Az bilinen gizli tehlike RADYUM

Radyum, uranyumdan 1 milyon kat daha fazla radyoaktivitesi olan, bilerek ya da bilmeyerek çok sık tükettiğimiz, hayatımıza yerleşmiş bir element. İnsan sağlığına ve tabiata verdiği zarar ise akıl almaz boyuta gelmiş durumda.

Kuzey Kutup bölgesinde sıkıntılı şeyler oluyor. “Sıkıntılı” deyince sanki bir gizem oluşturmaya çalışıyor gibi görünüyor olabilirim ama emin olun sıkıntı gerçekten büyük. Sıkıntının RADYUM olduğunu söylesem herhalde gözler açılmıştır. Radyum, uranyumdan daha yüksek ışımaya sahip radyoaktif bir element.

Aslında alışkın olduğumuz Kuzey Kutbu’yla alakalı başlık buzul erimesi değil mi? Evet, haklısınız; zaten bu sıkıntının da esas oyuncusu buzul erimesi, bir adım daha geriye gidersek yani küresel ısınma. Havalar ısınıyor, buzullar eriyor, hoop radyum seviyesi iki katına çıkıyor. Ne ilgisi var şimdi değil mi? İsterseniz alakayı hemen beraberce kuralım.

NASIL TANIŞTIK?

Öncelikle radyumdan çok az bahsedelim. İlk söyleyeceğimiz tabii ki radyoaktif bir madde olması. Bu elementin parçalanması sonrasında meydana gelen radyoaktif maddeler, tüm canlılarda olduğu gibi insanlarda da ciddi neticeler doğuruyor. Hatta bu yüzden radyumla çalışmak ekstra dikkat gerektiriyor. Radyum doğada sürekli olarak uranyum mineraliyle birlikte bulunuyor. Yani radyumu tek başına elde etmek mümkün değil. İnsana verdiği zararın başında kemikleri deforme etmesi geliyor. Peki, ne oluyor da biz radyumla karşı karşıya kalıyoruz ya da besin zincirinin içerisine giriyor?

Arktik kıyılarına yakın deniz buzlarının erimesi, dolayısıyla azalması, daha fazla suyun serbest kalmasına yol açıyor. Ayrıca buzul alanlarının da küçülmesine neden oluyor. Son zamanlarda buzul alanların azalması, kara üzerindeki ağırlığının azalması alttaki volkanları da hareketlendirmeye başladı. Okyanus diplerinde de karalarda da volkanlar var. Buzul çağlarında buzullar karalarda toplanıyor, buzulun altındaki toprakta baskı artınca buralardaki volkanlar pasif hale geçiyor. Okyanuslarda sular azaldığı için suyun baskısı azalıyor ve okyanus diplerindeki volkanlar aktif hale geçiyor. Şu an bunun tam tersi durumu yaşıyoruz.

Karalardaki buzullar azaldığı için buzulların altındaki volkanlar daha aktif hale geliyor ve buzullar her zamankinden daha hızlı eriyor, çünkü hem alttan hem üstten sıcak etkisinde. Şimdi ne dedik, bir toparlayalım.

KAYNAĞI KARALAR VE KITA ŞELFLERİ

Bir: Buzul alan küçülüyor. İki: Okyanuslara daha fazla tatlı su karışıyor. Buzul güneş ışınlarını yansıtıyor, su ise absorbe ediyor. Bu da zamanla buz ve su üzerindeki havaların sıcaklıklarını değiştiriyor. Birinden diğerine hava akımı artıyor ve bu bölgedeki suların üzerinde fırtınalar artıyor. Öte yandan tuzlu denize tatlı su karışımı artıyor. Bu ikisini (fırtınalar ile tatlı-tuzlu su karışımı) birleştirdiğinizde çalkantı artıyor. Çalkantı artınca da kıyı şelflerindeki tortulara adeta çomak sokulup karıştırılmışçasına tortulardaki radyumun ve bazı diğer kimyasalların salınması artıyor; bunları yüzeye ve açık okyanusa taşınıyor. Radyumun kaynağı karalar ve kıta şelfleri. Kıyılarda gerçekleşen bu değişimler daha fazla besin maddesi, karbon ve diğer kimyasalların da Arktik Okyanusu’na salınmasına yol açıyor ve Arktik’in besin döngüleri ve hayvan popülasyonunun üzerinde dramatik etkilere sebep oluyor. Bakın, Arktik Okyanusu’nun batı tarafında seçilen 69 lokasyonda yapılan radyum ölçümleri, radyum konsantrasyonunun son 10 yılda iki katına çıktığını gösteriyor.

Birtakım (Transpolar Drift gibi) akıntılar tarafından yüzeye ve açık denizlere, oradan da okyanusun daha derin kısımlarına radyumun sürüklenmesine yol açıyor. Yani bir değişim başka değişimi doğuruyor, ısınma bir zincir gibi başka etkilere yol açıyor.

Bu çalışmanın önemi ise değişen iklimin ve iklim değişiminin insan dahil tüm dünyaya etkilerinden bir diğerini, Arktik Okyanusu’nun kimyasını, biyolojisini ve ekonomik kaynaklarını nasıl etkilediğini gösteriyor olması. Doğu Sibirya Arktik Şelfi dünya üzerindeki en büyük kıta şelfi. Ve burada radyum fazlası, dolayısıyla da problem var. 170 feet derinliğiyle nispeten sığ, fakat kıyıdan 930 mil kadar uzaklara uzanabiliyor. Yani büyük bir radyum ve kimyasal deposu.

SUDA, ÇİKOLATADA, SAATTE RADYUM

Yazıma son verirken size trajikomik bir durumdan bahsedeyim. Radyum, uranyumdan 1 milyon kat daha fazla radyoaktivitesi olan bir element. İlk keşfedildiği yıllarda kendiliğinden ışık yayması sebebiyle buldukları her yerde kullanılmış; saat kadranlarının boyalarında, diş macunlarında, suda, çikolatalarda ve daha pek çok yerde. Arkasından çıkan hastalıklarla, ani ölümlerle ilişkisi belirlenmiş. 1920’li yıllardan neredeyse 1970’lere kadar radyum sebebiyle ölümler yaşanmış.

Dolayısıyla her zaman olduğu gibi yaptığımız her fazla tüketim, yani doğal yaşamın dışına çıkış doğaya atmosfere bir etki yapıyor ve inanın doğanın bu etkiye tepkisi bizim yaptığımızdan çok daha güçlü ve vurucu oluyor. Bencilliğimizle keyfimiz için israf ediyoruz, ama o “israf” biz belki farkına bile varmadan geliyor hayatlarımıza etki ediyor. Yeteri kadar canınızı sıktım mı? Fark edin, hayatın tatlı kısımları size kalsın diye bu yazdıklarım. Gelecek ay yine ben buralardayım, beklerim. Kalın sağlıcakla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.