Akşama ne yiyelim aşkım?

Denize çıktığımız zaman, içimizdeki iştah canavarı devamlı beynimizi bu cümlelerle meşgul eder. E tatildeyiz, hava mis, kristal gibi sulara açılma şansımız olmuş. Altımızdaki teknenin büyüklüğü 5 de, 55 metre de olsa, yeme-içme en büyük zevkimiz!

Süperyat sektörünün tecrübeli kaptanlarından biri bir gün bana şöyle demişti: “Denizde yat sahibi ve konuklar için iki şey önemlidir: Havanın durumu ve yemeğin güzel olması. Eğer hava rüzgârlı, deniz çalkantılı hatta yağmurlu ve tatil mahvolmuş ise haliyle herkesin mood’u düşer, suratlarda gülümseme göremezsin! Buna rağmen yemek muhteşemse, her şey hallolur, gülümseme yüzlere geri döner. Ancak yemek berbatsa, hava cennet gibi olsa da tatil mahvolmuş demektir!” İşte bu cümle, yatlarda şefin önemini en basit haliyle açıklar. Bu arada üçüncü önemli unsur da klimadır. Klima bozuksa, yemek bile kurtaramaz! Yat sahipleri ve kaptanlar ne demek istediğimi çok iyi anlayacaktır. Bu vesileyle de çarkçılara saygılar. Şimdi tekrar yemek konusuna dönelim.

HER GÜN DENİZ MAHSULÜ?

Kahvaltıda menemen mi olsun omlet mi?

Öğleni hafif geçirelim bence, bir salata bir deniz mahsullü makarna yeter.

Şöyle İtalyan usulü bir pizza olsa da yesek!

Akşama ne yiyelim aşkım?

-n Denizde et yenir mi! Ağır gelir bu sıcakta!

Yat denilince ilk akla gelen deniz mahsulleridir. Herkes denizde yemek deyince en çok balık yenildiğini düşünür, kısmen doğrudur da. Peki sadece bununla sınırlı kalınabilir mi? Elbette hayır. Her gün deniz mahsulleri yiyebilir misiniz? Gerçi ben yerim. Ancak gerçekte yatta yemek, yat sahibinin memleketinden yeme içme alışkanlıklarına, yaşam stilinden uyku saatlerine dek birçok parametreye bağlıdır. Yine de ortak noktaları saymak mümkün. Profesyonel bir yat şefi olarak denizde en çok hangi yemek ve hangi dünya mutfaklarının tercih edildiğini net olarak kategorilere ayırabiliriz.

YATLARDAKİ FAVORİ MUTFAKLAR

Öncelikle yeme-içme stilini genellemek isterim. Öğlen mutlaka hafif ve “family style” dediğimiz, açık büfe gibi ortaya sunuş, akşamsa başlangıç-ana yemek- tatlı olmak üzere şık bir sofra ve fine dining gibi tabaklama yapılarak sunuş. Aksi talep edilmedikçe bu stil tüm yatlarda işler. İddialı gelecek ama, dünya üzerinde tüm yatlarda en çok tercih edilen mutfakları da genelleyebilirim. Sırasıyla İtalyan mutfağı, tüm Akdeniz Mutfağı, Uzakdoğu mutfağı ve sushi, Fransız mutfağı, Amerikan ve İngiliz alışkanlıkları, Hint mutfağı. Elbette bu mutfaklardan sonra iyice kategorilere ayrılıyor. Bunlar da yat sahibinin memleketine ve o sırada bulunulan ülke, ada ve kıyıya göre değişir. O sırada bulunulan ülkenin mutfağını yata taşımak, konukları her zaman şaşırtıp sevindiren bir şeydir. Hepimiz tatile gittiğimizde oranın yerel yemeklerini tatmak istemez miyiz? Profesyonel şefler olarak Akdeniz’den Karayipler’e, oradan Pasifik’e dek yüzlerce yemeği öğrenir, sunarız. Çok da zevklidir. Bunun dışında en belirleyici unsur, yat sahibinin uyruğudur!

MEMLEKETE GÖRE PİŞİRME

Haliyle Türk’seniz, Türk kahvaltısı vazgeçilmezdir. Nedense Türk insanı Karayipler’e de gitse kahvaltıda o beyaz peyniri arar. Kahvaltıda mango yiyen Türk zor çıkar (ben Karayipler’e gide gele peyniri unutup mangoya geçtim ama beni saymayın). Her ne yaparsanız yapın Türk insanı bir noktada içki yanına aperatiften sıkılıp çay saatine dönecek, bir noktada İtalyan makarnalarından sıkılıp mutlaka zeytinyağlıları talep edecektir. Yat sahibi İtalyan ise, kahvaltıda yumurta hazırlamaya kasmayız; yiyeni nadir çıkar. Kahvaltıda yumurta yiyen İtalyan mutlaka kadındır ve yeni dönem keto diyetine falan başlamıştır, yanına da avokado ister. Aksi taktirde İtalyan’a iyi bir cappuccino ve kruvasan bulamayan şef, ya pişirmek ya da en son ihtimal muffin pişirmek zorundadır. Öğlende deniz mahsullü ya da başka klasik İtalyan soslu makarnalar, akşama da iyi balık, et, kuzu, klasik İtalyan mutfağına yaraşır az soslu ve süper lezzetli Akdeniz pişirmelerinden oluşan tabaklar sunan şef kraldır! Amerikalıysa ahtapot vermeyin! Yemez. Ahtapotun tadını bilmeyen Amerikalı var. Farkındaysanız bahsettiğim yat sahibi, mahallesindeki lokantalarda ahtapota rastlamadığı için bilmeyen bir Amerikalı değil, dünyanın her yerine özel uçağıyla giden milyarder. Haliyle her yemeği deneyimlemiştir diyorsunuz değil mi? İşte öyle olmayabiliyor. Ahtapottan anladıklarını söyleyemeyiz. Ahtapotu Yunanlılara veririz. Amerikalılar kahvaltıda yumurtanın her çeşidini yer, salatalarına beyaz sos sever, cheesecake, key lime pie (misket limonlu tart) gibi Amerikan tatlılarını eksik etmeyiz. Hava ne kadar sıcak olursa olsun, Araplar ve Ortadoğulular, kuzu-pilavsız bir tatil geçirmezler. At eti yiyen Kazak milyarderin head chef’i olduğum 60 metre yata dondurulmuş at etleriyle geldiğini biliyorum. Yani memleket alışkanlıkları bir numara önem taşır. Kısaca bir şef, Yunan sofrasına Ceviche, Amerikan sofrasına ahtapot, İtalyan sofrasına kremalı spagetti vongole, Fransız sofrasına da kremasız spaghetti koyarsa, kovulacaktır. Türk sofrasına da at eti koymayı deneyen çıkmaz umarım.  Herkese karnı tok, sırtı pek seyirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.