Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu ile Keyifli bir yelken günü

Tam bir deniz tutkunu olan Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu ile serin bir Kasım günü açık, 12 knot poyrazlı, 17 knot sağanaklarla kimi zaman hareketli, 0,5-1 metre denizlerle hafif sallantılı bir seyir gerçekleştirdik. Amacımız yelkenlerimizi doldurup biraz yol almak, teknenin eksikleri varsa fark edip gidermek ve seyir boyunca sohbet etmekti. Fotoğraflar CEM FIÇICIOĞLU  VE  ALPER GÜNORAL ARŞİVLERİ

Yelken seyrinin en güzel taraflarından biri uzun ve keyifli sohbetlere zemin hazırlaması. Bugüne kadar gerek tekne transferini birlikte gerçekleştirdiğim arkadaşlarımla gerek ders verdiğim öğrencilerimle gerekse tecrübe kazanma seyirleri icra eden yelkencilerle çok keyifli konuşmalarımız oldu. Konular da karşılıklı frekansa göre şekillendi: Kimi zaman ortak arkadaşlarla hoş anılar, kimi zaman ardı ardına yemek tarifleri ve ziyaret edilmiş restoranlar, kimi zaman denizcilik konuları, kimi zaman güncel konular, siyaset, kültür vb. Bu yazıda böyle keyifli bir yelken seyrinden bahsetmek, bu seyrin mimarı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu ile söyleşimi paylaşmak istiyorum.

Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu bilgiyi kovalayan insanlardan. Tıp doktoru olarak profesör unvanı ve ayrıca MBA eğitimi var. Yelken bilgisi, bilmediği konuları derinlemesine araştırması, okuduklarını zihninde tutması ve yeri geldiğinde teori ile pratiği birleştirerek sonuca ulaşması örnek olarak gösterilecek şekilde. Kendisini, kendi anlatımıyla tanıyalım:

“Ben Cem Fıçıcıoğlu; 38 yıllık tıp doktoruyum, Kadın Hastalıkları ve Doğum Profesörüyüm. Acıbadem Sağlık Grubu’nda, Kozyatağı Hastanesi Tüp Bebek Merkezi ve Kadın Hastalıkları-Doğum Bölüm Direktörü olarak görev yapıyorum. Ankara doğumluyum, dolayısıyla denize olan sevgim yaz döneminde ailemle deniz kıyılarında geçirdiğimiz tatillerde oluştu diyebilirim. İlkokul sonrası İstanbul Caddebostan’a taşındık. O yıllar bu bölge İstanbul’un Avrupa yakasında oturanların yazlık olarak tercih ettiği bir semtti. Sahil yolu henüz doldurulmamıştı. Caddebostan plajlar, deniz kulüpleri ve kayıkhanelerle dolu, denizle iç içe olan bir yerdi. Yaz boyu denizde geçirirdik vaktimizi. Sandal kiralayıp denize girer, balık tutar, sürat motoru olan arkadaşların daveti ile denizde dolaşmaktan ayrı bir keyif alırdık.”

“HEKİM OLMANIN FAYDASINI GÖRDÜM”

Cem Hocam ile serin bir Kasım günü açık, 12 knot poyrazlı, 17 knot sağanaklarla kimi zaman hareketli, 0,5-1 metre denizlerle hafif sallantılı bir seyir gerçekleştirdik. Önceden bir seyir planı yapmadık, çünkü denize çıkmaktaki amacımız yelkenlerimizi doldurup biraz yol almak, teknenin eksikleri varsa fark edip gidermek ve seyir boyunca sohbet etmekti. Kendisine yelken seyrini nerede öğrendiğini sordum:

“Yelkenle ilk tanışmam 2003 yılında hobie cat katamaran ile başladı. Onunla rüzgâr yelken ilişkisini öğrendim ve yurt dışında kullanım sertifikası aldım. 2004 yılında teorik ve pratik yelken eğitimi için Kalamış’ta bir kursu tamamladım. O yıllarda Amatör Denizci Belgesi almak için sınava giriliyordu şimdiki gibi online değildi. Sınava girerek ADB ve daha sonra telsiz belgesi aldım. Yelkenli tekne ile pratiğimi rahmetli Erol Kaptan ile Fenerbahçe Marina’dan denize açılarak geliştirdim. Bu konuda çok kitap okuyarak bilgimi pekiştirdim. Denizde soğukkanlı olmak yerinde çabuk karar vermek önemli, panik denizde daha çok yanlış yapmaya yol açıyor. Bu konuda hekim/cerrah olmanın avantajını yaşadım, halen de faydasını görüyorum.”

“KEYİFLİ BİR YALNIZLIK DUYGUSU”

Fenerbahçe Marina’da bulunan teknede seyir öncesi hazırlıklarımızı yaptık. Burada yarış için gelmiş olan ekiplerin faaliyetlerine bir parantez açmak gerekiyor. İskele üzerinde her alanı kullanmaya çalışan, geçecek yol bırakmayan, üstelik -yarış konsantrasyonundan olsa gerek- etraflarından geçmeye çalışanlara yol dahi vermeyen yarışçıların marinayı yarış günü çokça sahiplendiklerine şahit olduk. Biz kendi işimize bakıp kapelaları kaldırdık, kıç platformu kapattıktan sonra motoru çalıştırdık. Tonozu ve ardından koltuk halatlarını fora ederek seyrimize başladık. Marina çıkışında optimistler ve lazerlerle kalabalık hale gelen Fenerbahçe Koyu’nda geleceğin şampiyonları, yelken dostları ve eğitmenlerinin arasından geçip biraz açığa çıkınca rüzgâra pruvamızı vererek ana yelkeni ve hemen ardından cenovayı bastık. Fenerbahçe açıklarındaki batı kardinale doğru sancak kontra ilerlerken sohbetimize devam ettik.

Cem Hocam, kendi teknenizi almaya karar verme süreciniz nasıl gelişti? Neden yelkenliyi tercih ettiniz? Yelken seyri sizin için ne ifade ediyor?

“Yoğun çalıştığım için denize ve tekneye ayıracağım vakit önemliydi. Ayrıca tekne almanın ve idamesinin de önemli bir maliyeti vardı. Bu nedenle uzun yıllar arzu etmekle beraber hep kararsız kaldım. Bu konuda eğitim aldığım yıllardan başlayarak tekne fuarlarına gittim, hevesim hiç kaybolmadı. Tabii arkadaşların tekneleri veya kiraladığımız teknelerde yelken yapmaya devam ettim. Top Leisure firmasından Emrah Ayhan Bey bıkmadan usanmadan, her seferinde aynı sabırla, bana tekneleri anlattı ve teklifler verdi. Bu uzun soluklu satın alma süreci 2021 yılında net karara dönüştü ve sonunda teknemi ısmarladım. Motoryat hiç düşünmedim, hep yelkenli tekne hayal ettim. Yelken seyri rüzgârla bütünleştiğin farklı bir keyif veriyor. Seyirde özgürleşiyorsun; fiziksel ve zihinsel olarak aktif olsan da bir yandan sakinleşip dingin bir hale geçiyorsun. Sadece deniz, rüzgâr ve sen varsın, keyifli bir yalnızlık duygusu. “

“YELKEN SEYRİ AKTİF DİNLENMEK İÇİN BİREBİR”

Şu an kullandığınız teknenin özelliklerinden bahseder misiniz?

“Teknem 2022 model Jeanneau SO 410. Hep bu boylarda tekne düşünmüş ve bakmıştım. Yeni nesil bu tekneler dış ve iç kullanım açısından çok iyi tasarlanmış, ayrıca Jeanneau walk-around serisi de çok kullanışlı. Aynı zamanda yelken performansı çok iyi bir tekne. Fiyat fayda analizi bu tekneyi seçmemde öncelik sağlasa da uzun yıllar tekne fuarlarında kahrımı çeken Emrah Ayhan Bey’e olan güvenimin de etkisi olduğunu söylemeliyim.”

Şimdiye kadar küçük büyük çok farklı teknelerde yelken yapma şansım oldu. Amiral Cem Gürdeniz ile gerçekleştirdiğimiz filika seyirlerinde tramola atabilmek için floku faça yelken yapmak gerekmesi, randa yelkenin sürme direğiyle birlikte toka edilip kullanılması çok zorlu ama çok keyifliydi. Cem Hoca’nın teknesinde ise yelken trimi ve tramola/kavança dönüşleri o kadar kolay ki insan rahata fena alışıyor. Araba sistemiyle donatılmış olan her iki yelkende de tramola atarken herhangi bir ayara gerek kalmadan tekne kendi kendine kontra değiştirebiliyor. Kavançada ise oturmuş âdetlerim gereği önce ana yelkeni biraz toparladım, ancak rüzgâr şiddetli olmadıkça buna gerek olmadığını düşünüyorum. Tekne genel olarak tek başına seyir için çok iyi düşünülmüş bir donanıma sahip. Sohbete de daha çok vakit ayırmayı sağlıyor. Rotamızı kuzeye, Karaköy’e doğru çevirip mümkün olduğunca orsaladık, tekne rüzgârı hemen alıp ileri doğru atılıyor. 

Cem Hocam, çok yoğun bir çalışma temponuz var. Denize çıkmaya ne kadar ve nasıl vakit ayırıyorsunuz?

“Hekimlik mesleği çok severek yaptığım bir iş, yoğun tempo içinde bedensel duygusal zihinsel yorgunluk oluyor. Yelken seyri aktif dinlenmek için birebir. Bazen hafta içinde bir yarım gün, hafta sonu Cumartesi öğle sonrası ya da pazar günleri vakit buldukça seyir yapmaya çalışıyorum. Denize çıkmasam da teknede işler hiç bitmiyor. Bazen temizlik bazen tamirat tekne sahibinin vaktini alıyor ama bunlar da keyifli işler. Bu arada kişinin elinden iş gelmesi önemli, her şey için usta çağırırsan altından kalkmak zor.”

“BENCE EN İYİ TEKNE, KAPTANI OLDUĞUN TEKNEDİR”

Yelkenli almak isteyenlere tavsiyeniz ne olur? Teknenizi seçerken kriterleriniz nelerdi?

“Tekne almak için niyetlendiğimde etraftan hep şunları duydum; ‘tekneyi bir aldığında bir de sattığında sevinirsin’, ‘en iyi tekne arkadaşının teknesidir…’ İlk söz için bir yorum yapmak için erken ama ikincisine katılmıyorum. Bence en iyi tekne, kaptanı olduğun teknedir. Teknenin zahmeti yok mu, çok var; ama emek verdiğin şey hayatta daha değerli değil midir? Öneri olarak ise -kendim vereceğim bu tavsiyeye uymamış olsam da- bütçeleri elverdiği bir yerden başlamaları olur.”

Ülkemizde ne yazık ki tekne edinmek, bakımını ve bağlama yerini sağlamak çok güç. Tekne üzerine yaptıracağınız aynı boyut ve özelliklerde bir tente balkonunuza yaptıracağınızdan çok daha pahalı. Özellikle tekne ile ilgili tüm ekipman ve onarım kalemlerinde Türk Lirası kullanımı neredeyse yok gibi. Üç tarafı denizlerle çevrili yurdumuzda tekne sahipliği ne yazık ki lüks olmaya devam ediyor. Oysa İsveç, Norveç gibi ülkelerde tekne sahibi olmak bisiklet sahibi olmak gibi bir şey. Sadun Boro, Özkan Gülkaynak gibi efsane denizcileri yetiştirmiş olan yurdumuzda teknede yaşamak, tekne ile uzun seyahatlere çıkmak gibi hayaller çoğu zaman gerçekleşemeden bir kenarda kalıyor. Burada kendi hayallerimi bir kenara bırakıp hocama soruyorum: 

Gelecekte yelken ile ilgili tekneyi büyütmek, uzun geziler, vb planlarınız var mı?

“Bu teknenin ve donanımını şimdilik kısa ve uzun geziler için yeterli olduğunu düşünsem de ileri dönemlerde 46-50 feet bandında bir tekne düşünebilirim. Şu anki çalışma tempom uzun geziler için pek uygun değil ama planlarım içinde olduğunu söyleyebilirim.”

VAKİT YOK DİYE HAYIFLANMAYIN! 

Serin havada orsa seyri rüzgârı içimize işletti. Biraz ısınma zamanı geldiğini düşünüp bir tramola ile Fenerbahçe tarafına döndük ve rüzgârdan açmaya devam ederek geniş apaz ile Adalar’a doğru ilerlemeye başladık. Parlayan güneş artık içimizi ısıtıyordu. Yaz aylarında rotayı direkt Adalar’a ya da Caddebostan önlerine verip demir atarak kısa süreli bir yüzme molası da verilmeli. Molada şerbetçiotu aromalı malt içecekleri yudumlanarak sohbete devam edilmeli. Biz bu sefer seyrimizi kısa tutarak fazla üşümemeyi hedefledik ve yaklaşık iki saatlik keyifli bir seyrin ardından Fenerbahçe Marina’ya döndük. Manevramızı yaparken bow thruster’ın devreye girmemesi başta biraz endişe verdiyse de Cem Kaptan ustalıkla kıçtankara oldu ve tüm halatlarımızı volta ettik. Hemen bow thruster için arıza araştırmasına giriştik. Firma yetkilileriyle görüşmeler ve biraz internet araştırması ile sorumluyu bulduk: Sigorta. Sigortayı söktükten sonra ben günümün geri kalanındaki planlarıma doğru hareket ederken teknenin kaptanı sigortayı alıp değiştirmek için planını yapıyordu; teknede iş asla bitmez.

Hayatımın uzun bir döneminde deniz subayı olarak personelime ve bir döneminde eğitmen olarak öğrencilerime deniz sevgisi ve ilgisini aşılamaya çalışmıştım. Denizler sadece askeri, balıkçılık, turizm faaliyetleri için değil, sadece orada bulunmak ve anı yaşamak için de var. Bu konuda okuduklarım ve gördüğüm sosyal medya paylaşımları beni hep belirli bir çerçeve içinde düşünmeye itmişti: Yelken yapmak için çok zamanın olmalı. Oysa Cem Hocam haftanın altı günü çalışan ve onun haricinde de acil durumlarda 24 saat telefonla ulaşılan biri. Yelken için zaman yaratmak sadece biraz düzenli olmayı ve gerçekten istemeyi gerektiriyor. Cem Kaptan ile gerçekleştirdiğimiz seyirle yelken keyfinin yoğun tempoda çalışanlar için de ne kadar ulaşılabilir bir keyif olduğunu gördüm. Daha önceki sözlerime geri dönersem, yurdumuzda yelken keyfinin halen bir lüks olması çok acı. Ancak bu lükse maddi olarak erişme imkânı olup üşenen, vakit yok diye hayıflanan, eğitime emek ayırmaktan zorlananlara bir örnek olacağını umarım.☸

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.