MONTRÖ SÖZLEŞMESİ Nedir, neye yarar?

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, tarihte hemen hiçbir ülkenin erişemediği bir diplomatik başarının belgesidir. Sözleşme, Karadeniz’in bir barış ve istikrar denizi olmasının; Türkiye’nin barış içinde yaşamasının; istemediği bir savaşa sürüklenmemesinin güvencesidir. 

Bu yazı birçokları için sıkıcı olabilir. Ancak sadece denizle ve denizcilikle ilgilenenlerin değil, bağımsız ve barış içinde bir Türkiye’de yaşamak isteyen her Türk vatandaşının zaman ayırıp, yazıyı dikkatlice ve özümseyerek okumasında yarar görüyorum. Bu sözlerle kendimi övmüyorum çünkü bu yazı, Montreux (Montrö) Sözleşmesi’nin bugünün Türkçesi ile anlaşılır bir özetinden ibarettir. Önce Montrö Sözleşmesi’ne nereden geldiğimize bakalım.

SEVR ANTLAŞMASI’NDAN MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ’NE

Osmanlı Devleti’nin, büyük ölçüde İngiltere ile Çarlık Rusya’sının, uluslararası jargona “Türk Boğazları” olarak geçmiş, Çanakkale ve İstanbul Boğazları ile Marmara Denizi üzerinde yüzyıllar süren mücadelesi sonunda yıkıldığını tescil eden Sevr Antlaşması, Türk Boğazları’nı her yönüyle Osmanlı Devleti’nin elinden almış, yabancı ülkelerin egemenliğine bırakmıştır. Atatürk Türkiye’sinin Milli Mücadele’yi kazandığını tescil eden 1923 Lozan Antlaşması’na ek, Lozan Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin Türk Boğazları üzerindeki egemenliğini yeniden ancak kısmen tesis etmiştir. Bu sözleşme ile Boğazlar’dan geçişi düzenlemek ve gözetmek, başkanı Türk olan bir Uluslararası Boğazlar Komisyonu’na bırakılmıştı. Ayrıca Boğazlar’ın iki yanında, 15 ve 20 km genişliğinde, askerden arındırılmış bölgeler oluşturulmuştu. Bu bölgelere Türk askeri giremiyordu. Diğer bir değişle, egemenlik haklarımızı topraklarımızın bütünü üzerinde tam olarak kullanamıyorduk. Dünya 1936 yılında II. Dünya Savaşı’na doğru giderken Atatürk, Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin Türkiye’nin güvenliğini olumsuz etkileyen kısıtlamalarından kurtulmak için koşulların uygun olduğunu doğru değerlendirmiş ve Türkiye, sözleşmenin değiştirilmesi için girişimde bulunmuştur. Türkiye’nin bu isteği, Atatürk Türkiye’sinin uluslararası alandaki ağırlığı ve gücü sayesinde, taraf ülkeler ve Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin hükümleri uyarınca, Milletler Cemiyeti tarafından da haklı görülmüştür. Bunun üzerine Türkiye, başta Rusya olmak üzere, sözleşme tarafları ile ikili görüşmeler yürütmüştür. Bu görüşmelerin amacı, yeni sözleşmeyi hazırlayacak konferansa, özellikle Rusya ile üzerinde anlaşmaya varılmış bir sözleşme taslağı ile gitmek, görüşmeleri daha başından Türkiye’nin lehine çevirmekti. Bu başarılmış ve konferans öncesinde Rusya ile ortak bir metin üzerine anlaşmaya varılmıştır. Ancak İsviçre’nin Alp Dağları eteğindeki Montreux kentinde yapılan görüşmelerin bir aşamasında Rusya, varılan anlaşmaya aykırı olarak, sözleşmeye Karadeniz’in, bu denize kıyısı bulunmayan ülkelerin savaş gemilerine kapalı olmasını ve Boğazlar’ın, Türkiye ve Rusya tarafından birlikte savunulmasını sağlamaya yönelik hükümler konmasını istemiştir. Bu Rusya’nın yüzyıllardır gerçekleştirmeye çalıştığı emeliydi. 1945 yılında bir kez daha deneyecektir. Bu aşamada İngiltere, “esas olan Türkiye’nin güvenliğidir” diyerek, konferansa yeni bir tasarı sunmuş ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi bu tasarı esas alınarak hazırlanmıştır.

KİMLER İÇİN YAPILMIŞTIR, NEYE YARAR?

20 Temmuz 1936 tarihinde Türkiye, Rusya, İngiltere, Fransa, Yugoslavya, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Japonya tarafından imzalanan Montrö Sözleşmesi, 9 Kasım 1936 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Lozan Boğazlar Sözleşmesi’ne taraf olan, ancak konferansa katılmayan İtalya, Sözleşme’ye 1938’de katılmıştır. Montrö Sözleşmesi’nin Giriş bölümünün ilk cümlesi, bu sözleşmenin Türkiye Cumhuriyeti ile Karadeniz’e kıyısı bulunan ülkelerin güvenliğini sağlamak amacıyla yapıldığını söyler. Sözleşmenin Türkiye için önemini bundan daha iyi anlatabilecek bir ifade yoktur. Sözleşme ile Boğazlar Komisyonu lağvedilmiş, bütün yetkileri Türkiye’ye devredilmiştir. Yine sözleşme ile boğazların iki tarafındaki askerden arındırılmış bölgelerin bu statüsü değiştirilmiş ve Türk askerinin bu bölgelere girmesi kabul edilmiştir. Kısacası, Montrö Boğazlar Sözleşmesi; Türkiye’yi, Türk Boğazları üzerinde “Hâkim-i Mutlak” olarak tanımış diğer bir deyişle, Türk Boğazları, başka ülkelerin gemilerinin geçişi söz konusu olduğunda, tümüyle Türkiye’nin kararına, Türkiye’nin mutlak egemenliğine bırakılmıştır.

Diğer taraftan Montrö Sözleşmesi, dünyada uygulamaya geçirilmiş ilk “Güven ve Güvenlik Artırıcı Önlem” düzenlemesidir. Şöyle ki:

Sözleşme, Karadeniz’e kıyısı bulunmayan devletlerin savaş gemilerinin bu denize çıkışını, burada bulundurabilecekleri toplam gemi tonajını ve bu denizde kalabilecekleri süreyi sınırlamıştır. Buna karşılık, kurduğu karşılaştırmalı tonaj sistemi ile Karadeniz’de kıyısı bunan ülkelerin de bu denizde bulundurabilecekleri gemilerin toplam tonajını sınırlı tutmalarını sağlamıştır. Kıyıdaş devletlerin Karadeniz’de bulunan gemilerinin toplam tonajının artması, kıyısı bulunmayan devletlere bu denizde bulundurabilecekleri gemilerin toplam tonajını artırma hakkı vereceği için bu, dolaylı ancak önemli bir sınırlamadır. Sözleşme, Karadeniz’de kıyısı bulunan ve bulunmayan devletlerin savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçmeden önce Türkiye’ye bildirimde bulunulmasını zorunlu kılmaktadır. Türkiye bu bildirimleri taraf devletlere iletir. Böylece taraf devletler, Akdeniz-Karadeniz ve ters yönde savaş gemisi hareketlerinden, belli bir süre önce haberdar olmaktadırlar.  Bu da her iki taraf için güven ve güvenlik artırıcı bir unsurdur. Bu niteliği ile Montrö Sözleşmesi, öncelikle Karadeniz’de gerginliklerin savaşa dönüşmesini önleyen dolayısıyla bu denizde barışı ve istikrarı koruyan bir sözleşmedir. Karadeniz’in barış ve istikrar içinde olması en çok Türkiye için önemlidir. Peki sözleşme bunları nasıl sağlıyor? Sözleşmeden beklenen yararın sağlanmasında Türkiye’nin rolü ve ağırlığı nedir?

MONTRÖ SÖZLEŞMESİ’NİN GETİRDİĞİ BOĞAZLAR REJİMİ

Montrö Boğazlar rejimi, gerek ticaret gemileri1 gerek savaş gemileri için, Türk Boğazları’ndan “serbest geçiş” ilkesi üzerine kurulmuştur çünkü Türk Boğazları “Uluslararası doğal suyolu”dur. İlke bu olmakla beraber, ticaret gemileri için mutlak olan bu hak, savaş gemileri için ciddi sınırlamalara bağlanmıştır. Barış zamanında sadece sözleşmeye taraf devletlerin değil bütün devletlerin ticaret gemileri, fener harcı vs. gibi bazı küçük ödemeler dışında, Boğazlar’a girişte, durmak zorunda kalmadan, kalkış ve varış limanlarını, mürettebatlarını, taşıdıkları yükü vs. Türk makamlarına bildirerek, hiçbir ödeme yapmadan ve sınırlamaya tabi olmadan Boğazlar’dan geçerler. İki istisnası, bu gemilerin salgın hastalık olan bir limandan gelmeleri veya gemide bir salgın hastalık ortaya çıkmış olması halleridir. Türkiye’nin taraf olmadığı bir savaş halinde ticaret gemileri, yine hiçbir kısıtlamaya bağlı olmadan Boğazlar’dan geçebilirler. Türkiye’nin taraf olduğu bir savaşta, Türkiye ile savaş hâlinde olmayan devletlerin ticaret gemileri, düşmana yardım etmemek, Boğazlar’a gündüz girmek ve her defasında Türkiye’nin belirleyeceği rotayı izlemek kaydıyla, geçiş serbestisinden yararlanırlar. Türkiye’nin kendisini yakın bir savaş tehdidi altında görmesi halinde de ticaret gemileri yine serbest geçiş hakkından yararlanırlar ancak Boğazlar’a gündüz girmek ve her defasında Türkiye’nin belirlediği rotayı izlemek zorundadırlar. Sivil hava ulaşım araçları, Türkiye’nin belirleyeceği uçuş yollarını kullanarak ve belirlediği koşullara uyarak Boğazlar üzerinden uçabilirler.

Boğazlar’dan serbest geçiş ilkesi, ticaret gemilerinde de olduğu gibi sadece sözleşmeye taraf devletlerin değil, tüm dünya devletlerinin savaş gemileri için geçerlidir. Ancak sözleşme, savaş gemileri için bu ana ilkeye önemli sınırlamalar getirmiştir.

SAVAŞ GEMİSİ SINIRLAMALARI

Barış zamanında hafif su üstü gemileri, hafif savaş gemileri ve yardımcı gemiler, Boğazlar’a gündüz girmek ve belirlenen koşullara uymak kaydıyla, Boğazlar’dan serbestçe geçerler. Karadeniz’e kıyısı olan devletlerin savaş gemileri, sözleşmenin tonaj sınırlamalarına tabi değildir. Bu gemiler Boğazlar’a gündüz girerler ve beraberlerinde en çok iki torpido bulunabilir. Karadeniz’e kıyısı bulunan devletler, bu deniz dışında yaptırdıkları denizaltıları, Türkiye’ye önceden bilgi vermiş olmak kaydıyla, Boğazlar’dan geçirip Karadeniz’e çıkarabilirler. Karadeniz’deki denizaltılarını da onarım için dışarı çıkarabilirler. Her iki halde de denizaltılar Boğazlar’a gündüz girerler, su üstünde ve tek tek geçerler. Karadeniz’e kıyısı bulunan devletlerin savaş gemileri Boğazlar’dan geçmeden 8 gün; Karadeniz’e kıyısı bulunmayan ülkelerin savaş gemileri ise tercihen 15 gün öncesinden (günümüz yerleşik uygulaması 15 gündür), diplomatik kanallardan Türkiye’ye bildirimde bulunurlar. Geçiş belirtilen tarihten sonraki en çok beş gün içinde yapılmadığı takdirde yeni bir bildirim gereklidir. Bu gemiler Boğazlar’ın girişinde, geminin özellikleri, silahları ve taşıdığı kuvvet hakkında Türk makamlarına bilgi verirler. Boğazlar’da transit haldeki yabancı savaş gemilerinin toplam tonajı 15.000’i, sayıları 9’u geçemez. Gemiler geçiş sırasında, taşıdıkları uçakları/helikopterleri vb. (Sözleşme’de “hava sefineleri” olarak tanımlanmıştır) kullanamazlar; arıza ve hasar dışında Boğazlar’da geçiş süresinden daha fazla kalamazlar. Karadeniz’e kıyısı bulunmayan devletlerin bu denizde bulundurabilecekleri savaş gemilerinin toplam tonajı 30.000’i geçemez. Herhangi bir zamanda Karadeniz’deki en kuvvetli filonun tonajı, sözleşmenin imzalandığı tarihte Karadeniz’de bulunan en güçlü filonun tonajını en az 10.000 ton geçerse, o takdirde Karadeniz’de kıyısı bulunmayan devletlerin, bu denizde bulundurabilecekleri savaş gemilerinin toplam tonajı, en fazla 45.000 olabilir. Bu nedenle, Karadeniz’e kıyısı bulunan devletler her yıl filolarının tonajını Türkiye’ye bildirirler. Karadeniz’de kıyısı bulunmayan herhangi bir devletin, tek başına bu denizde bulundurabileceği savaş gemilerinin toplam tonajı, yukarıda belirtilen toplam tonajların üçte ikisini (en çok, 20.000 ve 30.000 ton) geçemez. Karadeniz’e kıyısı bulunmayan devletler, Türkiye’den izin almak kaydıyla, toplam tonajı 8.000’i geçmeyen deniz kuvvetini, insani amaçlarla Karadeniz’e gönderebilirler.       

Karadeniz’de kıyısı bunmayan devletlerin savaş gemileri, hangi amaçla olursa olsun, bu denizde 21 günden fazla kalamazlar. Savaş zamanında Türkiye savaşta değilse, savaş gemileri, yukarıda belirtilen kısıtlamalarla, Boğazlar’dan serbestçe geçebilirler. Savaşan tarafların savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçmesi ise yasaktır. Savaş zamanında Türkiye savaşta ise savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçişi Türkiye’nin kararına bağlıdır. Türkiye kendisini yakın bir savaş tehlikesi/tehdidi ile karşı karşıya görürse, savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçişi yine tamamen Türkiye’nin kararına bağlıdır. (Bu hak bugüne kadar, dünyada hiçbir suyolu için, hiçbir ülkeye tanınmamıştır.)

Savaş gemileri konusunu kapatmadan, zaman zaman gündeme gelen ve bilmeden sürdürülen, uçak gemileri tartışmaları hakkında da bir iki satır yazayım. Montrö Sözleşmesi, uçak gemilerinin Boğazlar’dan geçişini yasaklamamıştır. Konferans sırasında Rusya, sözleşmeye bu yönde hüküm konmasını önerdiğinde İngiltere, “Sözleşmede böyle bir hüküm yer alırsa sözleşmeyi imzalamayacağını” söylemiş ve Rusya’nın önerisi kabul edilmemiştir. Bu nedenle, Karadeniz’e kıyısı bulunan devletlerin uçak gemileri Boğazlar’dan iki taraflı da geçer. Karadeniz’e kıyısı bulunmayan devletlerin uçak gemileri ise geçemez. Yasak olduğundan değil, tonaj kısıtlamalarının çok üstünde kaldıklarından. Montrö Sözleşmesi, sözleşmenin savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçişine ilişkin bütün hükümlerinin uygulanmasını sağlamak ve gözetmek yetkisini açıkça Türkiye’ye bırakmıştır. Bu nedenledir ki Karadeniz’in bir barış ve istikrar denizi olmasının en etkili aktörü Türkiye Cumhuriyeti’dir ve Türkiye bu görevi, II. Dünya Savaşı dâhil, sözleşmeyi titizlikle ve tarafsızlıkla uygulayarak bugüne kadar başarılı biçimde yerine getirmiştir.

SÖZLEŞMENİN FESHİ, DEĞİŞTİRİLMESİ

Montrö Sözleşmesi’nin süresi 20 yıldır. Yirmi yıl sona ermeden iki yıl önce taraflardan herhangi biri sözleşmeyi feshettiğini Fransa’ya2 bildirmezse (böyle bir bildirim yapılmamıştır) sözleşme; herhangi bir taraf ülkenin, daha sonraki herhangi bir tarihte yapacağı fesih bildiriminden iki yıl sonrasına kadar yürürlükte kalacaktır. Bu sürenin sonunda taraf ülkeler, yeni bir sözleşme yapmak üzere bir konferansta bir araya geleceklerdir. Sözleşmenin yürürlüğe girmesini izleyen her beş yılın sonunda, taraflardan herhangi biri, sözleşmenin veya bazı maddelerinin değiştirilmesini isteyebilir. Değişiklik isteğinin kabul edilebilmesi için, öneri Sözleşme’nin 14. ve 18. maddelerini ilgilendiriyorsa diğer bir taraf devlet; diğer maddeleri ilgilendiriyorsa en az iki diğer taraf ülke tarafından desteklenmesi gerekmektedir. 14. ve 18. maddelerde yapılacak değişikliğin taraf ülkelerin dörtte üçü; diğer maddelerde yapılacak değişikliğin ise bütün taraflarca onaylanması gerekir. Her iki çoğunluğun hesaplanmasında da Karadeniz’e taraf ülkelerin, Türkiye dâhil, dörtte üçünün olumlu oyu aranır. Montrö Sözleşmesi; Türkiye’nin Çanakkale, İstanbul Boğazları ve Marmara Denizi ile bu sulara bitişik ülke toprakları üzerindeki egemenliğini tamamlamış, tescil etmiş ve Türk Boğazları’ndan, başta savaş gemileri olmak üzere geçişi Türkiye’nin mutlak hâkimiyetine bırakmıştır. Hâlâ Montrö Sözleşmesi’nin Türkiye için yaşamsal önemi konusunda kuşku duyan var mı?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.