DİMETİL SÜLFİT Küresel ısınmanın çözümü mü?

Deniz neden deniz kokar? O karakteristik kokuyu sağlayan şey nedir, bilen var mı? Ozon olabilir mi mesela? Veya suyun kendi kokusu mu var? Aslında o kükürtsü kokuyu sağlayan şey bir bakteri çeşidi tarafından salınan gazın kokusu. Evet, kükürtsü ve bir bakterinin yaydığı bir koku. Biraz hayal kırıklığı gibi oluyor ama bu bakterinin meziyetlerini anlattığımda bence çok şaşıracaksınız.

Eylül ayının gelmesiyle artık yavaş yavaş sahillerden çekilmeler başlar. Sakinleşen kıyılarda, hafif de rüzgârın etkisiyle denizin kokusu daha derin hissedilir sanki, öyle değil mi? Evet evet çekin içinize, oh mis gibi deniz kokusu. Sahi deniz neden deniz kokar? O karakteristik kokuyu sağlayan şey nedir, bilen var mı? Ozon olabilir mi mesela? Veya suyun kendi kokusu filan mı var? Aslında o kükürtsü kokuyu sağlayan şey bir bakteri çeşidi tarafından salınan gazın kokusu. Evet, kükürtsü ve bir bakterinin yaydığı bir koku. Biraz hayal kırıklığı gibi oluyor ama bu bakterinin meziyetlerini anlattığımda bence çok şaşıracaksınız.

İKLİM DÜZENLEMEDEKİ ROLÜ

Bilimsel ismiyle DMS, dimetil sülfit, bir çeşit deniz bakterisi tarafından üretiliyor. Ve bu dimetil sülfit pek çok doğal süreçle önemli bir kimyasala dönüşüyor, bulut oluşumuna bile katkıda bulunuyor, küresel atmosferde soğuma etkisi yaratabiliyor. Çünkü bu kimyasal, bulut çekirdeklerini artırarak bulut oluşumunu destekliyor ve güneş ışınları ile yerküre arasında bir bariyer olmuş oluyor. Bakın, geçtiğimiz Temmuz ayı kayıtlara geçen en sıcak ay oldu. Bundan bir önceki rekor da çok uzak değil, 2016 Temmuz’uydu zaten. Bu rekor sıcaklık Arktik ve Antarktik deniz buzlarında da ciddi azalmaya yol açtı. Sonuç olarak; sayılar ve kayıtlar da gösteriyor ki, küresel ısınma dediğimiz olay hiç eksilmeden, aksine hızı artarak ilerliyor. Hareketi tek yönlü, sürekli artan ivmeyle arkasına bakmıyor bile. Hâl böyle olunca, aranan çözümler de farklılaşmaya başlıyor çünkü yeterli gelmiyor. Ve bu dimetilsülfit molekülünün yayılmasını sağlamak belki de küresel ısınmaya yeni çözümlerden biri olabilir. Zihni Sinir projeleri çok üretildi havaları serinletmek için, hatta bazıları hayata geçirilmek istendi ama tahmin edilemez yan etkilerden korkuldu. Bunun yeni olmasının sebebi ise, daha önceden bakterilerin de bu molekülü ürettiği bilinmiyordu. Yalnızca fitoplankton ve deniz yosunu gibi ökaryotların, yani daha karmaşık hücrelilerin bu molekülü ürettiği düşünülüyordu. Ancak pek çok deniz bakterisinin de, yani karmaşık olmayan, tek hücreli canlıların da sülfür ürettiğinin keşfedilmesi kilit rol oynayan bir genin keşfini sağladı; bu süreçteki anahtar geni tanımladı. Minik deniz bakterilerinin de bu molekülü üretmesi dünyada en bol bulunan sülfür moleküllerinden birini sentezlemesi atmosfer kimyasını ve potansiyel olarak da iklimi etkilemesi anlamına geliyor. Bulut damlacıklarını artırarak iklimi düzenlemede rol oynuyor ve sonuç olarak okyanus yüzeyine ulaşan güneş ışığı miktarını düşürüyor.

MOLEKÜLÜN OLUŞUMUNUN ÖNCÜSÜ

İşin biraz da biyolojisine inersek; DMS, DMSP’den çıkan bir bileşik. DMSP de her yıl milyarlarca ton üretilen bir molekül. İşte bu molekülün hem biyolojik hem de atmosferik etkisi var. Çünkü hem deniz mikroorganizmaları için hem besin kaynağı hem de atmosfer kimyasını değiştirebiliyor. Aslında deniz mikroorganizmaları için bir besin olmasından dolayı küresel hava döngüsüne de etkisi oluyor. Zira mikroorganizmalar tarafından besin olarak alındığında bu molekül parçalanıyor ve parçalandığında dimetil sülfit oluşumuna öncü oluyor. Açığa çıkan dimetil sülfit gazı da okyanus yüzeyine ulaşan güneş ışığı miktarını azaltan bulut damlacıklarını artırarak iklim düzenlenmesinde rol oynayabiliyor. Bu aynı bulutlar büyük miktarlardaki sülfürün okyanustan karaya taşınmasında da hayati öneme sahip. Böylelikle DMSP ile DMS üretimini küresel kükürt döngüsünde kritik bir adım haline getiriyor.

KÜÇÜK BAKTERİNİN DOĞAYA FAYDALARI

Genel olarak bir toparlarsak; karmaşık hücreli canlıların ürettiği bir molekülün aslında birçok deniz bakterisi ve bataklık gibi bölgelerde yaşayan tek hücreli bakteriler tarafından da üretildiği keşfedildi. Bu keşifle de diğer konulara kapı açılmış oldu. Mesela bu molekülün üretilmesi için güneş ışığına ihtiyaç duyulmadığı anlaşılmış oldu. Ve istenildiğinde bu molekülün sağladığı gazdan, DMSP’den, daha fazla üretilebilir. Bu da günümüz problemlerinden, hatta büyük problemlerinden birine ışık tutabileceği anlamına geliyor. “Anti sera gazı” da diyebileceğimiz bu bir çeşit kükürt gazı DMSP, gidiyor havada dolanıyor dolanıyor ve bulut çekirdeklerinin artışına katkıda bulunuyor. Bulut miktarı artan atmosferde de küresel soğuma etkisi yaratıyor. Küçük bir bakteri, gözle görülemeyen bir molekül ve gaz çeşidi, ancak çevreye etkisi büyük olabiliyor. Hem havaya hem denize hem canlılara, her yere yetişiyor. Bakar mısın şuncacık bakterinin maharetine.

Tabii ki her keşifte, her bulguda avantajlar ve dezavantajlar ölçülür, tartılır. Ama şöyle bir adım geri atıp genel çerçevede baktığımızda, evrenin en ücra ufak bir köşesinden bile çözüm çıkabiliyor. Belki en başında sorunu üretmememiz gerekiyordu ama yetmediğimiz noktalarda da en azından bir şekilde çözümler bulunabileceğinin sinyallerini doğada bulabiliyoruz. Yani enseyi karartmamak lazım diyeceğim ama ona da dilim varmıyor, diyemiyorum çünkü arkadaş insanoğlu çok rahat! Göstergeler şaşmış, alarmlar çalıyor, insanoğlu hâlâ ihtiyaç ötesi aşırı tüketim peşinde. Haksız mıyım? Siz ne dersiniz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.