anadolu’ya geçen bir avuç fedai ruhlu kahraman deniz subayı ve o dönemde silah altına çağrılan Karadeniz kıyılarının gözü pek, yüreği büyük, başı göklerde Türk balıkçısını ve gemicisini minnet ve takdirle anmamak mümkün müdür?

İNEBOLULULAR VE KAĞNI DONANMASI

5 ton üzeri, sadece 28 yaşlı gemiye sahiptiler. 5 ton altı kayık, taka gibi vasıtaların sayısı ise 300 civarında idi. Hepsinin toplam taşıma kapasitesinin takriben 7800 ton olmasına karşılık, Rusya’nın Batum, Tuapse ve Novorosysky limanları üzerinden İnebolu, Trabzon ve Samsun limanlarına ilk sevkiyat 1920’nin eylül ayında başlamak üzere, 1922’nin ağustosuna kadar toplam 300 bin ton harp malzemesi taşıdılar. General Karabekir’in 15. Kolordusu’nun doğudaki Ermeni zaferi sonrası mevcut savaş malzemeleri de batı cephelerine taşınmak üzere Doğu Karadeniz limanlarından deniz yolu ile İnebolu’ya getirildi. Kurtuluş Savaşı’nın cephanesi Trabzon, Samsun ve İnebolu üzerinden taşındı. Ancak Karadeniz limanları içinde İnebolu, iki nedenle özel bir yere sahiptir. Birincisi, 300 bin tonun kabaca yüzde 60’ı, yani 180 bin tonu İnebolu’dan sevk edildi. İkincisi, sevkiyat cephaneyi sadece limana getirmekle bitmedi; karadaki varış noktalarına erişmesi gerekirdi. Önce Kastamonu, oradan da Çankırı üzerinden Ankara’ya ulaşan istiklal yolunu ve ona stratejik değer katan Kağnı Donanması’nı İnebolulular kurdu ve donattı. İnebolu demir ile kanı buluşturmuş, Mustafa Kemal’e 30 Ağustos 1922 sabahı “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir” komutunu verecek stratejik ortamın hazırlanmasında en büyük rolü oynamıştır. 9 Eylül sabahı İzmir’e giren Türk süvarilerine yolu açanlar Kuvayı Milliye donanması, İnebolu’nun denk kayıkçıları ve Şerife Bacı’nın ruhunda kimliğini bulan istiklal yolunun Kağnı Donanması’dır.

YEPYENİ BİR ASYA DÖNEMİ

Karadeniz’in birleştiriciliği ile şekillenen Türk-Sovyet dostluğu jeopolitik bir sürpriz de yaratmıştı. 18 Mart 1921 tarihli Türk-Sovyet Dostluk Antlaşması ile Sovyetlerin Sevr Antlaşması’nı reddetmesi ve Misak-ı Milli sınırlarımızı tanıması, Türkiye’nin Avrasya yönelişinin kapısını 98 yıl önce araladı. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi, Suriye krizi, Akdeniz’e açılması istenen Kürt koridorunun Rus jeopolitiğine etkileri, Türkiye-Çin yakınlaşması, Türkiye-İran işbirliği ve Türkiye-Rus ekonomik ilişkileri yepyeni bir Asya dönemini başlattı. Bu dönem her iki ülkedeki mevcut iktidarların siyasi bir seçiminin sonucu olmaktan ziyade, jeopolitik arenadaki hayatta kalma savaşının gerekli kıldığı iş birliğinin ve siyasi coğrafyanın bir sonucudur. Bugün Akdeniz’deki Atlantik Seddi’ne karşı İnebolu ruhunda karşılığını bulan Türk-Rus yakınlaşması, iki önemli Avrasya devletinin güvenlik ve çıkarlarının karşılıklı olarak gözetilmesi sonucunu doğurmalı ve 21’inci yüzyıl güvenlik ve dış politikalarının belirleyici ana eksenlerinden birisi olmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.