SUALTINDAKİ SESLER

Ne bekliyorsunuz yeni yıldan? Şırıl şırıl dalga sesleriyle dolu bir seyahat mesela. Kapatın gözlerinizi. Hayal edin kabarcıkların sesini. İşte bunlar, güneş enerjisinden faydalanan küçük deniz bitkilerinin sesi…

Nasıl başlarsa öyle geçermiş iddialarıyla yine, yeni bir yıla adım attık. Yıla güzel girdiyseniz öyle geçsin, iyi girmediyseniz de yeni yıl yeni değişimlerle güzel haberler getirsin. Ne bekliyorsunuz yeni yıldan? Para, aşk, eğitim ya da huzur dolu bir seyahat? Şırıl şırıl dalga sesleriyle dolu bir yolculuk mesela. O zaman yaklaşın, sarın etrafımı (Noel Baba gibi oldum, sarın etrafımı size hediyeler getirdim). Ama bu duyacaklarınız sizi biraz korkutabilir. Hadi korkutmadı diyelim, endişelendirir. Yaklaşın yaklaşın, duyabiliyor musunuz? Dalga sesleriyle dolu seyahat demiştim; dalın biraz derinlere, duyabiliyor musunuz? Aynı gazlı bir içecekten çıkan kabarcıkların sesi gibi. Kapatın gözlerinizi. Yok kapatmayın yazıyı okuyamazsınız. Hayal edin kabarcıkların sesini. İşte bunlar, güneş enerjisinden faydalanan küçük deniz bitkilerinin sesi. Aynı karadaki gibi su altında da bitkiler güneş ışığını kullanarak fotosentez yapıyor ve karbondioksit moleküllerini besin ile oksijene dönüştürüyor. Karadaki bitkilerden çıkan oksijen moleküllerini göremiyoruz, havaya karışıyor ama suda onları duyabiliyoruz. Fotosentez sonucunda üretilen oksijen molekülü bitkiden ayrıldığı anda hızla yukarı çıkıyor ve bu bitkiden ayrılış sırasında bir “ping” sesi duyuluyor. Stetoskoptan duyulan kalp ritminin sesi gibi. Fazlasıyla canlı ve fazlasıyla sevimli, ping ping ping…

SESLER VE MERCAN RESİFLERİ

Sualtı bitkilerinden çıkan bu çok sayıda kabarcık, deniz tabanında büyük ve etrafa yayılmış bir ses kaynağı oluşturuyor. Bir bardaktaki soda gibi düşünebilirsiniz, gazın sürekli yüzeye doğru hareket ettiği. Tabi sevimli güzel bir olay dedik ama öyle mi? Hemen bilimine inelim. Yakın zamanlı bir çalışmanın sonucu. Kırmızı algler, fotosentez yaparken bu sesler çıkıyor ve deniz tabanında bir ses sistemi oluşuyor. Çünkü yüzlercesi, binlercesi var bu sesin. Bu minik sesler aslında çok değerli, çünkü bu alglerin çevrelediği mercan resiflerinin sağlığı hakkında büyük yardımı dokunabilir. Tabii konu mercan resifi olunca akla ilk gelen yerlerden biri Hawaii. Bu sesi de ilk Hawaii Adaları’nda fark etmişler. Bakın, daha ilginç kısmı geliyor. Sağlıklı ve iyi korunmuş resiflerin bölgesinde bu bahsettiğimiz sesler düşük frekansta. Hatta balıklar, diğer büyük deniz hayvanları gibi tipik sesler onları bastırıyor ama gel gelelim, zarar görmüş resiflerin orada çıkan ses daha yüksek perdeye sahip. Şimdi burada bir durun. Doğanın bizimle nasıl konuştuğunu fark edebiliyor musunuz? Yıpranmış resiflerden çıkan sesin yüksek frekansta olması sanki onların çığlığı ya da bize seslenişi gibi değil mi? Bu ses olayını fark eden araştırmacılar, deniz tabanını kaplayan alglerin miktarı ile çıkan ses arasında bir bağlantı olabileceğini düşününce daha fazlasını öğrenmek için bir test yapmaya koyulmuşlar. Ve bunun için Hawaii’nin Kaneohe Körfezi’nden deniz suyu dolu bir tank içinde 10 kg kırmızı alg (Gracilaria Salicornia) getirmişler. Belli bir miktar deniz suyu ve algle ayrı bir yerde çalışmak tabii okyanustaki diğer seslerden de izole olmayı sağlıyor, seslerin birbirine karışmaması adına. Ve testin sonucu: Yıpranmış resiflerden çıkan yüksek frekanslı sesin aynısı elde edildi. Yani teori doğru. Alglerden çıkan ses ile mercan resiflerinin sağlığı arasında bir bağlantı var.

BİR YAŞAM MÜCADELESİ

Aynı araştırmaya göre, mercanların sıkıntısının bir kısmı onları boğan alglerden geliyor. Alglerin mercanları boğacak kadar fazla çoğalmasının altında da insanların aşırı avlanması sebebi yatıyor. Çünkü aşırı avlanma, alglerin çoğunu kontrol altında tutan balıkların sayısında azalmaya yol açıyor. Buna ek olarak, besin akışından gelen kirlilik ve iklim değişiminin etkileri de var. Azot içeren gübrelerin sulara karışması, yaydığımız sera gazı emisyonları sonucu artan karbondioksit miktarı ve yükselen deniz suyu sıcaklığı gibi faktörler de hem alglerin daha hızlı üremesine ortam hazırlıyor hem de mercan resifleri gibi pek çok canlıyı savunmasız bırakıyor. Mercan resifleri üzerindeki algler, oksijen üretmeye yardım ediyor ancak varlıkları her zaman pozitif anlam taşımıyor. Eğer çok fazla büyür ve kalın bir tabaka oluştururlarsa mercan gibi hassas türleri boğabilir ve zararlı mikropların üremesine yol açabilir. Kısacası, yüksek miktarda alg örtüsü mercan resiflerinin yaşam mücadelesi verdiğinin önemli bir göstergesi. Dolayısıyla bu alg baloncuklarının sesini dinleyebilmek mercan resiflerinin sağlığı konusunda hızlı ve kullanışlı bir yol olabilir. Şimdi bu keşif sayesinde bilim insanları tele kulağa benzer aygıtlar yardımıyla resif yapılarında olabilecek sonrası değişimler konusunda uyarı alabilmeyi ümit ediyor. Bu şekildeki akustik gözlem, zaten Avustralya’da önemli deniz bitkilerinin habitatını incelemek için kullanılıyordu. Şimdi ise mercan resifleri bu teknolojiden faydalanabilir. Bu yüzden bu araştırma çok büyük önem taşıyor.

AKUSTİK EKOLOJİ VE OKYANUS ORKESTRASI

Elimizdeki teknoloji ile resifler dalgıçlar tarafından görsel olarak incelenebiliyordu. Bu yöntem pahalı ve epey zaman kaybettiriyor. Üstelik sonuçları da kısıtlı. Ancak bu metotla ileride mercan resiflerini dinleyebilir, onların ses atmosferine ulaşabilir, belki de otomatik bir aygıtla önceki yıllara göre ne değişimler yaşadıklarını çabucak saptayabiliriz. Üstelik gidip yerinde incelemeye gerek kalmadan, onları rahatsız etmeden. O yüzden bir “ping” sesi deyip geçmemek lazım. Doğada her bir zerrenin bir nedeni var. Bu keşif akustik ekoloji alanına da enteresan bir katkı niteliğinde oldu. Akustik ekoloji genellikle balinalar, yunuslar gibi büyük deniz canlılarına odaklanıyor. Buna ek olarak; büyük, geniş yapıdaki mercan resifleri hakkındaki bu tarz bir keşif de daha ilginç araştırmalara kaynak olabilir akustik ekolojide. Okyanus orkestrasında her bir enstrüman bir rol oynuyor. Onun akustiğini, ses atmosferini incelemek her bilim dalı için heyecan verici bana sorarsanız. Ve derya deniz derler ya gerçekten de öyle. Uçsuz bucaksız okyanuslarda araştırılacak ve bize sürekli bir şeyler anlatan o kadar çok şey var ki. Daha önceki aylarda da konuşmuştuk, okyanus düşündüğümüzün aksine sessiz ve karanlık değil. Hatta dinlersek, bize çok şey anlatıyor. Özellikle onu dinlemeden verdiğimiz zararlar konusunda söylediği çok şey var. Kışın kayıp olmadığından, yurdumuzda birçok şehrinizin öyle ya da böyle kar alabileceğinden bahsetmiştim. Tahminlerde anormal bir değişim görünmüyor. Yani kış, kış gibi. Neyse, yeni yıl başladı. Süper müjdeli haberler aldığımız güzel bir yıl olsun hepimize…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.