Deniz ve kadın

Deniz ve kadın… Tanju Okan şarkısı gibi oldu. Ama ben, gün batışı önünde palmiyeli bembeyaz plajda, rüzgârda uçuşan pareo ve saçlar ile güneş ışığını süzen şarap kadehi tutan zarif, bakımlı ellerden değil; elleri nasırlı, güneş yanığı, kırışık yüzlü kadınlardan bahsediyorum.

Kadınlar Günü nedeniyle bir yazı döşenmeden, kendi favorilerimi bir kenara koyup, dünya yelken ailesi ne düşünüyor acaba diye internete daldım. Tarihe geçmiş 10 kadın yelkenciyi bakalım dünya nasıl görüyor? Baktıkça, bir sıralama olamayacağını, hiç değilse kendim adına doğru görmedim. Yarışan yelkencileri organizasyonları sıralayıp madalyalıyorlar, onları tebrikleyip bir kenara koyuyorum.

Sadece, kendi sahamız olan maceracı yelkene dolanmış kadınları selamlamak istedim. Tıkladıkça maziden ve günümüzden güneşin, tuzun, rüzgârın izlerini yorgun, kararlı, başarının gururuyla taşıyan güzel yüzleri bana bakarken buldum. Hepsinin muhteşem hayatlarını okumaya ne telefonun pili, ne yazmaya buradaki sayfalar yeter. 

Denizciliğin katı erkek egemenliğinde olduğu devirde teknede kadın uğursuz sayılıp alınmıyordu, 1808 yılında da British Naval Regulations kadınların gemilere girmesini resmen yasaklıyordu. Devir dünyasının en zor şartlarında yaşayan kaba saba insan güruhu arasına alınmamaları belki de kadınlara yapılan iyilikti. Kadınlar tekneye giremeseler de hurafelerin en bol olduğu ortamda yaşayan deniz adamlarının hayal âleminden hiç çıkmadı. Hayallerindeki denizkızları kimi zaman onları selamete çıkardı, kimi zaman da Sirenler gibi kayalara. Yalnız vardiyalarında denizkızı görüp duruyorlardı. Kolomb 1493’te, Henry Houdson 1608’de, John Smith 1614’te denizkızı gördüklerini jurnallerine işlediler. İfadelerinde “denizkızının hayal edildiği kadar güzel olmadığını, daldığında kuyruğunun bir balık gibi pırıldadığını” söylediler. Gördükleri büyük olasılıkla “manatee, dugong” bizde sanırım denizineği denilen fok’a benzer bıyıklı bir deniz mahluku idi. 

Sonraları balina gemileri gibi uzun sefer yapan gemilerde bazı kaptanlar, eşlerin denizcilerin hamaklarını ve yiyecekleri paylaşmasına izin verdi. Kadınlar erkekler kadar yürekli ve becerikli olduklarını her devirde, (korsanlık da dahil) gemi inşasında ve diğer sahalarda ispatladılar. Bugün bir anlamda teknelere de “she” olarak el koydular. Denize çıkmalarına uğursuzluk bir yana uzak diyarlarda hastalık kapmalarına, denizin getirdiği tehlikelerden uzak tutulmaları için de izin verilmiyordu. Tabii erkeğin “maçoluğunu” göz ardı etmiyorum. Kadınlar erkeklerinin peşinden bu zor hayata daldılar. Kadınlar “erkeklerin yaptığını ben de yapabilirim” değil, zamanın şartlarında, geride kalıp erkeklerini beklemenin çok daha zor hayat şartlarından kurtulmaları için katıldılar.

Son birkaç yüzyılda insanın denizle ilişkisi, bununla beraber kadının denizle ilişkisi de radikal olarak değişti. Artık kadını insanın deniz serüveninde her sahada görüyoruz. Bahriyelerden balıkçılığa, spordan gemi inşaya kadar… Devamı Mart 2020 sayımızda…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.